Anomi…

Anomi…

Ahmet Gürsoy

Her şeyde bir çürümüşlük var. Hiçbir şeyin ölçütü yok ve kural tanımazlık aldı başını gidiyor.

İktidar partisi İzmir’de aday tanıtımı yapıyor.

Ertesi gün iktidar medyasında bir haberin başlığı şu: “Gelin İzmir’i kurtarın..”

Gidip bir gazete satın alıyorsun ve aldığın gazete sana İzmir işgal edilmiş gibi haber yapıp sana satıyor.

Hani dini ahlak?

Yok!..

Hani basın ahlakı, iş ahlakı, okuyucuya saygı, insana hürmet?

Hani dürüstlük, imanlı insanın ölçütleri?

O da yok..

İçinde bulunduğumuz çürümüşlüğün delili işte budur.

Anaya ne oldu?..

İnsanın içine dokunan bir başka haber neydi derseniz, derim ki: Bir ananın 2,5-3 yaşındaki oğlunu cebine “bakamıyorum” diye bir not koyduktan sonra sokağa bırakmasıdır.

Bu kadını tanımıyoruz.

Hasta mıdır?

Gerçekten yoksul mudur?

Çocuğuna bırakmasına neden olan daha başka bilmediğimiz neyi vardır; onu da bilmiyoruz. Ama ana ile çocuk arasındaki psikolojik bağı dikkate aldığımızda kolay koparılmayacak bir bağın koptuğunu görüyoruz.

O noktaya nasıl geldiği gizemini koruya dursun, ana-çocuk ilişkisinde kopan bir başka şey daha var: Sosyal/toplumsal bağ.

Başta kadın cinayetleri, haksızlıklar, adaletsizlikler, işsizlik, vb. dikkate alındığında bütün bunların hepimize söylediği bir şey var: Toplumsal beklentiler karşılanmıyor. İşte bu durumun sonucu; değer yitimi, değerler karmaşasıdır.

Ananın çocuğunu terk etmesi, gazetenin okuyucusunu aldatması, ekonomik sebeplerle iş adamlarının ülkesini terk etmek zorunda kalması, kişinin adalet beklentisinin hüsrana dönüşmesi, boşanmaların artması, kişinin yazılı sınavdan yüksek puan almasına rağmen sözlü sınavda elenmesi gibi olaylar sosyal hastalıkların, toplumsal bunalımların göstergesidir.

Böyle bir gelişimsel süreç devam ettiğinde; önce güven bunalımı, eş zamanlı olarak değerler karmaşası, bağlı olarak, sosyal karmaşa, sonuç olarak Durkheim’in kuramsal tespitiyle ANOMİ ortaya çıkar.

Bütün bunlar, siyasal işlev bozukluğuna bağlı olarak, kurumsal işlev bozukluklarının göstergesidir.

Eşitsiz, adil olmayan, insan haklarını göz ardı eden, ahlaki davranmayan hükümetlerin iktidar süreci uzadıkça toplumda travmalar artacaktır.

Nitekim içinde bulunduğumuz süreçte yaşanan bir dizi olayda görüldüğü gibi Türkiye’de travmatik hâl arttı.

Çünkü iktidar sahipleri uyguladıkları politikalarla devletin kurumlarında işlev bozukluğu yaratmış, bunun sonucu olarak da toplumu önce değer yitimine bağlı olarak da anomiye doğru sürüklenmiştir.

Maalesef Türkiye’de halk ve birçok aydın toplumun hastalandığının farkında değil. Ve kimse çare üretmek gerektiğini de akıl etmiyor.

Yeniçağ

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!