Son Diktatör: RECEP TAYYİP SADDAM ve/veya “Sæpe morborum gravium exitus incerti sunt”?!

Son Diktatör: RECEP TAYYİP SADDAM ve/veya “Sæpe morborum gravium exitus incerti sunt”?!

hamahmut

(ya da Recep Tayyip Saddam’ın Heykel’ini devirmek ve/veya Saddam’ı devirenler Irak’a neden demokrasi, barış, huzur getirmedi, getiremedi?!
 
“Radix malorum est cupiditas!”
“Açgözlülük bütün kötülüklerin anasıdır.”
(…)
“Salus ægroti suprema lex!”
“Hastanın iyiliği en üstün yasadır.”
(…)
“Sapiens dominabitur astris!”
“Bilge kişi yıldızlara hükmeder.”
(…)
“Sapientia est potentia!”
“Bilgelik güçtür.”
(…)
“Sæpe morborum gravium exitus incerti sunt!”
“Çoğu zaman ağır hastalıkların sonucu belirsiz olur.”
 
 
“Görülüyor ki, ‘Savaş’; Komutanlar’ın ‘sinirleri’ ve ‘Askerler’in ‘kahramanlıkları’ ile çözülen denklemden ibarettir!”
Mareşal Fevzi Çakmak
 
 
2013; Final Süreci?!
Neo 27 Mayıs (28 Şabat) kapısından mı çıkılacak yoksa 27 Nisan kapısından mı?!
Neo Sevr?!
Barzanistan?!
Ak Asker?!
Parçalanmış Türkiye?!
MI9’dan destabilizasyon ve/veya Stratfor’dan Derin Fırıldak senaryosu?!
Sözün özü:
Bu Dışişleri Bakanı, hangi ülkenin Cumhurbaşkanı?!
Netice:
Çare’siz değilsiniz ve/veya çare siz’siniz!
Nokta.
 
 
Acem Matruşka ve/veya 28 Şabat’çıların bulandırdığı su’da Laik Türkiye’yi avlamak mümkün mü?!
Neler oluyor?!
Neden oluyor?!
Niçin oluyor?!
Niye su özenle bulandırılmaya devam ediyor?!
Elcevap: ?!
Bu kapsamda; soruların en zalimi olan o en basit soru:
Saddam devrilince, Irak, demokrasi ve/veya güven ortamına kavuşabildi mi?!
Peki ya Kaddafi Libya’sı?!
Mısır, Tunus?!
İktidarın çürümüş olması yıkınca yerine iyisinin geleceğinin göstergesi midir?!
Kaldı ki, Irak bugün parçalanmanın eşiğinde ve yönetilemez halde!
Demem o ki:
Irak’ta Saddam devrildi, yönetimi siyasal Kürtler ele geçirdi!
Ne değişti!?
Irak’lılar’ın deyişi ile Saddam varken diktatör 1 taneydi, şimdi 100 tane!
Barzani, Irak’ın Kuzey’inde devlet’ini ilan etmek için bekliyor!
Suriye’de Esad’ın gitmesini isteyenler ayakta!
Diren’iyorlar!
Ne adına?!
Demokrasi?!
Direnişçileri kullananlar ve/veya Türkiye sınırı içinde eğitenler, silahlandıranların amacı ne?!
Suriye’den toprak kopartıp Büyük Kürdistan’a yamamak değil mi?!
Yani?!
İran’la Türkiye’nin savaşması için süreç hızla destabilize ediliyor!
Suriye’deki kontrolsüz atışlardan sonra İran üzerinden suikast dalgası gelecek!
MI9 ve/veya Stratfor’dan Ak Türkiye’de Acem baharı senaryosu vizyon’da!
2013 realitesi?!
Türkiye üç parça ve bir’i ayakta!
Demem şu ki:
Taksim Gezi Parkı Direniş’i sürecinde görüldü ki:
Bir tarafta Cumhuriyet Mitingleri’ne katılmış, çağdaş yaşama sahip çıkan uygar bir kesim var!
Diğer yanda ise PKK başta olmak üzere Yeni CHP!
İşçi Partisi!
TGB?!
Sarıgül!?
DHKP-C?!
Vb.
Yani?!
MHP’den Bahçeli de gaz’layan Polis’in safında!
Gül, Gülen, Arınç, Gökçek, Çiçek, Kılıçdaroğlu, BDP saflaşması!
Sözün özü:
Türkiye’de “İç savaş” provası yapıldı! 
Gizli saflar iyot gibi açığa çıktı!
Çankaya’ya Gül’ün yanına çıkan Kılıçdaroğlu ile SS Önder’le aynı safta!
Bahçeli ise gaz’layan Polis’in safında durdu!
Yani?!
Bu durumda cevabı aranması gerekli soru şu olmalı:
Saddam’ı devirip Irak’a demokrasi getirmeyi vaad edenler, aradan geçen onca zaman içinde Irak’ı ele geçiren siyasal Kürtlere ya da Barzani’nin adamlarına neden demokrasiyi öğretemediler?!
Irak’a neden demokrasi, huzur, barış ortamı gelmedi, gelemedi?!
Saddam sonrası Irak niçin parçalanmanın eşiğinde?!
Bir diğer basit soru:
‘Recep Tayyip Saddam’ı devirince Türkiye’ye demokrasi mi gelecek yoksa, PKK, Yeni CHP, Çankaya’daki Gül üzerinden siyasallaşıp devlet’in merkezine mi oturacak?!
Yeni Anayasa üzerinden federasyon’a geçilince, Türkiye’ye demokrasi mi gelmiş olacak?!
Barzani liderliğinde büyük kürt devleti kurulunca, bunun sorumlusu kim olacak?!
Netice:
Birileri Laik Türkiye’nin zekası ile alay ediyor!
Saddam, Kaddafi dolmuşuna bindirip Erdoğan’ın ip’ini zamansız çektirip, 28 Şubat kapısından İran’a doğru ilerlemek istiyor!
Acem Matruşka?!
Final süreci?!
Kanlı mı olacak kansız mı?!
Nokta.
 
 
Düne kadar badem gözlü olan Erdoğan bir anda şehla bakışlı oldu!
Neden?!
Elcevap: ?!
a. Suriye’yle savaşa sıcak bakmıyor
b. İran’la savaşmak istemiyor
c. Hamallığı biraz da Gülen, Gül, Arınç, Kılıçdaroğlu yapsın diyor
d. Ölümlü olduğunun farkında olduğu için yani her halukarda BOP’a batmış durumda
e. Hepsi
Sözün özü:
Yaradan ne diyor?!
En büyük ayıpları da günahları da örten benim!
Başka ne diyor?!
Kullar affetmez ben affederim!
Başka?!
Hz Muhammed, kimin cennet’e kimin cehennem’e gideceğini ben bilmem, benimle ilgili karardan da haberdar değilim, yalnız Allah bilir, diyor!
Başka?!
Beşerdir şaşar, hatasını / yanlışını görüp af diler, Allah’tan bağışlanmasını ister!
Yani?!
Yaradan diyor ki, en büyük örten, bağışlayan benim!
Netice:
Küresel sermaye arka planlı yapılar ile çelik çekirdek yapılar karşı karşıya!
ABD’den ve/veya başka yerden kontrolsüz CD falan çıkacak diye bekleyen çok bekler!
Çankaya’daki 1 numara sorunsalı!
Önce Gül inecek, sonra ayakta kalırsa RTE!?
Ezcümle:
Zalin Ni$an?!
27 Nisan kapısı doğru çıkış kapısı!
Bumerang zamanlar?!
Nokta.
 
 
Eş durumundan yazamayanlar?!
 
F’Altaylı?!
Erdoğan’la yaptığı cıvık söyleşi kapsamında, vuran vurana!
Fazlası yok eksiği var!
Benim değinmek istediğim başka konu!
Eşi Hande Altaylı, twit üzerinden hükümete muhalefet yaptı!
İçki üzerinden RTE’ye çaktı!
Yücelten yüceltene!
Bu kapsamda cevabını arayan soru ortada:
Hande Altaylı aşk kitabı yazarı mı yoksa siyaset, araştırma kitapları yazan muhalif biri mi?!
Şöhretini kocası F’Altaylı’ya borçlu değil mi?!
Kocasının kazandığı para ile lüküs bir yaşam sürmüyor mu?!
Fatih Altaylı, kalemini sattı ise kimin adına satmış olabilir?!
Elcevap: ?!
Eşi Hande Hanım’ın yaşam tarzı ve/veya konforu için olabilir mi?! 
Demem o ki:
Ertuğrul Özkök’ün eşi de aynı numarayı yaptı!
Kocası kalemini, köşesini daha fazla kazanmak adına kiralarken, satarken ses çıkarmadı!
O para ile lüküs yaşam sürüp, “Ben CHP’liyim, ben Atatürkçüyüm” diye kolpadan duruş yaptı!
Hande hanım’ın hikayesi de öyle!
Kocasının kredi kartı cebindeyken kimseye bir şey diyecek durumda değil!
Diyecek ise önce arabasını, evini, kredi kartını bırakacak, ondan sonra da kocasına ben bunları istemiyorum, gerçekleri yazan Fatih Altaylı’yı istiyorum diyecek ve eline kalemi alıp yazacak, çizecek, twitleyecek!
Çünkü Fatih Altaylı, yazamayan gazeteci haline dönüştü ise seçtiği yol’dan ve/veya eş durumundan’dır!
Demem şu ki:
Lüküs tüketen eşler, kocaları kadar’dır!
Kocasının kalemini lüküs tüketim için körletip, sonra da demokrat pozu kesmek ne derece demokratlıktır, cesaretttir?!
Kaldı ki, kocasını yerden yere vuranlar, kendisini yüceltiyor ise yine eşi yüzündendir.
Sözün özü:
Kolpadan muhalefet olmaz!
İçki, türban üzerinden AKP yıkılmaz!
AKP yıkılacak ise en başta laik kesim içindeki iş’birlikçilerini ayıklamak gerekir!
Çankaya’daki 1 numara sorunsalı!?
Nokta.
 
 
Aydınlık?!
“Halka Çağrı” yayınlamış!
Gül dururken “Erdoğan istifa” etmeli demiş!
Eğri tükürmüş!
‘Laik Türkiye’ye şehla bakmış!
Atatürk Türkiyesi’nin zekası ile alay etmiş!
Körle yatan şaşı kalkar misali bir ruh halini ortaya koymuş!
Bu kapsamda basit birkaç soru:
1. “Türküyle, Kürdüyle Büyük Türk Milleti geleneklerine, kültürüne, tarihine uygun olarak zorbalığa karşı haklı, yasal ve meşru hakkını kullanmaktadır.” denilmiş. Neden böyle bir ifade kullanılma gereği duyulmuş, açıklanmamış?!
2. Türk’lerin Kürt’lerle hiçbir zaman problemi olmadı! PKK, terör örgütü, aynı zamanda narko! Silah bırakmayan ve/veya PKK’nın sözcülüğünü yapan yok hükmündeki bir vekil’in başlattığı Direniş’in peşine takılmak hangi akla hizmettir?! Kaldı ki, o vekil bugün Gül ile görüştü! Özür dilemesi gerekenlerin kardeş olması için dış güçler adına bu vatana silah doğrultmayı kesmesi gerekmez mi?! Kaldı ki, uyuşturucu kaçakçısından kardeş olur mu?! Devlet otoritesinin kalmadıüı yerde hiçbir suç’a bulaşmamış olsa da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı kürtleri Barzani mi, Öcalan mı, AKP mi, BDP mi, Yeni CHP mi himayesinde tutar, tutabilir?!
3. AKP’nin, Gülen’in dış güçler (BOP, küresel sermaye) tarafından yön’lendirildiği beşikteki bebe’nin farkında olduğu bir realite!? Ne var ki, AKP’ye muhalefet yaptığını iddia eden bazı ulusalcı kesimlerin de dış güçlerin değirmenine su taşıdıkları bir başka realite değil midir?! Gül’ü ve Erdoğan’ı aynı anda istifaya davet etmek varken, neden sadece Saddam’laştırılan Erdoğan?!
4. Yeni CHP ile AKP-G’nin kuracağı “koalisyon hükümeti”nin Türkiye’ye aradığı huzur ve barış ortamını ya da demokratik havayı getirmesi mümkün müdür?! Getirebilir ise Cumhurbaşkanı olduğu günden bu yana devlet ve/veya devletler katında kalmayan huzur ortamının sorumlusu kimdir, tek başına RTE yani The İmam mı?! 28 Şubatçı ‘The Muhtar’ın kabahat dosyasını ne yapacağız yine hasıraltı mı?!
(Abdullah Gül önderliğindeki, Arınç, Davutoğlu, Ertürk, Gökçek, Aygün, Hisarcıklıoğlu, Çağlayan vb isimlerden oluşan AKP-G hareketi!) 
5. Tansu Çiller’den hesap soramayanlar, Çiller Özel Örgütü ile iş’birliği yaparak, AKP’den nasıl hesap sormayı planlıyorlar?! Milli Merkez tersten okunacak olursa Çiller Merkez operasyonu değil midir?! Fehmi Koru’nun Y-CHP’li olduğu ortamda, Atatürk’ten bahsetmek ne derece doğru olur?! 
6. “Laiklik” diye bir derdi olmayan Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında ne fark vardır, var ise nedir?! Müslümanlığın içini Erdoğan, Gül, Gülen’e, Türk’çülüğün içini Bahçeli’ye boşaltıranlar şimdi de Laik’liğin, Atatürkçülük’ün içini Kılıçdaroğlu’na boşalttırma operasyonu yapmıyorlar mı?! Kılıçdaroğlu, Gökçek, Gül, Gülen yanyana gelirse Acem kor’düğümü çözülür mü yoksa, Recep Tayyip Saddam’ın devrilen heykeli üzerinden zaman mı kazanılmış olur?!     
7. BOP’u çökertmek demek, Erdoğan’ın kellesini almak için Gül, Gülen, Gökçek, Kılıçdaroğlu, PKK & BDP koalisyonuna kucak açmak demek midir?!  So what?!
Sözün özü:
BOP’a muhalif olmak yetmez, her daim neyi neden yaptığını da bilmek şarttır!
Netice:
Direniş’e devam!
Muhalefete devam!
Ne var ki, Allah’la aldatanlar olduğu gibi Atatürk’le aldatanlar olduğunu unutmadan, BOP değirmenine su taşıyanları açığa düşüre düşüre “milli mücadele”ye devam.
Gördüklerinizin yarısına duyduklarınızın hiçbirine!
Nokta.
 
 
Star Wars ve/veya Irak operasyonu öncesinde olduğu gibi ABD, AB, Rusya vb devlet başkanlarından “Recep Tayyip Saddam” açıklamaları: Tanimayruz, arkasında, yanında değiliz?!
Sözün özü:
Lozan Kapısı’nı yakmak ne anlamına geliyor?!
Elcevap: ?!
 
 
Kitabın adı: KOMUTANLAR CEPHESİ
Yazarı: Fikret Bila
Genişletilmiş 6. Baskı, Nisan 2010
Doğan Kitap
285 Sayfa
Fiyatı: 16 TL
(…)
Sayfa 16:
7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren: Ben idama taraftarım. Hatta İtalya’da, İspanya’da konuşulmaya başlandı, tekrar koyalım diye…
(…)
Sayfa 18:
Evren: Apo’nun idam edilmemesi doğru değildi. Hata! Hem daha AB’ye aday olmamıştık.
(…)
Sayfa 26:
PKK, soğuk savaş ortamında, Doğu Alman, Rus, (bir kısım) MİT desteği ile NATO’ya ve/veya İngilizler’e karşı kuruldu!
(…)
Sayfa 37:
Org Doğan Güreş: OHAL’le olmaz, “Sıkıyönetim” şart!
(…)
Sayfa 48:
Genelkurmay yetkilileri, 18 Ağustos 1992 Şırnak baskınını “İç Savaş” denemesi olarak nitelendirdiler.
(…)
Sayfa 59:
Org Doğan Güreş: Sıkıyönetim niye ilan etmiyorlar? Ben biliyorum niye ilan etmediklerini. “Sıkıyönetim ilan ederiz, sonra darbe yaparlar mı?” diye düşünüyorlar. Hissediyorum yoksa ben onların tepesine biner…
(…)
Sayfa 72:
Org. Necati Özgen: Barzani de Talabani de gayet iyi Türkçe bilirler ve konuşurlar. Türkçe konuşuyoruz.
(…)
Sayfa 182:
Org Hilmi Özkök: Genelkurmay Başkanımızın (Yaşar Büyükanıt) görüşlerine katılıyorum. Rejimin bekçileriyiz!
(…)
Org. Yaşar Büyükanıt: Şartlarımız, Kurtuluş Savaşı’nın şartlarından daha ağır değildir!
 
 
Kitabın adı: Fevzi Çakmak / Büyük Harp’te Şark Cephesi Harekatı / Şark Vilayetlerimizde, Kafkasya’da, İran’da!
Yayına hazırlayan: Ahmet Tetik
I. Baskı: Ankara Genelkurmay Matbaası, 1936
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
I. Baskı: Haziran 2011
686 sayfa
Fiyatı: 26 TL
(…)
Mareşal Fevzi Çakmak, kitapta bir “asker” olarak, o zorlu yıllarda yaşananları verilen mücadeleleri, “yedi konferans” serisi içinde anlatmış.
Haritalar, teknik askeri bilgiler ile zorlu “Şark Cephesi”nde (El Cezire) yaşananları gün be gün içinde yaşıyormuş hissi içinde kaleme almış.
Mareşal, kazandığımız savaşları, “görünmeyen bir el” ya da Almanlar’ın Enver Paşa üzerinden geçtikleri “talimat”la nasıl kaybettirdiğini, dışarıdan “Yönlendirilen” bir “ordu”nun yaşadığı “felaket”i “şark cephesi” bağlamında kayda geçirmiş.
AKP & Gülen iktidarında da “İngiliz sevdası” üzerinden benzer serüvenler yaşanmakta…
“AKP’nin mecburiyetleri” ve/veya Abdullah Gül’ün İngiliz sevdası ya da “Kraliçe’nin Adamları”nın “Neo BİP hayali” uğruna, Türkiye Cumhuriyeti Devleti “yeniden” parçalanmanın, iç savaşın eşiğine geldi, özenle getirildi!
‘Paşa’ların nasıl konuştuğunu merak edenler için “zaman tüneli”nden birkaç enstantane yansıtayım…
Bu anlamda, Mareşal’in “Büyük Harp’te Şark Cephesi Harekatı” başlıklı konferans serisi çalışmasının kitaplaştırıldığı dört dörtlük eserden çarpıcı birkaç pasaj:
(…)
Sayfa 4:
Birinci Dünya Harbi’nde, Osmanlı Devleti dört büyük cephe açmıştı.
1- Çanakkale Cephesi
2- Suriye Cephesi
1- Irak Cephesi
1- Doğu Cephesi
Bunlardan ilk üçü, dar cephede mevzi muharebesi haline dönüşmüştü. Birinci cephe, Gelibolu yarımadası burnuna tıkışmıştı, ikinci cephe Akdeniz’den Şeria nehrinin doğusuna kadar dayanmıştı, üçüncü cephe ise Dicle Nehri’nin iki tarafında kalmıştı. Şimdi anlatacağım Doğu Cephesi harekatı, Karadeniz’den Hemedan’a kadar, yaklaşık 1000 kilometrelik cephe üzerinde gerçek bir “operatif” harekat muhaberesi olarak cereyan etmiştir ve her iki taraf da buraya büyük kuvvetler göndermişlerdir. Bu bölge, 16. kolordu ve 10 süvari tümeni gibi büyük kuvvetleri harekatına sahne olmuştur.
(…)
Sayfa 8:
Ruslar’ın, Osmanlı Devleti’yle savaşa girerek parçalamaya yönelik projeleri mevcuttu fakat oyalamak gerekiyordu. Savaşı kazandıktan sonra taksim işi kolaydı. Mihail Pavloviç “Asya’nın Birinci Dünya Harbi’nde Rolü” eserinde şunları yazıyor:
“Rusya’da liberallerin lideri Milikof, Uzakdoğu siyasetini terk ederek, Osmanlı Devleti’nin ve Boğazlar’ın işgalini gaye edinmişti. Bazı Alman yazarlarına göre Osmanlı Devleti parçalanmalıdır, ancak mirasının büyük bir kısmı Almanlar’ın eline geçinceye kadar, hasta adamın ölümü ertelenmelidir. Birinci Dünya Harbi, her şeyden önce Osmanlı Devleti meselesinde, Almanya ile Rusya’nın çıkarlarının birbirlerine tamamen zır olmasından ileri gelmiştir.”
(…)
Sayfa 24:
Balkan Harbi’nde panikleyen ordunun, Avrupa’da da panikleyeceğini sanıyordu. Bizi, daima Mısır’a ve Kafkasya’ya sürüyordu. O bölgelerde, olabildiğince, İngiliz ve Rus kuvvetini üzerimize çekmemizi istiyordu. İşte, Kafkas ve İnan harekatı, bu Alman sevk ve idaresinin talihsiz bir sonucudur.
(…)
Sayfa 26:
Alman subaylarından Yostrov, “Başkumandan ve Harp Bilimi” adlı eserinde şunları yazıyor: Alman ‘Genelkurmay’ı önemini Moltke’den öğrendikleri demiryolu taşımacılığını bilir, diğer vasıtalara önem vermezdi. Geleneğe bağlı Alman Genelkurmay’ı, bilimsel verilere hiç ilgi göstermedi. Bilim adamalarını “çilingir” diye küçümsüyordu.
(…)
Sayfa 29:
Almanlar, I. Dünya Savaşı’nın “Balkan Harekatı” kısmını anlatırken şöyle diyorlar:
“Türkiye ile ittifaktan kaçınılsaydı, acaba iyi olmaz mıydı?’ sorusuna olumsuz cevap vermek gerekir. Çünkü, Türkiye ile birittifak Almanya ile Avusturya – Macaristan’a bir yük oluşturuyordu. Almanlar’ın bu ağır ifadelerine karşılık, düşmanımız Fransızlar’dan Binbaşı Larcher, “Birinci Dünya Harbi’nde Türk Tarihi” adlı eserinden 154. Sayfasında şöyle yazıyor: “Almanya, Türkiye’ye önce kredi açmış, sonra subay, malzeme ve generallerin nüfuzlarını, ünlerini, en sonunda da bir avuç asker vermişti. Gürcistan’daki 6000 mevcutlu kuvvetli ise Türkler için yardımdan çok, bir tehdit oluşturmuştu. Bu yardım, 250 tümenden oluşan Alman Ordusu, hiç zayıflatmadığı gibi Almanya bu sayede harbi uzatmış ve doğuda Türkler’in karşısında büyük Rus ve İngiliz kuvvetlerini tutmayı kolayca sağlamıştır. Buna rağmen Almanlar memnun olmamışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nu bitirdikleri halde bile daha fazla çıkar sağlayamadıklarına üzülmüşlerdir.”
Sayfa 167’de ayrıca:
“Türk Harbi’nin diğer önemi… Rusya ihtilalin kucağına düşmüş, Kuzey Afrika ve bütün İslam Dünyası sarsılmış, böylece dünya harbi uzamış, akan kanlar yıkımlar iki kat artmıştı.”
(…)
Sayfa 30 :
Harbe girmemiz şu sonuçları doğurdu:
1- Savaşı iki yıl uzatınca, her iki taraf da yorgun düştü ve anlaşma arzusu uyandı. Almanya’yı ezmek hırsı yerine, milletlerde barış isteği belirdi. 2- …
(…)
Sayfa 33 :
Ruslar, Anadolu’da bir istila harbine hazırlanmamışlardı. Ellerinde haritaları bile yoktu. Savaşın başlangıç zamanlarında, 6 Kasım’da İstanbul’dan sevk edilen ve bir Rus muhribi tarafından ele geçirilen gemilerimizden elde ettikleri haritalardan yararlanarak Erzurum’dan Gümüşhane’nin batısındaki Torul’a kadar olan bölgenin haritasını yapmışlardı.
(…)
Sayfa 39:
Enver Paşa’nın verdiği direktif, Ruslar’ın kuvvetlerini yüklenerek onları ayrı ayrı yenmekti. Bu görev, şüphesiz Höyükler hattında uygulanamazdı. Geniş bir cephede parçalanmış durumdaki Rus kuvvetlerinin en yakınındakinin üzerine atılmakla yeni bir Tannenberg gerçekleştirilebilirdi.
(…)
Sayfa 59 :
Maslofski’nin eserinden anlıyoruz ki, Azap Muharebesi’ni biz kazanmışız. Ruslar panik yapmışlar. Tiflis’ten durumu incelemek üzere gelen kurmay başkanı Yudenich, otomobille cepheye giderek, cephedekileri durdurmaya çalışırken garip bir raslantı eseri olarak (!) Hasan İzzet Paşa da orduyu geri çekmeye karar veriyor. Görülüyor ki, “Savaş komutanların sinirleri ve askerlerin kahramanlıklarıyla çözülen denklemden ibarettir.” Burada Türk askeri galip durumdayken, bizim komutan (!) “Çok cephane harcanıyor… Dayanamayız” diye teması keserek orduyu geri çekiyor. Eğer dursaydık, Yudenich’in de inancı sarsılacaktı. Zaten Berhman’ın on günden beri morali bozulmuştu. Eğer Hasan İzzet Paşa “Ben çekileceğime düşman çekilsin” desyedi, başarılı olacaktı. Bu geri çekilme orduda güvensizlik ve hoşnutsuzluk yarattı. Almanlar, Lehistan’a yeni bir taarruzu düşündükleri için Kafkasya’daki Ruslar’ı Türk saldırısıyla tutmak istiyorlardı.
(…)
Sayfa 65:
Sarıkamış Harekatı’nda Enver Paşa’nın verdiği şu iki emir ilginçtir: 1- Göreviniz, Tümeninizle İRAN’a yürümek ve TAHRAN’ı işgal edip İran hükümetini Rus etkisinden kurtarmak, mümkünse Türkistan içerisinde isyan çıkartmaya çalışmak, geçtiğimiz yerleri Ruslar’ın ve İngilizler’in aleyhine kışkırtmaktır. Afganistan tarafını da etkilemeye çalışmanız uygun olur. 2- …
(…)
Sayfa 71:
12 Aralık 1914’te Erzurum’a gelen Enver Paşa, Sarıkamış Harekatı’na hazırlanırken, Rus Çarı da ordusunu ziyaret etmiş, konuşmalar yapmış ve ordunun moralini yükseltmişti. Albay Hafız Hakkı’nın ileri gönderdiği silahlı gruplar ormanda bulunurlarken Çar’ın önlerinden geçtiğini görmüşler, ancak emir olmadığından ateş açmamışlardı. Bu şekilde Çar, büyük bir tehlike atlatmıştı.
(…)
Sayfa78:
24 Aralık 1914… Bugün tuhaf bir olay oldu. 10’ncu Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Nosuhi, Ruslar tarafından esir edildi. Enver Paşa’nın emir de Ruslar’ın eline geçmiş oldu.        
(…)
Sayfa 82:
İlginç bir raslantı olmak üzere, 26 Aralık 1914 günü Yavuz gemisi, Boğaz önünde Rus mayınlarına çarparak yaralanıyor ve uzun zaman alacak tamire ihtiyaç gösteriyordu. Böylece Yavuz’a güvenerek kurduğumuz Trabzon – Erzurum lojistik destek hattı da tehlikeye düşüyor ve bunun yerine…
(…)
Sayfa 98:
Rus yazarları diyor ki:
Telefonları donduran, Rus harekatını etkileyen soğuk, Türk hücumlarını durduramıyordu. Ruslar telefonları donduğu için 19 Ocak’ta yapacakları taarruzu, ancak 21 Ocak’ta yapabildiler.
Maslofski:
“Türkler savunmada büyük kahramanlıklar gösterdiler. Türkler’in yüksek düzeydeki dayanıklılıklarından ve cesaretlerinden Alman subayları yararlanamadılar” diyor.     
(…)
Sayfa 99:
Yenilginin sebepleri nedir?
Cengiz Han’ın bir sözü vardır ki, bunu Maurice de Sonne, “Moğol Tarihi”nde şöyle yazıyor:
“Yesuntay gibi ender özelliklere sahip bir komutan yoktur. En uzun yürüyüşlerde yorgunluk, açlık, susuzluk duymaz. Subay ve askerlerini de kendisi gibi sanır. Bu yüzden iyi bir komutan olamaz. Çünkü komuta ettiklerinin açlık, susuzluk ihtiyaçlarını anlayamaz. Yürüyüşler atları ve askerleri yormayacak şekilde olmalıdır. Çin’de en tecrübeli ihtiyar komutan Mohol’u bırakmıştı. Mohol ölünce başkasını bulamadığından, Cengiz bizzat Çin’e gitmeye mecbur olmuştur.”
(…)
Sayfa 139:
Van Valisi Cevdet Bey, Ermeni isyanını bastırmak için uğraşıyordu. Ermeni ve Nasturi isyanında Yarbay Halil’le beraber olan Jandarma Tümeni’nin mevcudu 2100’e düşmüştü.
(…)
Sayfa 173:
Guze, “Türkler yeniden saldırıya geçebilme gücüne sahiptiler, ancak cephane eksikliğinden dolayı savunmada kaldılar” diyor.
(…)
Sayfa 303:
Müttefiklerimizin, Osmanlı Devleti’yle ilgili ihanetleri! 1- 1915 yazında Avusturya Genelkurmay Başkanı Mareşal Conrad yaptığı gizli görüşmede… d- İstanbul’un Ruslara bırakılması! 2- …   
(…)
Sayfa 461:
Bu muharebelerde çok değerli arkadaşlarımızı kaybettik. Çok kanlar döktük. Dökülen  bu kanlar boşa gitmemiştir. Birinci Dünya Harbi’nde diğer cephelerde bize çok değerli deneyimler kazandırmış, istiklal ve hürriyet uğrunda canını esirgemez bir millet olduğumuzu dünyaya ispat etmiş; Osmanlı İmparatorluğu yıkılmakla beraner daha kuvvetli bir Cumhuriyet yaratmıştır. Hepimiz bu kahramanlar önünde hürmetle eğilelim.
(…)
Sayfa 465:
Lojistik destek hizmeti! Bir ordunun en önemli işlerinden biri de geri hizmettir. İnsanlarda hayatı devam ettiren bağırsaklar, tıptan başka yerde söz konusu edilmediği halde, hayati önemi olmayan yüz güzelliği daima övülegelmiştir. Orduda bile geri hizmetlerle az meşgul olunur. Halbuki geri hizmeti işlemeyen bir ordu, bağırsakları işlemeyen bir insana benzer ki, sonunda ölüme mahkumdur!
(…)
Sayfa 479 :
Yapılan bu baskın harekatında, Rus donanmasına hiçbir zarar verilememiştir. Fakat, Almanlar’ın istedikleri şekilde Osmanlı Devleti, harbe girmiş oluyordu. 31 Ekim 1914’te Rus elçisi, 1 Kasım’da Fransız ve İngiliz elçileri İstanbul’u terk ettiler. Rusya müttefiklerine danışmadan harp ilan etti. Diğerleri de onu takip ettiler. Karadeniz fenerleri söndürüldü. Tersanedeki İngilizler uzaklaştırıldı, yerlerine Almanlar getirildi.
(…)
Sayfa 507:
Ruslar’ın bu harekatı, Yavuz’u yaralı bir halde harekete zorladı. Hızı 20 mile inmişti. Ancak Ruslar’ın azami hızı 16 mil olduğundan bir tehlike yoktu.
(…)
Sayfa 559:
Yavuz’un neden kaçtığını anlayabilmek için Alman Büyükelçisi Maternich’in Amiral Souchon’a söylediği şu sözleri yeniden okumak gerekir: Yavuz ve Midilli’nin Alman politikasının en kuvvetli unsuru olarak görülmesi, bu gemilerin gerektiğinde, anında müdahaleye hazır olması Yavuz’un Karadeniz’e vurdurulmaması gerekir.
(…)
Sayfa 565:
İstanbul Boğazı önünde, hava keşfi için beş tayyaremiz vardı.
(…)
Sayfa 587:
Bizim tayyarecilerimizden Vecihi Bey’in, Ruslar’dan ele geçirilen çift motorlu Godion tayyaresini ilk defa görmüş olmasına rağmen, kolaylıkla uçurması takdire şayandır. 
(…)
Sayfa 611:
En ilkel yöntemlerle iaşeye başvuruluyor, buğday kavrularak askere veriliyordu ki, buna kavurga deniyordu.
(…)
Sayfa 615:
Kürtler’in sahildeki Türkler kadar candan çalışmamaları dolayısıyla nakliyatta kolaylık görememiş, ilerdeki askerin, kışın iaşe imkanı bulamadığından, zorunlu olarak cephenin bir kısmı bırakılmış, askerin büyük kısmı geri alınmıştır. Buna rağmen askerler ve hayvanlar, yine yeterince beslenemediklerinden hayvanların büyük çoğunluğu telef olmuş, 35000 kadar insanımız, donma ve diğer sebeplerle kaybedilmiştir.
 
 
Ve…
Son olarak…
Yeni Mahalle’den bazı okurlar diyor ki, “HM Silivri’de çekti pimi, yaptı operasyonu, sonra da bastı İzmir’e gitti!”
Mi acaba?!
Demem o ki:
BOP operasyonu kapsamında Taksim Gezi Parkı Direniş’i devlet katında turnosol kağıdı işlevi görmedi mi?!
Allah’la aldatanlar ve Atatürk’le aldatanların koalisyonunu (28 Şabat) ortaya çıkarmadı mı?!
Vatandaş’ın patlamaya hazır bomba olduğunu bir kez daha kayda geçirmedi mi?!
AKP içindeki kirli ittifakları deşifre etmedi mi?!
Devlet katındaki saflaşmayı, açık etmedi mi?!
“MİT’in taşıyla MİT’i vurmadı mı?”!:))
(Bu da mı gol değil ha, bu da mı gol değil! Hem de ne gol, tabutta röveşata!:))
Flashforward: Neo 27 Mayıs güncesi ve/veya 555 T izlencesi?!
Gizli eller, parmaklar, “isim isim” ortada!
Demem şu ki:
Vapurdan, önümde liseyi yeni bitirmiş genç bir kızla birlikte indik.
Alsancak’taki direniş noktasına doğru ilerliyordu.
Telefonda arkadaşına talimat geçiyor, face’te paylaşılacak yazı / uyarılar için!
Heyecanlı, Atatürkçü, laik, çağdaş yaşamdan yana taraf, umut dolu genç bir kızlarımızdan biri idi!
Duygulandım.
Ne var ki, Alsancak’taki meydanın önünden geçerken gördüm, CHP Gençlik Kolları gösteriye sahip çıkmış, pankart asıyor!
Bu noktada, o genç kızımız başta olmak üzere, samimi anlamda kendini Laik, çağdaş, Atatürk Türkiyesi’nden yana taraf olarak gören, hissedenlerin, 28 Şubat’ta yenilen kazığın bir benzerini yememek için cevabını araması gerekli soru şu olmalı diye zihnime not düştüm:
Laik’lik diye derdi olmayan CHP’nin, Gülen, Gül, Topaç ve/veya karşı devrim, ulus devlet diye bir derdi var mıdır, olabilir mi?!
Erdoğan’a muhalif olmak, Yeni CHP’nin ve/veya TESEV’ci Kılıçdaroğlu’nun ayıplarını örtmeye yeter mi?!
Saddamlaştırılmış Erdoğan’ın yapamadığı ve/veya yapmayı reddettiği, ayak sürüdüğü ev ödevlerini yapmaya talip bir kafa, Türkiye’ye demokrasi mi getirir yoksa Acem bataklığı’nın içine mi çeker!
AKP’ye muhalif olmak demek, içki, sex, kıyafet hürriyetini savunmakta ibaret bir şey midir?!
Sözün özü:
AKP’nin ip’i mi çekilmek isteniyor yoksa Laik Türkiye’nin mi?!
Dikkat’li olmak lazım!
“Erdoğan istifa” diye kampanya yapanların, bu çağrı’dan evvel, CHP’de, MHP’de yönetim değişikliği, Çiller’i (Özel Örgütü) kapsamayan bir merkez sağ arayışına girmesi gerekmez mi?!
“Sözde değil özde laik genel başkan”lara, hülasa Cumhurbaşkanı’na (ivedi) ihtiyaç yok mudur?!
Vb.
Netice:
“Problemler onları yaratan gerçeklik çerçevesinin üzerine çıkmadan çözülemezler!”
Albert Einstein
Su’yu ne kadar bulandırırlarsa bulandırsınlar, hikayenin özeti şudur:
Çankaya’daki 1 numara sorunsalı?!
Gordion Düğümü?!
Acem Giyoti’ni?!
Neo 27 Mayıs Taksim Direniş’ine “ultra” katkılı buz gibi akıl’la dokunmak  şart! 
Nokta.
 
5 Haziran 2013
Hayrullah Mahmud Özgür

This Post Has 11 Comments

  1. 06 anka

    CHP ve MHP de yönetiminde bir değişiklik olabilmesi için tabanlarının en azından delegelerin ikna olması gerekir.Bu direniş dalgasının böyle bir sonuç da doğurmasını dileyelim.

    1. zalim

      Sayin 06 anka; Delegelerin ikna olmaya degil, serefe ihtiyaci var. Yoksa Delegeler üc kurusluk menfaat pesinden kosmasaydilar, sorosun usagi tesevciyi secmezlerdi.

  2. fehimli mestan

    Gazete Vatan’da yayınlanan “Orantısız güce orantısız zeka!” başlıklı fotoğraflar gerçekten harika. Bu yaratıcı ve zeki gençleri kutlamak gerekir. Onlara güvenmeliyiz!

  3. Mahir ŞEKİ

    *Saddam, Esed, ve benzerleri(?) aşağıdaki bilimsel tanımlara uyuyor gibi sanki.. Ne dersiniz ?!..
    *Psikopati: Psikiyatride ”empati, vicdan eksikliği, gösterişili/havalı/karizmatik görüntü takınmak ve kendi kıymetini suni olarak şişirme ile karakterize” olan bir kişilik bozukluğu..
    *Sosyopati (antisosyal kişilik bozukluğu): Çocukluk veya ilk ergenlik çağında başlayıp yetişkinlik çağında da devam eden, ”diğer insanların hakları ile ilgili daimi bir umursamazlık ve ihlal” seyridir.. Hastalığın temel özellikleri olarak sayılan hususlar, hilekarlık ve manipülasyondur.. Antisosyal şahıs, suçluluk veya merhamet duygusu varmış gibi davranabilir.. Özürler ve mantıklılaştırmalar beyan edebilir..
    *Psikopatlarda, terapilerin başarısız olduğu anlaşılmıştır.. Psikopatların, terapistle dürüst ve güvenilir bir ilişki kurma yeteneğinden yoksun olmaları, psikoterapinin etkisiz olmasının temel nedeni olabilir..

    1. Tonguc

      Sayin mahir seki, tanimlariniz icin tesekkür ederiz. Velakin, örnek olarak verdiginiz sahislar icin elimizde yeterli bilgi ve veri yok, lakin bir baska serefli icin (bkz. google aratmasi) elimizde yeterli bilgi var.
      bu her iki sapkinlik aslinda herkeste ayri ayri ortaya cikmaz, her iki sapkinligin da semptomlarina sahip olanlar vardir. sadece psikopat olanlar belki psikiatrinin kudretiyle belirli ilaclarla kontrol altina alinabilir, ama sosyopatinin ilacla da tedavisi yoktur.

      Bizim basimizdaki bela, her iki sapkinligin (manya) semptomlarini göstermekle birlikte, sadece psikopat olsa ilacla kontrol altina alinabilirdi, ancak bunda sosyopatlik daha agir basiyor, ki ilaclarla da tedavisi mümkün degildir.

      Kuzularin sessizligini izleyenler bilir, Hannibal lecter nasil bir psikiatri servisinde tutuluyordu. Sosyopatlari öyle kurumlarda tutmak gerekir, kesinlik tecrit.

      Bu basarilamiyorsa, kirec kuyusu.

    2. 06 anka

      Değerli Mahir Şeki,her iki ‘..pati’ bir arada.Biri nerede bitiyor,öbürü nerede başlıyor tespiti zor,çünkü içiçe geçmiş.
      Değerli Tonguç,google’daki aramayı dün facebook’ta okudum,bugün bu önerinin kaldırıldığı haberi çıktı.Sosyal medya nefretinin nedeni açık! 🙂

  4. fatma gürman

    Hayrullah bey’e minnettarım bu döküm/yorum için…iyiliği için duacıyım…zihin açıklığının devamını diliyorum…göstermeye mecbur bırakıldığımız kahramanlıklarımızı engellemeyecek, bizi felç etmeyecek şekilde sinirlerimize hakim olmayı becermek zorundayız…Üstün nitelikte kahramanlara ve kahramanlıklara olgunluk dönemine ulaşamamış toplumlarda ihtiyaç büyüktür…o yüzden iktidar manyaklığına bu tip toplumlar geniş bir besiyeri sağlıyorlar ve onlara sık rastlanıyor…bir toplumun olgunluk döneminde ise sıradan/orta karar zeka ve yetenekteki insanlarla çok iyi işleyen bir toplumsal düzen kurulabilmekte ve yönetilebilmektedir, iktidar manyaklığı için besiyeri daralmakta çünkü böyle ego patlamalarına gerek kalmamaktadır, normal ego yetip de artmaktadır işlerin iyi yürümesi için böylece iktidar aşırılıklara sapmadan tahammül edilebilir, taşınabilir boyutlarda kendini gerçekleştirebilmektedir…insan beyni deneyerek yeni şeyler öğrendikçe, yeni beceriler edindikçe gelişen bir organ ve bu durumda mutluluk hormonu salgılanıyor…bütün beden kendini iyi hissediyor…insana öğrenme ve becerilerini geliştirme olanakları sunan ve bu yolların devamlı açık kalmasını sağlayan toplumsal düzenler iyi düzenlerdir…iyilik halinin olmasını ve yayılmasını sağlarlar…sınır-lıyız ama son-suz…

  5. seyide

    Şu BDP midemi bulandııyor?Bunun için madem halk sokağa döküldü meydan bunlara bırakılmamalı.

  6. zalim

    Sn. HMÖ; tesevci ve yeni chp nin isbirlikci akepeden tek farki adi. Dolayisiylada söylediklerinizde haklisiniz. Aydinligin ne yazdigini bilmiyorum ama Sn. Perincegin yazdigi yazida Onunda sizinle ayni fikirde oldugunu gördüm. Perincegin nnazarinda da 9 maddelik gizli anlasmayi yapan, kraliceden diz bagi almis Gül’ün zerre kadar güvenilirligi yok.
    Yani eyleme ve bunlara firsat vermemeye devam.
    Ve ilk firsatda yillardir yakindan tanidigimiz Emekli Komutanlardan birini eylemin Liderligine getirmeliyiz diye düsünüyoruz.

  7. Tarık ATAN

    Sayın Okur,

    Bildiğiniz yolda ilerlemeye devam.
    Uyarılar zarar vermek için değil, mayın’lara dikkat çekmek için.
    Gördü iseniz mayın’a basmadan yola devam.
    Sözün özü:
    Ultra İMECE?!
    Netice:
    Bana arkadaşının kim olduğunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim!
    Nokta.
    Sevgiler
    HM

  8. as

    olacak kardeşim, olacak….yavaş yavaş…
    allah bile evreni 6 günde yaratmış….
    korkma, tuzağa düşmeyeceğiz…
    her şeye rağmen…..

Yoruma kapalı.