Kâbe tarihi bildiğiniz gibi değil

Kâbe tarihi bildiğiniz gibi değil

Şahin Filiz

İslam tarihi kaynaklarında Mekke, Ummü’l-Kura (şehirlerin anası) olarak görülür. Mekke, Hz. Muhammed’in doğduğu ve İslam’ın ortaya çıktığı bir şehir olduğu gibi, çok eski zamanlarda kurulmuş olması ile de bu unvanı almıştır diyebiliriz. 20 Ramazan Hicri 8. Yılda Perşembe günü Mekke’nin fethedilmesi, İslam dininin doğuş yeri olduğu kadar Arapların merkezi bir şehri olması bakımından da çok önemlidir. Hicri tarihi miladiye dönüştürdüğümüzde Mekke, 11 Ocak 630’da fethedilmiş olmaktadır. Bir kısım İslamcı gurupların dediği gibi Mekke 1 Ocak’ta değil, 11 ocak’ta fethedilmiş olmaktadır. Bu şehrin fetih tarihini on gün önceye çekip31 Aralık-1 Ocak’ta kutlanan Yılbaşı’ya alternatif olarak“Müslüman Yılbaşısı”uydurduklarını, bu cehalet ve tarihsel saptırmayı Mekke’nin fethi yıldönümü olarak her yıl yineledikleri görülmektedir. Tarihi bir bilim değil, bir çarpıtma ve çatışma aracı haline getirmek, Mekke’nin fetih tarihini yanlış tanımlamak olduğu gibi, aynı zamanda İslam tarihinin bütününü gerçek tarihten koparmaktır. Her şeyden önce, Hıristiyanlar’ın Yılbaşı’sı, 25 Aralık Noel bayramıdır ve 11 Ocak 630 tarihli Mekke’nin fethi arasında en az 17 günlük bir uyuşmazlık vardır. Kaldı ki Türkiye’de kutlanan Yılbaşı, 31 Aralık-1 Ocak arasındadır ve hiçbir dinle ilgisi yoktur. Miladi bir yıla başlamanın sıradan bir kutlamasıdır.

HRİSTİYAN GELENEĞİNE İSLAMİ KARŞILIK

Diyelim ki Mekke 1 Ocak’ta fethedilmiş olsun. Bu nasıl olur da 25 Aralık’taki Noel’le rakip bir tarihlendirme olabilir? Ayrıca Mekke’nin fethinin, Müslümanların, sonsuza dek süregelen bir bayramı olduğuna ilişkin hiçbir dini nass yoktur. Modernizmin biçimlendirdiği İslamcılık, Hıristiyan dünyasında her ne varsa ve her ne olursa, İslam tarihinin gerçeklerini çarpıtarak karşılığını uydurmayı dindarlık sanmaktadır. Mekke’nin fethi yıldönümünü 1 Ocak’a çekmek bu yapay ve çarpık tarih anlayışının en somut göstergesidir. Din ya da dindarlıkla değil, daha siyasal, kültürel ve ekonomik kaygılarla uydurulan bir fetih kültüdür.

MEKKE ve KABE ÖZDEŞLİĞİ

Mekke kenti ile Kabe’nin, tarihsel süreçte adları birlikte anılır. Bu ikiz kutsallık, özellikle Kur’an’da onaylanır ve Mekke Kabe’den, Kabe de Mekke’den ayrı tutulmaz. Tarihsel açıdan Mekke için İ.Ö. 1892 yılı işaret edilir. Başka bir deyişle, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail’in “Kabe’nin temellerini yükselttikleri”nden söz eden Kur’an, “ Kabe’yi insanlar için yeryüzünde ilk kurulan beyt (ev)” olarak betimler. Yine Mescid-i Haram Halife Ömer zamanında 639’da ilk inşa edilen mescittir. Kabe Mescid-i Haram’ın ortasında bulunmaktadır.

İslam tarih yazımı, Kur’an’da bazı ayetlerde geçen “esatir”, “usture” (geçmişlerin haberleri, öyküleri, efsane ve masalları)’yi, İbn Haldun’a (ö. 1406) gelinceye kadar tarih biliminin vazgeçilmez kaynağı olarak almamıştır. Tarih yazımının tarihsizliğinden dolayı, Kabe’nin tarihsel süreci ile Kur’an’daki tarihsiz usturesi, onun ne zaman yapımına başlandığı konusunda nesnel bir bilgi vermekten uzaktır. Kutsallık yarışı ile inşası çoğunlukla birbirine karışmıştır.

KUTSİYETİN KAYNAĞI

Şu halde, Mekke-Kabe ikilisinden hangisi, diğerine kutsallık vermektedir? Eğer Mekke, İ.Ö. 2 Bin yıl kadar geriye gidiyorsa, yani, Hz. İbrahim ve İsmail dönemine uzanıyorsa Kabe’den daha eski bir geçmişe sahip olur. Oysa Kabe’ye ilişkin geç tarih, çoğunlukla mitolojik, kaynağı belli olmayan, haberlere, hadislere dayanılarak Adem ve Havva ‘nın yaşadığı döneme ulaşmakta, Nuh Tufanı sırasında yerle bir olduğu bildirilmekte, sonra da Hz. İbrahim ve oğlu tarafından, Tufan’dan sonra kalan izi üzerinde yeniden inşa edildiği söylenmektedir. Son iddia Kur’an’daki andığımız ayetlerce ileri sürülmekte; daha öncesine ait herhangi bir bilgi verilmemektedir. Ne ki Kur’an bu bilgileri bilim olarak tarihin nesnel verileri olarak değil, “usture” ya da “esatir” kipiyle sunmaktadır. Ustureyi tarihsiz tarih ya da yalnız kayıt-dışı değil, kurgusal bir tarih diye nitelersek, Kabe-Mekke ikilisinin kutsallık tarihi, hiç olmazsa bu usturelerde at başı gider. Oysa Kur’an, hiçbir şeye tarih düşmediği halde, Hz. Muhammed’e karşı gelenleri eleştirirken tarih düşmediklerini gerekçe gösterip karşı tezleri, “eskilerin ve atalarının masalları” diye olumsuzlar. Mekke’yi kutsamak için Kabe’ye ilişkin esatir, Kabe’yi kutsamak için de Mekke’ye ilişkin esatir koşut düzlemde seyreder.

EFSANELERE DAYANAN TARİH

Kur’an’ın, kendisine ve Hz. Muhammed’in elçilikle görevlendirilmesine karşı inançsızların, tarihsel ve ussal nesnel kanıtlara dayanmadığı gerekçesiyle çoğu zaman “esatir” nev’inden suçlamalarını yadırgamasına karşın, MS 819’da ölen ilk soybilimci ve tarihçi İbnu’l-Kelbi ve yine MS 858’de ölen ilk İslam tarihçilerinden Ebu’l-Velid el-Ezraki, Kabe-Mekke kutsallığını aynı yöntemle tarihsel olarak kurgulamaktan çekinmezler: “Aziz ve celil olan Allah gökleri ve yeri yaratmadan kırk yıl önce Kabe su üzerinde bir köpük halinde bulunuyordu. İşte yeryüzü o köpükten döşenmiştir……Yüce Allah gökleri ve yeri yaratmadan önce arş su üzerinde bulunuyordu. Arş su üzerinde iken Allah şiddetle esen bir rüzgar gönderdi. Rüzgar suyu çalkalayarak şimdiki Beytullah’ın bulunduğu yerde kubbe biçiminde yumuşak bir taş meydana çıkardı. Allah bütün yerleri o taşın altından döşedi. O taş uzadıkça uzadı. Yeryüzünü dağlarla sabitledi. İlk dağ Ebu Kubeys dağıdır Mekke’ye bu nedenle “Ummu’l-Kura” (Şehirlerin Anası) denilmiştir. Benzeri anlatılar, anılan tarih kitaplarında birkaç sözcük farklılığı dışında, sürekli yinelenir.

Şu halde Kabe-Mekke ikilisi, esatiri kutsayan anlatı süreci açısından birbirine koşut önemi taşırlar. Ancak esatir ya da tarihsel sürecin bazı noktalarındaki somut veriler, tümüyle İslam tarihçiliği ve Kur’an’da geçen ifadeler değildir. Başka deyişle, Tevrat ve Hıristiyan kaynaklarının da en az diğer iki kaynak kadar bu konuda belirleyici ustureleri vardır. Bu ayrı bir tartışma konusudur.

KABE DEFALARCA YAKILIP, YIKILDI

Şimdi Kabe’nin başına gelenlere bakalım:

Kabe, İslam öncesi kayıtlı tarihsel dönemlerde, örneğin MS 300-500 yıllarda Huzaa ve Cürhüm kabileleri arasında sürekli rant ve çıkar merkezi olarak görüldüğünden, defalarca yıkılıp yapılmıştır.

İlk tarihsel saptamalara bakılırsa, Habeş Kralının komutanlarından Ebrehe MS. 525’lerde Kabe’ye saldırmış ancak yenilmiştir. Fil Suresi (1-5) dışında, “Ebabil kuşlarının attıkları küçük taşlar” hariç tutulursa, kime, nasıl yenildiği İslam tarihi kaynaklarında geçmez.

Haçlıların 1099’da Kudüs’ü ele geçirmeleri ve 1118’de kurulan gizli bir tarikat Tapınak Şovalyelerinin hemen arkasından Süleyman tapınağının bulunduğu yere yerleşmeleriyle Kabe Hıristiyanların saldırısına uğramıştır. Hatta Prens Renaud, Hz. Muhammed’in naşını çalmaya bile girişmişti.

15. yüzyılda Portekizliler yine Mekke’yi ve Kabe’yi işgale yeltenmişler, aynı yüzyılda Vasco da Gama Müslüman hacıları ateşe vermiştir.

MÜSLÜMANLAR DA YAKIP, YIKTI

Kabe, yalnız gayri Müslimlerin değil, kutsal saymalarına karşın, Müslümanların da saldırı ve tecavüzlerine uğramıştır.

“Emevi halifeliğini tanımayarak 683’de ayaklanan ve kendi halifeliğini ilan eden Abdullah b. Zübeyr Mekke’yi isyan hareketinin merkezi yapmıştır. Daha sonra Abbasilere karşı ayaklanan Hz. Ali evladından Muhammed en-Nefsu’z-Zekiye’nin isyan yeri olarak Hicaz’ı seçmesi ve 786’da ayaklanan yine aynı soydan Hüseyin b. Ali’nin Hz. Muhammed’in türbesinin önünde isyanını bildirmesi, Müslümanların Kabe ve harem-i şerife saldırmalarına dair örneklerdendir. Sünni Abbasi halifeleri ile Batıni-Şii Fatımi halifeleri Mekke ve Medine üzerinde sürekli çekişmişlerdir.”

Yine Yezid b. Muaviye (ö.683), Ehl-i Beyt’e karşı baskıcı bir politika izlemiş ve Mekke’ye mancınıklarla saldırmış, Kabe’yi yakıp yıkmıştır. Vahhabiler de 18. Yüzyılda Mekke ve Kabe’yi işgal etmişlerdir. Osmanlılar, 1818’de Vahhabilerin elebaşlarını idam ettirmiştir. Müslümanların Kabe’yi işgal girişimlerinin son halkası, Suudi Arabistanlı Vahhabi eylemci Cuhayman Uteybi ve arkadaşlarının 1979 yılında gerçekleştirdikleri iki haftalık Mescid-i Haram baskınıdır. Bu baskın, Fransız jandarmasının yardımıyla etkisiz hale getirilmiştir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Mekke ve Kabe’nin tarihi, yalnız Kur’an ve İslam tarihçiliğine bağlı olarak anlaşılamaz. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam arasındaki tarihsel, teolojik ve kültürel bağlar nesnel ölçütlerle analiz edildiğinde, bu iki “kutsal”ın hem gerçek tarihi, hem de kutsallıkları etrafında örülen ustureler aydınlığa kavuşacaktır.

Şurası bir gerçektir ki, nerdeyse bütün Müslümanlar Kabe’yi, “yeryüzünde kurulan ilk kutsal yapı” , “kutsal mabed” olarak görseler de Kur’an “Mekke’de insanlar için kurulan ilk beyt” olarak görmektedir. Oysa Yahudilikte Süleyman Mabedi, adı üstünde mabed olduğu için kutsaldır. Buna göre, “Yahudiler Süleyman’ın mabedini dinsel kabul edip sonradan dünyevileştirmiş; Hıristiyanlar Kilise’yi önceden Tanrı’ya tahsis edip İsa’yı yanına vermişler; Müslümanlar da önceden insan için yapılan beyti sonradan Tanrı’ya tahsis etmişlerdir.

Kısaca söylemek gerekirse, Yahudiler ve Hıristiyanlar önceden dinsel olanı, sonradan dünyevileştirmişler; Müslümanlar da önceden dünyevi olanı sonradan dinselleştirmişlerdir. Bu dinselleştirme, Mekke-Kabe özdeşliğinde vücud bulmuştur. Ama Kabe’nin yine Müslümanlar tarafından tarihte saldırılara uğramış olması, Halife Ömer’in, “Cahiliye dönemimizde savaşa giderken helvadan putlar yapardık. Savaş esnasında acıkınca da yerdik”, demesine benziyor.

REKABET NESNESİ YAPTILAR

Mekke’nin fethi dünyevi ve siyasi bir olgu iken, Yılbaşı ile rakebet edecek şekilde fetih yıldönümünün mesnedi olarak görülmekte, her yıl bu “usture”, tarihsel gerçekliğe uygun olup olmadığına bakılmaksızın, dinselleştirmenin tarihine dönüştürülmektedir. Mekke ve Kabe, tıpkı ekonomik ve siyasi kapışmaların odağından yer almış oldukları gibi, hem varlıkları, hem de etraflarında oluşturulan ustureci dinsel tarihciliğin metaı konumuna düşürülmektedir. Vahhabi gericiliğinin Suudi sülalesinin siyasal ve ekonomik tekelinde olan Hacc, bu metalaştırmanın en örgütlü dinsel usturesinin yaşamakta olan örneğidir.

1.Bkz. Ebu’l-Velid el-Ezraki, Ahbaru Mekke- Mekke Tarihi, Çev. Y. Vehbi Yavuz, Ankara Okulu Yayınları, 20017, s. 17-18.

2. Bakara 2/167

3. Al-i İmran 3/96-97.

4. Bkz. Kitabu’l-Esnam Putlar Kitabı, Çev. Beyza Bilgin, Ankara Okulu yayınları, Ankara 2017; Ahbaru Mekke Mekke Tarihi.

5. Bkz. Mehmet Ali Büyükkara, Kabe’nin İşgali, Rağbet Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2015, ss. 40-42.

6. Bkz. Mehmet Ali Büyükkara, ss. 42-49.

7. Bkz. Mehmet Ali Büyükkara, ss. 80-94.

Aydınlık

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!