Geldikleri gibi giderlermiş!..

Geldikleri gibi giderlermiş!..

mfarac

Mısır’da halk mı kaotik ve karanlık gidişata müdahale etti, ordu mu darbe yaptı tartışmaları içinde verilecek en net yanıt bellidir aslında… Biraz tarafsız olabilecek her “adam” şu gerçeğin üzerine parmağını basabilir; Hüsnü Mübarek’in başına ne geldiyse Muhammed Mursi’nin başına da o geldi…

O yüzden neredeyse, ülkemizde asker uğurlayanları bile “militarist” olarak suçlayabilen zırtaboz dönekler başta olmak üzere kimse kıvırtmasın; halk önce Mübarek yönetimine isyan edince ordu müdahale etti şimdi de Mursi, ülkeyi şeriat devletine götürmeye çalışırken halk ayaklandı…

Mısır’daki değişim- dönüşüm çok hızlı yaşandı; Mursi aslında geldiği gibi hızlıca gitti!.. Halk müdahalesiyle geldi yine halk müdahalesiyle yolcu edildi… Ordu ise Mursi karşıtları ve yanlılarının olası bir iç savaşına karşı set çekmek zorunda bırakıldı…

Yani Kahire halkı, şimdilerde “anti militarist”çilik oynayan bizim 12 Eylül destekçisi dönek Truva kısrakları gibi tankların arkasına düşüp “yaşa varol asker” diye bağırmadı… Tanklar Tahrir Meydanı’na geldiğinde, gerçek demokrasi isteyen Mısırlılar günler öncesinden zaten oradaydı…

Ordu’nun, halkın arkasında durmasının gerekçesi de çok gecikmeden ortaya çıktı zaten… Baksanıza; halk müdahalesinin ardından, kaos ve çatışmanın olacağı belliymiş ki, dün Mısır’ın bir çok kentinde radikal dinci Mursi yandaşları, ordu mensuplarına silahlı saldırılar düzenledi… Bir çok bölgede olağanüstü hal ilan edilmesinden de anlaşılıyor ki, Mısır’da kaos büyüyecek ancak sonunda özgür ve uygar yaşamakta ısrar eden halkın iradesi kazanacak…

Mursi-vur-si!..

Peki, 1 yıl 4 ay önce seçimle (yüzde 51) göreve gelen bir cumhurbaşkanı nasıl oldu da bu kadar kısa sürede halkın öfkesini çekti?.. Nasıl oldu da umut görülenler, umudun yıkım müteahhitlerine dönüşüverdi?.. Nasıl bir kısır döngü ve nasıl bir erozyondur bu?..

Bu soruların yanıtı yakın ve tanıdık aslında; düpedüz iktidar şımarıklığı… Ne oldum delisi havaları… Hükümet olma pervasızlığı… “Ali kıran baş kesen” zihniyeti ve külhanbeyi politikasıyla “ben yaptım, oldu bitti maşallah” siyaseti!..

Sandık hilelerine de güvenerek seçim demokrasisinin gazıyla “halkın yarısı beni istedi, ben de istediğimi yaparım” zihniyeti Mursi’nin de sonunu getirdi… Anlaşıldı ki, seçim tek başına bir demokrasi çemberi olamıyormuş!..

Her iktidar sarhoşu gibi Mursi ve yandaşları da bu gerçeği anlamadı işte… Arkasına Ihvan-ı Müslümin (Müslüman Kardeşler) örgütünün desteğini de alan Mursi, yalnızca Ortadoğu’yu kan ve kaosa terk eden BOP’un dayatmalarıyla şekillendirilen, uluslar arası emperyal siyasetten beslenmedi…

Mursi, Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi’nin sonunu yaşamamak için kendisini göreve getiren ABD destekli güçlerin de kışkırtmasıyla; her inanç ve siyaset grubundan insanların yaşadığı ülkeyi kısa sürede altını üstüne getirmeye çalıştı… Yani sistemin damarlarına çok çabuk nüfuz etmeye çalıştı ve rejimin sigortasındaki kabloları attırıverdi!..

Örneğin tüm Arap coğrafyasında olduğu gibi, radikal dinci iktidarların karşısında durabilecek askeri yapıya çok hızlı müdahale etti ve Mısır Anayasası’nda orduya verilen geniş yetkileri önemli ölçüde azalttı… Ihvancı lider, Mübarek yanlısı komutanları vakit geçirmeden tasfiye ederek hükümdarlık yolunda rahat ilerleyebileceğini sandı…

İşte kriz hataları!..

Peki, Mursi’yi kısa süreli hükümdarlığın kaotik sonuna hangi gerekçeler sürükledi?.. Mısır halkını tıpkı Türkiye’deki “Gezi” direnişi gibi Tahrir Meydanı’na yığan sorunların ana kaynağı neydi acaba?.. Ülkemizde de olduğu gibi milyonlarca kadın niçin Mursi aleyhine çığlıklar attı?..

Önemli petrol kaynakları ve yer altı zenginlikleri, dünyayı kıskandıran kültürel varlıkları ve büyük turizm gelirlerine rağmen ekonomik sıkıntıların aşılamadığı Mısır’da, “İslam çözümdür” sloganını dayanak alan Musri, ciddi yanılgılara düşerek kendi sonunu hazırladı… Yani umut özlemi, onun hızlı ve pervasız hatalarıyla bir anda kaos tepkisine dönüştü.

Mısır’ın da herhalde Türkiye gibi her gelene “Yeşil Kart” gösterecek bir sistemi olmadığı için, yüzde 25’e ulaşan işsizlik altında bunalan kitleler, refah ve ekonomik kalkınmayla ilgili bir ipucu göremedi ve Ihvancı iktidara kırmızı kartı çok erken gösterdi!..

Yani yeşil siyasetle din tacirliğinin karın doyurmadığını anlayan kitlelerdeki öfke, siyasal tepkiye dönüştü, rejimle ilgili kaygılar da kaosu tetikledi!.. Mısır toplumu, gidişatın hiç de iyi olmadığını çabuk görebildi…

İşte tüm bunlar yaşanırken Mursi çok daha tehlikeli hatalar yapmaya devam etti… Örneğin ülkenin rejim yapısını Ihvancı-Selefici çizgiye çekebilecek bir Anayasa hazırlığına girişirken, yazım işini de radikal dinci temsilcilere emanet etti.

Bu çalışma sürerken, şimdilerde Suriye’de olmak üzere Afganistan ve Pakistan gibi ülkelerde faaliyet gösteren Mısırlı Selefi El-Kaide militanlarının şiddet eylemleri de kitlelerdeki paniği hortlattı!..

Bu sırada muhalefetin tepkilerini ve uzlaşma önerilerini de reddeden Mursi, topluma İslamcı Anayasayı kabul ettirmek için siyasal ve sosyal açıdan kemerleri sıkınca, toplumdaki refleks ciddi biçimde devinim kazandı.

Yani anlayacağınız; “yüzde 51” şımarıklığıyla otoriter bir çizgide pervasızca ilerlemeye çalışan Mursi; toplumun, “Tahrir Meydanı” öfkesiyle görevden uzaklaştırdığı Hüsnü Mübarek’in “Firavun” lakabını da çok hızlı biçimde boynuna astı…

Gelelim bu süreçten alınacak çok önemli derslere… Tabi ki batılı diplomatların Türk medyasına yansıyan “Mursi, Türkiye’de 20 yıl alan şeyleri iki ayda yapmaya kalktı” yorumuna itiraz şansımız olamaz…

Erdoğan’ın; Mısır’daki olaylar sırasında Mübarek’e tepki göstererek, “halkın sesine kulak verilmeli” şeklindeki desteği günümüzde ciddi bir paradoksa dönüşürken, Tahrir’deki çift taraflı devinim, tarihin özellikle gerçek demokrasi ve aydınlanma açısından çok hızlı ve beklenmedik biçimde tekerrür edebileceğini de kanıtladı…

Birileri; bu tekerrürden ders mi alacak yoksa “ileri” safsatasıyla geriye dayatılan demokrasi “araç”ının tekerlekleri altında mı kalacak, bunu da zaman gösterecek!..

Mehmet Faraç – Aydınlık

This Post Has 2 Comments

  1. zalim

    RTE yi protesto etmek haramdir diyen; Mursi acaba kendisi icin ne düsünüyor?:))

  2. Dara Çolakoğlu

    Tabii ki kadınlar ayaklanacak çünkü ŞERİAT kadınların yaşayan ölü olması demektir. Pis herifler bütün politikalarını kadınların üzerinden oluşturuyorlar. Şeriat, insanlığın yarısını oluşturan kadınların PASPAS edilmesi demektir. Kadınların nefes alamaması demektir. Siz de muhtemelen erkek bir yazar olduğunuz için kadınların isyanına 1 satırcık ayırırken demokrasi memokrasi seçim yüzdeleri vb detaylara takılıyorsunuz. Protesto ediyorum.

Yoruma kapalı.