BÜYÜK BOZKIRIN YEDİ ÖZELLİĞİ NURSULTAN NAZARBAYEV :(I)

BÜYÜK BOZKIRIN YEDİ ÖZELLİĞİ NURSULTAN NAZARBAYEV :(I)

  • Post author:
  • Post category:Güncel
BÜYÜK BOZKIRIN YEDİ ÖZELLİĞİ NURSULTAN NAZARBAYEV :
HAZIRLAYAN: M. KEMAL SALLI SUNUŞ:
Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in hem geçmişte yaşadıkları sıkıntıları ve gerçekleştirdikleri başarıları hem de 2030 ve 2050 yılına uzanan stratejilerinin ana hatlarını anlattığı “Ulusa Sesleniş” konuşmaları, aslında Kazakistan’ın çok önemli geçiş dönemini özetleyen tarihi bir belge niteliğindedir.
Nazarbayev’in “Ulusa Sesleniş”leri, dünyanın bir küresel kriz paralelinde yaşamakta olduğu sancılı bir değişim ve dönüşüm sürecinin de özetidir. Nazarbayev’in, Kazakistan bağımsızlığını kazanmasından bu yana yaşananlar üzerinden anlattıkları, yalnızca Kazakistan’ı ilgilendiren konular değildir. İnanıyoruz ki, Kazakistan’ın Nursultan Nazarbayev önderliğinde ve denge politikası eşliğinde gerçekleştirdiği başarılar dizisi, Grigoriy Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabı gibi okullarda ders olarak okutulacaktır. Küresel krizin olumsuz etkileri derinleşerek sürmekte, ekonomik kriz küresel siyasi krize dönüşmektedir. Yalnızca geçmişe değil, geleceğe de ışık tutması açısından, Nazarbayev’in “Büyük Bozkır’ın Yedi Özelliği”ni hepimiz dikkatle okumalı ve dersler çıkarmalıyız. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in bu yıl yayınladığı “Büyük Bozkırın Yedi Özelliği” başlıklı makalesini tam metin olarak veriyoruz. M. KEMAL SALLI
“Mekân her şeyin, zaman tüm olayların ölçüsüdür. Mekân ile zamanın kesiştiği yerde millî tarih başlar.” Bu, sıradan bir özdeyiş değildir. Almanların, İtalyanların ya da Hindistanlıların geçmişini incelediğimizde, haklı olarak onların binlerce yılı kapsayan tarihlerindeki büyük başarıları ile yaşadıkları topraklar arasındaki bağlantıyla ilgili soruların meydana gelmesi doğaldır. Tabii ki, Eski Roma günümüzdeki İtalya değildir, ancak İtalyanlar kendilerinin tarihî kökleriyle övünürler. Eski Gotlar ile günümüzdeki Almanlar da bir değildir, ancak onlar da Almanya’nın tarihî mirasının bir parçasıdır. Çok etnik zengin kültüre sahip Eski Hindistan ile günümüzdeki Hintlileri, tarihin kesintisiz akışında gelişimini sürdürmekte olan özgün bir uygarlık olarak incelemek mümkündür. Bu, tarihe karşı sergilenen doğru yaklaşım olmakla birlikte, köklerimizi tanımaya, millî tarihimizi derinden inceleyerek çözülmemiş düğümlerini aydınlatmaya imkan sağlar. Kazakistan tarihi de ayrı ayrı parçalar halinde değil, çağdaş bilimin yöntemleriyle bütün olarak anlaşılmalıdır. Bunun için net delillerimiz de mevcuttur.
Birinci olarak, katkılarından daha sonra söz edilecek Protodevlet Birlikleri’nin büyük bir kısmı, bugünkü Kazakistan topraklarında kurulmuş ve Kazak milletinin etnik kökeninin temel unsurlarını oluşturmuştur. İkinci olarak sözünü edeceğimiz önemli kültürel başarılar, bozkırlara dışarıdan gelmedi, aksine, büyük bir kısmı bizim topraklarımızda icat edildi ve daha sonra Batı ile Doğuya, Güney ile Kuzeye yayıldı. Üçüncü olarak, son yıllarda bulunan tarihî abideler, atalarımızın kendi dönemlerindeki en ileri ve en iyi teknolojik yeniliklerle doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu abideler, dünya tarihindeki Büyük Bozkır’ın önemine farklı bakmamızı sağlamaktadır. Kazaklar arasındaki bazı boy isimleri “Kazak” etnoniminden çok daha önce ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar millî tarihimizin bugüne kadar söylenegelen dönemden çok öncelere dayandığına işaret eder. Avrupa merkezli bakış açısı, Sakalar ile Hunların ve Eski Türk boylarının milletimizin tarihî kökeninin ayrılmaz bir parçası olduğu olgusunu görmemizi engellemiştir. Bununla birlikte, burada üzerinde duracağımız konu, uzun zamandan beri yaşamlarını topraklarımızda sürdüren etnik gruplar için ortak olan Kazakistan tarihidir. Bu tarih, farklı etnik grup temsilcilerinin katkıda bulundukları ortak bir tarihtir.

Bugün tarihimiz olumlu bakış açısına ihtiyaç duymaktadır. Ancak, herhangi bir tarihî olay seçmeli ve konjonktür bakış açısıyla aydınlatılmamalıdır. Beyaz ile siyah birbirinden ayrı düşünülemez. İkisi birlikte hem bireyin, hem bütün bir halkın hayatına özel bir renk katar. Tarihimizde kaygı dolu sayfalar ile trajediler, şiddetli savaşlar ve çatışmalar, tehlikeli deneyler ile siyasi sürgünler yaşandı. Bunu unutamayız, unutmamalıyız. Çok yönlü ve hacimli tarihimizi doğru algılayıp kabul etmemiz gerek. Niyetimiz, diğer halkların rolünü küçümsemek suretiyle kendimizi yüceltmek değildir. En önemlisi, net bilimsel olgu ve verilere dayanarak, küresel tarihteki rolümüzü soğukkanlı ve objektif bir biçimde algılamaktır.

Büyük Bozkırın yedi özelliği nedir?
І. MİLLÎ TARİHTEKİ MEKÂN VE ZAMAN Topraklarımızın maddi kültüre ait birçok eşyanın meydana geldiği bir yer olduğunu söylersek abartmış olmayız. Günümüzdeki modern toplum hayatının ayrılmaz parçası hâline gelen birçok eşya, o dönemde bizim topraklarda üretilmiştir. Büyük bozkırda yaşayan insanlar, gelişimi sırasında birçok teknik keşifler yaparak, daha önce kullanılmayan yeni aletler üretmişlerdir. İnsanoğlu bunları dünyanın dört bir yanında hâlen kullanmaktadır. Eski vakayinameler bugünkü Kazakların atalarının uçsuz bucaksız Avrasya kıtasındaki siyasi ve ekonomik tarihin yönünü defalarca değiştirdiğini kaydetmektedir.
1. АTA BİNME KÜLTÜRÜ Tarihten bilindiği gibi ata binme kültürü ile at yetiştiriciliği bütün dünyaya Büyük Bozkırdan yayılmıştır. Ülkemizin kuzey bölgesindeki neolit devrine ait Botay Obası’nda yapılan kazı çalışmaları, atın ilk defa günümüz Kazakistan topraklarında evcilleştirildiğini ispatlamıştır. Atalarımız atı evcilleştirmekle kendi devri için büyük bir üstünlük kazanmış, küresel açıdan ise, günlük hayat ve askerî alanda eşi benzeri görülmemiş bir ihtilal yapmıştır. Atın evcilleştirilmesi ata binme kültürüne temel oluşturmuş, yay, mızrak veya kılıç kuşanmış süvari ise, tarih sahnesine göçebelerin kurduğu büyük imparatorlukların çıktığı dönemin sembolü hâline gelmiştir. Bayraklı süvari, resmi kahramanlar devrinin en çok bilinen belirtkesidir. Aynı zamanda binicilik kültürüyle ilişkili ortaya çıkan göçebeler dünyasına ait bir “kültür kodudur”. Otomobil motorlarının gücü hâlen beygir gücüyle ölçülür. Bu eski gelenek, süvarilerin cihanda üstünlük kurduğu büyük devre duyulan saygının bir işaretidir.

Biz, Eski Kazak topraklarından dünyanın dört bir yanına yayılan bu büyük teknoloji ihtilalinin meyvesini insanlığın XIX.Yüzyıl’a kadar kullandığını unutmamalıyız.
Çağdaş kıyafetler tarihi, Bozkır Medeniyeti’nin eski dönemlerine kadar iner. Аta binme kültürü süvari için uygun kıyafet tarzını yaratmıştır. Аtalarımız atın üzerinde rahat edebilmek için kıyafetleri ilk defa alt ve üst olarak ikiye ayırmıştır. Böylece pantolonların ilk modeli ortaya çıkmıştır. Bu, süvarilere ata binerken ve atın üzerinde savaşırken engelsiz hareket etme imkanı sağlamıştır. Bozkır sakinleri pantolonları deri, keçe, yün, keten ve kenevirden dikmişlerdir. Binlerce yıl geçmesine rağmen, pantolonda bir değişiklik yaşanmadı. Kazı çalışmaları sırasında bulunan eski pantolonların bugünkü pantolonlardan da hiçbir farkı yoktur. Bununla birlikte, günümüzdeki bütün çizme türlerinin göçebeler at binerken giydikleri ökçeli yumuşak çizmelerin “varisleri” olduğu bilinir. Yaşamlarının büyük bir kısmını at üzerinde geçiren göçebeler, ata daha serbest binmek için, yüksek eyer ve üzengiyi icat etmişlerdir. Bu icat biniciye at üzerinde sağlam oturmayı ve hızlı hareket sırasında bile, elindeki silahı hiç zorlanmadan ve etkili bir şekilde kullanmasına yardımcı olmuştur.
Atalarımız at üzerinde atıcılığı da iyice geliştirmiştir. Buna bağlı olarak yayın yapısı da değişmiş, terkipli, kullanışlı ve güçlü hâle gelmiştir. Oklara zırhları delik deşik eden metal ok ucu ile kuş tüyü eklenmiştir. Kazakistan topraklarında yaşayan Türk boylarının icat ettiği yeni bir teknolojik gelişmelerin biri de kılıçtır. Kılıcı özel yapan ok gibi düz veya eğrice yüzüdür. Bu silah en önemli ve yaygın hâle gelen savaş aracı olmuştur. Binici ile bindiği atı korumak için kullanılan zırhı da ilk defa bizim ecdatlarımız icat etmiştir. Avrasya göçebelerinin önemli askerî icadı olarak kabul edilen zırhlı süvari, bu şekilde ortaya çıkmıştır. Süvarinin M.Ö. I. Bin yıl ile Miladi I. Yüzyıl arasındaki evrimi, ateşli silah icat edilip geniş kitlelerce kullanıma girene kadarki uzun bir sürede, göçebelere askerî üstünlük sağlayan ağır zırhlı süvarinin ortaya çıkmasında da etkili olmuştur.Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/kultur-ve-sanat/buyuk-bozkirin-yedi-ozelliginursultan-nazarbayev-h133858.html

Önce Vatan Gazetesi

devam edecek