BOĞAZİÇİ (Kitap tanıtımı)

BOĞAZİÇİ (Kitap tanıtımı)

Mehmet Mazak adlı yazar (!) tarafından kaleme alınmış ‘Boğaziçi ve Kayık Kültürü’ adlı kitap bir tesadüf sonucu elime geçti. Denizde büyümüş bir İstanbullu olarak ‘boğaziçi ve kayık’ konulu bu kitaba kayıtsız kalamadım; biraz okudum. Keşke okumaz olsaydım; buram buram Osmanlı özlemi kokan dünya görüşü bir yana (bu konuya hiç girmeyeceğim) Türk Dili’nin böylesine katledildiği, başının gözünün yarıldığı başka bir kitap okumamıştım. Nobel ödüllü Orhan Pamuk’tan sonra okuduğum en berbat yazar ve en berbat kitap; aslında kitap yerine gözden geçirilmemiş bir eskiz desek daha doğru olur.
Böyle bir kitabı okumak ve bu tanıtım yazısını kaleme almak için neden göz nuru döktüğümü ise yazının sonunda açıklayacağım;şimdi kitaba göz atmaya başlayalım.

‘Bir Boğaziçi Ebrusu Kayık Sefaları’ başlıklı bölüm, sahife iki, paragraf bir:
“…İstanbul’un üç yanını çeviren denizin bir bebeğin annesinin koynuna sokulması gibi derin körfez ve koylarla İstanbul’un şevkatli kollarına sığındığı çok özel mekanlar bulunmaktadır.İstanbul’un şevkatli kucağındaki bu mekanlardan bazıları Bebek koyu,Kanlıca Körfezi, Kalamış, Büyükdere, Sadabât ve Göksu olarak karşımıza çıkar.İstanbul tarafından en şevkatli kucaklanmış yer olarak Haliç asırlarca çevresinde yaşayan halka aynı şevkat ve misafirperverliği göstermiştir. İstanbul’un şevkatli kollarındaki…” ‘Şevkat’ten midem bulandığı için gerisini yazamadım. Bu paragrafta yazar ne anlat-mak istemiş ?Kaç defa okudum bilmiyorum; ama hiçbir şey anlamaya muvaffak olamadım.

‘Bir Boğaziçi Ebrusu Kayık Sefaları’ başlıklı bölüm, sahife dört, son paragraf:
“…Bilhassa ilkbaharın sonralarında,Temmuz, Ağustos aylarındaki mehtaplı gecelerde…” İlkbahar ayları mart,nisan ve mayıstır. Haziran ilkyaz, temmuz yazın göbeği, ağustos ise son yaz. Bu arada ilginç bir şey yakaladım; Şair Nedim’in ‘gidelim serv-i revanım yürü sadabâde’ nakaratlı ünlü şarkısı (şiiri) beş kıtadır, yazar ilk iki kıtasını verip üçüncü ve dördüncü kıtayı atlayarak beşinci (son) kıtaya geçmiş. Bunun iki sebebi olabilir. Ya bu iki kıtanın varlığından haberi yoktu; ya da anlamını, yorumunu bildiği için kasten sansürledi. Ben birinci ihtimali daha güçlü görüyorum.
Her neyse, aktarmalara devam edelim.

‘Boğaziçi’nde Mehtap Seyri’ başlıklı bölüm, sayfa yedi, birinci paragraf.
“…Osmanlı toplumunun oluşturmuş olduğu Boğaziçi medeniyetinin en unutulmaz hatırası, damaklarda tat, gönüllerde iz bırakmış olan ‘mehtap seyirleri ve gezileri’ olmuştur…”

Burada ‘Osmanlı Toplumu’ diye tanımlanan kesim dönme, devşirme saraylılar ile Rum,Ermeni, Yahudi soylu İstanbullu azınlıklardır. II.Selim (Sarı Selim) ya da ‘Serhoş Selim’ kendi hodbinliğini meşrulaştırmak adına bu rezilliklere bigane kalmayı tercih etmiştir. Varlıklı İstanbul burjuvası mehtap seyrine çıktığında; Hidiv İsmail Paşa’nın Emirgan’daki yalısının taraçalarında toplanarak meşk eden Arap ve Çerkez hanendelere ‘Osmanlı Toplumu’ deniliyor; Türk’ün ise esamisi yok!

“…Osmanlı Devleti’nin payitaht şehri…” demiş; payitaht zaten ‘başşehir’ demek, başşehir şehri ‘şevkat’e benzemiş.
‘Kerime’ sözcüğü için (anlamını bilmeyenler öğrensinler diye) parantez içinde ‘gözbebeği’ manası verilmiş; benim bildiğim ‘kız evlat’ manasına geldiği, Osmanlıca sözlükte (güzide,seçkin,kıymetli) manaları verilmiş, gözbebeği manasını hiçbir yerde bulamadım; herhalde yazar uydurmasıdır.
Buna benzer bir de ‘ışık süzmesi’ uydurması var; birkaç yerde geçiyor. Önce dizgi hatası sandım, ama birkaç yerde birden geçtiğine göre dizgi hatası değil. Sanırım ‘ışık hüzmesi’ demek istemiş; ama o da yanlış; çünkü ‘hüzme’ ışık demeti demektir. Işık hüzmesi dersek payitaht şehri gibi olur.

Kitaptan otuz bir sayfa okudum;sayısız imla hatası, ifadesi bozuk, anlamı düşük onlarca cümle, yanlış kullanılmış tonla kelime gördüm. Okumayı bıraktım, devam edeceğimi de sanmıyorum. Ancak kitabı muhafaza edeceğim kesin. Çünkü; arayıp da bulamayacağımız bozuk Türkçe örnekleri ile dolu; ders notu niyetine saklayacağım. Türkçe/edebiyat öğretmeni arkadaşlara da kitabı edinmelerini tavsiye ederim.
Sağlıcakla kalınız.

28.05.2013
Şaman TÜRKSOY

This Post Has 5 Comments

  1. seyide

    Osmanlı’yı yeterince tanımayanlar Osmanlıcılık oynuyorlar.Gerçekten İstanbul kökenli olanlar da hemen farkedilen bir zariflik vardır.

  2. nhizal

    eh ben bu kitabı sevdim desem kızmazsın herhalde.
    neden mi?benim kıymetimi anlarsın Şaman. 🙂 🙂
    bu arada benim son iki yılki resim konum 100 yıl önceki Stanbul fotoğrafları. orjinal fotoğraflardan çalışıyorum.
    ama yemin ederim bunun osmanlı özlemiyle ilgisi yok. sadece sararmış fotograf çalışmayı seviyorum. ve bu konuda istanbul fotografları bulunmaz bir hazine.
    hani yani yanlış anlama olmasın.

    1. Tonguc

      Abla eski Osmanli özlemi de olabilir, neden olmasin, o da bizim kültürümüzün, bizi biz yapan ögelerin bir parcasi. Ama azicik ciddiyet olmaz mi?
      Insan yaptigi ise özen göstermez mi?
      Ama iste bunlarin ki, eskiyi kavrayip, restore etmek tarzinda yeniye aktarmak degil, “bunlarinki bitpazari” zihniyeti. Eskinin cürümüs taraflari, ucuz ve adi bir kopyasi.

      Her seyde oldugu gibi, kirli ucuz ve adi… Pacoz iste!

  3. Tonguc

    Saman bey kardesim, yine dirayetliymissiniz ki, böylesi bir kitaba 30-40 sayfa dayanabilmissiniz. Ben olsam daha iki satira göz atar atmaz, kaldirir atardim.
    Hem “şevkat” nedir be kardesim, yerli yersiz her yerde kullanmis? Yok öyle bir kelime ne Arapca’da ne Osmanlica’da. “şefkat” olsa gerek; “şevkat” kelimesine en yakin “şevk” ve “şevke” var. Fakat onlarin da anlami bambaska. Biri, zevk, nese, sevinc, cosku anlaminda, digeri de deve dikeni.
    Madem yüzme bilmezsin neden cikarsin kavaga be badem. Osmanlica heveslisinin az biraz Osmanlica’yi bilmesi beklenmez mi?

    Özentilik, capaculluk, pacozluk pacalarindan akiyor nane mollalarin.

    1. Şaman Türksoy

      Değerli Tonguç Yoldaş -iyi bir okur olduğunu göstermiş- benim kaçırdığım ‘şevkat’ uydurmasını şıp diye yakalamış. Gerçekten de şevkati ‘şefkat’ niyetine okumuşum:)))

Yoruma kapalı.