İnsanın İnsanlıkla Tedavisi-III

İnsanın İnsanlıkla Tedavisi-III

Şahin Filiz

Psikoloji, Psikiyatri ve Felsefi Sağaltım

İnsanın bedensel, ruhsal ve zihinsel sorunları, modern zamanlarda karmaşıklaştığı gibi, daha da görünür hale gelmiştir. Bu sorunlar görünürleştikçe modern deneysel bilim yaklaşımı tanı, tanım ve çözüm yöntemlerini olgusal veriler üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Başka bir deyişle, bilimsel yöntemin insana ve insanın bu üç boyutlu sorunlarına yaklaşım biçimi de olgucudur.

Örneğin psikoloji, insan davranışları ve zihinsel süreçleri, bunların altında yatan nedenleri ile birlikte inceleyen bir bilim olarak kısa bir geçmişe sahiptir. Psikoloji insan zihninin yapısını inceler; insan zihni doğrudan gözlemlenemediği için gözlenebilen davranışların bilimsel incelenmesi olarak Modern Psikolojinin tanım ve sınırlarını belirlenir. İnsan, bu tanıma göre , bir organizma olup zihinsel süreçlerinden kaynaklanan gözlenebilir davranışları incelenen akıllı bir varlıktır. Psikolojik bulgular aracılığıyla bu zihinsel durumların varlığı belirlenir.

Bu bulgular, ancak gözlenebilir davranışlar gibi somut verilere dayandığı için, insan, varoluşsal bir varlık olarak değil, bir organizma olarak görülür. Psikoloji, bu tutumuyla insanı, salt somut verilerle gözlemlenen bir araçsallığa indirger. İnsan buna gore ancak gözlemlenebilir davranışları ve bunlara ilişkin somut bulguları ile tanımlanan bir canlıya dönüşür. Modern psikoloji, modern zamanların betimsel, ölçülebilir ve hesaplanabilir algısının doğurduğu sorunlara, yine aynı biçimde yaklaşarak deneysel bilimlerle işbirliği yapar. Modern çağın “sorunlu” insanı, psikolojide üstü kapalı olarak“hasta” adını alır.

İnsan varlığının araçsallaştırılması, bilimsel yöntemdeki deneycilik ve olguculuk keskinleştikçe, daha belirgin duruma gelir. Tıp bilimi olarak psikiyatri, psikolojiye gore daha deneysel ve olgucudur. Psikoloji gibi psikiyatrinin geçmişi de yenidir. Nitekim Johann Christian Reil, bir psikiyatrist olarak bu adı ilk kullanan bilim insanıdır. Psikiyatri, insanın duygu, düşünce ve davranışlarınki sapmaları tanımlayıp modern tekniklerle tedaviyi etmeyi amaçlayan bir tıp disiplinidir. Psikiyatri, elde ettiği bu sapmalarla ilgili verileri tıp diline özgü çeşitli hastalık kavramlarıyla tanımlar ve bu “hastalıklar”dan herhangi birinin bulgularını taşıyan kişi de tıbben hastadır ve yine psikiyatrinin benimsediği tıbbi yollarla tedavi edilmelidir.

Felsefe bilimi ve bilimsel yöntemi yadsımaz. Bilimi reddetmek felsefenin doğasında yoktur. Ancak felsefi sağaltım, doğrudan psikoloji ve psikiyatrinin alanına girmez. Bu bilimlere özgü “tanı”, “tedavi” gibi kavramlara yer vermez. Zihinsel ve ruhsal süreçlerdeki sapmaları, bu sapmaların davranışa yansıyan yönlerini belirmek, tanımlamak ve tedavi etmek yine felsefi sağaltımın konusu değildir. Çünkü felsefi sağaltım ne psikoloji ne de psikiyatrinin yöntemini kullanır.

Bununla birlikte, felsefe tinsel ya da deneysel olsun, bütün bilimlerden yararlanmak zorundadır. Kaldı ki Antikçağ’dan modern zamanlara kadar bütün bilimler felsefenin içinde idi. Ancak felsefi yöntem, bu bilimlerin kendilerine özgü yöntemlerini değil, elde ettikleri bulguları alır. Felsefi sağaltım da aynı şekilde, psikoloji ve psikiyatrinin yöntemini değil, modern bulgularını izlemek zorundadır.

Peki, felsefi sağaltım bilimsel yöntem yani deneyci-olgucu yöntemi izlemediğine gore, modern psikoloji ve psikiyatride nasıl bir eksiklik görmektedir? Ya da farklı olan yanı nedir?

Çağımızın psikiyatristlerinden Eugenio Borgna, uzmanı olduğu psiiyatrinin neyi eksik bıraktığını kendi diliyle açıklar:

“Ruh acısı hayata dair bir deneyimdir ve sadece bir patolojinin uzantısı olarak görülemez. Ruh acısı, olaylar üzerine düşünmenin ve onları içselleştirmenin de kaynağıdır ve her durumda bizden-başka-olanın acısını tanımak, psikiyatriyi insani kılmak ve bununla ilintili olarak da, kişiler arası ilişkileri insani kılmak anlamına gelmektedir: psikiyatride ve insani ilişkilerde yatan köklü varoluşsal anlamlar sıklıkla kesin bir biçimde reddedilmekte, bunların nedenleri görmezden gelinmektedir. (Borgna, 2015: 59).

Çağımızın insani sorunlarını psikiyatrinin tanılama ve çözümlemede yetersiz kaldığını yine bu bilim disiplinin uzmanından öğreniyoruz. O halde psikiyatri felsefi yaklaşımın insani boyutuyla buluşması artık kaçınılmaz hale gelmektedir. Felsefenin yalnız insan psikolojisi ve insan olmanın ne anlama geldiği ile ilgilenmez, aynı zamanda derinlere kadar giden felsefi soruyla da ilgilenmek zorundadır. Felsefi sağaltım, insana salt “hasta” olarak bakmaz. Büyük boyutlarda bilinçli ve bilinçsiz zihinsel güçler, algılamalar, kaygılar, duygusal ve davranışsal sapmalar, umutlar ya da umutsuzluklar gibi ruhsal ve zihinsel süreçlere maruz iki ya daha fazla insan arasında gerçekleşen filo-psikolojik süreç olarak kendini gösterir.

Felsefenin temel teropötik işlevi olasılıkla açık biçimde Epikürcü etikle ortaya konmaktadır. Modern çağ psikolojisi ve psikologları, terapik konuşmaya en yetkin uzmanlar olarak kendileri için yasal bir alan ayırmış iseler de, felsefi sağaltım, psikolojinin felsefi sağaltım yöntemini basite indirgemeye çalıştığını ifade eder. Kuşkusuz, tıbii müdahaleyi gerektiren apaçık zihinsel hastalıklar olsa da kaygıya, depresyona, kişiliğe ve ilişki sorunlarına neden olan çok daha fazla anlam sorunları söz konusudur. Bugün bunlar genel olarak tıpla tedavi edilir, bununla birlikte pek çoğu düzenli olarak felsefenin alanı içindedir. Felsefi sağaltıcı için “terapi” kavramının kullanılmasına yönelik kanuni yasak, sağaltıcının insandışılaştırılmasında (de-humanization) ve psikoloğun münhasırlık iddiasının ateşli savunucularınca dayatılan keyfi sınırlamaya işaret etmektedir. (Fatic, 2013:1127-1141)

Psikoloji ve psikiyatri, yalnız kendilerine özgü “bilimsel yöntem”e sahip oldukları için değil, yasalarla güvence altına alınan bilimler oldukları için de insanı ve sorunlarını, kendi sınırları içinde belirlemektedirler. Felsefi sağaltımdaki insan insana ilişkisi, bu bilimlerde doktor hastaya ilişkisine indirgenmektedir.

Çağımızda psikologlar ve psikiyatristler arasında, insan zihni ve ruhuna dair derinlikli durumlarının yalnız bu iki bilimle anlaşılamayacağını, felsefenin işe müdahale etmesine gereksinim olduğunu yüksek sesle dile getirenler yok değildir. Oysa felsefe tarihinde psikolojik hiç bir zaman insan varoluşunun anlaşılmasında atlanmış değildir. Örneğin Edmund Husserl (Wertz, 2005: 167-177) psikolojiye yoğun bir biçimde odaklanan bir çok filozoflardan yalnız birisidir. XX. Yüzyıl boyunca fenomenolojik hareket Karl Jaspers, Max Scheler, Martin Heidegger, J. Paul Sartre, Maurice Merleau-Ponty, Alfred Schutz, Gaston Bacholard, Gabriel Marcel, Emmanuel Levinas ve Paul Ricoeur’un çalışmalarında psikolojiye çok önemli katkılarda bulunmaya devam etmiştir. Algı, tasavvur, duygular, davranış, dil ve sosyal süreçler gibi psikolojinin temel alanlarında çığır açan bilgiler ortaya koymuş olmasına rağmen, psikoloji üzerinde en büyük etki, zihin sağlığı alanında meydana gelmiştir.

Felsefi sağaltımda erdemin pratik yaşam bilgeliği olarak öne çıktığnı görürüz. Erdemler esaslı bir biçimde psikolojik kuramlar ve psikoteropatik tekniklerin hazinesine birebir ait görünmese de bu durum, felsefi sağaltımın bir sağaltım ya da iyileştirme yöntemi olmadığını göstermez. Erdem öğretileri ve bilgece yaşam teknikleri teröpatik aktivitelere belirgin olarak katkı sağlamaktadır.

Felsefi sağaltım, psikoloji ve psikiyatriden farklı olarak şu soruları sorar:

Bütün insanlık ve evren için ortak olan şey nedir?

İnsanlığın temeli ve gerçekliği nedir?

Psikoterapi insanlıkla ilgili olarak yalnız kişisel ve somut şeyler bakımından ilgilenebilir. Bu bakımdan onun özünün içine açılan bilinçliliği kavrayamaz, hayatın sorunlarına ve değerlerin

görünümlerine yanıt veremez. Felsefi sağaltım yalnız ben’le ilgilenmez, aynı zamanda zihni, ben’in gelişmiş bir algısına açar. Felsefi sağaltımın muhatabı kendini aşmayı öğrendikçe, felsefi sağaltım ona geçicilik ve ölümle baş etmeyi öğretir. Felsefi sağaltım, Antik dünyanın karakteristiği olan bütüncül ve disiplinler arası görüşü ortaya koyar. Psikoterapi, sosyal bilimler arasında özel bir alandır. Toplumun hayatını sürdürmesi ve bireylerin üremesini sağlamaya odaklanır.

“Sağlıklı acı” kavramı, tıbbi olarak “hasta” tanısı konmuş kişiler dışında kalan bütün normal ve sağlıklı insanlar için kullanılır. (Lizeng, 2013: 1121-1126). “Hasta” için, felsefi sağaltımın yapabileceği pek fazla bir şey yoktur. Tıbbi tedavi, psikoloji ve özellikle psikiyatrinin özel alanını ilgilendirir. Felsefeyle hasta tedavisi mümkün değildir. Ancak tıp doktorlarının müdahalesi noktasına kadar uzanan sağlıklı acılı durum, kalan diğer tüm normal insanları felsefi sağaltımın muhatabı kılar. Tüm insanlık için ortak, evrensel olan, insanlığın ve evrenin özü olan gerçekleri arayan soruları kullanır. En son amaç ve varılması gereken nokta, hayatın anlamlı hale getirilmesidir. Hayatın anlamı ya da anlamsızlığı sorunu ise, bu iki bilim dalının, başka bir ifadeyle tıbbi alanın dışında kalır.

Felsefi Sağaltımla İlgili Modern Literatür

Felsefi sağaltımın tarihi çağımızda ancak 40 yıl öncesine kadar götürülebilir. Pratik yaşam bilgeliği ya da felsefi yaşam sanatı olarak sağaltımın geçmişi, bir uygulama olarak en az Antik çağa uzanır. Modern bilim ve teknolojinin yarattığı ruhsal, zihinsel ve bedensel sorunlar arttıkça, çağımızda yeniden felsefenin bir yaşam bilgeliği olarak öne çıktığını görmekteyiz. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da ve ABD’de felsefi sağaltım için klinikler kurulmakta; psikoloji ve psikiyatri felsefeyle yeniden bütünleştirilmektedir.

Son yüzyıllarda felsefe yalnız bilimsel ve akademik bir çalışma alanı biçiminde etkin olmakla birlikte, Avrupa’nın politik yapılanmasında da önemli bir rol oynadı. Ancak son birkaç on yıldır felsefi yaşam pratiğinin psikanaliz ve başka klinik yaklaşımlara alternatif olarak, felsefi sağaltım adı altında Antik çağdaki rolüne geri döndüğünü gözlemekteyiz. Schuster, danışman ile hastası ya da karşısındaki gurup arasında oluşan diyalogun kuramsal yaklaşımlarını psikanalitik yöntemle karşılaştırma yaparak incelemektedir. (Schuster, 1999:80) Felsefi sağaltım psikanalitik yönteme nasıl katkıda bulunabilir sorusu bunun gibi son dönem psikanaliz konusundaki çalışmalarda sıklıkla dillendirilmektedir. Öte yandan, felsefenin psikoterapi ve sağaltım alanlarından nasıl yararlanacağı da meselenin başka bir boyutunu oluşturur. Lebon, hastaların felsefi sağaltım sayesinde daha doğru kararlar alabileceklerini ve duygusal olarak olgunlaşabileceklerini öne sürmektedir. (Lebon, 2009: 95) Duyguların olgunlaştırılması, özgür irade eğitimi, hayatın anlamının kavranması ve etik ilkelerin pratik yaşama uygulanması felsefi sağaltımın psikoterapiden yararlanarak başarı şansını artıracaktır. Duyguların akılla denetimi, özgürlük sorunlarının çözümü felsefi sağaltımın ana konularındandır. (Curnow, 2001: 65). Kuram-eylem bütünlüğü, felsefi sağaltımla psikoterapinin işbirliği sayesinde gerçekleştirilebilecektir. (Macaro, 2006:75). Duygularımızın çelişkili, karmaşık ve çözülemez yoğunluğundan ve ortaya çıkardıkları mutsuzluktan, yıpranmaksızın nasıl kurtulabileceğimizi bize gösteren, düşüncelerimizin altında yatan ve birden bire beliriveren duygusal karışıklıkları tespit etmemizi, duygusal, düşünsel çözümsüzlüklerin üstesinden gelebilmemizi sağlayan bir yol gösterici olarak felsefi sağaltım (Cohen, 2003: 89), çağımızın alternatif bir iyileştirme yöntemi olarak kendinden söz ettirmektedir. Cohen, felsefi sağaltımı mantığı temel alarak kurmaya çalışan çağımız düşünürlerindendir. Ona göre kaygı, suçluluk duygusu, sinir ve üzüntü gibi günlük hislerimiz mantıksal temel üzerinde analiz edilmelidir. Mantık-temelli terapinin altı basamağının felsefi sağaltıma nasıl uyarlanabileceğini, günlük duygularımızdan doğan sorunların üstesinden cesaret, empati ve sabırla nasıl gelebileceğimizi anlatır. (Cohen, 2016: 125). Bu çabasıyla,

çağımızın felsefe-psikoloji ve psikiyatri bütünlüğü söylemleri doğrultusunda psikoloji ile felsefeyi birleştirmeyi ön görmüş olmaktadır. Cohen çağımız sorunlarının karmaşıklaşması, psikolojinin çözüm üretmesini güçleştirdiği kanaatindedir. Gerçekten de yüzyıllar boyunca Platon, Aristoteles, Epikuros, Thomas Aquinas, Rene Descartes, Spinoza, I. Kant ve Nietzsche gibi büyük düşünürler günlük yaşamımızda karşılaştığımız sorunlarla baş edebilmenin ve mutluluğu elde etmenin çeşitli yollarından söz etmişlerdir. Ona göre çağımız psikolojisi bu birikimden yeterince yararlanmamaktadır. Benlik inşasında psikoloji felsefi birikim olmadan başarısız kalacaktır. ((Cohen, 2007: 154).

Psikoloji ve psikiyatrinin tek yönlü ve kendi sınırları içinde kalan terapi yöntemleri eleştirilirken, günümüzde felsefe için de benzer bir eleştiri yapılmalıdır. Neredeyse modern çağımıza kadar felsefe, yukarıda anılan ve anılmayan filozoflarda kuram-eylem bütünlüğü içinde bütüncül bir sağaltım yolu olarak kendini göstermişse de, bu gün akademik düzeyden sapma kaygısından dolayı, kuramları tekrarlayan bir döngü içindedir. Cohen’e göre felsefe, sıradan insanların kişisel ve kişilerarası sorunlarına çözüm getirebilir. Ona göre günümüzde pek çok kişi gündelik ya da varoluşsal sorunları için çözümün yalnız psikoloji veya psikoterapide aranamayacağına, felsefenin mutlaka devreye girmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu durumda felsefe, akademik ortamdan kopup acaba sıradan, gündelik bir uğraşa dönüşebilir mi sorunu ortaya çıkar. Bu sorunu Cohen eserinde ayrıntılı olarak tartışmaktadır. (Cohen&Zinaich, 2013: 190).

Felsefi düşünce ve yaşam bilgeliği felsefe tarihinde bir takım yöntemlerle uygulama alanı bulmuştur. Bu yöntemleri değerlendiren Raabe, sağaltım için psikoloji ve psikiyatriden yararlanarak yeni yöntemler üzerinde durur. (Raabe, 2001:156). Felsefi danışmanlık ve terapinin çağdaş yöntemleri üzerinde Raabe’den başka yeni öneriler getiren Lahav’ı da anmak gerekir. (Lahav, 2016: 57). Weiss bu noktada Sokratik metodu önerir. Modern çağın zihinsel ve ruhsal sorunlarıyla baş etmek için Antik çağdan bu yana Sokratik metodun kullanıldığını ve bu gün de işlevsel olabileceğini belirtir. (Weiss, 2015: 109). Raabe, zihinsel hastalıkların iyileştirilmesinde felsefenin etkili bir yöntem olabileceğini öne sürer. (Raabe, 2013:45). Bilinçaltı kavramına felsefe, klinik psikoloji ve kişisel zihinsel sağlık açılarından yaklaşarak bilinçaltının felsefi sağaltımcılar tarafından göz ardı edilmemesi, psikoloji ile olan köklü geçmişinden yararlanmaları gerektiğini vurgular. (Raabe, 2006: 129). Felsefi sağaltımda en kafa karıştırıcı sorular, muhatabın varoluşsal sorunlarını anlamak açısından gereklidir. (Raabe, 2002: 77). Felsefe bütün alanları içine aldığına göre felsefi psikoloji ve psikiyatrinin geçmişin ve geleceğinden habersiz olması düşünülemez.

Tıbben “hasta” olan veya “hastalık” olarak tanılanan kişi ve durumlar dışındaki “normal” bütün insanların ortak oldukları varoluşsal yaşam sürecini “sağlıklı acı” diye kavramlaştıran Zhang Lizeng (Lizeng, 2013:1122),bu acıyı varoluşsal bir düş kırıklığı olarak açıklar. Anlam yitimi, varoluşsal bir boşluğa neden olur. Bu ise uyuşukluk, can sıkıntısı ve ilgisizliğin resmidir. Bu durum kalıcı olursa, evrensel bir insan tecrübesinde varoluşsal düş kırıklığını çoğaltabilir. Varoluşsal düş kırıklığı yine de anlam verme iradesinin çöküşünü resmeden başka bir ifadedir. Böyle bir varoluşsal boşluğu, varoluşsal düş kırıklığını veya bunların altında yatan anlamsızlık hissinin ayırtına varmadıkça saldırganlık, bağımlılık, depresyon ve intihar eğilimi tam olarak anlaşılmaz.

XX. yüzyılda psikoloji, metodolojisindeki ciddi çelişkilere karşın insanlığın sorunlarını çözmede ayrıcalıklı bir yere sahip olmuştur. Lahav ve Tillmans’a göre psikolojik terapiler felsefi sağaltımdan oldukça farklıdır. Ancak bunları birbirinden ayırmak zor bir iş olmaktadır. Bu ayırım henüz bütünüyle başarılmış değildir. Lydia Amir’e göre felsefi uygulama mutlaka psikoloji veya psikologlara karşı değildir. Felsefi uygulayıcılar genellikle psikoterapiye öykünmektedirler. Felsefi sağaltım disiplinler arası bir bakış açısı gerektirmektedir. (Lizeng, 2013: 1121-1126).

Öyleyse felsefi sağaltım psikoloji ve psikiyatri ile sürekli işbirliği içinde olmalıdır. Bu da, her iki bilimsel alanın felsefi yaşam kuramları ve eylemlerinden yararlanmasına bağlıdır.

Aydınlık

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!