29 yıl sonra 15 Ağustos!..

29 yıl sonra 15 Ağustos!..

mfarac

Bugün 15 Ağustos… Resmi ve önemli günlerden biri değil bugün… Kimileri bugünü “direniş ve mücadele bayramı” ilan etme pervasızlığına düşse de, bu tarih Türkiye’nin kan batağına çekildiği tarihtir…
Yani bir dönemin “Apocular”ı olarak bilinen “Kürdistan İşçi Partisi” PKK’nın, Irak’tan yurda sokulan 200 kadar militanla eylemlere başladığı gün…
15 Ağustos 1984’te, PKK Eruh ve Şemdinli ilçelerini basarak, meydanlardaki direklere örgüt flamasını çektiğinde, maalesef Türkiye’nin siyasi ve askeri yöneticileri, olayı “eşkiyanın dağa inişi” gibi yorumladılar ve “bir grup şaki” deyimini de gündemimize soktular…
O gün 200 silahlının başlattığı saldırı furyası bir dönem 20 bin kişilik militan gücüne dönüşen bir terör ordusunu da karşımıza çıkardı…
29 yıllık terörün bilançosu ne yazık ki çok ağırdır… Etnik şiddet, güvenlik gücü, teröristi, yurttaşı; can kaybı, yaralısı ve sakat kalanıyla 65 binden fazla insanı etkilemiş, devlete 500 milyar doların üzerinde zarar vermiş ve daha kötüsü de toplum arasında nifak tohumları ekmiştir…
1984’teki o şoke edici eylemin arkasında kimlerin olduğu günümüzdeki “açılım” planlarıyla iyice deşifre oldu… Anlaşılıyor ki; çok uluslu emperyal güçlerin 50 yıllık kalkınma planlarında, Ortadoğu’nun parçalanması ve içinden devletçikler çıkmasına yönelik bir atak da o gün başlatılmıştı!..
15 Ağustos’ta başlatılan eylemler, yalnızca Türkiye’ye, şiddetini her geçen gün arttıran terör vahşetini getirmedi, ülkede kardeş kavgasına yol açacak kaotik bir süreci de başlattı…
Türkün Kürt’le meselesinin hiçbir dönem olmadığı bu ülkede, toplumda kırılmalar, kamplaşmalar yaşatan etkenlerden biri de PKK’nın 29 yıl önce başlattığı saldırı furyasıydı…
Dileriz bu şiddet sarmalı bir daha dönmemecesine toprağa gömülür ve adına “barış” denilen beklenti, takiye ve siyasal ranttan arındırılmış biçimde Doğulunun da Batılının da yüreğini rahatlatır…
Ancak unutulmasın ki, bunun toplum nezdinde tek koşulu olabilir; “ülkenin bölünmez bütünlüğü!..”
Planını buna göre yapmayan bir siyaset anlayışı, ülkeyi terörden daha tehlikeli dönemeçlere çekmekten de ne yazık ki kurtulamaz…  Aksine Türk, Kürt, Arap ve Çerkez yani kardeş gibi yaşayan toplumun bütün renklerinin üzülmesi de kaçınılmazdır…

CHP gündemin “fiş”ini niçin çekti!..

5 Ağustos’taki “Ergenekon” karar duruşmasında, adaletin büyük yara aldığını herkes konuşuyor… Cumhuriyet yanlılarına, “Atatürk’te birleştik” diyenlere verilen çok ağır cezalar toplum vicdanını kanatırken, zindana mahkum edilenler arasında CHP’li vekil Mustafa Balbay da vardı…
İnsan böylesi bir ortamda siyasetten refleks bekler değil mi?.. Örneğin İşçi Partisi gibi olayın üzerine gitmesini, halkı uyarmasını bekler?.. Ya da bu olayı mesele haline getirip gündemde tutarak,  iktidarın üzerine gider değil mi?..
Ne yazık ki CHP, “Ergenekon” duruşmasına bir grup milletvekilini gönderdikten her şey ne yazık ki unutuldu!.. Ve yine ne yazıktır ki, biraz da unutulmasını CHP sağladı!.. Baksanıza; iktidarı, hukukun siyasallaşması meselesiyle sıkıştırması gereken CHP tuhaf bir suskunluk içinde…
Hadi diyelim ki, diğer sanıklara zaten ilgi göstermiyor da, CHP’nin kendi vekili için “Ergenekon” kararlarını sürekli gündemde tutması ve orada yedek hakimlerin karara katılmasının bir hukuk skandalı olduğunu sorgulaması, üzerine gitmesi gerekmiyor mu?..
CHP bunları yapmadı ama nedense durup dururken bir anda bir “fişleme” meselesini ortaya atarak gündemi değiştiriverdi!.. Hem de “Ergenekon”daki hukuk skandalı, “açılım” ve cemaat-AKP kavgasında toplumu uyarması ve gündem yapması gereken bir dönemde!..
CHP, fişleme meselesini duyurmak isterken hem gündemi değiştirmeyi başaran hem de kendi vekillerinin tuhaf ve çok düşündürücü bağlantılarını deşifre eden, yandaşların eline malzeme sunan bir parti konumuna da geldi…
CHP’nin 15 milletvekili ve yerel yöneticisi için fişlerde yazılan bilgiler doğru mu yanlış mı bilmiyoruz… Ancak Kılıçdaroğlu’nun; fişlemeyle ilgili belgelerin kendilerine ulaştığını söylemesi ve “TBMM açıldığında gereğini yapacağız” demesi göz önüne alınırsa, konunun bizzat CHP içinden medyaya sızdırıldığı da anlaşılıyor…

Tarhan’ı kim hedef aldı?..

“Deşifre” demişken fişlemenin kimin yaptığı da net değil… MİT fişlemeyi yalanladı ama geride yalnızca deşifre değil bir sürü karanlık şaibe de kaldı…
Konumuz fişlemede geçen , “Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün’ün ABD’lilerle temasta olduğu” iddiası değil çünkü daha vahimi de var!..
Bir süre önce salt “ulusalcı” olduğu iddiasıyla grup başkan vekilliğinden dışlanan Emine Ülker Tarhan’a yönelik çok şaşırtıcı suçlamalar da tartışılıyor!..  İşte fişlemede, Tarhan’la ilgili bilgilerin son paragrafında yazılan iddialar:
“Ankara’da faaliyet gösteren yabancı misyonlarda görevli diplomatlarla, konumu gereği çeşitli temaslarının yanı sıra uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (IRI), Heinrich Böll Vakfı’nın (HBS) çalışmalarında adının geçtiği ve Stratfor eski Türkiye temsilcisi C. Emre Doğru ile irtibatlı olduğu.”
Bu bilgiler ne kadar doğru bilmiyoruz ama Stratfor’un CHP içinde büyük tartışmalara yol açtığı ve Uşak milletvekili Dilek Akagün Yılmaz ile “TR 705” koduyla bu kuruluşa bilgi verdiği belirtilen Sezgin Tanrıkulu arasında “CIA ajanı” tartışması yaşandığı da biliniyor…
Peki, Tarhan’ı Stratfor’a kim bulaştırdı ve CHP bu fişlemeyi kendi vekilini bilgilendirmeden niçin deşifre etti?.. Dün Tarhan’la konuştum çok şaşkındı… “Tüm randevu ve görüşme kayıtların inceledik, Stratfor’u bilmiyorum, ilişkim olmadı, adı geçen şahsı tanımıyorum, hiçbir temasım da olmadı…”
Tarhan “çift taraflı bir yıpratma”dan endişe ediyor ama şunu da açıkça yazmak gerekiyor; şu fişlemedeki bilgilerin içeriği ne kadar tartışılacaksa, bizzat CHP tarafından deşifre edildiği iddiası da o kadar tartışılacak!…
Çünkü parti tabanı “fişleme” meselesini de, CHP’ye yönelik derin operasyonun bitmediğinin bir kanıtı olarak algılıyor!..

Mehmet Faraç – Aydınlık

This Post Has One Comment

  1. zalim

    Niye sasiriyorsunuz ki? Tesevcinin yeni chp si görevini yapiyor.

Yoruma kapalı.