Ak “Corruption” ve/veya Ak F’are’lerde “katalepsiy” sendromu?!

Ak “Corruption” ve/veya Ak F’are’lerde “katalepsiy” sendromu?!

hamahmut

(ya da Neo Hitler’den “Götterdammerung – Tanrı’nın şafağı” rüzgarı ve/veya Devlet’ler neden kurtlanır, insanlar niçin kurtlanır, toplumlar niye kurtlanır?!)
“Altın ateşle, kadın altınla, erkek kadınla imtihan edilir!”
Alman atasözü
“Gezi” dönüşü?!
Yer: Atatürk Havalimanı
Zaman: Kurtlar Vadisi akşamından Cuma’ya dönmüş!
Havalimanı tıklım tıklım.
Polat Alemdar, Memati, Abdülhey’leşmiş kalabalık orada!
Sloganlar yeri göğü inletiyor!
Erdoğan’ın ses’ini bastırıyor!
İşte o sloganlardan birkaçı:
“Azınlık şaşırma, sabrımızı taşırma!”
“Polise uzanan eller kırılsın!”
“Tayyip sana canımız feda!”
“Geliyor, geliyor büyük usta geliyor!”
“İşaretin yeter!”
“Sayın Başbakanımız, Faiz lobisiyle Verdiğiniz Mücadelede Sizin Yanınızdayız!
Muhsin Yazıcıoğlu Yol Arkadaşları”
Vb.
Demem o ki:
“Deliğe süpürmeyin Acem HAARP’inde kullanın” ricası bağlamında “itina” ile Saddamlaştırılan Erdoğan tablosu vardı!
Neo 27 Mayıs Direniş’i?!
Gezi dönüşü Neo Saddam gitti neo Hitler geldi!
“Neo Hitler” tespiti daha önce yapılmıştı diyen şaşkın okur çıkar diye söylüyorum, 2002 – 2007 dönemi iç’e, Laik Türkiye’ye dönüktü!
2007 – 2013 dönemi ise BOP’taki med & cezir kapsamında yükseliyor!
Demem şu ki:
İmamokrat?!
Yani?!
Neo Hitler?!
Yani?!
Artık Türkiye’deki Mason’lar, Yahudiler, Laik Türkiye’yi satıp karşı devrimciler üzerinden “kazan & kazan” oynayan’lar güven’de değil!
Sözün özü:
Gezi dönüşü Erdoğan’ı karşılayan kalabalık ve attıkları sloganlar bir şey’lerin habercisi!
Türkiye’de iç savaş hazırlığı?!
Doğu Roma / Batı Roma kamplaşması!?
Netice:
2013 realitesi?!
Önce güvenlik!
Ulusal güvenlik!
Enerji boru hatlarının güvenlik’i?!
Derinleşen kaos ortamı ve/veya kalmayan huzur ve güven ortamı bağlamında, Türkiye hızla “Neo 12 Eylül şartları”na doğru sürükleniyor!
Neden?!
AKP’nin mecburiyetleri ve/veya liyakat sahibi olmadan makam sahibi olan yöneticiler yüzünden!
Bumerang zamanlar!?
Nokta.
OKUR DİYOR Kİ?!
Cem Çetinyol: O zaman bu eylemler İran Seçimleri sonuçlanıncaya kadar devam etmeli, yani teyyip suriyeye herhangi bir müdahale içine girmesine izin verilmemeli,,,iran seçimlerinden sonra ülkeler tavırlarını aldıktan sonra zaten Hayrullah Bey in dediği gibi zaten küresel güçler akp sözünü tutmaması üzerine tepesine çökecek,,yalnız tayyip bunu farkettiği için köşeye sıkışan kedi gibi beni satarsanız iç savaş çıkartırım sizide yakarım demek istiyor ve ben ülkenin iç savaşa gideceği düşüncesindeyim maalesef ,,abd küresel güçler askeri darbe olmasa bile farklı bir biçimde darbeyle akp yi indirecekler,,,askerimiz kesinlikle karışmamalı kastım akp nin özel i değil o herşeye atlar
(FVM3)
&
evren mutlu: küçük bir hatırlatma: yorum bana ait değil, belki bir isim benzerliği olabilir veya sizdemi bir yanlışlık oldu, ben böyle birşey yazdığımı hatırlamıyorum, o yazıyı tekrar kontrol ettim yazdığımı göremedim(yoksa bilgisayaramı girdiler:))ayrıca yazdığınız 7 şıkka sonuna kadar katılıyorum, bu tip toplu girişimler plan programla daha bir dinamizm kazanır, hep ondan yanayım; soğukkanlılıkla devam diyorum ve şu yorumu ekliyorum:
az önce patlak ampul…yazınızı gülerek okudum, bende yaratıcı olmak adına-pek olmasada, bir şeyler eklemek istedim: nasıl birbirlerinin tuzağına düştüler değil mi! birazda biz onlarla kafa bulalım hatta yeni sloganımız şu olsun: tencere tava hepsi aynı hava! kendilerine ayrıca teşekkürü borç biliriz sayelerinde Ülke tanıtımına katkıda bulunuyoruz..valla 1 haftada alışkanlık oldu daha ne hinlik yapsakda bunları iyi bir oynatsak der dururuz… mesela kendileri gibi bir günümüz bir günümüzü tutmasa, bugün tayyipçi olsak yarın gülcü sonraki gün ikisinede güle güle merhaba kılıçdaroğlu/bahçelimi desek, hatta dünya liginden karma akiller grubu kursak-bruce willis, çapulcu chomksy ve Ülkemin nerede olduğunu dahi bilmeyen diğerleri ……boşlukları doldurunuz… sonra en güvenilir politikacı yarışması düzenlesek-paraların yerini önce kim ifşa edecek yarışması? nede olsa şimdiden şirin görünme ve onu değil beni seç psikozuna girdiler, ve ardından da hiçbirşey yapmamışlar gibi, çabalarını görmezden gelip üzgünüz gizli tanıklığınız kabul edilmedi desek-hani bizim dilekçelere bilmemne yasasının bilmemne bildirimi gereği konunuz bu bağlamda değerlendirilememiştir gibi başımızdan savsaklasak cezayı kessek! ezcümle son birkaç gündür halk için dört dönüp durdular; polisler çiçek verdi, ininden çıkan bir c.başkanı gülücükler dağıttı, gönülleri fethetti: “halkımız batı tipi bir eylem gerçekleştirmiştir bu arap baharı değildir” yani kendileri akıllıdır diyor, lütfen yani kim demiş sayın presidentim ılık islamcı diye! zinhar o ve kendisinin takdiriyle bizler birer oyropalıyız…(olaki poliste cayıp çapulculara geçerse diye mi nedir!)… basının güzelcelerine gelince: onlarda kafa hepten karışık, ilk günlerde penguen belgeseli veren tvler son 2-3 gündür ya bu ne olaki, birimi kışkırttıki, halkın istekleri ne, amaç ne? cinsinden panik atak halindeler..teorilerden sıvama birşeyler yapmaya çalışıyorlar ama ölçü tutmuyor…
(Blogspot)
&
Adsız: Sayın Özgür, Soruma cevaben yazdığınız yazı için Teşekkür ederim .”Bir de pamuk eller cebe, AKP üzerinden çok kazandılar, tasfiye sürecini finanse etmeliler değil mi?!” demişsiniz. Bunu ancak DMC gibi ileriyi göremeyip durumun bu hale gelmesinde parmağı olan ve telafi etmek isteyen parası bol Holdinglerin yapmasını sağlamak lazım. Yurtdışı sermaye kendi çıkarları adına birşey olmazsa hareket edeceğini zannetmiyorum. Ama 1 numara ve F’Cemaat kendisini herzamanki gibi çok iyi saklıyor.Sosyal Medyada soruyorum, Neden bunların aleyhine bir tek slogan duymuyoruz diye; halen daha cevap yok.Sizce görüntü olduğunu iddia ettiğiniz; kendi kanalı vasıtasıyla sadece İP dile getiriyor Gül Gülen gitmeli diye, bunların da ne yapmak istediklerini anlayamıyorum, yazıyorsunuz ama,bir hareket yapıyorlar, şaşırtıyorlar. Alanda Atatürk’ün resminin olduğu tek bayrak TGB’nin bayrağı.KESK akil başkanı PKK propogandasına başladığı anda geri çekilenler de onlardı. Bu ne yaman çelişki.?Teşekkür ederim. – Ayandon ve/veya Yüzde 60?!
(Blogspot)
Amerikalı gazeteci Atatürk’e sorar:
“Yönetimde nasıl başarılı oluyorsunuz?”
Gazi cevap verir:
“Ben nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O başarıya neler engel olabilir diye düşünürüm. Engelleri kaldırdın mı, başarı kendi kendine gelir!”
Sözün özü:
Devir “Yeni Nesil Gazetecilik” Devri!
Şartlar dayatıyor!
Netice:
“Belli ki slogan şudur: Başarıyı tartışamazsınız!”
Reklamcılıktan Nefret Eden Reklamcı
Star Wars ve/veya Ak Topaç?!
Kitabın adı: Reklamcılıktan Nefret Eden Reklamcı
Yazarı: Howard Gossage
Çeviri: Aytül Özer
Kapital Medya A.Ş.
Nisan 2007
488 sayfa
17.50 TL.
(…)
Sayfa 21:
Reklamcılık, “39 centlik bir raptiyeye vurulan milyarlarca dolarlık bir çekiçtir. Sektörde bu işe saygı duyan tek bir birinci sınıf beyin tanımıyorum.”
(…)
Sayfa 37:
Howard’ın dediği gibi ” bir fili öldürmek için her yerini yaralamanız gerekmez. Doğru yere tek bir kez ateş etmek yeterli olacaktır.”
(…)
Sayfa 39:
“Tüketicilere nasıl reklamlar istediklerini sormak bir kürek mahkumuna işi konusunda beden eğitimi açısından ne düşündüğünü sormak gibidir.”
(…)
Sayfa 67:
İyi bir buluş, birincisi, gereksiz olmalıdır. İkincisi, yüzde 50 kaygılı karalamalar, yüzde 37 reklam, yüzde 90 ambalaj ve yüzde 0.5 gerçek malzemeler.
(…)
Sayfa 92:
“Peynirle tuzak hazırlarken her zaman fareye de yer bırakın.”
(…)
Sayfa 92:
“Herkesi şaşırtmak için Fransızca’ya gereksinim duymayalı çok uzun zaman oldu.”
(…)
Sayfa 95:
“Dallaslı Bir Yurttaştan Muhtıra / Memo from a Dallas citizen!”
(…)
Sayfa 143:
Freud’a göre “tabunun temeli bilinçaltında güçlü bir eğilim olarak bulunun yasak eylem!”
(…)
Sayfa 155:
Bir zamanlar bir pelerin ve bir takım elbise üreticisi Roma’ya gitmiş ve oradayken Papa’nın huzuruna kabul edilmeyi başarmıştı. Döndüğünde bir arkadaşı “Papa nasıl görünüyordu?”diye sordu. Terzi şöyle yanıtladı: “41 beden!”
(…)
Sayfa 173:
Pink Air Pipeline / Pembe Hava Boru Hattı
(…)
Sayfa 197:
Fare Şoku: “Nüfus yaşamı zorlaştıracak kadar yüksek düzeyde artış gösterdiğinde, fareler katalepsiye (İstenç yitimine) benzer bir şok hastalığa tutuluyor.” Şimdi, fare şoku semptomlarının nasıl tanımlandığına dikkat etmenizi istiyorum: “Yaşadıkları stres artar. Titrer ve sarsılır ve ardından amaçsızca koşmaya başlarlar.”
(…)
Sayfa 212:
Reklam yazarlığı gerçek yazarlık değildir, başka bir şeydir.
(…)
Sayfa 217:
Bana kalırsa, basın özgürlüğü, cumhuriyetin dayandığı bütün kavramlar arasında büyük farkla en bilineni. Bu hiç de garip değil, çünkü basın özgürlüğünü desteklemekle en çok ilgilenenler, bu konuda en fazla olanağa sahip olanlar: Gazetelerin kendisi!
(…)
Sayfa 242:
“Kıyamet günü yakın”
(…)
Sayfa 313:
Belli ki slogan şudur: “Başarıyı tartışamazsınız.”
(…)
Sayfa 325:
24 Mart 1964’te, John F. Kennedy suikastinden dört ay sonra, Look dergisi J.M. Shea, Jr’ın kaleminden “Dallaslı Bir Yurttaştan Muhtıra”yı yayınladı. Makale Dallaslı sivil liderleri aşırı örgütlere karşı çıkmadıkları için eleştiriyordu. ” Nefret saçanlar geldiğinde sadece geride durup taşların havada uçmasını izin verdiler.” Tanıdıkların sözlerini de aktardı: “Bir piçin ölmesine sevindim. Ama bu iş burada olmak zorunda mıydı?”
(…)
Sayfa 349:
To contract: Bir hastalığa yakalanmak anlamında özgün fiil “to contact” aynı zamanda “anlaşma, sözleşme yapmak” anlamına da geliyor.
(…)
Sayfa 350:
Bertrand Russell’ın “Tüm sıra dışı enerjilerin sıradışı düzeyde bir çaresizlikten kaynaklandığına” ilişkin kuramına örnek oluşturabilirdi. Ancak o zaman kafamdan geçen Samuel Johnson bir tümcesiydi: “Emin olun Bayım, bir adam iki hafta içinde asılacağını bildiğinde, bu onun aklını mükemmel biçimde toplamasını sağlar.”
(…)
Sayfa 352:
Ya da Nazi zihnini ele geçiren Götterdammerung (Tanrı’nın şafağı) kompleksi söz konusu olabilir.
(…)
Sayfa 357:
Howard da bir keresinde bu çalışma biçimini “Isınmak için bir araya gelmiş bir grup yalnız insan” olarak tanımladı.
(…)
Sayfa 368:
Vanity Fair makalesinden alıntı yaparsak, “… o dogmatik varsayımlardan uzaktı.”
(…)
Sayfa 373:
“Eğer toplantının konusu renkse, benim burada ne işim var ki? Ben renk körüyüm” dedi ve gitti.
(…)
Sayfa 380:
En sevdiği özdeyişlerden biri şuydu: “Yapmaya değerse abartmaya da değer demektir.”
(…)
Sayfa 409:
Onun sözleriyle, “İnsanlar reklamları okumuyor. İlgi duydukları şeyleri okuyorlar ve bazen bu bir reklam oluyor.”
(…)
Sayfa 410:
Howard gerçek gerilla mıydı? “Evet!” Gerillalar hedeflerine ulaşmak için sıradan ve geleneksel olmayan yöntemler kullanır. Bu bana onu anımsatıyor. Gerillalar nadiren kitabı izler; onlar kuralları ilerledikçe belirleyerek ekstra esneklik sağlarlar.Howard yol boyunca kesinlikle böyleydi. Gerillalar sınırsız bir banka hesabının acımasız gücü yerine, zaman, enerji ve hayalin acımasız gücüne güvenirler. Bu da Howard’ın Gerilla’nın Kutsal Kitabı’ndaki Adem olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
(…)
Sayfa 410:
“Neden bu kadar çok iş değiştirdin?” diye sordum. “Bir şeye razı olmadan önce, neye razı olacağımı bilmek zorundaydım” diye yanıtladı. Howard. Sonucu asla göz ardı etmedi. Odak noktasına asla temel satış fikrinden uzaklaştırıp, allı pullu özel efekte kaydırmadı.
(…)
Sayfa 425:
“Suyu kimin keşfettiğini bilmiyoruz, ancak keşfedenin bir balık olmadığından kesinlikle eminiz.”
(…)
Sayfa 485:
“Harika! Ben de bir anarşistim. Ben de bir monarşistim.” Ve ardından, heyecan verici bir itiraf olarak, ansızın, benim kendi adıma söyleyemeyeceğim bir şeyi ekledi: “Ben bir hükümdarım!”
“Ak kurt’lar”dan temizlenme zaman’ı?!
‘Destabilizasyon’dan son çıkış?!
Bu kapsamda Ak ha(z)cı abilere uzman sorusu:
İnsan nasıl kurtlanır, neden kurtlanır?!
Organ bağışlamaktan imtina eden Ak Müslüman’a bir başka soru:
Ölünce beden neden kurtlanır?!
Devletler nasıl, neden, niçin, niye kurt’lanır?!
Elcevap:
(Okuma parçası!)
Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?
Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.
Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.
Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu “ben” dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, “daha dün buradaydı”, “dağ gibi adamdı” diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye gülürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar başlayacak.
Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz yazılı… Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir anlamı kalmamış olacak.
Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.
Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.
Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.
Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.
Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.
Bu dış değişmeyle beraber, iç organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak.
En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.)
Bu süre içinde kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak.
Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak.
Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak.
Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek.
“Ben” sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.
Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak. Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmış bir et gibi kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında dolaşacaklar.
Böylece “en güzel bir biçimde” yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç biçimde sona erecek.
Peki neden?
İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah’ın dilemesiyledir. Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmiş geçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını, bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır.
Allah kendini “et ve kemikten” ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanış olduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır.
İnsan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir.
Ve…
Son olarak…
Vaziyet ortada!
AKP & Gülen iktidarında Türkiye kurt’landı!
Ne var ki, sadece iktidar değil muhalefet de kurtlandı!
“AMAN AĞZIMIZIN TADI KAÇMASIN” kampanyasının neticesi ortada!
Corruption?!
Yani?!
“Bozulma, rüşvet, çürüme, rüşvetçilik, ahlaksızlık, fesat!”
Neden?!
AKP ile Kazan Kazan oynayanlar, “Temizlik yapmayı red’dettikleri için”!?
Niçin?!
Enerji bazlı çürüme?!
Niye?!
Toplumu, hakim oldukları medya üzerinden “lüküs tüketme aşk’ı”na bazı şeyleri görmemeye ikna ettikleri için!
“O kadarcık kirlenme ile bir şey olmaz” mavrası?!
Demem o ki:
Her “Temiz Toplum” çağrısını, Atatürk Türkiyesi’ni tasfiye etmek amacıyla kullandıkları için!
Hal böyleyken…
Ak Medya’nın hali ortada!
“Çözüm” niyetine diyorlar ki, yeni bir gazeteye ihtiyaç var!
Yeni bir internet sitesi yapmayı düşünmez misin?!
Elcevap: ?!
Altı, beş, dört, üç, iki, bir yıl önce aynı soruya nasıl cevap verdi isem bugünkü düşüncem de odur!
Almayayım!
Dünyanın “Neo 1939 – 1940” şartlarını yaşadığı bir ortamda yeni bir gazete, Tv, internet sitesine ihtiyaç yok!
Kaldı ki “Sözcü” var, Sabah, Hürriyet ne varsa hepsini geçiyor, yetmez mi?!
Yani?!
Mevcut yayınların yayın politikasının değişmesine, yeni bir duruş’a ihtiyaç var!
Kolpadan muhalif duruş’a değil, nitelikli muhalefet’e ihtiyaç var!
AKP’den rahatsız olan ilanveren, benim çıkacağım medyanın arkasında saflaşsın, bu daha mantıklı, iş’levsel!
Buna rağmen “yeni gazete”ye ihtiyaç var diyen kaldı ise yol’u açık olsun!
Demem şu ki:
Ak’lanmak şart!
Elzem!
Temizlenmek aynı zamanda din’imizin, tüm dinlerin emri!
AKP, BOP çukuruna Türkiye’yi düşürdüğü günden bu yana temizlik yapılmadı!
Temizlik kokusunun ne olduğunu bilmeyenler de, eski / yeni Türkiye lakırdısı üzerinden BOP’un üstüne “acem parfüm” bastı, “arap baharı havası” sıktı!
Yani?!
Herkes kendi yol’unda!
Muhalefet dahi yolsuzluklar’dan dem vurmuyor, üç maymun ise durup düşünmek gerekmez mi?!
Hem de ABD’nin, AB’nin büyük finansal çöküşler yaşadığı bir konjonktürde!
Gerçekler bir müddet saklansa da, acem halının altı mamak çöplüğüne dönüştü, çok metan gazı birikti, büyük patlama olduğunda nasılsa (dengesiz denge final süreci) tüm pislikler kendiliğinden saçılır ortalığa!
Sözün özü:
“Ak MİT” (laik) insan zekası ile alay edip, mevcut medya’daki dönüşüm’ü ertelendiği sürece, e-mail kutusu içinden yazıp çizmeye devam edeceğim!
Onlar da Odatv, Sözcü, Aydınlık, Yurt üzerinden “yazmaya” devam etsinler!
Neo 27 Mayıs Direniş’inin arkasında duran sermayenin medyası da var, parası da, çok geniş imkanları da!
444…
(Gazeteport, Yurt, Fox Tv, Star, Show, Vatan vb)
Yani?!
Kanyon Alışveriş Merkezi üzerinden ‘Direniş’e katılan beyaz yakalı laik’lerin yaşam tarzını korumak için naçizane bu kalemin desteğine ihtiyaç var ise şartlar’ım ortada!
İhtiyaç yok ise Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Uğur Dündar, Emin Çölaşan, Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil, Fatih Çekirge, Ertuğrul Özkök, Can Ataklı vb yazarlar var!
Gaz almak yeterli ise diyecek bir şey yok, amaç kor’düğümü çözmek ise şartlar ortada!
Şekerim; Star’da çalışıp Aydın Doğan’ın açtığı davadan hüküm giyen tek kişiyim ve 2222 TL’lik para cezasını yatırmak için sıraya ne Uzan girdi, ne de Uzan’ın medyadaki adamları (Can Ataklı, Fatih Çekirge, Yılmaz Özdil vb)…
Mahkemeye de yalnız gittim geldim, hapse de…
Aynı söz, Aydın Doğan vb medya patronları (?) ve büyük gazeteci yazar tayfası için de geçerli!
Gordion’da “Çözüm” isteyen çözüm’e katkıda bulunur ve/veya derinleşen kaos ortamında hakkına düşen ne ise ona razı olur?!
Ölüp de çürümeyen yok, yaşarken kurtlanılmaz diye de bir şey kalmadı!
Ayniyle vaki, örnek ortada!
Alakart zamanlar?!
Netice:
28 Şubat & 27 Nisan?!
“Trajedi”ler iki farklı sonla sonuçlanabilir:
‘Shakespeare’vari ya da “Çehov”vari!
Shakespeare’in oyunlarında perde indiğinde, sahne kanlı ve cesetlerle doludur.
Ama adalet yerini bulmuştur.
Çehov’un trajedilerinde ise kahramanların çoğu hayal kırıklığına uğramış, mutsuz ama hayattadır.
1 Mart 2003 – 1 Mart 2013’te yaşanan “Demokrasi” temalı “trajedi” nasıl son bulacak?!
Perde indiğinde ve/veya kabustan (LARP) bir anda silkinerek uyandığımızda, ‘Shakespeare’vari mi yoksa ‘Çehov’vari bir sonla mı karşılaşacağız?!
Netice:
“Ne var ki, kan ve ihanet günleri sona ermemişti. Şimdi çok daha korkunç bir karar daha alınmalıydı.”
(Büyük İskender III, Makedonya’dan Anadolu’ya, Valerio Massimo Manfredi, Can Yayınları, Sf 238)
RAP… RAP… RAP…
Nokta.
7 Haziran 2013
Hayrullah Mahmud Özgür

This Post Has 3 Comments

  1. 06 anka

    İsviçre bankaları,kendilerine yatırılan paralara sadece teşekkür mü ediyor?Orada faiz verilmiyor mu?
    Ya da bu ülkeyi ayakta tuttuğu ileri sürülen sıcak para babasının hayrına mı buralara geliyor?
    76 milyonun Başbakanı ise,park ve bahçelerden çıkıp alanlara yayılan bu insanlar,gazkolik olduklarından mı,yoksa evlerinde su akmadığı için polis marifeti ile yıkanmak için mi günlerdir ayaktalar?

  2. zalim

    Zaten benimde en cok sevidigim tarafi, O kurtlarin BOsbaskana’da Ey T.C nin Bosbakani simdi sende kucagimiza düstünmü diyecek olmalari:))

  3. fehimli mestan

    Sayın yazar haklı! Başbakan’ı televizyonda konuşurken dinledim. Gerçekten iç savaş tehdidi yapar gibiydi, partililerimizi sokağa dökmedik derken. Yanında eşi de onu, kafasını emme basma tulumba gibi sallayarak dinleyip onaylıyordu.

Yoruma kapalı.