“KEMALİST” kimdir, kim değildir…

“KEMALİST” kimdir, kim değildir…

Bir hafta önce hayata veda eden Aydoğan KEKEVİ nin yazısı Bugünlerde de hatta 20 yıl öncesinden bile daha fazla güncelliğini koruyor.

“KEMALİST” kimdir, kim değildir… Aydoğan KEKEVİ 05/06/2000


 – “Laikler” aynı zamanda da  “Kemalist” midirler?Hayır, herkes laik olabilir; Atatürk’ü tanımayan bir Çinli de laikliği benimseyebilir ama Kemalist değildir, ya da Atatürk’ü tanıyan taktir eden bir Fransız  laik  olmayabilir. Laiklik de Kemalistlik de doğal  bir yükümlülük değil, bir özgür istenç işidir.Laiklerin  Kemalist olmak gibi bir “yükümlülükleri” yoktur, fakat Kemalistler  laik olmakla  yükümlüdürler:Laik olmak için Kemalist olmak gerekmez  ama Kemalist olabilmek için laik  olmak gerekir. – Atatürk’ü sevmek  “Atatürkçü” olmak için yeterli midir ?

Hayır,sevmek de bir gönül işidir, kimsenin tekelinde değildir; herkes herkesi sevebilir: Atatürk’ü bir katil de sevebilir, bir kaçakçı da, bir Japon da, bir Afrikalı da  (hatta Abdullah Öcalan da dahil olmak üzere herkes)  sevebilir, bunlar ancak  “Atatürk’ü sevenler“den olurlar yani “sempatizan“dırlar.

Oysa “Kemalist/Atatürkçü” olmak yalnız bir gönül işinden  öte, üst düzeyde bir gönüllülük,  ve  bilinç işidir; kişinin  kendisini Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ülküsüne adaması, gönüllü olarak sorumluluk yüklenmesidir, yani “militanlık“dır;  bu da özverili olmayı, örnek ve erdemli davranmayı gerektirir.

Ne rakıyı leblebiyle içmekle, ne de “Atatürk büyük adamdı” demekle Kemalist olunmaz, olunsa olunsa ancak şekilci / taklitçi olunur.

Militanlık“tan kasıt kişinin geçimini sağladığı özuğraşının yanısıra bir ikinci uğraş veya görev olarak görüp, kendisini Mustafa Kemal’in ülküsünü adaması ve onun yayılması, benimsenmesi için gerekeni  yapması, “karınca kararınca” katkıda bulunmasıdır.

Yani bir amatör gibi sevip kendisini verecek, bir profesyonel gibi bilinçli planlı disiplinli çalışacak, hem kendisinin hem çevresinin eğiticisi olacaktır.

Özetle: M.K.Atatürk’ü sevmek onun hayranı olmak başkadır, onun düşünceleri doğrultusunda hareket etmek, onunları savunmak yaymak başkadır. Birincisine M.K.Atatürk hayranı, sempatizanı; ötekisine Kemalist, Kemalizmin militanı misyoneri denir.

 

– Kemalist olmak için atesit olmak şart mıdır ?

Hayır, bu da yine  Atatürk’ü dar kalıplara sokmaya kalkıp kendilerine benzetmek isteyen “basmakalıp”cıların düşüdür .

Atatürk gibi bir evrenseli kendi dar köşelerine oturtmak isteyenler zaten Kemalist olamazlar.

Kemalist’in “Tanrı var” veya “Tanrı yok” diyenlerin inanç” kavgasında (dayatma olmadığı sürece) taraf tutması Kemalizm’in “laiklik” ilkesine ters düşer, bağdaşmaz.

Kemalist de Kemalizm de soyutla değil “bağımsızlık, özgürlük, akılcılık, ekonomi, birlik, dirlik vb.” gibi toplumun ve  yaşamın somut gerçekleriyle uğraşır.

Ayrıca “Kemalist” olmak Atatürk’ü kolonlamak / kopyalamak demek de değildir;

dolayısıyla Atatürk’ün  inancı, özel yaşamı ne olursa olsun önemli olan “O“nun laik olması,  Laikliğin de Kemalist olmanın  olmazsa olmazlarından biri olmasıdır.

Hürafelere, doğmalara karşı olmak ise ateistlik değildir

 

– Ama Kemalizmin atesitlik demek olduğunu yalnız şeriatçılar değil Kemalistler de söylüyorlar !

Bazı “Kemalistler”in  “şeriatçılar”ın oyununa gelip istemeden de olsa onlarla birleştikleri ortak savlardan biridir bu.

Yararının ya da zararının kime olduğunu  ise zaman gösterecektir.

Dinli veya dinsiz –her hangi bir dini inanca sahip–  olup olmamak kişinin bileceği bir iştir.   

 

– Atatürk’ün “batı uygarlığını” hedef göstermiş olması bugün  her koşulda, her şeye rağmen AB’ye girmemizi gerektirir mi ?

Hayır gerektirmez :

1) İki şeyi birbirinden ayırmak gerekir; bir topluluğa eşit güçle eşit hak ve koşullarla ulusal çıkarlar doğrultusunda katılmak başkadır; 30 bin dolar yıllık gelire ulaşmış ülkeler topluluğuna 3 bin dolarla zengin evine fakir damat olarak içgüveyisi gibi girmek başka.

Kaldı ki ulusun dışında hiç bir topluluğa kuruluşa oluşuma ulusal eğemenlik teslim edilemez.

Ayrıca üretimini artıramamış, dolayısıyla adambaşı ulusal geliri 3-5 bin Dolar olan   65-70 milyonluk bir Türkiye’nin “eşit” olarak ortak / üye yapılması  30 bin  dolar gelirli ülkelerin gelirlerinde düşüşe neden olabilir, ki bu riski hiç bir AB ülkesi hükümeti gögüsleyemez.

Onların görevi halklarının ulusal gelirlerini ve gönençlerini artırmak için yeni pazarlar bulmaktır.

Dolayısıyla  Türkiye’yi  ya “özel konumlu üye” yapacaklar, ya daoyalayacaklardır.(*)

Bize düşen “ürettiğimiz kadar tüketmek” olmalıdır: Daha fazla tinsel ve özdeksel (maddi ve manevi) tüketim ancak daha fazla tinsel ve özdeksel üretimle mümkündür. (“Maddi ve manevi”den kasıt; kültür, sanat,yazın, teknik, bilim,serbest zaman; kısacası çağdaşca yaşamak için ne gerekiyorsa onlardır.) Türkiye konumundaki bir ülke ekonomik, toplumsal sorunlarının çözümünü “turistler“e havale edemez; salt “turizm gelirleri” ile bütçe hesapları ve kalkınma planları yapılamaz: Turizm, turiste, yani dışa bağımlılığı artıran, tembelliği teşvik edip yaratıcılığı tekniği ve  sanayii frenleyen başka ülkelerin ekonomik ve politik konjunktürlerine bağlı, güvenilemeyecek bir sektördür

(Kuşkusuz turizmi küçümseyip üstünü çizmiyoruz ama bir ülkenin ve ulusun geleceğinin de “Turizm gelirleri”ne bağlanamayacak kadar güvenilir olmadığınınaltını çizmek istiyoruz.)

2) Ve hepsinden önemlisi bazılarının yutturmak istediği gibi Atatürk “her koşulda her şeye rağmen batı” deseydi, batı zaten gelip, hazır içimize kadar girip koşullarını dayatmışken Kurtuluş Savaşı’na ve riske girmeye  ne gerek vardı.

3.) Atatürk’ün “batı” demesi o anda  doğu toplumlarında bilim, yaratıcılık ve kendine güven yerine hürafelerden medet uman, herşeyi Allahtan bekleyen kaderciliğin eğemen olması  buna karşın  batıda ise akılcılığın  ve bilimin ağır basmasından kaynaklanmaktadır; yoksa batının Türk’e ve Türkiye’ye sergilediği  çıkarcı, bencil, riyakar iki yüzlü yanına değil. 

Kısacası o yıllarda “akılcılık” “bilim”  Afrika’da ya da Eskimolar’da ya da şarkta eğemen olsaydı Atatürk de yönümüzü güneye/Afrika’ya veya kuzeye/ kutuplara yahut şarka  çevirmemizi isteyecekti.

Dolayısıyla  burada “batı”, “batılaşma” daha çok simgeseldir; doğuya giderek de batıya ulaşılabilir; işin özü “Muassır Medeniyet Seviyesi”ne erişmek” sonra da onu da geçmekti.

Özetle  “çağdaşlaşmak”tır, “uygarlaşmak”tırakıl ve bilimdi,ve en önemlisi bunları yaparken “milli kimliğinden eğemenliğinden”  ödün vermemektir; gerisi ise “laf-ü  güzaf”tır yani “boş laf”tır.

Kemalizm’de de dinde de bilimde de ilke olan “ilim nerede olursa ara bul ‘ geçerlidir.

İlim ise akılcılık demektir, aklın kullanılması demektir.

 (*)Kuşkusuz ilerideki gelişmeler AB üyeliği ile ilgili yukarıdaki varsayımlarımızı oranlamalarımızı yalanlayabilir ama bu  “çalışmak, üretmek ve ürettiğimiz kadar tüketmek, başkalarına bağımlı olmamak” gibi evrensel doğruları gerçekleri değiştirmez.

 

– Bazı, işyerlerinde,  akademik mesleklilerin bürolarında, ticarethanelerde vs. Atatürk resimleri asılı; özel yerlere Atatürk resimlerinin asılması mecburiyeti mi var ?

Hayır, resmi daireler dışında Atatürk resmi asılacak diye bir mecburiyet yok.

 

– Eğer mecburiyetten değil de gönüllü olarak asıyorlarsa neden fahiş fiyat biçip kötü d/iş yapıp DM’yle, Dolar’la hesaplıyor, fatura kesmiyorlar, fatura isteyince de kızıp daha çok para talep ediyorlar ? Bu Atatürkçülükle bağdaşıyor, Atatürkçülere yakışıyor, mu ?

Hayır bağdaşmıyor, ki yakışsın;  zaten onların da Atatürkçüolamayacaklarını, ya da nasıl Atatürkçü olabileceklerini yukarıda verdiğimiz bazı kısa  ölçüt ve örneklerle belirtmeye çalışmıştık.

Ama bir kez daha  yanıtlamaya çalışalım: Her Atatürk’ü sevdiğini söyleyenin Atatürkçü olamayacağını yukarıda açıkladık. Her Atatürk’ü sevenin, Atatürk resmini asanın da  Atatürkçü olması gerekmez, bunlar ancak“Atatürk hayranı” yani “sempatizan” olabilirler..

” Atatürk  evrensel bir kişiliktir” dolayısıyla  “ancak şunlar  sevebilir, bunlar sevmez” gibi bir  yasak konulamaz; sevmek de sevmemek de özgür irade işidir,  kimsenin tekelinde değildir.

Dolayısıyla kimseye “Atatürk’ü sev” veya “Atatürk’ü sevme“denilemeyeceği gibi, resim asıp asmamasına da karışılamaz.

Burada da ölçü asan kişinin davranışıdır; Kemaliste yakışır bir şekilde davranmıyorsa o zaman ya sadece sempatizandır,  ya da havaya uymak için asmıştır ya da gözboyamak için.

Çünkü gerçek bir Kemalist (militan) o yukarıda sıraladığınız şeyleri hangi koşullar altında olursa olsun yapmaz, insanları da kazıklamaz !ATATÜRKÇÜLÜK sorumluluktur !

 

– Atatürk “barışçı”mıydı “savaşçı”mıydı ?

Ne o, ne de öbürü, ya da her ikisi birden. Koşullar ne gerektirdiyse oydu:Savaş‘da Yunan bayrağını yerden kaldırırken, savaşın  sıcağına rağmen Venizelos’la barış imzalarken ne kadar barışçı idiyse “barış“ta da Hatay konusunda hasta hasta çizmesini çekecek kadar savaşçıdır.

Kısacası O’nun bir tek koşulu, bir tek ölçüsü vardır o da;

 TÜRK ULUSUNUN ÇIKARLARI ! dır; yani İstiklâlidir; yani özgülüğüdür; bağımsızlığıdır; mutluluğudur !

Her şey ona göre yapılacak, her adım ona göre atılacaktır.

Bu nedenle ” Mustafa Kemal savaşçıydı” “Atatürk barışçıydı ” (Kemalizm-Atatürkçülük) gibi ayırım yapmaya kalkanlar demagoji yaparak kafa karıştırmaktadırlar.

 

Ö Z E T L E :

 

BİR: Her  Atatürk’ü seven Atatürkçü değildir ATATÜRK HAYRANI’dır,  yani “SEMPATİZAN”dır:

İKİ: Her gerçek Atatürkçü “MİLİTAN”dır, yani kendini Kemalizm ülküsüne adamış erdemli ilkeli özverili kişidir:

ÜÇ: Her KEMALİST laiktir ama her LAİK Kemalist değildir;:

DÖRT: Her ATEİST Kemalist değildir; her KEMALİST de ateist değildir.

 

DOLAYISIYLA;

* Ateist’in din ile ilgili görüşleri;

* Dinci’nin ateist ile ilgili düşünceleri;

* Laik’in dinci ile ilgili söylemleri;

* Bürosuna Atatürk resmi asanların marifetleri

* Sempatizanın yedikleri;

* liberal yazarın köşesinde dedikleri;

KEMALİZMİ ve KEMALİSTLERİ  BAĞLAMAZ !

 

Ve son maddeyi bir kez daha vurgulayalım; “Atatürk’ü ve Atatürkçüleri kötülemek için” her fırsatı kullanan, siradan bir Atatürk hayranının sıradan bir hatasını bile genelleştirip Kemalistlere saldırmak, Kemalistleri karalamak için kullanan “Derin Kütük”ler gibi köşe yazarlarının yazdıkları, dedikleri ile yedikleri KEMALİSTLER’i BAĞLAMAZ!

Bu da böyle biline..

…………………………….

Sevgilerle.

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!