Düşmanını korurken?!

Düşmanını korurken?!

hamahmut

“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
 
 
2013, Final süreci?!
Quo vadis?!
Neler oluyor?!
Elcevap: ?!
 
 
Neydi?!
Acem talimatı?!
 
Ne oldu?!
 
 
Arif olan anlar?!
 
Demem o ki:
Gündem değişti mi?!
Değişti!
Suriye?!
Akil Adamlar?!
PKK ile barış süreci?!
Cari açık!
Öcalan’a özgürlük!
Silivri?!
Yargıç darbesi?!
F cunta?!
Karayılan’a giden TBMM heyeti!?
Yeni Anayasa?!
Barzani?!
Vb.
Demem şu ki:
Acem kitlemesi bağlamında nefessiz kalan AKP’ye bir avuç oksijen!?
Direniş’i, muhalefet üretmiyor!
Almanlar, AKP’nin eli ile laik öfke’yi ayağa kaldırdı!
Aynı zamanda, RTE’ye, yakın gelecekte başına gelmesi muhtemel senaryo’dan hızlı çekim bir şeyler izletti. 
Ters psikoloji?!
“Reverse psychology!”
Yani?!
Erdoğan, manevra yapmak için “laik öfke”yi kullanıyor!
Acem denize düşen tutunacak dal arıyor!
Erdoğan, manevra yapmak için yaşam tarzı üzerinden laik kesimin gençlerine kasten sert yapıyor!
Aşırı muhafazakar mesajlar üzerinden,  yön’lendiriyor!
Direniş’i, MİT üzerinden AKP (Erdoğan, Gül, Gülen, Gökçek) organize ediyor!
Sözün özü:
OCCUPYTURKEY?!
Feyk operasyon?!
Kurmaca, fason?!
Yani?!
AKP’ye kısa metraj bir film izletisi?!
Yani?!
Flashforward: Neo 27 Mayıs güncesi ve/veya 555 T izlencesi?!
Ülke şişesine sıkıştırılmış şampanya kıvamında patlamaya hazır!
Ne var ki, ‘Acem Şişe’den cin çıktı mı?!
Çıktı!
İçeri girmesi için ne yapmak lazım?!
Elcevap: ?!
28 Şubat kapısından çıkmak da mümkün!
27 Nisan realitesini kucaklamak da!
Alakart?!
Kaldı ki, meydanlar, bir süre yaşam tarzı, ağaç kesimi üzerinden idare edilse de uzun süre “laik cenah”ı kandırmak mümkün değil!
Ekonomik buhran ötelense de eşikte!
Ağza sürülen bir parmak bal, kimseyi mutlu etmez!
Herkes zaman’a oynuyor!
(Misal, küresel aksta “çift okey”le mayınlı arazide merkep çevirmeye devam ediyoruz!)
Bugünün hikayesi geçmişte yazıldı, yakın geleceğin hikayesi de bugünden yazılıyor!
Netice:
Velev ki?!
Suriye üzerinden içte / dışta “arka plan kayması oldu!
Erdoğan, kim yanında, kim değil, sorusunun cevabını hızlandırılmış “Taksim Direniş’i” senaryosu üzerinden gördü!
Ak Çapulcu’lar?!
Neo 27 Mayıs Direniş Simülasyon’u?!
Yani?!
Bazı okurlar koşuyor?!
Neden koşmuyorsun, niçin temkinlisin!
Elcevap: ?!
Mayınlı arazide koşulmaz, bu bir!
Mayınlı arazide The Eşek dolaştırılır, bu da iki!
İş bilenle taş taşı, enerji taşı, muhalefet yap ama iş’bilmeyenle bal yeme!
Ezcümle:
Lafın tamamı kime söylenir’miş ve/veya süreç okuması öyle yapılmaz böyle yapılır!
Star Wars ve/veya İstihbarat Savaşları?!
Nokta.
 
 
Filmin adı: Safe House / Düşmanı Korurken
Yönetmen: Daniel Espinosa
Ülke: ABD, Güney Afrika
Tür: Aksiyon
Vizyon Tarihi: 10 Şubat 2012 (Türkiye)
Süre: 115 dakika
Dil: İngilizce, İspanyolca
Senaryo: David Guggenheim
Müzik: Ramin Djawadi
Görüntü Yönetmeni: Oliver Wood
Yapımcılar: Scott Aversano, Marc D Evans, Trevor Macy
Firma: Intrepid Pictures Moonlighting Films Relativity Media
Ödüller: 1 adaylık
Çekim Yeri: Cape Town Film Studios, Cape Town, Western Cape, South Africa
Bütçe: $85,000,000
Filmin Konusu:  Washington, on yıllık kaçıştan sonra geri dönen CIA’nın en tehlikeli kaçağı rolünde karşımıza çıkıyor. Gönderildiği Güney Afrika’daki hücre evi paralı askerler tarafından saldırıya uğrayınca, acemi ajan (Reynolds) da onunla birlikte kaçar. Bu sıradışı ikili kendilerini kimin öldürmek istediğini anlayana kadar hayatta kalmak zorundadır. Son bir yıldır Cape Town’da yaşadığı durgunluk Matt Weston’ın sinirini bozmuştur. Dört dörtlük bir ajan olmak isteyen, sadık bir çalışan olan bu “kahya” kendini kanıtlamak için bir fırsat beklemektedir. Karşısına çıkan ilk vaka ise o ana kadar tanıdığı en tehlikeli adamla ilgilidir. Tobin Frost, yaklaşık on yıldır yakalanmamıştır. CIA’nın gelmiş geçmiş en iyi operasyoncularından olan bu eski istihbaratçı, iş ahlakını kaybetmiş ve CIA’ya ait gizli bilgileri para karşılığında satmaya başlamıştır. Kuzey Kore’ye sattığı sırlarla Amerika Birleşik Devletleri’ne verdiği zararın boyutu ölçülemez. Şimdi de sakladığı bir sırla geri dönmüştür. Frost sorguya çekilir çekilmez paralı askerler gelip Weston’ın gizli yerini dağıtırlar. Son anda kurtulabilen bu sıradışı ikili, kendilerine saldıranların teröristlerce mi yoksa önüne çıkanı öldürmek isteyen içeriden biri tarafından mı gönderildiğini anlamak zorundalar. İkisi de öldürülmeden önce kime güveneceğine karar vermek artık Weston’a kalmıştır. Filmde, CIA içinde Alman ve İngiliz istihbaratı hesabına çalışan, maaşa bağlanmış ajanların listesi İsrail İstihbaratı’na satılmak istenmektedir. Sonuçta, CNN dosyayı yayınlıyor!
 
 
Kitabın adı: Tank Sesiyle Uyanmak / 12 Eylül Günlüğü
Yazarı: Hasan Cemal
1986 ilk basım
Everest Yayınları, 2012
I: Basım: Mayıs 2012
422 sayfa
22 TL
(…)
Sayfa VII:
Sevgili eşim Necla ile biricik kızım Elif’e…
İstanbul 2 Şubat 1986
(…)
Sayfa 10:
Nihayet gerçekleşti!
BBC, 12 Eylül haberini şöyle vermiş:
“Nihayet gerçekleşti. Ve bu akşam Demirel, Ecevit ve diğer Türk politikacıları, resmi deyimle Ordu’nun ‘güvencesi ve gözetimi’ altında ilk gecelerini geçiriyorlar. Bu, hiçbiri için de sürpriz olmadı…”
(…)
Sayfa 14:
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Spain’ın, Amerikalı gazetecilere verdiği brifingde yazılması kaydıyla söylediği tek cümle şu: “Ben bu darbeden sorumlu değilim.”
(…)
Sayfa 16:
Ve basınımız “Atatürkçülük” adına havaya girmiş durumda: 12 Eylül’e tam destek.
(…)
Sayfa 21:
1979 başında İran’da Şah devrilmiş, Humeyni gelmişti. Aynı yılın sonunda Sovyetler, Afganistan’ı işgal etmişti. Nitekim Süleyman Demirel’le bir sohbetimizde benzer bir tahlil yapmıştı. Eski ABD Başkanı Jimmy Carter ise Temmuz 1985’de Cumhuriyet muhabiri Ufuk Güldemir’in sorularını yanıtlarken şöyle diyordu: “12 Eylül Harekatı’ndan önce Türkiye’nin durumunu savunma açısından tehlike arz ediyordu. Afganistan’ın işgal edilmesi ve İran monarşisinin devrilmesinden sonra Türkiye’deki bu istikrar hareketi içimizi ferahlatmıştı.”
(Cumhuriyet, 21 Temmuz 1985, s. 6)
(…)
Sayfa 35:
“Derin sessizliğin ardından salonu Beethoven’in Beşinci, diğer adıyla Kader Senfonisi’nin müziği kapladı.
(…)
Sayfa 42:       
Salı, 23 Eylül 1980
Ortadoğu’da savaş patladı.
Bugünkü gazete başlıkları:
“Savaş!”
“Irak uçakları İran’ı bombalıyor.”
“Irak, İran’a savaş açtı.”
 (…)
Sayfa 46:
Yunanistan’ın NATO’ya dönüşü!
(…)
Sayfa 87:
(Demirel) 1975 yılında Brüksel’de bir yemekte İngiltere Başbakanı Wilson’la yanyana düşmüş ve sormuş:
“Erken seçime sizce nasıl gidilir?”
“Kraliçe’ye bir yazı yazarım olur biter.”
“Peki, partiye, gruba danışmak, karar çıkarmak gerekmez mi?”
“Hayır, böyle bir zorunluluğum yoktur, istişare olur tabii…”
“Ya Kraliçe kabul etmezse?”
Burada Wilson’un yanıtını önce İngilizce aktardı:
“It never happens, sir…”
(Böyle bir şey hiçbir zaman olmaz, efendim…)
(…)
Sayfa 89:
Ve bir başka fıkra Demirel’den:
“Adamın biri trene binmiş. Elinde, Ankara – İstanbul bileti var. Ankara’ya gidecek. Kondüktör gelmiş, ‘Yanlış trene binmişsin, bu tren İstanbul’a gidiyor’ demiş. Adam, ‘Ben yanlış trene binmedim, makinist yanlış yere gidiyor’ karşılığını vermiş.”
(Fıkradaki adamın adı kesin İsmail Yıldız’dır. Kolay gelsin üstad! HM)
(…)
Sayfa 125:
Hapishanede marşla rap rap rap yürüyorsun.
(…)
Sayfa 157:
“Devlet krizi var Türkiye’de”
(…)
Sayfa 261:
“24 Ocak + 12 Eylül” formülü
(…)
Sayfa 337:
Evren: “Başörtüsü olayına son verin!”
(…)
KİTAP OPERASYON ANALİZ?!
Alman İstihbaratı’nın Türkiye’deki uzantısı bir “yayınevi” kitabın yeni baskısını yapmış.
Almanlar’ın Türkiye’de kullandığı bir kalem ise “12 Eylül güncesi”ni yeniden ısıtıp piyasaya sürmüş.
Ne var ki, o günden bu güne çok şeyler değişti, köprülerin altından çok sular aktı.
En başta da Hasan Cemal’in eş durumu güncellendi, dipnotu göremedik.
AKP & Gülen iktidarında Türkiye’ye “yüksek demokrasi” (!) geldi.
Demem o ki:
Hasan Cemal’in günlük tutma serüveninin kaynağı bulundu.
BND!?
Cumhuriyet Gazetesi’ni neden sevmediği anlaşıldı, kitap serüvenlerinin perde arkası aralandı!
Enver Paşa kaybetti, Mustafa Kemal kazandı, hasetlerinden yazıyorlar da yazıyorlar.
Demem şu ki:
Bir yanda Alman mandacıları!
Diğer yanda İngiliz seter’leri!
Öbür yanda Kraliçe’nin kadrolu öküzleri…
Fransız monşerleri?!
Hikaye aynı hikaye!
Vs vs vs.
Nokta.
 
 
Kitabın adı: Arz Ederim
Yazarı: Zafer Özcan
Kaynak Yayınları
Haziran 2012
168 sayfa
6.90 TL
(…)
Sayfa 22:
Aynı tarihli Sabah gazetesinde aynı haberin Fatih Çekirge imzalı versiyonuna göz atıyoruz.
(…)
Sayfa 34:
Sabah’ın bu manşet haberi, daha sonraki Can Ataklı’nın “28 Şubat sürecindeki haberlerin yüzde doksanı yalandı” itiraflarıyla birleşince…
(…)
Sayfa 37:
Milliyet Başyazarı Güneri Cıvaoğlu, RP’nin zamanında hizaya getirilmemesini eleştiriyor.
(…)
Sayfa 38:
Muhbirliğe Soyunan Köşe Yazarı
Hürriyet yazarı Fatih Altaylı ise kendine özgü üslubu ile MGK’yı ne kadar demokratik bulduğunu ifade ediyor ve “artık muhbir vatandaşım’ vurgusunda bulunuyordu.
(…)
Sayfa 49:
Doğan Grubu ve Bakanlar
(…)
Sayfa 56:
Hepsini bırakın, acaba Hıncal Uluç kadar hükümet ve başbakan muhalifi bir yazar, yandaş medya diye suçlanan Sabah’ta neredeyse tam sayfa kalem oynatırken, Aydın Doğan muhalifi olsaydı Hürriyet’te kaç gün yazabilirdi?
(…)
Sayfa 57:
Uzan Grubu ile Doğan Grubu arasındaki sınır ve ölçü tanımayan kavga hala hafızalarda. Cem Uzan’ın Başbakan Erdoğan ile giriştiği mücadelede de Doğan Grubu hükümetin yanında yer almıştı.
(…)
Sayfa 64:
Sabah – Mesut Yılmaz kavgası!
(…)
Sayfa 75:
Barlas: 28 Şubat dönemiyle ilgili Taha Akyol bana bir olay anlattı. Çevik Bir Aydın Doğan’ı eleştiriyor…
(…)
Sayfa 80:
Bu süreçte medyadaki en ilginç yazıları, karakol baskınını sorgulayan Sabah gazetesi yazarı Hıncal Uluç kaleme aldı. Arşivinde asker eleştirisi hiç bulunmayan Uluç, Aktütün’den sonra İlker Başbuğ’un ‘şiddeti bitirme yöntemini’ tartışmaya açtı. Gazete yazarlarının görüşlerini 8 Ekim’de manşete taşıyarak, ‘Afsız çözümü bizde bilelim’ başlığı ile okuruna duyurdu.
(…)
Sayfa 98:
Can Ataklı Vatan’da yazmaya başladığından beri, 28 Şubat itirafçılığı ve ve ‘etikçi gazeteci’ rolünü bırakıp…
(…)
Sayfa 154:
Görüşlerini Milli Güvenlik Konseyi’ne daha net aktarabilmek adına başyazarlar çok önemli misyonlar üstlendiler o dönem. Basının en kıdemli başyazarlarından Mehmet Barlas da, 1980 – 1986 yılları arasında sürdürdüğü ‘Milliyet Başyazarlığı’ görevinde bu misyonu üstlenen gazetecilerden.
(…)
Sayfa 154:
Başyazarlar gerekli mi?
(…)
Sayfa 159:
Başyazarlık artık kaldırılmalıdır!
(…)
KİTAP OPERASYON ANALİZ?!
Kitapta, “merkez medya” ve bazı yazarları mercek altına alınmış.
Takkeli medya (28 Şabat yazar kadrosu) pas geçilmiş.
28 Şubat ve askeri darbeler bağlamında “merkez medya”daki birçok ismin ipi çekilmiş.
Ekrem Dumanlı’nın tasfiye olacak gazeteciler listesinde yer alan (“tehdit edilip Erdoğan’a karşı muhalefete” zorlanan) isimler bu olsa gerek!
Bu bağlamda birkaç soru:
Hürriyet, Sabah, Milliyet vb anlaşıldı da, Zaman, Yeni Şafak, Sabah nasıl finanse ediliyor, görünen patron kim, perde arkasındaki “gerçek patron” kim?
Çalık’ın Sabah’ında, Çevik Bir kime danışmanlık yapıyordu, neden yapıyordu?!
Bir dönem “Arz ederim medyası” var ise bugün “Başüstüne Hocaefendi Biat Medyası” yok mu?!
“Emrin olur polis abi” diyen takkeli gazeteci yazarlar yok mu?!
Ha(z)cı abi, bilinç yarılmasına gerek yok, meydanı boş bulmuş sallıyorsunuz?!
Cem Uzan’ın çok sevdiğinizden mi tarihe not düşüyorsunuz yoksa Aydın Doğan ile biraraya gelip AKP & Gülen iktidarını yıkmasından mı korkuyorsunuz?!
İntikam soğuk yenen yemektir.
Demem o ki:
Sabah’ın yüz ak’ı yazarı Hıncal Uluç, Erdoğan’ı eleştiriyor olabilir, peki Abdullah Gül’ü ve/veya Gülen’i eleştirdiğine hiç tanık oldunuz mu?!
Ya da Çevik Bir’i?!
İlker Başbuğ’u eleştiren Uluç, DD’nin adamı diye kampanya yaptıkları Sir Özel’i de eleştirecek mi?!
Hıncal Uluç kim?
İngiliz İstihbaratı’nın Türkiye’de sosyal, spor, magazin çevrelerinde suyu bulandırmak, çürümeyi derinleştirmek için kullandığı bir kalem.
(Alman & Rus İstihbaratı) Anjelika Akbar, kitabında Uluç ve Nebil’i çok güzel resmediyor.
Hıncal Uluç, Turkuaz karşı devrim süreci kapsamında, F’Emniyet, Sarıgül üzerinden kullanılan, yönlendirilen bir yazar.
Peki aynı yazar yani Hıncal Uluç, hiç Fetullahçı ‘Sarıgül’ü sorgulamış mı?!
Demem şu ki:
Melih Gökçek’e sordunuz mu medyaya girecek parayı nereden bulmuş?!
Bu kadar “ak” medya masalı yeter!
Biz, içimizdeki sahte Atatürkçüler’i, kendilerini Fetullahçılar’a kullandırtan sözde laik gazetecileri çok iyi biliyor ve de tanıyoruz.
Siz bir kez daha altını çizmişsiniz, teşekkür ederiz.
Zamanı gelince ben kovarım, siz işinize yararsa Zaman’da, Vakit’te yeniden köşe açarsınız Uluç’a!
Hülasa, “merkez medya” tekmelemesi yeter, biraz da “karşı darbeci takkeli medya”ya ışık tutmanın “zaman”ı gelmedi mi?!
Şimdi diyebilirsiniz ki, biz cemaat gazetecisiyiz, bizde eleştiri olmaz, sakın endişe etmeyin, bizde dibine kadar olur.
“Deniz Feneri Gazetecileri”nden etik dersi alacak değiliz, Telekom’u kimler yağmaladı, (İngiliz) Telekom hangi gazete ve gazetecilere sponsor oldu?!
Ezcümle, delirten suda yıkanan “Takkeli Medya” için şimdi temiz suda “bıcı bıcı” vakti.
Az kaldı, atta gideceğiz atta.
Nokta.
 
 
Ve…
Son olarak…
Durum Analiz?!
1 Mart 2003 – 1 Mart 2013?!
Manzara-i umumiye?!
Aradan geçen zaman içinde bir kez daha görüldü ve test edildi ki:
MHP’lilere laf anlatmak zor!
O kesim düşünmeyi, farklı bakış açıları geliştirmeyi reddediyor ve/veya çok zor yeni düşünce benimsiyor! 
Zorunlu olmadıkça şüphe dahi etmiyor!
Neden?!
NATO konseptinde Türk’çülük yaptıkları için 2 bin yıllık maziden geliyorlar!
NATO adına vatan kurtarılacak ise onlar kurtarır, satılacak ise onlar satar!
Ne var ki, AKP’nin iktidara gelme, Gül’ün Çankaya’ya çıkma sürecindeki performansları ortada!
Atatürk Türkiyesi’nin taşınmazları yağmalanırken, yağmalatanlar da!
Başka?!
CHP’lilere laf anlatmak zor!
Neden?!
O kesimde herkes baş!
Radikal Laik heketler tamamı ile dışarıdan yön’lendirildikleri halde, onlar Atatürkçü oldukları için bağımsız olduklarını düşünme gafleti içindeler!
Özgün, özgür düşünceleri yok!
Sadece eylem, şeklen muhalefet rüzgarları var.
Yeni düşünceye, düşünmeye kapalılar!
1920’lerin kalıpları ile siyaset yapıyorlar!
Oysaki Gazi, geçmişin değil, o dönem için çok yeni ve geleceğin düşünce kalıpları ile siyaset yapıyor, çözüm üretmeye çalışıyordu!
Teşbihte hata olmaz, Müslüman (ümmet) mahallesinde salyangoz (birey, vatandaş, seçmen) satmaya çalışıyordu!
Baykal’a CD komplosu sonrasında yaşananlar ortada!
Laik’lik diye bir derdi olmayan genel başkan ile AKP’den hesap soracaklar ama Sinan Aygün üzerinden Melih Gökçek, Hüseyin Aygün üzerinden PKK bağlantısına rağmen, Gordion Düğümü’nü Çankaya’daki Gül’ün çözeceği düşüncesini korumaya devam ediyorlar!
O Gül ki, Barzani’den yana taraf, Silivri komplosunu kuranlarla iş’birliği içinde!
Taksim Direniş’i kapsamında, Kılıçdaroğlu, her zaman olduğu gibi Gül’ü meşrulaştırmak için Çankaya’ya çıktı, bağlılıklarını sundu!
Hülasa, kendine dürüst olmayan nasıl başkasına dürüst olsun ve/veya milyar dolarlık hortumculardan hesap sorsun!
Başka?!
BBP’lileri geçiniz!
Yazıcıoğlu öldükten sonra BBP, Destici, Gül’ün, BOP’un emrinde!
Düşünmek, sorgulamak şöyle dursun, ses’leri çıkmıyor!
Ak demokrasiye, ihanet’e bağlılar!
Başka?!
Gülen Cemaati?!
Biat kültürü içinden geliyorlar!
“Korku” üzerinden düşünüyorlar, siyaset yapıyorlar!
Korktukları an çok hızlı ve mantıklı düşünebiliyorlar!
Korkma’dıkları zaman çok hızlı fırıldaklar çevirebilme kapasitesine sahipler!
Hayal dünyasında kürek çekmeye devam ediyorlar!
Misal, ABD’yi, İsrail’i, Vatikan’ı biz kullanıyoruz derken, Müslüman coğrafyada kan aktığını görmezden gelebiliyorlar! 
Kişilik parçalanması?!
O zaman da çürümüş laik kesimden farkları kalmıyor!
Al birini vur ötekine!
Başka?!
AKP?!
Tabanda değil tavanda kurulmuş bir çıkar / menfaaat organizasyonu?!
Kazan & Kazan & Büyük Kulüp & yeni gün co ltd şti?!
Laik Cumhuriyet’ten intikam almak için BOP operasyonu bağlamında NATO konseptinde devlet’in damına iliştirildiler.
Ne, devletler oyun’undan anlıyorlar ne de siyaset etmekten!
Bendensin ya da karşı taraftansın!
Öteki’leştiriyorlar!
Onlardan olmayan herkesin, sırf onlar istemediği için yok olacağını zannedebiliyorlar!
Onlardan olan herkesin de gerekten onlarla kalaacaağını zannediyorlar(dı)!
Bu yüzden her türlü pisliğin içine gömüldüler!
Görsel zekalılar!?
Başlarına gelecekleri görmeden, ayıkmıyorlar, duvara vurmadan anlamıyorlar!
“Ha, haaa, haaaaaaa şimdi anladık” diyorlar, hepsi de okumuş, janjanlı muhafazakar çocuklar, geç de olsa anlıyorlar!
Darbe olmadan darbenin olacağını ve/veya Silivri’deki yargılama süreci üzerinden kendi elleri ile Neo 27 Mayıs süreci’ni organize ettiklerinin farkına varamıyorlar!
Başka?!
İşçi Partisi?!
AKP iktidar döneminde ulusalcıların toplanma adresi?!
Görsel zekalılar?!
BOP’a karşı oldukları için AKP’yi yıkabileceklerini zannediyorlar!
Atatürk’ü savundukları için haklı olduklarını düşünüyorlar!
Haklı olmak demek, aynı zamanda kor’düğümü çözebilirsin anlamına gelmiyor!
Rusya, Çin aksına yaslanarak ABD’nin, AB’nin oyun’unu bozabileceklerini düşünüyorlar!
Rusya’nın İP adına ABD’ye “power” basacağı romantizmi içindeler!
Jandarma’dan bazı isimlerin İP’li oluşu cesaret verse de, AKP gibi devletler oyun’undan hiç mi hiç anlamıyorlar!
Netice ortada!
AKP, köşeye her sıkıştığında MİT üzerinden İP’i meydanlara sürüyor!
Tabanına da AKP’ye muhalif olanlar Mao’cular mesajı yollayıp nefes’leniyor!
Atatürk Türkiyesi’ni Laik Türkiye’yi marjinalize etme sürecinde “stratejik aklı” olmayan sadece öfkesi olan, ABD, İngiliz, Alman medyasından okudukları ile oyun bozacağını zanneden İP’yi, Aydınlık’ı, Ulusal Kanal’ı kullanıyor!
BOP’a nefes aldırıyor!
Barzanistan?!
Başka?!
Çiller Özel Örgütü üzerinden AKP’ye muhalefet’i organize ediyor!
Başka?!
Yeni Gün’cüler AKP (RTE) karşıtı muhalefetin finansörlerinden!
Yani?!
Oyun içinde oyun!
Başka?!
Acem Matruşka?!
İstihbari darbe üzerinden karşıtlarını da organize eden yöneten bir süreç bu!
Başka?!
Narko BDP & PKK?!
Meydanı boş buldular mı asıyorlar, kesiyorlar!
Ama mazi hep akıllarında olduğu için en hızlı onlar manevra yapıyorlar!
AKP, MHP, BBP, CHP kadar kolay açılmıyorlar, rüzgar ters döndüğü an üzerlerinden nasıl geçileceğini en iyi onlar biliyor!
Sözün özü:
Neyin olması gerektiğini görmek için nelerin olamayacağının hızlı gösteriminin yapıldığı bir konjonktürden geçiyoruz.
Hepsi ve daha ötesi şimdilik kaydıyla budur!
Nokta.
 
5 Haziran 2013
Hayrullah Mahmud Özgür

This Post Has 4 Comments

  1. Dara Çolakoğlu

    Miyadı dolan RTE’yi ve yakınlarını ekarte ederken Cemaat ve ınınııııyı aklamaya çalışıyorlar ki kurulu BOP düzeni zarar görmesin. Yalnıııız, Bop pisliğinin hedefi Kürt davasını TC’ne yedirmek daha da zor olacak. Numan isimli birisi var, hala “Tek çimento islam” diye ortalıkta dolaşıyor. Sallanan Türk bayraklarının ezici çoğunluğu Atatürk resimli; o bayrakları sallayanların önünde sonunda laik üniter devlet ilkesine varamayacağını mı sanıyorlar?

  2. zalim

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi Spain’ın, Amerikalı gazetecilere verdiği brifingde yazılması kaydıyla söylediği tek cümle şu: “Ben bu darbeden sorumlu değilim.” Bu seferki darbeden harbiden abd elcisi sorumlu olmayacak cünki polisin, göstericilere karsi serefsizce tutumu yüzünden ters L degil, Genc Subaylar yapacak.
    CHP MHP BDP Partilerinin üyeleri hakkinda ki görüsünüze katiliyorum.
    IP konusunda ise kafam birazcik bulanik o kadar. O bulaniklikta dün olustu, cünki IP li bir yönetici sanki tüm kaleler isgal altinda degilmis gibi, rte ve gül haric akepeliler, teseci ve bahceliyle secime gitmekten söz ediyordu.
    birde bilgi notu. simdi halk tv de duydum. Bilgi üniversitesinin bir kac ögretim üyesi eylemlere katilanlardan 3 bin kisiyle anket yapmis, bu 3 bin ksiiden %70 i hayatlarinda hicbir eyleme katilmamislar. eyleme katilanlarin galiba %90 li küsurdu ama unuttum rte nin despotlugu icin demis. herneyse belkide bu anket gül icin pr calisilmasidir. zaten bizim acimizdan anketin güvenilirliginin veya öneminin zerre kadar önemi yok.

  3. seyide

    Şiddet arttıkça halk hiddetleniyor.Bu kasıtlı yapılıyor olabilir mi?

  4. seyide

    Sn.HMÖ, Bundan 2 veya 3 yıl önce bir stratejik kuruluşu uzmanı(adını şu an anımsamıyorum)Bir ülkede herhangi bir isyan olursa;en son sözü ordu söyler ,demişti.Hatta ben de şu an meydana dökülmüş bu halkın tecrübeli bir emekli kurmay asker tarafındanyönetilmesi gerektiğine inanıyorum.Çünkü bir sivil bunu başaramaz.Anadolu ihtlalinin başarılı olmasının nedeni Atatürk’ün aynı zamanda asker olması ve yapacağı işleri daima planlayarak yapmasıdır.Yani tesadüflere bırakmamıştır.Yani işler mevlam kayıra olmamalı.

Yoruma kapalı.