Milli Görüş mü Milli Hükümet mi?..

Milli Görüş mü Milli Hükümet mi?..

mfarac

Cemaat medyası iyice ayaklanmış; Emniyet İstihbarat Genel Müdürlüğü’ndeki kadrolar dağıtılıyormuş… Bu kadroların bir bölümü “Ergenekon” ve “Balyoz” operasyonlarını yapan kadrolarmış… Vay efendim “bu kadrolar niçin” dağıtılıyormuş?..
Bu bürokratik operasyon, AKP iktidarı ile devletin içine iyice yerleşmek isteyen cemaatlerin kendi arasındaki egemenlik kavgasından başka bir şey değil…
Bu yılın başında Başbakan’ın ofisinde bile dinleme cihazları bulununca, Erdoğan’ın koruma ekibi darmadağın edilmemiş miydi?.. Son istihbarat operasyonunun da; dinleme-izleme kaygılarından kaynaklandığı ve tasfiyenin devamı olduğu söyleniyor…
Diyeceksiniz ki, “kim ne yaptıysa zaten yaptı, olan bu ülkenin ulusalcı, cumhuriyetçi, Kemalist solcu kadrolarına oldu… Atatürk ve Altıok kaygısını yaşayanlar artık zindanda, müebbet hapislerini çekiyorlar…”
Yine diyeceksiniz ki, “birileri görevlerini belki de tamamladı ve artık bertaraf ediliyorlar ama ne etkisi olacak ve nereye kadar gidilebilecek?..”
Böyle düşünenler ne yazık ki çok haklı… Çünkü bu saatten sonra yapılanların artık hiçbir önemi yoktur… “Ergenekon” ve “Balyoz” operasyonlarında cemaat unsurları kullanıldıysa buna izin veren de destekleyen de, günümüzdeki siyasi iktidar değil mi?.. Bu iktidar, “ikinci cumhuriyet” planıyla görevdeyken hiç kuşkunuz olmasın, cumhuriyetçi unsurları tasfiye edebilecek başka aracılar da bulabilir…
Yani sözün özü, bunlar karşısında yakınmak yerine etkili ve güçlü çözüm şart… Bir şeyler yapmanın aciliyeti giderek artıyor… O yüzden Milli Görüş eskileri, cumhuriyeti tamamen tasfiye etmeden; sağcısıyla, solcusuyla, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla, Çerkeziyle, Alevisi ve sünnisiyle, Doğulusuyla Batılısıyla bu ülkenin tüm duyarlı demokratik unsurları “Milli Hükümet” için ne yapacaklar ona baksınlar…
Yıkım ekipleri, hilafetin rövanşını alma konusundaki hırslarını, içki yasağı ve Onuncu Yıl Marşı düşmanlığına kadar getirdiklerine göre tehlike iyice kapıya yanaşmış demektir…
Meselenin en önemlisi uyanışla ilgilidir ki, gaflet odakları buna ne yazık ki izin vermemek için içte ve dışta çırpınıyorlar!..

Liboşlar uyanır mı?..

Limonata solcuları, TESEV uzantıları, İkitelli dönekleri, ilericilik kılığındaki gericiler, Sorosçulara kız veren sansürcü kaz çobanları, küçük beyinleri meseleyi algılayamadıkları için “Ergenekon” ve “Balyoz” operasyonlarını ordu düşmanlığı nedeniyle “demokratik açılım” gibi desteklemeye kalkıştılar… Atatürk’e, laikliğe, Altıok’a olan düşmanlıkları da onların nefretini ve öfkesini körüklemeye yetti!..
Medyaya yönelik Abdülhamid dönemini andıran yasaklamalar, cemaat ve tarikat devleti düşleri, başta içki yasağı olmak üzere sosyal yaşamı cendereye alan “kırmızı çizgiler”in her geçen gün kalınlaşması bu zavallıları uyandıracak mı bilmiyorum ama kafalarının dank edeceği günler de yakındır!..
AKP baskısının onların da nefesini keseceği, cumhuriyete karşı tetikçi gibi kullanılan Taraf adlı gazeteyle Ahmet Altan ve güruhuna yönelik operasyonla gösterilmişti ama belli ki, uyanamayan kaz kafalıların sayısı hayli fazla!..
Hiç kuşkunuz olmasın onlar da başlarını taşlara çarptıklarında “durmak yok yola devam” zihniyetinin onları hangi karanlıklara sürüklediğini net biçimde ve de ağlayarak- sızlayarak göreceklerdir…
Uyanmaları için “Ergenekon” davasında savunmasını veren emekli koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun şu sözlerini de dikkatle okumaları gerekiyor:
“TSK’yı halkın gözünde itibarsızlaştırmak, güvenini ve sevgisini yok etmek, Anayasa’nın ilk üç maddesine dokunabilmek, Atatürk ilke ve inkilaplarını ve bize emanet ettiği tüm değerle dokunabilmek için TSK’da tasfiyeler gerekiyordu.”

İki yobaz!..

“İleri demokrasi” iddiasın nasıl bir safsata ve kandırmaca olduğu her geçen gün çok daha iyi anlaşılıyor… Milletin telefon dinleme fobisine mahkum edildiği bir ülkede, “demokrasi” diye diye iktidara gelen AKP’nin gerçek foyası artık daha iyi ortaya çıkıyor…
“İki ayaşın çıkardığı yasa” gibi seviyesizce cümlelerle savunulan şu içki yasağı toplumu zapturapt altına alma çabasının belki de zirve yaptığı bir nokta değil mi?.. Daha neler görecek bu ülke?.. “Dindar nesil yetiştireceğiz” diye toplumun nefesini kesmek için daha neler yapılacak acaba?..
Tüm bu gaflet tuzağının merkezi ne biliyor musunuz; hükümet herhalde “Yeni Anayasa” ve “açılım” çabalarının ardından “ikinci cumhuriyeti” garanti edeceğini düşünüyor olmalı ki, kendince şimdilik garnitürlerle uğraşıyor!..
Yani yasaklar ülkesinin çevresini kurbağa teorisiyle; yavaş yavaş ve de sinsice beziyor… Yoksa hangi ülkede bir başbakan hem içkiyi yasaklatır hem de “biz kimsenin yediğine, içtiğine karışmayız, karışılmasına da müsaade etmeyiz” diye komik bir savunmaya girebilir ki?..
Hiç merak etmeyiniz; tarih madem her açıdan tekerrürden ibarettir o halde yasakçıların sorgulanması açısından da tekerrür eninde sonunda yaşanacaktır. Demokratik bir siyasal güç umarım AKP’yi frenleyerek halkı kucaklayacak bir atmosfer yaratabilirse, ileride hiç kuşkunuz olmasın şöyle de denilecektir;
“İki tane yobaz geldi içkiyi yasakladı, bürokrasiyi kuşattı, milleti zapturapt altına almaya çalıştı… İki tane yobaz geldi, Atatürk’e her fırsatta hakaret etti, Onuncu yıl Marşı’nı aşağılamaya çalıştı, cumhuriyetin aydınlanma Devrimi’ne savaş açtı…”
Ne dersiniz; yasakçıların, baskıcıların, tek adam özentilerinin ve korku imparatorluğu figüranlarının yüzlerine yukarıdaki isyanlar bir gün gelecek dile getirilecek mi acaba?..
Sakın ola gaflet ve dalalet içindeki muhalefete, başını kuma gömen sözde aydınlara, sahte solculuk oynayan ikiyüzlülere bakıp umutsuzluğa kapılmayın…
Cumhuriyeti var eden tarih nasıl Atatürk gibi kahramanların önünü açtıysa, Büyük Önder’in ilelebet payidar olacak cumhuriyetini sonsuzluğa götürecek bir siyasal güç ve önder de eninde sonunda ortaya çıkacaktır…
Madem ihanetin menzili yok, bize göre umudun da sonu yoktur…
Toplum yalnızca AKP iktidarının baskıcı anlayışına karşı değil, bu hükümetle yeterince mücadele edemeyen hatta onun dümen suyunda gitmekten vazgeçmeyen, masasından kalkmayanlarla mücadele edecek umudu da kendi içinden yaratacaktır… Hiç ama hiç kuşkunuz olmasın…

Mehmet Faraç – Aydınlık