Haksız mıyım?

Haksız mıyım?

Ahmet Gürsoy

Her geçen gün demokrasinin boğazı sıkılıyor. ABD’de siyahi George Floyd’un boğazı sıkıldığında “boğuluyorum” demişti ama kimse aldırmamıştı. Üzerine çullanan polisin kılı kıpırdamamıştı.

Ne oldu?

Sonunda öldü.

Türkiye’de benzer bir biçimde demokrasinin boğazına çöktüler. Gittikçe boğuluyor. Duyan var mı?

Yok.

Tam tersine bastırmağa devam ediliyor. Siyasal alanın sınırları her geçen gün daraltıldıkça, özgürlük alanı da o ölçüde daralıyor.

Söylemiştik.

Demiştik ki, “Ey millet, bu parlamenter sistem giderse, yerine gelecek sistem, bizi boğar…”

İşte boğuyor.

Neden böyle oluyor?

Çünkü siyasal iktidarların gücünü sınırlayan denetim mekanizmaları neredeyse hiç kalmadığı için, denetimsiz kalan iktidar bloku, en küçük eleştirileri abartarak düşmanlık olarak yorumlamağa başlıyor da ondan. Buna bir de anket sonuçları eklenince ister istemez “acaba iktidarımızı kayıp mı ediyoruz” endişesi eklenince, ortaya, yerine geçmesi muhtemel muhalefeti bertaraf etmek kalıyor. 

Hâlbuki iktidarın sandıkla buluşup, seçmen karşısına çıkmasına daha üç yıl var. Bu üç yıl, olumsuzlukları ortadan kaldırıp avantaja dönüştürme fırsatı demektir. Bunun için özgürlük alanlarını, demokrasinin hassasiyetlerini ortadan kaldırmasını gerektirmiyor.

Baroları hedef tahtasına koymasını gerektirmiyor.

Niçin gerekmiyor?

Çünkü demokrasi ve hukuk alanında yapılacak değişiklikler bugün çıkara uygunmuş gibi görülse de yarın tam tersiyle karşılaşılabilir. Bir bakmışsınız kendi yaptıklarınız ilerde sizin ayağınıza dolanır olmuş. İşte bu sebepledir ki, kanun yapmanın ilkeleri vardır. Özellikle demokrasilerde, hukukun üstünlüğünü benimsemiş ülkelerde kanun; kişinin, zümrenin, sınıfın veya iktidarın çıkarına değil, genel ahlaka ve çıkara göre yapılır. 

Özgürlüklere gelince orada da durum aynıdır. Şimdi daralttığınız özgürlükler, gelecekte sizin de sınırlarınız haline gelebilir. Bu sebepledir ki; “demokrasi kurallar rejimidir” denilir. Esasında parlamenter sistemi halen daha arıyor olmamızın nedeni de budur.

Hatırlayın..

Partili cumhurbaşkanlığı sistemi gelirken parlamenter sistem eleştirilmiş, “daha fazla özgürlük, daha hızlı karar, daha iyi yönetim, daha zengin ülke vb.” olacağımız söylenmişti.

Parlamento güçlenecekti.

Koalisyonlar sona erecekti.

Yaşadık ve gördük ki, bunların hiçbiri olmadı ve olması da mümkün değil.  Üstelik yeni sistem gittikçe siyasal alanı daraltmağa, özgürlükleri kısıtlamağa, muhalefeti gereksizleştirmeğe başladı. Hiç şüphesiz bunlar vatandaşlar açısından birer kazanım değil, tam tersine birer kayıptır.

Seçmen davranışları açısından bakıldığında, bu boğulma hali, ekonominin ve diğer sebeplerin de tetiklemesiyle, topyekûn özgürlük sorununa dönüşebilir. Bu durumda yeni yaratılan vesayet sistemi değil, hiç şüphesiz eski parlamenter sistemin özgürlükçü yanı daha baskın olacaktır ve iktidar kendi yaptıklarıyla kendini yenmiş olacaktır.

Haksız mıyım?

Yeniçağ

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!