Ulusalcı’nın “YOBAZ”ı ve/veya Erdoğan’ı tasfiye etmek için hdp, pkk, fetö ile yanyana gelip, Atatürk’ü deforme etmeye ihtiyaç kaldı ise “Gaflet, Dalalet, Hıyanet” nedir ne değildir?!

Ulusalcı’nın “YOBAZ”ı ve/veya Erdoğan’ı tasfiye etmek için hdp, pkk, fetö ile yanyana gelip, Atatürk’ü deforme etmeye ihtiyaç kaldı ise “Gaflet, Dalalet, Hıyanet” nedir ne değildir?!

hamahmut

“Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koyuşları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, ‘Hiç’ sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.”  
Gazi Mustafa Kemal Atatürk

OKUR YORUM
Kadir:
Gelişmiş ve medeni ülkeler bilimi kendilerine rehber edindikleri için akıl çapları sürekli gelişmekte.Sorunlarını bilimin ışığında akılcı çözüyorlar ve aynı sorunlarla bir daha karşılaşmıyorlar.Dahası yapay zeka,3D-üç boyutlu baskıcılar,insan ve aletlere takacakları sensörler vasıtası ile birbirileriyle irtibat kurabilen adına 4.sanayi devrimi dedikleri aşamaya gelmiş durumdalar.Üretim ve tüketim,sağlık, yapay insan organı üretiminde bile 3D basımı kullanıyorlar.Bunları yapan insanlar;mutlaktan muhtemel olana,varsayımlar ve olasılıkları dikkate alan, yani somuttan soyuta düşünebildikleri için yapıyorlar
Önce birkaç soru: Siz hiç İngiltere’de futbolla, Amerika’da basketbolla, Fransa’da peynirle ya da şarapla ilgili kitap bulamayacağınızı düşünür müsünüz? Bu ülkelerde bu kitaplardan yüzlercesini bulabileceğinize eminsinizdir haklı olarak. Peki siz Türkiye’de güreşle ya da halk oyunlarıyla ilgili yeterince kitap bulabileceğinizi sanıyor musunuz? Hani güreş, bin yıllardan gelen ata sporumuzdu, hani halk oyunu ekiplerimiz dünya şampiyonuydu? Bir örnek daha: Bizde geleneksel çocuk oyunları konusunda yüzlerce çalışma vardır, ama çağdaş yorumlar içeren sistematik eser sayısı yok denecek kadar azdır. Bunları sıradan bir ilgisizlik, toplumsal bir beceriksizlik ya da okuma-yazma kültürü eksikliği olarak açıklayabilirsiniz. Oysa bunun ardında daha ciddi bir sorun var gibi görünüyor bana: Düşünce yapısındaki bir gelişmemişlik.İtfaiye müdürü, İstanbul’daki bütün okullara mektup yazarak öğrencilerine yangın eğitimi verebileceklerini söyler, taleplerini bekler. Okulların büyük çoğunluğu ya hiç yanıt vermez, ya da teşekkür edip geçiştirir. Ama kentteki bütün gayrimüslim okulları olumlu yanıt verir, gelmelerini ve öğrencilerini eğitmelerini isterler. Dünyaya bilimsel bakmayan ve bunun araçlarını talep etmeyen bir toplum oluşumuzun bundan daha çarpıcı bir örneği olabilir mi.Yazmak ve okumak.Ülkemizdeki somut gerçekleri yazıyorsunuz.Daha fazlası için saatlerce düşünüyorsunuz.Rekabet içinde olduğunuz arkadaşlarınızdan önce ve daha çok yazdığınızda mutlu oluyorsunuz,büyük bir haz duyuyorsunuz.Sakın hayır demeye kalkmayın,yazmak öyle bir şey.Yorumlar ve okunma sayısı iyi ise değmeyin keyfime.Görev yerine gelmiştir.Biz okuyucular olarakta ilk tepkimiz:helal olsun be..adam amma yazmış ha.. vb.deyip sizleri yere göğe sığdıramıyoruz.Bu kısır döngü yıllarca sürüyor,sürüyor ve sürüyor.Gerçekleri yazmak ve görmek sorunları bırakın çözmeyi,sorunlar her geçen gün dağ gibi birikiyor.Üstesinden gelemiyoruz.Soyut yani zihinsel düşünmüyoruz.Zaten düşünebilsek sorun olmayacak.Mesele burda.Medeni ve gelişmiş ülke insanı 1600 lü yıllardan sonra düşünebildiği ve bilimi kullandığı için bugün dünyanın HAKİMİ.
(…)
El cevap:
Sayın Okur;

Anne’ye anlatır gibi, basit düz cümleler ile durum’u yeniden siz’ler için tekrar edeyim.
Ne de olsa tekrar’da sakınca yok.

Uzun yol’dan geliyorum.
“Bu adam vatan için mücadele ediyor” deyip “bedava ekmek” verene de rastlamadım.
FETÖ’cüler, pkk’lılar, ılımlı islamcılar arasında bir yardımlaşma var ama takkeli 28 Şubat network’ü her daim kendine müslüman.
“Nedir ne değildir”i merak ediyorsanız, işinizden istifa edip, mücadelenize bir de böyle devam edin bakalım, netice nasıl şekilleniyor?!
Çok mavra dinledim.
Gaz’a gelmiyoruz, takdir ya da tekdir’le de ilgili değiliz.

2007 öncesindeki hikaye malum, yapılması gerekli bir iş vardı, mazeretsiz yaptım.
Araya Silvri kumpas’ı girdi, uzatmalar oldu vs.
2014’ten bu yana da işsiz gazeteci’yim.
Lütfedip okumuşsunuz, bundan sonra okumazsınız olur biter, kafanız da hep dinç kalır.
Velev ki hikaye sizin dediğiniz gibi, o vakit, Odatv’nin vagon’u YCF bundan sonra yazıları yayınlamaz olur biter.
İletişim’de temel kural, karşındakinin anladığı kadar varsın ya da kişi ne duymak ister ise onu anlarmış.
Vs vs.

Hangi şartlar’da yaşadığımı, mücadele ettiğimi ben biliyorum, bir de yakından izleyenler.
Siz istiyorsunuz ki, 2014 öncesinde olduğu gibi “angarya” devam etsin!
Kaldı ki, Fatih Çekirge işsiz değil, köşesi de var, yat’ını, tenis raketi’ni yazacağına, katkı yapın, her ne istiyorsanız, onun köşesinde yayınlansın!
Yılmaz Özdil var, “Takkeli 28 Şubat star”, o yazsın!
Kimseden rol çaldığımız yok.
Geçmişte “yasak”tı, konuşanı topluyorlardı içeri.
İstiklal Marşı “Korkma” diyor dedik ve korkmadan yazdık.
O sebep’ten öne çıktık.

Fehmi Koru’nun deyişi ile “özgül ağırlık” kazandık.
Şimdi konjonktür her yöne müsait, tüm köşeler takkeli 28 Şubatçılar tarafından tutulmuş, korkarak yazanlar da ister ise korkma’dan yazabilir.
“Yasaklar” başlığı açılmış ise de operasyon’u yapan adres malum.
Neo Saddam Erdoğan enstantanesi üzerinden Çiçek, Gökçek vb.
Ne yapmalı?!
Ak Parti, AKP ayrışmasında “hangi tarafa yatmalı” mıdır basit konu!
Kaldı ki, F. Koru, 28 Şubat 1997’nin “iliştirilmiş mağdur”u idi, ulusalcılar’ın zekası ile açık’tan alay ediyordu.
En kibar deyişle taşak geçiyordu.
“Sıkıyorsa yazsana” diye Çölaşan, Dündar vb isimlere gaz veriyordu.
Fehmi Koru, bugün; Çölaşan, Dündar vb isimler ile yanyana, omuz omuza Erdoğan’a karşı mücadele ediyor ise basit soru şu:
Yazmak serbest ise atış serbest ise kim, kim’in zekası ile alay ediyor?!

Yazıyorum adı altında yellenenler, gaz boşaltanlar kimler?!
Artı siz ya da bir başkasının beni takdir ya da tekdir etmesi hayatımı kolaylaştırmıyor.
Bir gün 24 saat ve sabır’la o 24’leri aşıyorum.
Çok yazdım:
En öndeki değil, en arkadaki Milyon’da 1’im.
İşsiz gazeteciyim.
28 Şubat sermaye, Ak Parti iktidar’ında para’ya para demedi ise İsrail / İran makas’ı kapsamında, sorgulanan büyük baş’lar malum.

Siz ya da arkadaşlarınız öne çıkıp bir şeyler yapmak istedi de ellerini tutan mı oldu?!
Yeni parti kurulacak ise Ak Parti’nin tapulu arazisi içine, AKP’liler tarafından kuruluyor, bunun benimle ne ilgisi var?!
Bir başka soru:
Muhalefet edip, 2007’den sonra zengin’leşen gazeteci listesi’nde hangi isimler var?!
BOP’a hem muhalefet edip hem de şartlarını muhafaza edebilen kaç kişi kaldı!?
Siz BOP’ta yaşananları şaka mı zannediyorsunuz!?
Her ne yaşandı ise eşyanın tabiatı gereği yaşandı, dedik üzerinde durmadık!
Nelerin yaşandığını merak ediyorsanız, deneme yanılma metodu da bir başka öğrenme şekli, sahne onlar’ın.
Siz yazın, aynen şu anda olduğu gibi biz okuyalım.

Sözün özü:
Kısırdöngü siz’lersiniz.
Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç’lar elde etmek mümkün değil ise so what?!
Bahçeli üzerinden Anayasa değişecek, federasyon’a açık hale gelecek, sonra da baraj altı olan HDP’nin oy’ları yeni CHP üzerinden yüksek atlayacak.
Pkk/HDP’nin “başat aktör” olmasının bir sebebi Bahçeli ise diğer sebebi Kılıçdaroğlu değil mi?!
Barzan’a devlet bahşetmek midir IQ / EQ?!
Yüzde 50 artı 1’e dayalı sistem’de marjinal oy’lar “anahtar oy” oldu ise so what?!
Kim yaptı, niye yaptı?!
El cevap:
Zapsu’gillerin “Acem Harp” sözü kapsamında CIA (MİT).
Eş zamanlı destabilizasyon vb.
Sonra da Erdoğan’ı tasfiye etmek için hdp, pkk, fetö, yeni chp, yandan mhp, iyi parti, Gül vb ne varsa yanyana gelinecek…
Ki, Ak Parti yıkılsın, Erdoğan tasfiye edilsin!
Şaka mı bu!
Kim kim’in zekası ile alay ediyor.
Mevcut tablo’ya göre, dışarından bakılınca görünen şu:
“Erdoğan’ı tasfiye etmek isteyenler, Erdoğan’ı aklıyor!” ve/veya AB / takkeli 28 Şubat makas’ı kapsamında vs vs.
Resim bu.
Stratejik aklı olmayan ile her yönden alay ederler.
Erdoğan’ı tasfiye etmek için BOP’un tüm maraz’ları ile aynı yatağa girilecek ise basit soru şu:
Quo vadis?!

Netice:
Fehmi Koru, Dinç Bilgin, SABAH hatıratı üzerinden yazdığı yazıda ne diyor, çok istediler ben kabul etmedim, SABAH yerine Yeni Şafak’ta yazmayı kabul ettim.
Yani?!
Doğan görünümlü Şahin.
Yani?!
Londra üzerinden resim veriyor ama MİT üzerinden Almanlar’ın korumasında!
Yeni Şafak, Alman.
SABAH ise Büyük Kulüp, Londra, Paris vb.
Nüans?!
Koru, Ergenekon dalgalarında kimlerin içeri alınacağını önceden yazıyordu ya da Gülen’e mektup taşıyordu vb.
Buna rağmen herkese her şey oldu, takkeli 28 Şubat kapsamında Fehmi Koru yine “iliştirilmiş mağdur”.
Velev ki değil, FETÖ kapsamında malına mı nakit’ine mi el konulmuş?!
Bu vb basit soruları sormadan bana yazıyorsunuz, yazık.
Oysaki, Silivri kumpası şaka değildi, o günler de 24 saat’ti, nasıl geçtiğini yaşayan bilir.
Türkiye bu hale geldi ise dış’tan örnekle değil, iç’ten can acıtan (akça’sal) örnek’lerle Fehmi Koru yazabilir.
Neticede o yapı’nın içinden geliyor.
Kendisi yazamıyor ise yazmak istemiyor ise arkadaşı Gökçek üzerinden yazdırabilir ya da Çekirge, Özdil vb.
Ne var ki, teknik katkı sağlayan Serdar Demir imzası ile Fehmi Koru’nun yazısının altına okur yorum’u nakşetmek, bir başka tükenmişlik enstantanesi değil midir?!

Ezcümle:
Soru şu:
Mustafa Kemal’e ait olmayan ve/veya yakıştırma söz üretenlere iyi gözle mi bakmalıyız?!
http://www.yurdumacanfeda.com/tr/?p=81421
Yine de kibar yazmışım.
Ne var ki, ar damarı çatlayana ne söylense boş.
Erdoğan’ı, Ak Parti’yi tasfiye etmek için Mustafa Kemal Atatürk’ü deforme etmeye ihtiyaç var ise hangi orospu çocuğu ise o kendini bilir, binsin neo Bandırma Vapuru’na lüks kamara’da Samsun’a doğru ilerlesin bakalım, hikaye nedir?!
Madem cevap’ı taşıyamayacaktınız, ne diye sordunuz?!
Burası aklınıza eseni sorma ya da söyleme yeri mi?!
Ciddiyet elzem diye çok yazdık.
Can Dündar’ın “Mustafa”sı ve/veya Yılmaz Özdil’in “Mustafa Kemal”i ya da Fatih Çekirge’nin lüks Bandırma Vapuru masalı kimlerin eseri?!
Atatürkçülük’ün içini istese de “ticani” boşaltamaz.
Ne var ki, kavramlarla oynayan “yobaz” ister ise boşaltır.
Dost kazık’ı bu mana.
Hayat memat nüans budur.
Naçizane yazı’nıza cevap’ım budur.
“Yobazlık’ı kim yapıyor?” diye sorana, aynaya bakmalarını tavsiye ederim.
Vs vs vs.
Nokta.

OKUMA PARÇASI
Kitabın adı: “Suyu Arayan Adam”
Kitap’ın yazarı: Şevket Süreyya Aydemir


Aydemir, bölük komutanı olarak ilk defa atandığı yerde gördüklerini şöyle yazar; “… örneğin bizim bu makineli bölüğünde İstanbullu başçavuştan başka okuma yazma bilen kimse yoktu…askerlere sordum: Bizim dinimiz nedir? Biz hangi dindeniz? Hep birden “Elhamdülillah Müslümanız” diye cevap verecekler sanıyordum. Fakat öyle olmadı. Cevaplar karıştı. Kimisi “İmamı Azam dinindeniz” dedi. Kimisi “Hazreti Ali dinindeniz” dedi. Kimisi hiç bir din tayin edemedi. Arada “İslamız” diyenler çıktı ama “Peygamberiniz kimdir?” deyince onlarda pusulayı şaşırdılar.”

Şevket Süreyya Aydemir, yazdıklarında, askerler tarafından Enver Paşaya bile peygamber denildiğinden ve Peygamberin sağ mı, ölmüş mü yada yaşadığından emin olunmadığından bahseder.
Aydemir devamla “Dinimizin adı ve peygamberimiz bilinmeyince de, din ilkelerini ve ibadetleri doğru dürüst bilen hiç kimse çıkmadı. Ezan dinlemişlerdi ama ezan okumayı bilen yoktu. Namaz kılan bir iki kişi çıktı. Fakat onlarında hiç biri, namaz surelerini yanlışsız okuyamadı. Daha garibi niçin namaz kıldıklarını anlatamadılar.”… Bu durum onu şaşırtmıştı! Ancak ileri ki sorularda, daha da şaşırmaya devam edecekti.
“Biz hangi milletteniz? deyince her kafadan bir ses çıktı. Biz Türk değil miyiz? deyince de “Estağfurullah!” diye karşılık verdiler. Türklüğü kabul etmiyorlardı. Halbuki biz Türktük. Bu ordu Türk Ordusuydu. Türklük için savaşıyorduk… Dininde, milliyetinde birleşmiş olmayan bu bölük, dersler ilerledikçe görüldü ki, devletin şeklini, devletin adını, padişahın ismini, devletin merkezini, başkumandanı ve onun vekilini de bilmemektedir. Hele iş vatan bahsine dönünce, büsbütün karıştı. Kısacası vatanın neresi olduğunu bilen yoktu. Yahut da, bütün bilgiler belirsiz, köksüz, şekilsiz ve yanlıştı.”

Maraş 22 Şubat.1919’da işgal edilmiştir.
Sütçü İmam olayı ise 31 Ekim.1919’da meydana gelmiştir.
Yani halk 8 aydan fazla bir süre işgale ses çıkarmamış ancak bir hamamdan çıkan Müslüman Türk kadınlarının örtüleri Fransız-Ermeni haydutlar tarafından çıkarılmaya çalışılınca direniş başlamıştır. Demek halkın değer yargılarında ve bilinçaltında kadına ait örtünün fevkalade büyük bir önemi vardır. Memleket işgal edilmiş tık yok ama iş başörtüsüne gelince dünya düşmana dar ediliyor. İşte burada oturup iyi düşünmek gerekiyor.
(Bu satırlar, Özcan Pehlivanoğlu’nun gönderisinden alıntıdır.)
http://bizdehaber.com.tr/kose-yazilari/maras-sendromu-789.html

Kimdir Yobaz?!
Bu soruya, araştırmacı yazar, kıymetli dostumuz, ağabeyimiz Aytunç Altındal’ın “Bir Türk Casusunun Mektupları / Batı’da Seküler Düşüncenin Gelişmesine Katkı” isimli kitabından birkaç satır ile cevap verelim.
Sayfa 110:
Türkiye’deki kavram kargaşası, sanıyorum, dünyada hiçbir ülkede yoktur. Türkiye’de hemen her konuda, her kavram üzerinde aklına gelen konuşur, tartışır. Dünyanın en kalabalık ve çok dilli ülkelerinden Hindistan ve Çin’de bile bizde olduğu kadar kavram kargaşası yoktur!
Türkiye’de birbirlerine karıştırılarak kullanılan kavramlardan ikisi “Yobaz” ve “Cahil”dir.
Bu iki kelime çokça bir ve aynı sayılarak kullanılır Türkiye’de.
Öncelikle belirtilmesi gerekekir ki, her “Cahil” (kişi) mutlaka “Yobaz” olmak orunda değildir.
Yobaz eğitimli de olabilir.
Cahil bilgisiz ama keskin kanaatlere (opinions) sahiptir.
Hemen her konuda bu kanaatlerini dışa vurmak ihtiyacını duyar ve kendi bilgisizliğini çoğunlukla yanlış kullandığı kelimelerle açıkladığını sanır.
Ünlü Shelley’i anarak söylersek; Yobaz, Malapropizm (kavramları bozma) yaparak görüşlerini haklı çıkartmaya çalışır.
Cahil böyle değildir.
Bilim ve Bilgi’ye ulaşmak ister, başarır veya başaramaz bu ayrıdır ama içinde öğrenmek ve kendisini geliştirmek arzusu ve hevesi vardır.
Yobaz, Cahiller’deki bu isteği ve hevesi bildiği için bunu kullanmanın yollarını arar ve çoğunlukla da bulur ve Cahil’i kullanır.
Yobaz ‘Radikal’dir!
Hiçbir karşı-görüşü, anlatımı ve veriyi dikkate almaz, kendi ezberini tekrarlar durur.
Yobaz demagog ve mitomandır.
Söylediği yalanları gerçek sanır.
Eleştirileri dinlemez ve eleştirenleri eline geçirdiği ilk fırsatta en gaddar yollardan cezalandırarak kendisinin ne denli büyük olduğunu göstermeye çalışır.
Başarılı olabilirse kendi bilgisizliğini yaygınlaştırabilir ve her tarihsel, toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel ve dinsel gerçeği çarpıtmaya başlar.
Sonra ne mi olur?
Yobaz eğer devletin tepesine sıçrayabilmiş birisiyse vatanın parçalanmasına ve ulusun dağılmasına neden olur!
Düşman ülkeler daima böyle Yobazlar’ın rakip devletin başına gelmesini sağlarlar.
Böylelikle de rakip sayılan ve güçlü olan bir ülke kısa bir süre içinde paramparça edilebilir.
Tüm gücünü yitirir.
Yobaz ise derhal kulvar değiştirir ve ülkesini yıkan ve insanlarını köleleştirenlerin emrinde olduğunu beyan eder ve bu kez de onların adına onlardan fazla ‘Yobazlık’ etmeye başlar!

Sözün özü:
“Engizisyon yıllarında, Hz. İsa adına ‘din’i yöneten papazların halka yaptıkları zulüm ve işkence almış yürümüştür. Bu arada, halk arasında, bir söylenti dolaşır. O gelmiştir! Gelen kişinin adı, söylenmemesine rağmen, papazlar İsa’nın dünyaya döndüğünü anlamışlardır. O kişi, gittiği yerlerde insanları bağrına basmakta, hastaları iyi etmekte ve bir umut ışığı gibi dolaşmaktadır. Büyük papaz emri verir! Adını kimsenin anmadığı kişiyi, hemen karşısına getirirler. Papaz şöyle bir bakar. Evet, o İsa’dır! Papaz, önünde duran İsa’ya bakar ve ‘Bizler senin adına dinin yayılmasını ve kuvvetlenmesini gerçekleştiriyoruz. Sen buralara gelip, işlerimize burnunu sokma. Yoksa, seni de etrafta gördüğün gibi o delik deşik ettiğimiz kişilere döndürebiliriz. İşlerimize karışma. Geldiğin gibi geri dön ve git’ der.”
Dostoyevsky, “Karamazov Kardeşler”
Netice:
Hz Muhammed ya da Gazi Mustafa Kemal Atatürk, mezar’ından kalkıp gelse, bu ortamda duyacağı cevap’lar farklı mıdır?!.
Nokta.

(7 Mayıs 2019) DURUM ANALİZ
Bitmeyen psikolojik harekat:
“TSK, FETÖ’cü dolu!” lakırdıları dolaşmaya devam ediyor.
Velev ki, öyle.
Kapatın TSK’yı, Neo Sevr’ciler rahat etsin.
Nüans?!

Ulan şerefsiz;
Yek gecede, Necdet Özel’i genelkurmay başkanı kim yaptı?
12 Eylül referandum’u üzerinden Gülen’i devlet’in kilit noktalarına kimler sızdırdı?
15 Temmuz süreç’i; Necdet Özel’in atanması, 12 Eylül referandum sonuç’u ile eş’zamanlı yükseldi ise istihbarat ne yapmış?!
Niye, MİT’in içi FETÖ’cü kaynamıyor ya da Emniyet’in içi de hep TSK!?
Yargı’da FETÖ’cüler Cemil Çiçek zamanında yükselmedi mi?!
Milli Eğitim niye hep Gülen’cilerin elindeydi!?
AKP’nin, MHP’nin, CHP’nin, İyi Parti’nin, HDP’nin içinden hem FETÖ’nün hem de Barzan’ın adamları yok mu?!
Bu süreç’in adı “Neo Sevr” ve/veya “kadir mısırlıoğlu” koalisyonu değil ise nedir?!

Demem o ki:
Meydan’ı boş bulmuşlar at koşturuyorlar, cirit oynatıyorlar.
İstihbarat üzerinden “yeni bilinç yarılmaları” üretip, Atatürk Türkiye’sini ters ayak’ta “hazır’ol”da bekletmek istiyorlar.
Oysaki…
Matruşka BOP demek, “istihbarat savaşları” ya da “büyük illüzyonlar çağı” demek.
2007 öncesinde, darbe’lerin en tehlikelisi olan “istihbari darbe” oldu.
“İstihbari darbe” üzerinden “algı” ile oynayıp, ülkenin altını üstüne getirdiler.

Demem şu ki:
Görüldüğü üzere MİT’ten başka “kuyruğu dik” olan ya da “kahraman’kazan” kalmadı.
Özen’le bulandırılan su içinde saklanan hakikat:
Hazine’si başta olmak üzere içi boşaltılan Türkiye ya “neo sevr” güncesi çerçevesinde tasfiye edilecek, Atatürk posteri, Türk bayrağı da süreç’te kalkan olarak kullanılacak…
Ya da büyük resim’de çözüm’ün parçası olacak, çağ’ın ruhu’na hitap edip, karanlıkları yırtıp aydınlık’a doğru yol alacak.
En büyük müsahhih / düzeltmen zaman’dır.
Vahdettin, Osmanlı’ya kazık atan Şerif Hüseyin’in himayesinde can verdi.
Nereden nereye.
Oysaki, Padişah Vahdettin’in, Hüseyin’in canını oracıkta alması gerekmez miydi?!
Ne var ki, Alman’ın oyuncağı olan paşa’lar başta olmak üzere hiçbiri inisiyatif kullanıp, Hüseyin’i katletmedi, ürktü, diken’e su verdi.

Sözün özü:
“Neo Soğuk Savaş” demek, pin pon topu gibi gidip gelen atış’malar serisi demek.
ABD üzerinden top’u raket’liyorlar, Rusya üzerinden karşılayıp, ABD’ye doğru gerisin geri postalıyorlar.
İsrail / İran ve/veya NATO / ŞİÖ benzer hikaye.
Nüans?!
Türkiye, eksen’ler arasında rakip saha’ya çakılan “pin pon top’u”na döndü ise buna izin veren kim, kahraman MİT’çiler niye görevlerini yapmıyor!?
Atatürk Türkiye’si yağmalandı ise erkete’de kimler vardı?!
Nüans?!
Real politik: Acem harp.
Neo Führer Trump.
Halay’cı değiliz, Tango’cuyuz vesselam.

Ezcümle:
Ticani’ye, yobaz’a balyoz.
Nokta.
.
25 Ağustos 2019
Hayrullah Mahmud

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

This Post Has 4 Comments

  1. Kadir

    Sevgili Hayrullah kardeşim;Aynı kulvarda olmamıza rağmen birimiz serbest, birimiz kurbağalama yüzüyor.Olsun.Kulvarın sonu aynı oduğuna göre sorun yok.Akıl,bilim ve düşünme kavramlarınıda,tespitlerimizin içinde kullanırsak sonuç almak belki daha kolay olur.Geleneksel toplumun basit düşünsel araçları ve diğer sistemleriyle, modern dünyanın karmaşık, çok boyutlu, hızla değişen sistemlerini kavrayamayız.Değişim,mevcudun dışına çıkma,daha farklı şeyler yapmak lazım diye düşünüyorum.Günümüzde ”küresel sistem”çok acımasız.Önüne çıkanı buldazer gibi eziyor.Yaşadıklarınıza üzülüyorum.Hani bir deyim vardır”Biz bu yola baş koyduk”diye.Hakikaten dünyada ve ülkemizde çok örneği var.Unutulmuyorlar.Amacım sizi eleştirmek değildi.Bir genelleme yaptım.Farkındaysanız.Sizi ve düşüncelerinizi benimsemesem,saygı duymasam yazmazdım.Farzedelimki eleştirdim.Savunma yapmak,cevap vermek,nerede geçerli biliyorsunuz.Anlatmak,gerekirse defalarca bıkmadan anlatmak gerekiyor.Anlaşılana kadar.Cumhuriyet kurulduğunda anadolu halkı çokmu anlıyordu.Okuma yazma oranı çokmu yüksekti.Teoriler pratiğe döküldüğü için ve bu güne yansımaları devam ettiği için hala ayakta kalabiliyoruz.Bir kuram soyut bir yapıdır. Oysa geleneksel toplumlar somut yapılarla yaşarlar, yaşadıklarını soyut sistemlere dönüştürme gereksinmesini duymazlar. Gündelik yaşamın somut sorunları yine somut yollarla ve hemen çözülür; daha geniş yorumlara, ileriye yönelik akılyürütmelere gerek kalmaz. Kısa vadeli çözümler yeğlenir, geleceğe bakmak akla gelmez.Kısaca anlatmaya ,güç birliğine,örgütlenmeye,teşkilatlanmaya yani(sistemli düşünme) ye,çocuklarımıza iyi bir TÜRKİYE bırakalım istiyorum.

  2. Kadir

    Ve Sokrat odanın içinde yürümeye başladı. Daha sonra bacaklarının ağırlaştığını söyleyerek, sırtüstü uzandı. Görevli Sokrat’ı eliyle yoklayarak çimdikledi ve bir şey hissedip hissetmediğini sordu. Sokrat, hiçbir şey hissetmiyordu! Sokrates’in tüm vücudu uyuşmaya ve soğumaya başlamıştı. Zehir kalbe ulaştığında ise Sokrat artık aralarında olmayacaktı. Vücudundaki soğukluk karnına kadar gelince Sokrat yüzünü açtı ve “Kriton, bizim Asklepios’a bir horoz borcumuz var. Bu borcu ödeyin, sakın ihmal etmeyin!” dedi. Kriton, “Tamam efendim, başka bir diyeceğiniz var mı?” diye sordu. Hiç cevap gelmedi. Vücudunda bir sarsılma olan Sokrates’in yüzünü açan görevli, Sokrates’in gözlerinin tavana dikildiğini gördü, hareketsizce!

    ”Sokrates’in ölümü samimiyetin zirvesidir. Çünkü o, düşüncenin bağımsızlığı ve kendine saygı uğruna ölünebileceğini ispat etmiştir”. Sokrates’in savunması mahkemeye damgasını vururken, ne yazık ki bu elem kararın alınmasının önüne geçememiştir. Onu mahkûm ettirenler ve edenler unutuldular. Unutulmayanlarsa geride sadece kötü bir nam bıraktılar. Oysa Sokrat 25 yüzyıldır eşsiz karakteriyle ideal bir insan olarak hâlâ yaşamaya devam ediyor.M.K.Atatürk’de ”Akılcı ve bilimsel düşünce”sini gerçekleştirmek için ölümü göze aldı.Tabiki bizler ölmeyelim.Ama bu biyolejik,kimyasal,hormonal,’ANİMAL’ yapımızla zaten bizi bu topraklarda yaşatmayacaklar.

    1. fatma gurman

      eğer intihar etmeseydi sokrates’i de bugün kimse hatırlamazdı zira onun gibi zamanın eğemenleri tarafından suçlanan, sürülen ama intihar etmeyen bir sürü düşünür vardı ama hiçbirinin adı bugün bilinmiyor…ölümün samimiyeti mi ??? sokrates’in yargılandığı dönemde yunanistan’da ölüm cezası olmadığını not eden tarihçiler var…kanunlarda en ağır ceza sürgünmüş…sokrates de en fazla bir çok sürülen düşünürden sadece biri olurdu…unutulur giderdi…intiharı bunu kendine yediremediğini gösteriyor…

  3. fatma gurman

    a.altındal’ın yobazlık tarifine göre devleti kim yönetiyor sorusuna “yobazlık” diye cevap verilebilir…

Yoruma kapalı.