“Zafer” illüzyonlarına yeni “kahramanlara” sahte “yoldaşlara” halk dalkavukluklarına ihtiyaç yok

“Zafer” illüzyonlarına yeni “kahramanlara” sahte “yoldaşlara” halk dalkavukluklarına ihtiyaç yok

Ümit Kocasakal

81 yıl önce bir 10 Kasım günü, ülkemizin kurtarıcısı ve kurucusunu, rahmet ve minnetle sonsuza dek yüreğimize, bilinicimize, vicdanımıza uğurlamıştık. Bazılarının belirttiği gibi Ata’mız aramızdan ayrılmadı. Aksine, sonsuza dek ortak hafıza, vicdan ve şuurumuzun ifadesi olarak gönüllere yerleşti. Hep bizimleydi, hep bizimle olmaya devam edecek…

81 yıl sonra halk, bu ülkenin temiz insanları yine Ata’sına, kurucusu ve kurtarıcısına olan sevgisini, saygısını bağlılığını gösterdi. Hiç bir mecburiyet olmadığı halde dokuzu beş geçe selam durdu, gözyaşı döktü. Bir kez daha halk, ebedi önderinden vazgeçmediğini, vazgeçmeyeceğini haykırdı. Çok güzel ve anlamlı görüntüler oluştu. Hem de Ata’sına yönelik onca planlı saldırıya, alçakça yalana, çeşit çeşit ikiyüzlülük ve riyakarlığa rağmen.

ÖNEMLİ OLAN 11 KASIM

Bunun yanı sıra, bu 10 Kasım’da da bir kez daha, O’nun hiç bir fikrini benimsemeyen, Cumhuriyetin altını oyan, ilkelerini yok etmeye ve O’nu unutturmaya çalışan bazılarının sahte gözyaşlarını, ilanlarını, riya kokan söylemlerini ve eylemlerini de gördük. Böylece bir dahaki 10 Kasım’a dek kendilerince “yapılması gerekenleri” yaptılar…

Oysa önemli olan 10 Kasım’larda söylenenlerden, yapılanlardan ziyade 11 Kasım’da ve onu izleyen günlerde söylenenler ve yapılanlar yahut yapılmayanlardır.

Önce şunu ifade edelim: 10 Kasım; Atatürk’ü şekli olarak “anma” günü değil, tüm söyledikleri, yaptıkları, ilkeleri itibariyle O’nu anlama, anlamlandırma, ilkelerine sahip çıkma günüdür. 10 Kasım, hiç ölmeyecek bir fikrin ölümsüzlük günüdür. Bu açıdan Atatürk; Anıtkabir’e, heykellere ve resimlere, kuru ve boş sözlere, sahte ve samimiyetsiz anmalara, ilanlara, slogan ve marşlara indirgenemez, hapsedilemez. Bu bir yas günü de değildir. Aksine, kaçınılmaz bir hüzün ve burukluk olsa da Türk milletinin, böylesi bir Önder’e sahip olmasının gururunu, onurunu iliklerine dek hissetmesi gereken bir gündür.

CUMHURİYETİ TEKRAR KURUCU FELSEFESİ VE RUHU İLE TAÇLANDIRMAK YETERLİ OLACAKTIR

10 Kasım, aynı zamanda bir muhasebe günüdür. Sorulması ve yanıtlanması gereken soru şudur: Ulu Önder bize tam bağımsız, planlayan, üreten, bölüşen, başta ekonomi ve eğitim olmak üzere her alanda dev adımlarla ilerleyen, kendi kendine yeten, akıl ve bilimi esas alan, borçsuz, başı dik, kenetlenmiş bir Türkiye bırakmışken bu günlere nasıl gelindi?

Kendi kısa yanıtım şudur: Türkiye bu karanlık günlere, O’nun ilkelerinden ayrılıp yön duygusunu kaybettiği için gelmiştir. Ulu Önder bize her alanda tam bağımsız büyük Türkiye hedefini göstermişken küçük Amerika olma tercihinin, yeniden emperyalizmin girdabına girmemizin bir sonucudur yaşadıklarımız. Ülkeyi yeniden aydınlığa çıkaracak yegane yol da her şeyi ile O’nun çizgisine geri dönmektir. Abartısız söylemek isterim ki O’nun, sadece Meclis açılış konuşmalarındaki öğütleri yerine getirildiğinde ülke düzlüğe çıkacaktır. Bu nedenle sahte ve maksatlı “taçlandırmalar” yerine, Cumhuriyeti tekrar kurucu felsefesi ve ruhu ile taçlandırmak yeterli olacaktır.

Şu husus önemlidir: “Atatürkçülük“, “Kemalizm” gibi kavramlara takılarak özü yitirmemek gerekir. Atatürk; bir rota ve pusulanın, sağlam bir yön duygusunun, küresel mikroplara karşı Türkiye Cumhuriyetinin bağışıklık sisteminin, bir çizginin adıdır. Atatürk; antiemperyalizmin, tam bağımsızlığın, üretime dayalı planlı/halkçı/kamucu ekonominin, her türlü etnik/mezhepsel ayrımı, ümmetçiliği reddeden millet olma şuurunun, hiç bir ayrımcığa izin vermeyen, “eşit yurttaşlık” zırvasına karşılık zaten özünde eşitlik barındıran yurttaşlık bilincinin, manevi değerleri reddetmeksizin akıl ve bilimi esas almanın ifadesidir. Yani Atatürk, isimlendirmeden bağımsız olarak, sağlam bir temele, felsefeye, ruha sahip kapsayıcı ve birleştirici bir çizginin adıdır. Bu çizgi başta ekonomik sistem olmak üzere her şeyiyle, tüm ilke ve parçaları ile birbirini tamamlayan bir bütündür, parçalanamaz. O’nun ilkelerini çarpıtmak, başkalaştırmak, artırıp eksiltmek kimsenin hakkı ve haddi değildir.

BAZILARI GERÇEK KİMLİKLERİNİ GİZLEME HUSUSUNDA O’NU BİR ÖRTÜ OLARAK KULLANMAKTADIRLAR

Yukarıda belirtildiği üzere halk Ata’sına sahip çıkmaktadır. Ancak topluma malolmuş bazı kişilerin, Ulu Önder üzerinden şahsi, siyasi rant sağlama peşinde oldukları açıkça görülmektedir. Dikkatli bakan gözler, bu riyakarlıkları, sahte anma ve gözyaşlarını görmekte zorlanmayacaktır. Bu kişiler O’nun hiç bir ilkesini benimsemediği ve bunları gerçekten de yaşama geçirme konusunda bir niyet ve çabaları olmadığı halde, sadece ismini kullanıp zikrederek gerçek kimliklerini ve düşüncelerin gizleme hususunda O’nu bir örtü olarak kullanmaktadırlar.

Ne yazık ki tıpkı birilerinin Türk Milletini dini duyguları istismar ederek aldattığı gibi bu kişiler de Atatürk ile aldatmaktadırlar. Önce bu “sahte” “Atatürkçülerin” maskelerini indirmek şarttır.

Bunun yanı sıra, kendini “Atatürkçü”, “Cumhuriyetçi” olarak gösteren, çeşitli “köşe” başlarını tutmuş bazı kişiler de; Atatürk’ü sadece gerçek kimliklerini gizlemek için kullananların vahim eylem ve söylemlerini görmezden gelerek, bu kişileri ısrarla desteklemeye, “parlatmaya“, “cilalamaya” devam ederek gerçeklerin bir süre daha gizlenmesine, Türkiye’nin gündelik siyasi rüzgarlarda savrulmasına, maskelerin bir süre daha muhafazasına, kurucu değerlere dönülmesinin geciktirilmesine hizmet etmektedirler.

Çeşitli görünüm ve maskeler arkasında; devleti kuşatan tarikat ve cemaatlere güzelleme yaparak, etnikçiliği, mezhepçiliği, bölücülüğü siyasetin ekseni kılarak, bu anlayışla ittifak ederek veya tavizler vererek, kavramsal çarpıtmalar üzerinden Türkiye’yi emperyalizmin senaryosunu yazdığı yeni “açılım”lara hazırlayarak, emperyalizmin taşeronu ve sözcüsü olmaya soyunarak Atatürkçü olunamaz, hatta O’nun ismi ağza dahi alınamaz.

Ne yazık ki bugün; oy ve iktidar uğruna karşı devrimin payandası, emperyalizmin piyonu ve işbirlikçisi olmak, Türk siyasetini etnik bölücülüğe, mezhepçiliğe rehin kılmak, her yere mavi boncuk dağıtmak, ilkesiz ve omurgasız olmak “reel siyaset” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Ancak çekirgenin bile zıplamasının bir sonu vardır.

Elbette kimse Atatürkçü olmak zorunda değildir, ancak olmadığı halde öyle görünme, O’nu istismar etme hakkına da sahip değildir. Toplumda gün geçtikçe yükselen Atatürk sevgisi ve O’na yöneliş, bazılarını sahte Atatürkçülüğe mecbur kılmaktadır. Bunlar “fikir” Atatürkçüsü değil, “zikir” Atatürkçüleridir! Bu nedenledir ki giymeye çalıştıkları elbise üzerlerine oturmamakta, çıplak kalmaya devam etmektedirler. Din istismarcısı ve tacirlerinin, ikinci cumhuriyetçilerin, yeni sömürgeci/Sevrci sahte solcuların, etnik bölücülerin Atatürk düşmanlığı üzerindeki ortaklık ve ittifakı dikkat çekicidir ve çok şeyi anlatmakta, aynı yerlerden beslendiklerini göstermektedir.

“BU KİŞİLERİN SÖYLEDİKLERİNİN YAPTIKLARININ BİR DEĞERİ DE BULUNMAMAKTADIR”

Bu arada yaşananlardan ders almayıp; her fırsatta Cumhuriyet ve Atatürk ile hesaplaşmaya devam edenlere, “yerli ve milli” olma iddiasına karşın milliyetçiliği ayaklar altına alarak açıkça ümmetçilik yapanlara, devleti tarikat ve cemaatlere teslim edenlere, gerçeğe aykırı olarak ve onu çarpıtarak, artık bıkkınlık veren “harf devrimi ile her şeyin sıfırlandığı“, sözüm ona “bir gecede milletin cahil bırakıldığı” nakaratlarını tekrarlarken kendileri eğitimi çökertip Cumhuriyetin tüm kazanımlarını sıfırlayanlara, bunları gördüğü halde inandırıcılıktan uzak zorlama gerekçelerle bu anlayışa destek ve ortak olanlara zaten söylenecek bir şey olmadığı gibi, bu kişilerin söylediklerinin, yaptıklarının bir değeri de bulunmamaktadır. Ne yazık ki fıtrat ve ruh kökü kolayca değişmemekte, gömleğin malzemesi aynı kalmakta, her şey aslına rücu etmektedir. Her türlü değeri istismar etmekten, ticarileştirmekten çekinmeyenlerin, “istismar” ve “ticarileştirme” şikayetleri ise (doğru bile olsa) inandırıcılık ve samimiyetten uzaktır. Söze “Türk, Kürt, Laz, Boşnak, Gürcü, Abaza, Çerkes…” diye başlayarak toplumu bölüp yurttaşlık bilincini körelterek ortak aidiyet duygusunu zedeleyenlerin, yurttaşlar arasında fay hatları oluşturanların, ülkenin ve devletin genetiği ile oynayanların Cumhuriyete kattıkları hiç bir şey yoktur, olamaz. Bugün kimseyi yanıltmasın. Tarih herkesi hak ettiği yere koyacaktır. Ulu Önder’in şu ifadesi ders niteliğindedir: “Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.”

Oysa bu güzel ülke her iki anlayışı da hak etmemektedir. Türkiye’de siyaset, ülkenin gerçek sorunlarına eğilmeyen sığ bir yandaşlık/karşıtlık ikilemine dayalı boş laflar ve ağız dalaşlarına sıkışmıştır. Görünüşte siyasi mücadele ise gerçekte fikri bir altyapıya, bütüncül bakış açıları ve projelere dayanmamakta, fikirler değil kişiler ve egolar çarpışmaktadır.

Türkiye’nin; yıllardır olduğu gibi, kendisine yine zaman kaybettirip enerjisini boşa harcatacak “zafer” illüzyonlarına, yeni “kahramanlara“, sahte “yoldaşlara“, sözde “herkesi kucaklama” aldatmacası altında sergilenen halk dalkavukluklarına, sözüm ona “yeni programlar“a da ihtiyacı yoktur.

Türk milletinin (ve tüm mazlum milletlerin) ebedi kahramanı, başkomutanı büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk’tür. Tüm sorunların çözümünün anahtarı da Atatürk’tür, O’nun çizgisine geri dönmektir. Bunu yapacak olanlar da “zikir Atatürkçüleri” değil, fikir Atatürkçüleridir. Bu çizgiye geri dönüş, yalanın ve talanın saltanatını sona erdirecektir.

Şu halde çözüm kurgulu, genetiği değiştirilmiş siyasi yapı ve anlayışlardan, kahramanlardan ziyade bu çizgiyi (Atatürk çizgisini), özünü değiştirmeksizin, çarpıtmaksızın bütüncül bir biçimde, açıklık, kararlılık ve samimiyetle yeniden toplumun önüne koyacak, güven verecek bir anlayıştadır, harekettedir. Bu er veya geç olacaktır. Ulu Önder bu konuda da yöntemi göstermektedir: “Asla hatırdan çıkarmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de, yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık teşkil edecektir.”

Emperyalizmin daha da sinsi ve tehlikeli hale geldiği günümüzde Atatürk’ün düşünceleri, ilke ve politikaları her zamankinden daha değerli ve günceldir. Bugün, uzun süredir genetik ve zihinsel bir operasyona tabi tutulan Türk milletinin yegane güvenebileceği kişi Atatürk’tür. İstikbal ve bekasının güvencesi de O’nun fikirleri ve çizgisidir.

Kurtuluş kuruluştadır, Atatürk’tedir.

Prof. Dr. Ümit Kocasakal

Odatv.com

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

This Post Has 2 Comments

  1. fatma gurman

    küresel düşünüp yerel işleyen kurmay beyninin bir ülkeye sunduğu karanlıktan çıkış yolu…o ülkenin kalabalıkları bu yolda pek ilerleyememiş, aydınlığa çıkamamış…alacakaranlıkta sağdan geriye döneniyor…

  2. KADİR

    Kemalizm’in Doğuşu – Kemalizm Nedir? Kemalizm’in Atatürkçülükten Ne Gibi Farkları Vardır?
    Mart 23, 2008

    kemalizmin-dogusu-icin-ata-resmi_efenin-yazisi.jpg Günümüz Türkiyesi’nde hangi vatandaşa “Kemalizm ile Atatürkçülük arasında bir fark var mıdır?” diye sorsak, çoğu bir fark olmadığını, bu ikisinin aynı şeyler olduğunu söyleyecekledir ve hatta Kemalizmi bilmeyecek ve sadece Atatürkçülüğün olduğundan bahsedecektir. Hâlbuki Kemalizm ile Atatürkçülüğün arasında çok ince bir çizgi vardır. Öyle ki, eğer Atatürkçülükten bahsederken Kemalizm’in içeriğini bilerek ve Atatürkçülük ile bağdaştırarak konuşuyorsak o zaman pek bir sorun yok. Pek bir sorun yok demek gerek, çünkü madem ki Atatürkçülük derken Kemalizm’den bahsediyoruz, o zaman bunun adını neden doğru söylemiyoruz? Yok, eğer Atatürkçülük derken Kemalizm’in içeriğinden habersiz konuşuyorsak, o zaman maalesef ister istemez Kemalizm’in içini boşaltıyor ve bunu unutturuyoruz demektir.

    Çok genel olarak bir giriş yaptıktan sonra, bu paragrafta yazının geri kalanında nelerden bahsedeceğimizi ve nelerden bahsetmeyeceğimizi söyleyerek konulara giriş yapmaya başlayalım.
    Bu yazıda, başlıktan da fikir edinebileceğimiz gibi sırasıyla; “Kemalizm’in Doğuşu”, “Kemalizm Nedir?” ve “Kemalizm’in Atatürkçülükten Ne Gibi Farkları Vardır?” gibi başlıklar ele alınacak. Sadece bu yazı için nelerden bahsedilmeyeceği ise; “Kemalizm’in İlkeleri ve bu ilkelerin incelenişi”, “Kemalizm Neden Arka Planda Kaldı, Nasıl Kaldı?”, “Kemalizm’in Günümüz Türkiye’sine Uygunluğu” gibi konulardır. Bu konular daha sonraki yazılarımızda tek tek ele alınarak, ayrı bir araştırma yazısı haline getirilecektir.

    Kemalizm’in Doğuşu

    Kemalizm kavramının ortaya çıkışı biranda olmamıştır. Hatta bu kavram Atatürk öldükten sonra ortaya atılmış bir kavram hiç değildir. Bu tarihi bir süreç içerisinde kendi içerisinde yoğrularak, harmanlanarak, gerçeklerden oluşarak meydana gelmiştir. Kemalizm kavramı esas itibarıyla “Kemalist” kelimesinden gelmektedir. Cenk Yaltırak’a (2004) göre, “Kemalist, ilk defa Anadolu’da örgütlenmeye başlayan Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin vatanın bağımsızlığı için savaşan örgütlü bireylerine verilen bir adlamadır.”(s.7). Bununla ilgili olarak Osmanlı hükümetinin İtilaf Devletleri ile olan yazışmalarına bakabiliriz. Örneğin, Sayın Şimşir’e (Aktaran Cenk Yaltırak, 2004) göre, Damat Ferit Paşa’nın İstanbul’da İngiliz Yüksek Komiseri J. de Robeck’ e “Kemalistlerin Yunan ilerlemesine dayanmasına imkân yoktur.” der (s.7). Bu ve bunun gibi yüzlerce örneği o dönem için görebiliriz. Yine Yaltırak’a (2004) göre, “…iç ve dış düşmanlar için ulusal Kurtuluş Savaşı’nın lideri Mustafa Kemal’dir ve onunla aynı ülküde birleşenler Kemalisttir.”(s.7). Bu bilgilere dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki Kemalizm’in doğuşu daha 1919’larda iç ve dış düşmanların da adını zikrettiği şekliyle, “Kemalist”, ortaya çıkmış ve ortaya konan o bağımsızlık hareketini iç ve dış basın bu kelimeyle özdeşleştirmişlerdir.

    Kemalizm Nedir?

    Kemalizm, “Kemalizm’in Doğuşu” bölümünde de ele aldığımız gibi Kurtuluş Savaşı döneminde 1919’dan başlayarak olayların kendisinin oluşturduğu ve adını koyduğu bir kavramdır ve ilk olarak “Kemalist” kelimesinden gelmektedir. Daha sonradan bir ideoloji şeklini alacak olan Kemalizm’in temelini ve özünü tamamıyla hayattan ve onun gerçekliklerinden, yaşanan tecrübelerden almaktaydı ve hala almaktadır.
    Kemalizm’in yapılmış birçok tanımı vardır. Bu tanımlamaların bazıları yazımın en başında da belirttiğim gibi Atatürkçülük kavramı ile Kemalizm kavramlarını bir tutarak yapılmış olan tanımlamalardır. Atatürkçülük adı altında yapılan bu tanımlamaların Kemalizm’in özünden sapmadığı sürece pek bir sorun olmadığını fakat madem aynı şeylerden bahsediliyor o zaman adının doğru konması gerektiğinden de bahsetmiştik. Bütün bunları yine bir hatırladıktan sonra, bu tanımlardan Atatürk’ün kendisinin dışında yapılan tanımlamalara ilk önce bakacak olursak eğer bunlardan ilki şudur;

    Kemalizm İçin Yapılmış Tanımlar

    “Kemalizm, Atatürk’ün ortaya koyduğu eylemler ve belirttiği düşünceleri bir ideoloji olarak kendisi tarafından verilen isimdir.”(http://kemalizm.kemalistler.net). Burada Kemalizm adına yapılan açıklama hiç kimsenin bu ideoloji hakkında bir fikir edinmesini sağlamaz. Aksine, Kemalizm’in Atatürk’ün ortaya koyduğu eylemler ve belirttiği düşünceler denerek sanki bu ideolojinin başka fikir ve eylem kabul etmeyeceği sanısına kapılabilir insanlar. Bu tamamıyla yanlış ve gerçek bunun tam tersidir.
    Prof. Dr. İsmet Giritli’ye (2004) göre, “Atatürkçülüğün bir “ulusal modernleşme” ideolojisi olduğuna ve milliyetçilik dışında pragmatizm, laiklik, ulusal egemenlik ve ampirik devletçilik gibi ilkelere de dayanan sürekli bir dinamizmi oluşturduğuna inanıyoruz.”(s.6). İlk olarak, Giritli burada Kemalizm’i Atatürkçülük kelimesinin içinde vermiştir. Yani Kemalizm’in özünden haberdar olarak onu saptırmadan kullanmıştır. Ancak kitabında Kemalizm demesinin yanı sıra her yerde Kemalizm dememiş adını doğru koymamıştır. Burada ayrıca Giritli’nin seçtiği şu kelimeleri burada yeri gelmişken vurgulamakta fayda görüyorum. Bunlar “pragmatizm” ve “ampirik” kelimeleridir. Pragmatizm, Türk Dil Kurumu sözlüğünden anlamı ile “yararcılık” anlamına gelmektedir. Kemalizm de ülkenin yararına, yani kalkınması ve ilerlemesi için ne yapılması gerekiyorsa onların yapılmasını öngören bir ideolojidir. Ampirik kelimesi ise yine Türk Dil Kurumu sözlüğünden anlamı ile “görgül, deneysel” anlamlarını taşımaktadır. Bu kelime de aslında Kemalizm’in ne olduğu ve nasıl bir ideoloji olduğunu en iyi ortaya koyan kelimelerden birisidir. Çünkü Kemalizm sanıldığı gibi sabit değişmez fikirler topluluğu değildir, aksine esnek ve çağın şartları ne gerektiriyorsa onları öngören fikirlerin barındığı bir ideolojidir. Ampirik, yani deneysel demekle de Kemalizm’in fikirlerinin hayattan aldığını çıkartabiliyoruz.
    M. Güner Demiray’a (1997) göre, “Kemalizm durağan değildir. Onun mayasında canlılık, dirilik, gelişim, özünde devingenlik vardır. O sürekli oluşum içindedir, çağa ayak uydurur.” (s.7). Yine sözlerine ek olarak Demiray (1997) şunları söylemiştir; “Bağımsızlık başta Kemalizm’le eş anlamlıdır.”(s.8). Burada da yine Kemalizm’in sürekli olarak kendini yenileyen, çağın şartlarını yerine getiren bir ideoloji olduğu ortaya konmuştur. Kemalizm’in en temel şartlarından birinin de yine bağımsızlık olduğu vurgulanmıştır.
    Metin Aydoğan’ın (2006) yaptığı Kemalizm tanımı ise şöyledir; “Kemalizm’deki anti-emperyalist bilinç, sosyal içeriklidir ve yüksek düzeylidir. Irkçılıkla bezenmiş yabancı düşmanlığından uzaktır. Ülke savunmasıyla sınırlı değildir. Ulusçu ve toplumcu temeller üzerinde yükselir. Evrensel boyutludur. Anti-emperyalist eyleme ve bilimsel araştırmaya dayanır.”(s.717). Buradan da anlaşıldığına göre Kemalizm aynı zamanda Emperyalizm’e karşı doğmuş bir harekettir ve bu harekette 10 Kasım 1938 gününe kadar görevini başarıyla yerine getirmiştir.
    Atatürk’ün haricinde yapılan Kemalizm’e hitaben yapılan son tanımlama ise Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanmış olan “Atatürkçülük” adlı (1984) kitabındandır. Burada aynen şöyle denilmektedir; “Türk Milletinin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacı ile temel esasları yine Atatürk tarafından belirtilen devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata, toplumun temel müesseselerine ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere, Atatürkçülük denir.”(s.7). Yine burada da en çok dikkati çekmesi gereken nokta “Kemalizm” değil de “Atatürkçülük” denmiş olmasıdır. Bu kelime değişikliğinin belli bir tarihten sonra hep uygulandığını görüyoruz. Ancak bunun neden böyle olduğu ile ilgili kısmı bu yazı da vermeyeceğimizi belirtmiş ve bunu başka bir yazının konusu yapacağımızı söylemiştik.
    Bunlar gibi daha yüzlerde örnek tarih sayfalarında yatmaktadır. Bunları iyice irdeleyip gerçekleri gün ışığına çıkarmak ise bu ülkenin insanın görevidir kanısındayım.

    Kemal Atatürk Kemalizm İçin Ne Diyor?

    Şimdi ise Mustafa Kemal’in kendisinin oluşturduğu Kemalizm ideolojisi için söylediklerine bakacağız.
    Atatürk’ün 1 Kasım 1937 Millet Meclis Tutanak Dergisi’nde yer alan Kemalizm ile ilgili sözleri şöyledir (Aktaran Cenk Yaltırak, 2004); “Büyük davamız, en uygar ve en refaha kavuşmuş ülke olarak varlığımızı yükseltmektir. Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde köklü bir inkılâp yapmış olan büyük Türk Milletinin dinamik ülküsüdür. Bu ülküyü en kısa zamanda başarmak için, düşünce ve eylemi birlikte yürütmek zorundayız. Bu girişimden başarı, ancak hukuki bir planla ve en verimli bir biçimde çalışmakla gerçekleşebilir. Bu nedenle, okuyup yazma bilmeyen tek vatandaş bırakmamak, ülkenin büyük kalkınma savaşının ve yeni yapısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, ülke davalarının ideolojisini anlayacak, anlatacak, nesilden nesile yaşatacak, kişi ve kurumları yaratmak, işte bu önemli ilkeleri en kısa sürede sağlamak, Kültür Bakanlığının üzerine aldığı büyük ve ağır görevler arasındadır. Belirttiğim bu ilkeler, Türk gençliğinin beyninde ve ulusun bilincinde her zaman canlı tutmak, üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca görevdir.”(s.8).
    Bunun dışında ise beklide Atatürk’ün Kemalizm’in özünü en iyi açıklayan sözlerini de buraya almalıyız. O sözler 1937’de şöyle söylenmişti: “Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.” Bu sözlerinden de anlıyoruz ki Atatürk her zaman için bilim ve aklı kendisine rehber edinmiş milletine de böyle yapmalarını salık vermiştir.
    Atatürk’ün bu ve bunun gibi daha birçok kendisinin oluşturduğu Kemalizm ideolojisi ile ilgili açıklayıcı sözleri vardır. Ancak bu günümüzde maalesef pek bilinmemektedir, bilinmesi istenmemektedir. Bu duruma en güzel kanıt ise Cenk Yaltırak’ın (2004) da dediği gibi, “…Atatürk’ün el yazısı ile Kemalizm, Anıtkabir arşivinde ancak 1989’da bulunmuştur.”(s.10) sözleridir.

    Kemalizm’in Prensiplerinin Oluşum Süreci

    Kemalizm’in prensipleri başlı başına içinde yaşanılan olayların ve çağın gerektirdiği şekillerde vücut bulmuştur. Bu prensipler bir gün oturulup Mustafa Kemal tarafından yazılmamıştır.
    Kemalizm’in oluşum sürecinin önemli bir kısmını kısaca özetleyen Asım Aslan (1992) kitabında bunu şöyle anlatmıştır; Atatürk önce Sivas Kongresi’nde kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni, Halk Fırkasına (Partisine) dönüştürdü. Cumhuriyet Halk Partisi 9 Eylül 1923’de resmen kuruldu ve ilk tüzüğü o gün kabul edildi. Bu tüzük 1927 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. CHP’nin İkinci Kurultayında (15-23 Ekim 1927) parti tüzüğünün “umumi esaslar” bölümüne temel ilkeler olarak partinin cumhuriyetçi, halkçı ve milliyetçi bir siyasal kuruluş olduğu belirtilmişti. CHP’nin gerçekleştirdiği 3. Kurultayında (10-18 Mayıs 1931) 2. Kurultayda kabul edilen üç temel ilkeye başka bir üç temel ilke daha eklenmişti. Bunlarda; laiklik, devletçilik ve devrimciliktir. Daha sonra bu altı ilke partinin resmi görüşü haline getirilmiştir. 9-16 Mayıs 1935 tarihleri arasında toplanan 4. Büyük Kurultayda parti programına daha önceden alınmış ve temel ilkeler olarak kabul edilmiş olan prensiplere daha geniş bir açıdan bakılmış ve ele alınmış ve parti programın da “Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kemalizm prensipleridir.” denilerek CHP’nin ideolojisinin “Kemalizm” olduğu nitelendirilmiştir. Daha sonra Kemalizm’in prensipleri olarak nitelendirilen bu altı ilke ülkenin Anayasası’na konulmuş ve bu prensipler ülkeye mal edilmiştir (s.131-133).
    Kemalizm’in temel prensiplerini oluşturan bu altı ilkeden başka olarak Asım Aslan kitabında bu ilkeleri daha geniş tutmuş ve Kemalizm’in bu şekilde değerlendirilmesini uygun görmüştür. Aslan’a (1992) göre Kemalizm’in daha geniş ölçekte ki ilkeleri ve kitabında da bunları teker teker açıkladığı sayfa numaraları da şöyle; Tam bağımsızlık (s.135), Anti-emperyalizm (s.137), Özgürlükçülük (s.139), Cumhuriyetçilik (s.140), Milliyetçilik (Ulusçuluk) (s.141), Halkçılık (s.142), Devletçilik (s.143), Laiklik (s.145), Devrimcilik (s.147), Akılcılık ve Bilimsellik (s.148), Çağdaşlık (s.152), Barışçılık (s.155). Bu ilkelerin tümünün anlaşılmadan bu ideolojinin de tam olarak anlaşılamayacağı aşikârdır.

    Kemalizm Bir İdeoloji Değil Midir?

    “Kemalizm Nedir?” başlığının altında böyle bir alt başlık kesinlikle gerekli idi. Çünkü daha Kemalizm’i bir ideoloji olarak kabul etmeyen insanlar dahi vardır. Bunu söyleyen insanlar çoğu zaman Kemalizm’i tam olarak araştırmadıklarından ve kulaktan dolma yanlış bilgilerin kurbanı olduklarından böyle söylemektedirler. Diğerleri, yani bilip de inkâra kalkışanları söylemiyorum bile. O kişiler şahsi menfaatleri uğruna tarihi bilgileri çarpıtarak milleti kandırma yoluna düşmüşlerdir. Burada Mustafa Kemal Atatürk tarihi yazanlardan namuslu olmalarını çok önceden “Gerçekleri söylemekten korkmayınız.” sözleri ile belirtmişse de, çok zor olmaması gereken bu cümleyi bile uygulamayanlar vardır.
    İlk durumdaki insanlarımızın durumuna dönersek eğer bu insanların sonuçta ya Kemalizm konusunda bilgisiz ya da kulaktan dolma yanlış bilgilere sahip olmalarının sebebi az önce “diğerleri” diye belirttiğim kategoride ki insanlar yüzündendir. Bu insanların genelde verdiği örnek ise; Atatürk’ün Kemalizm’e karşı olduğu yönündedir ki bunun ne kadar temelsiz bir görüş olduğunu Atatürk’ün kendi el yazısı ile yazdığı Kemalizm’in prensiplerinden biliyoruz. Bununla ilgili olarak anlatılan bir de olay vardır. O da şu ki Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bir gün Atatürk’e “Paşam partinin bir doktrini olsun” demiştir ve Atatürk de geri cevap olarak “donarız çocuk” demiştir kendisine. Buradan çıkarılan sonuç ise gayet basit olarak; “İşte gördünüz mü? Demek ki Atatürk böyle Kemalizm’lere falan karşıdır. Böyle bir ideoloji yoktur.” şeklindedir. Ne acıklıdır ki, burada doktrin ile ideoloji arasında ki farkı bilmemek bu insanları aslında gerçeklemiş olan yukarıda ki olayı yanlış yorumlamalarına ve Kemalist ideolojiyi reddetmelerine sebebiyet vermiştir. Hâlbuki kelimelerin anlamlarını sözlüklerden incelediğimizde “doktrin” in “dogmalar bütünü” olduğunu, “dogma”nın ise “Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi.” anlamına geldiğini görürüz. “ideoloji”nin ise “insan hayatına dair oluşturulan amaçlar, prensipler, fikirler bütünü” olduğunu görürüz. Yani kısacası ideoloji düşüncelerin somutlaştırılarak ortaya konmuş varsayımlarıdır. Yani değiştirilebilirdir, sabit değildir. Anlaşıldığı gibi, burada Atatürk’ün Yakup Kadri’ye verdiği cevabı anlayabilmek için de önce bu kelimelerin anlamlarını iyi bilmek gerekiyor ki ondan sonra ne denmek istendiği konusunda net bir şey söyleyelim.
    Görüldüğü gibi Kemalizm bir ideolojidir ve ülke meselelerini çözmeye yarayacak çok etkili bir ideolojidir. Günümüzde bu ideolojiden söz eden bir tek parti bile yoktur. Buna Atatürk’ün kurucusu olduğu CHP de dâhildir. Kemalizm göz göre göre ülkemizin yapısından sökülmüştür.

    Kemalizm’in Atatürkçülükten Ne Gibi Farkları Vardır?

    Son olarak ise, hem yazımızın da başında biraz değindiğimiz gibi Kemalizm ile Atatürkçülük arasında ne gibi farklar olduğunu irdelemeye çalışacağız.
    Daha önceden de çok kez belirttiğimiz gibi Kemalizm Mustafa Kemal Atatürk tarafında oluşturulmuş fakat bu oluşum sürecinde çok derin bir tarihi geçmişi olan bir ideolojidir. Olaylar, hayattan alınan tecrübeler, akıl ve mantığa dayanan, ülke problemlerini çözmeye yönelik, çağın şartlarına ayak uydurması açısından esnek bırakılmış ve bir zamanlar ülkemizin yapısında olan fakat henüz onu içimize sindiremeden, özümseyemeden bizlerden koparılıp uzaklaştırılan bizim olan bir ideolojidir, Kemalizm.
    Atatürkçülük ise ne niyetle kullanıldığına göre değişen bir kavramdır. Öyle ki, ülkemizde ki herkes Atatürkçü olabilmektedir. Fakat bu insanlardan bazılarına Kemalizm’in ilkelerinden birini bahsettiğinizde bunu kabul etmeyebilecektir. Yani, o kişinin Atatürkçüyüm demesi Atatürk’ün sadece bu ülkeyi düşman işgalinden kurtarmış olduğuna dair duyduğu sevgi ve saygıdan ibaret kalıyor olabilir. Bunun yanında, Atatürkçüyüm derken Kemalizm prensiplerinden yola çıkarak bu söyleniyorsa bu diğer Atatürkçülüğe göre biraz daha iyidir diyebiliriz fakat bu da bilinçli olarak Kemalizm kelimesinin kullanılmadığını ve bu ideolojinin de içini boşaltmaya yönelik olarak bir hareket gibi algılanmasına sebebiyet verebilir. Bunun için yapılması gereken en önemli şey, kavram karışıklıklarına ve sahip olduğumuz bir ideolojiye zarar vermemek adına kullandığımız adlara dikkat etmemizdir.
    Kemalizm ile Atatürkçülük kavramlarının arasında ki farkı anlatacak son önemli nokta ise şu ki; Kemalizm kelimesini Atatürk döneminde hemen hemen her kaynakta bulabileceğiniz gibi o dönemin kayıtlı yazılı herhangi bir dokümanında “Atatürkçü” ya da “Atatürkçülük” kelimelerine rastlayamazsınız. Cenk Yaltırak’ın (2004) da dediği gibi, bu kavram Atatürk öldükten sonra ve ilk defa yazılı olarak Arın Engin’in “Atatürkçülük ve Moskofluk-Türklük Savaşları” adlı 1953 yılındaki kitabıyla ortaya çıkmıştır (s.9).
    Bu araştırma yazıma son verirken son paragraflarımı Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı devrimleri, yani Kemalizm ile ilgili sözlerine yer vermek istiyorum. Bunlardan birincisi yine Prof. Dr. İsmet Giritli’nin (2004) kitabında ki Mustafa Kemal’in sözleridir. “Kemalizm’in sadece “şekil” değil, özellikle “zihniyet” meselesi olduğunu, 23 Nisan 1927’de Ankara’da toplanan Türk Ocakları delegelerine Atatürk’ün söylediği şu sözlerden de anlamak mümkündür: “Arkadaşlar, inkılâplar henüz yenidir: dedikleri gibi kökleşip benimsendiği hakkındaki kanaatlerimiz, ancak ileride karşılaşacağımız hadiselerle gerçekleşecektir. Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giymiş, sakalını, bıyığını traş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içinde ki zihniyet hala sarıklı ve sakallıdır.”(s.21). Mustafa Kemal’i anlamak için önce onun bütün fikirleri, sözleri üzerinde ciddi olarak düşünmemiz ve bu fikir ve sözlerin nasıl bir mantığa göre söylendiğini kendi içimizde samimiyetle sorguladıktan sonra eğer ki eksik bir şey gördüysek o eksiği gidermeye çalışmalıyız. Çünkü unutmamalıyız ki, Mustafa Kemal’in fikirlerini ikmal etmek demek bu ülkeye hizmet etmek demektir.
    “Gerçeği konuşmaktan korkmayınız.”
    “Vaziyeti muhakeme ederken ve tedbir düşünürken; acı olsa da, gerçeği görmekten bir an geri kalmamak lazımdır. Kendimizi ve birbirimizi aldatmak için lüzum ve mecburiyet yoktur.” K. Atatürk
    Yazan: Efe Büyük*

    *Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Öğrencisi

    KAYNAKLAR
    1) Tek yol Kemalizm. http://kemalizm.kemalistler.net/kemalizm.htm ‘den alındı.
    2) Yaltırak, C. (2004). Kemalizm ne zaman ve kimler tarafından yazıldı? Atatürkçülük kimler tarafından icat edildi? Kemalizm düşmanlığının çeşitleri. Aydınlanma 1923, 51, 5-12.
    3) Aslan, A. (1992). Sömürülen Atatürk ve Atatürkçülük. Ankara: Şafak Matbaacılık.
    4) Aydoğan, M. (2006). Yeni dünya düzeni Kemalizm ve Türkiye. İzmir: Umay Yayınları.
    5) Demiray, M. G. (1997). Kemalizm üzerine. Ankara: Gündoğan Yayınları.
    6) Giritli, İ. (2004). Bir ulusal modernleşme ideolojisi olarak Atatürkçülük. Ankara: Boyut Tanıtım Matbaacılık.
    7) Atatürkçülük. (1984). İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Yoruma kapalı.