İnsanın insanlıkla tedavisi – 2

İnsanın insanlıkla tedavisi – 2

Şahin Filiz

Felsefi Sağaltımın Kapsamı ve Sınırları

Felsefe Tarihi, Antik çağlardan modern zamanlara kadar uzanan bir tarih bilimi olduğu kadar, aynı zamanda zihinsel, ruhsal ve bedensel olmak üzere insan varoluşunu tümüyle kuşatan bir danışmanlık ve terapi sürecidir. Felsefenin danışmanlık ve terapi kavramlarıyla bitiştirilmesi literal anlamda modern bir icat olsa da, felsefe tarih boyunca salt insan eseri bir düşünme ve davranma yöntemi (aksiyoloji) olarak, yine insanın varoluşunu dolaylı ya da dolaysız konu almış; düşünen ve düşünülen olarak, sonuçta insanda vücut bulmuştur. Sokrates, Aristoteles ve Platon’dan, Hegel ve Freud’a, hatta Otto Rank’a uzanan Batı tarihinde felsefe varlık, bilgi, ahlak ve sanata dair hemen her analizinde danışmanlık ve terapinin zengin birikimlerini bu güne kadar taşımıştır. İslam dünyasında felsefi danışmanlık ve terapiye kaynak temin edecek benzer zenginlik, Farabi, İbn Sina, Gazali gibi filozoflardan; Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana gibi mutasavvıflara kadar devam eden silsile ile günümüze ulaşmış durumdadır. Ne var ki Ortaçağlar, İslam düşüncesi için bir Rönesans olsa da, felsefeyi günümüze taşıyabilme başarısını sağlayan Avrupa düşüncesi için henüz Rönesans değildi. Buna rağmen, genel olarak Ortaçağ’da din, tarih ve felsefenin neredeyse tek ve ortak pradigması olarak her iki dünyanın “danışılan” ve sayesinde “ruhsal, zihinsel ve bedensel” iyileştirmenin gerçekleştirildiği birinci yol idi. Ortaçağda bilme, düşünme, etkileme ve eylemenin tek yöntemi, din faktörüydü. Yazılı geleneğe ait felsefenin tarihindeki ilk danışmanlık ve terapi yolu, din idi. Ancak insan varoluşunun holistik doğası ve buna bağlı olarak karmaşıklığının, bu birinci yolla çözümlenmesine dair beklenti, XVIII. Yüzyılda tıkanınca, dinin yerini, bilim ve sonra da bilimsel yöntem almayı denedi. Aynı yüzyıllarda salt bilimsel araştırmalarda geçerli olabilecek klasik ve yeni olgucu yöntemin, insan bilimlerinde işlevsiz kaldığına ilişkin güçlü itirazlarla karşılaşması, bilimin de birinci yol olan din gibi kendini “modern din” olarak takdim ettiği savları dillendirilmeye başladı. Bilim, modern çağda, insanın varoluşsal süreç ve koşullarına müdahalede Ortaçağlarda dinin yerine geçen ikinci yol olmuştu. İnsan kendisi, evren ve Tanrı’ya ilişkin problemleri din ile çözemediği gerekçesiyle, bilim ve bilimsel yönteme tutunmuştur. Ancak bilim de dinleştiği için, hakikat ve mutluluğa, bu yolla da ulaşılamamıştır.

Üçüncü yol din, bilim ve felsefeyi, yine felsefenin kavrayıcı ve kapsayıcı yöntem ya da yöntemleriyle birleştirdiğini düşündüğüm yoldur. Yalnız insana özgü ve insanın kendi öz güçleriyle meydana getirilen üçüncü yol, felsefi danışmanlık ve terapide, modern çağımızda ilk iki yola ait felsefe tarihi boyunca süre gelen her türlü bilimsel, dinsel, kültürel ve medeni insanlık birikimlerini insanın mutluluğu için seferber etmeyi önermektedir. Varoluşsal olarak hakikat ve mutluluktan yoksun kalan bu bunalım çağındaki insan zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak parçalanmış durumdadır. Bu parçaları, ait oldukları “kendinde varlık olarak insan” bütününe iade etmek için, üçüncü yol olarak felsefi danışmanlık ve terapi, din, bilim ve kültürü bir araya getirerek bunların esasen hep insan merkezli olduğunu vurgular. Üçüncü yolla felsefe, dünden bugüne felsefe tarihinde kendinden kopan bu parçaların, aslında insanın varlık yapısının parçaları olduğu düşüncesini öne sürmektedir. Felsefi danışmanlık ve terapi, insan ya da insanları değil, insanlığa dair temel sorunları hastalık olarak görmektedir.

Tinselliği ile dine, olgusallığı ile bilime ve sorunsallığı ile de felsefeye dayanır. İçerik zenginliğini yöntemsel zenginliğe taşır ve buradan da pratik hayata geçer.

KAPSAMLI BİR DANIŞMANLIK OLARAK FELSEFİ SAĞALTIM

Kuramsal Çerçeve

Epikür felsefesi, modern çağın akademik felsefesinden farklı olarak kişsel ya da tüzel bir danışmanın, insanların tecrübelerini anlamlı kılması ve onların genel değerleri ve tercihleri bağlamında en ideal çözümler aramasıyla öne çıkar. Felsefi danışmanlık Platonculuktan dil ya da mantık felsefesine kadar uzanan hemen her felsefe okuluna dayanabilir. Danışmanlığın bakış açısı ve danışmanın tecrübesi ne kadar geniş olursa etki potansiyeli o denli geniş ve ileri olur. Epikür etiği, bu gün felsefi danışmanlığa uygun felsefi bir hayatın ilk örneğidir. Modern danışmanlığın ilkelerinin pratik ve kapsamlı yalın bir sistemidir (Fatic, 2013: 1127-1141).

Felsefe ile psikolojinin genel-özel ilişkisinden/eskilerin deyimiyle umum-husus ilişkisi) doğan farklılık, her biri ile yürütülen danışmanlık türleri için de geçerlidir. Her psikolojik danışmanlık, aynı zamanda felsefi bir danışmanlıktır ama her felsefi danışmanlık yalnız psikolojik danışmanlık değildir, bundan daha fazlasıdır. Felsefi danışmanlık ve terapi çağımızın rakipsiz danışmanlık paradigması olma yolundadır.

Felsefi danışmanlık psiko-terapik bir yöntem olarak işlese de bütünüyle psikolojik bir sağaltım değildir. Çünkü felsefe psikoloji dahil bütün pozitif ve insani bilimlerin esasıdır. Felsefeden doğma bir bilim olarak psikoloji, tanımlanmış, eğitim ve tedavi ölçütleri ve sınırları olan, sonuçlar verebilen ve en önemlisi, kesin ya da kesine yakın yargılarla ruhsal ve zihinsel çözümlemelerde bulunan bir bilimdir. İnsanı ve varoluş yapısını felsefe gibi holistik bir varlık tarzı olarak değil, bir parçasıyla; ruhsal ve zihinsel işleyiş sürecine eşlik eden koşullarla ele alır. Oysa felsefe, insanı yalnız ruhsal ve zihinsel koşullar altında tepki ve davranışları açısından değil, onu başlı başına biyolojik bir canlı ve kültür yaratan tinsel bir varlık olarak görür. Psikoloji tedavi etme iddiasındadır; psikoloji tedavi edilmesi gereken ruhsal yönelimleri ve zihinsel işleyişlerini konu edinir; insanı “hasta” olarak görür. Ne ki felsefe için insan, biyolojik ve kültürel olmak üzere iki katmanlı bölünmez bir varlık bütünü olarak göz önüne alınır. O hem canlıdır, hem de ahlaksal bir kültür varlığıdır. Felsefi danışmanlığa göre insan ve insanlar hasta ya da hasta adayları değildir. İlki doğum, ikincisi ölüm olmak üzere başlangıç ve sonunu belirleyen iki büyük travmayla birlikte yaşamı boyunca irili-ufaklı travmalarda ortak olan transandantal bir süjedir. Bu travmalar onun biyolojik varlık katmanı ile tinsel-kültürel varlık katmanı için eşit olarak geçerlidir.

Felsefi danışmanlığa göre travmalar ve yarattığı sonuçlar, varoluşun kaçınılmaz ve evrensel doğasında içkindir. Başka bir deyişle, hiçbir insan teki, bunlar karşısında şanslı ya da şanssız, hasta ya da sağlıklı kategorileri ile nitelendirilmez. Kaldı ki sorun, şu da bu bireyi değil, tüm insanlığı ilgilendirir. Travmalar, psikolojideki gibi, belli bir birey ya da bireylere özgü bir hastalık; ruhsal ya da zihinsel bir aksaklığın psikolojik kökenleri değil, insan varlığının varoluşsal karakteristiği; üstelik yaşamın vazgeçilmez fırsatlarını içinde barındırır.

Bu noktayı açıklığa kavuşturmada fenomenolojik yaklaşıma başvurmak yararlı olabilir:

Husserl’in temel yöntem ve kavramları varoluşsal fenomenolojinin psikologlar arasında benimsenmesini kolaylaştırmıştır.

Husserl psikolojiye yoğun bir şekilde odaklanmıştır. XX. Yüzyıl boyunca fenomenolojik hareket Karl Jaspers, Max Scheler, M. Heidegger, J. Paul Sartre, Maurice Merleau-Ponty, Alfred Schutz, Gaston Bacholard, Gabriel Marcel, Emmanuel Levinas ve Paul Ricoeur’un çalışmalarında psikolojiye çok önemli katkılarda bulunmaya devam etmiştir. Fenomenoloji algı, tasavvur, duygular, davranış, dil ve sosyal süreçler gibi psikolojinin temel alanlarında çığır açan bilgi sağlamış olmasına rağmen psikoloji üzerinde en büyük etkisi, zihin sağlığı alanında meydana gelmiştir (Wertz, 2005: 167-177).

FELSEFİ SAĞALTIM FENOMENOLOJİK YÖNTEM

Fenomenoloji apriori-betimleyici bir bilimdir. Fenomenolojide ilkin bir öz betimlemesinin, yani öze (mahiyete) ait bulunan bir “algı”nın (görüşün) varlığı kastedilmektedir; çünkü ancak ‘görülen, ‘algılanan’ve ‘verilen’ bir şey betimlenebilir. Husserl’in bu konudaki iddiası şudur: zaman ve mekan kaydına tabi olmayan, genel, ideal objeler (mahiyetler) vardır; biz bunları fenomen olarak verili hale, yani ‘görünebilir’,’algılanabilir’ bir hale getirebiliriz; oysa öteden beri sanılıyordu ki, verilen yalnız ferdi (individual), real olan şeylerdir. Genel, ideal olan şeyler, verili hale getirilemez. Özellikle nominalist felsefe, genel objelerin değil, ancak genel bir anlamı olan sözcüklerin, işaretlerin, sembollerin var olduğunu öne sürer. Bu bakımdan burada nominalist felsefeye aykırı, esaslı bir bakış açısı karşısındayız: biz yalnız ferdi, real olguları değil, aynı zamanda ‘genel olan objeleri’(mahiyetleri) de asli şekilde bize ‘verildikleri’ gibi ‘algılayabilir’, ‘görülebilir’bir hale getirebiliriz (Mengüşoğlu, 1945: 47-74).

Fenomenoloji felsefesinin bu yaklaşımı çerçevesinde, psikoloji ile felsefe arasındaki fark açık-seçik hale gelir. Psikoloji, ‘verili’olandan, yalnız ferdi, real olan şeyleri kasteder; genel ve ideal olan şeylerle ilgilenmez. Genel objeler değil, ‘ferdi’, ‘algılanabilir’, ‘görülebilir’ tek tek objelerin tasviri sınırları içinde hareket eder. Oysa felsefeye göre, genel, ideal ve zaman-mekan kaydıyla sınırlı olmayan mahiyetler vardır; biz bunları ferdi objelerde ‘görünür’ ve ‘algılanabilir’ hale dönüştürürüz. Felsefe, ferdi objeleri bu fenomenolojik yaklaşımla yadsımadığı gibi, mahiyet objelerinin yani genel özlerin varlığının her zaman ferdi objelere bağlı olduğunu öne sürmez.

Şöyle ki, kurgu fenomenoloji için bir yaşam unsurudur. Bununla mahiyetlerin ‘var olan’ bir şeye bağlı olmalarına ihtiyaç duymadıkları ve mahiyet alanının çok geniş olduğu kastedilmektedir. Çünkü bütün realitenin, bütün olguların, hatta hayal ve masal aleminin, özetle her şeyin bir mahiyeti vardır; fakat fenomenolojik bilgi için ‘var olan’ bir şeyin mahiyetleri ile hayali olan, hatta anlamı olmayan bir şeyin ( mesela dairesel bir dikdörtgen) mahiyetleri arasında bir fark yoktur, yani hepsi hakkında aynı mahiyet yasaları geçerlidir (Mengüşoğlu, 1945: 47-74).

Psikoloji, ferdi objelere bağlı olan mahiyetler dışındaki tüm mahiyetleri gerçek dışı olarak nitelediğinden bunları hastalıkla ilişkilendirir; felsefe ise fenomenolojik olarak değerlendirir. Felsefi danışmanlık teşhis ve tedavi döngüsü içinde hareket etmez; analitik ve sentetik yöntem uygular. Zaman-mekanla kayıtlı olup olmadığına bakmaksızın, realite ile bağının bulunup bulunmasını şart koşmaksızın mahiyetlerin varlığını kabulle yola çıkar. Çünkü insan ve onun varlık tarzına ilişkin her fenomen, insanı ‘tedavi bekleyen hasta’kategorisinin dışında ve ötesinde anlatabilmek için bir fırsattır. Hasta olan insan değil, hastalığın kendisidir. Çözümlenmesi gereken sorun insan değil, insanlığın kendisidir.

Felsefi danışmanlık sorunları konu edinir; ‘hasta’ları tedavi etmez. İnsana ‘hasta’teşhisi koymaz ve onu tedavi etmeye kalkmaz. Teşhis koymak ve tedavi yapmak felsefi danışmanlığın işi değildir. Tam tersine, onun hedefi, ‘hastalıklar’ ve ‘sorunlar’dır. Bir sorunun hastalık düzeyinde olup olmadığı teşhis ve yargısını, pozitif bilimlere bırakır. Onun odaklandığı nokta, hastalıklara kaynak gösterilen sorunları incelemek ve tahlil etmektir. Çok yönlüdür, tek yöntem ve tek yaklaşım tarzı dogması yoktur. Felsefe tüm bilimlere ev sahipliği yaptığı için psikolojik danışmanlığa ve terapiye de ev sahipliği yapar.

Felsefi danışmanlık ile psikoterapi arasındaki ilişki, felsefi danışmanlık hareketinin kısa tarihinde çok tartışılmaktadır. Felsefi danışmanlık sadece tıbbi veya psikoterapik müdahalelerden sonar değil, oncesinde de yardımcı olabilir. Felsefi danışmanlık tüm insanlık için ortak, evrensel olan, insanlığın ve evrenin özü olan şeyleri arayan soruları kullanır. Sorgulanmış bir hayat, bir varolma tarzı olarak hikmetin araştırılması ve bazı psikolojik

problemlerden sakınmak felsefenin hedefidir. Psikoterapi ise insan huyları, arzu, nefret, sevmek, sevmemek gibi duyguların iyileştirilmesine yardım eder. Felsefi danışmanlık ise, bunları insanın bütün bir varolma özelliklerinin parçası olarak görür. Daha önemlisi, günlük yaşamı anlamlı kılar. Sanat terapisi yoluyla, sıradan olanı, sıra dışı hale dönüştürerek insan ruhu ve zihninin dinginleşmesine zemin hazırlar (Lizeng, 2013: 1121-1126).

O halde felsefi danışmanlık bilişsel ve pratik erdemleri edinmek için insanın tüm varoluşuyla dünyaya ve hayata katılmasını ön görür. Bilişsel erdem kendimizi ve dünyamızı anlamanın geniş yollarına açık olmaktır. Pratik erdem ise, samimiyet, sabır, merhamet ve adaleti daha geniş açıdan görebilmektir (Tukiainen, 2010: 48-57). İslam tasavvuf literatürü bu tinsel erdemlerin felsefesi olarak benzer bir zihinsel ve ruhsal danışmanlık potansiyeli taşır. Türk ermişi Ahmet Yesevi’den, yine Türk bilgesi Yunus Emre’ye, Mevlana, Hacı Bektaş ve burada adı geçmeyen bütün sufilere kadar tasavvuf geleneğinde İslam ve Türk dünyasının modern insanı iyileştirme yolunda henüz keşfedilmemiş felsefi-dini bir birikimi vardır.

Modern zamanlar, gittikçe artan ölçüde insan varoluşunu zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak derinden sarsan farklı yaşam biçimlerini dayatmaktadır. Psikolojinin ve Psikiyatrinin “hasta” ya da hafif deyimle, “danışan” adını verdiği, hatta ABD gibi ülkelerde “müşteri” denilen tek tek bireyler dışında, adı konmamış ama tıbben “sağlıklı” olduğu halde “acı çeken” bir insanlık söz konusudur. Benim “felsefi sağaltım” dediğim felsefi danışmanlık, tıp biliminin içinde yer alan daha çok olgucu bu iki bilim dalının ilgi alanına girmeyen çoğunluğun terapisi ve iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Felsefi danışmanlık psikoloji ve psikiyatri gibi teşhis ve tedaviyi değil, doğrudan tüm insanlık için ortak olan “acı”nın varoluşsal boyutlarına odaklanır. Psikoloji ve psikiyatrinin geçmişi en çok 18. Yüzyıla kadar giderken Felsefi sağaltımın tarihi en az Antikçağ’a uzanır. Antikçağ’dan bugüne düşünce tarihinde önemini hep korumaktadır.

Varoluşçu filozoflardan ve aynı zamanda yetkin bir psikiyatristlerden biri olan Karl Jaspers’ın dediği gibi, Felsefi sağaltımın amacı, psikoloji ve psikiyatri gibi tıbben hastalar; yani tıbbi olarak müdahaleden başka hiçbir tedavi şeklinin yarar sağlamadığı “hastalar” dışında kalan “sağlıklı acı çekenler”in oluşturduğu insan topluluğunun zihinsel ve ruhsal acılarını dindirmek için benimsediği ilke ve yöntemleri belirlemektir. Tek tek hastalar dışında kalan insanlık ya da acılı sağlıklı insanlar, felsefi sağaltıma göre “hasta” değil, ortak varoluşsal sorunları olan “normal insanlar”dır. Felsefi terapi, danışmanlık ya da felsefi sağaltım, genel olarak doğum travmasından ölüm travmasına ve bu ikisi arasında yaşanan irili-ufaklı ömür boyu var olan travmaları hastalık olarak değil, varoluşsal sorunlar olarak görür. Söz konusu iki bilim alanının sınırlarına kadar dayanmamış tüm insanlar, felsefi sağaltımın konusudur, muhatabıdır. Hasta ya da danışan olmaktan çok, kozmik varoluşun her travmasını diğer sağlıklı acı çeken türdeşleri ile aşağı yukarı eşit ölçülerde paylaşan insandır.

Felsefi sağaltım, ruhsal tedavinin sınırına daha varmadan, genel olarak insanın ruhsal ve zihinsel travmalarını bilimlerin bütün imkânlarını seferber ederek anlamlandırmaya çalışmakla işe başlar. İnsan varoluşu başlı başına bir travmadır; ruh hekimleri duygu ve düşünce dünyasında olup biten bu varoluşsal gel-gitleri, ancak gözlemlenen davranışlardaki bozukluklar olarak tespit ettiklerinde, müdahil olurlar. Bu noktaya kadar akıl ve ruh hastalıkları hekimleri, ortak varoluşsal sorunlara ve travmalara, genel olarak “hastalık” tanısı ile yaklaşamazlar. Çünkü psikoloji ve psikiyatrinin bu durumda hem yapabilecekleri, hem de yapabileceklerini uygulayacakları insan sayısı sınırlıdır ve böyle olmak zorundadır. Çünkü felsefi sağaltım insanlara “hasta”, ya da “psikolojik sorunları olan kişi” gözüyle bakmaz. Bu iki bilimsel alandan yararlanmakla birlikte felsefi sağaltım, hasta tedavi etmez; teşhis koymaz ve ilaç vermez. Ancak “hasta”, “tanı” ve “ilaç”, tıbbi kavramlar olup, bu noktada felsefi danışmanlık sorunu, bu bilim alanlarına havale eder. Felsefi sağaltımın amacı, insan varoluşunu ruhsal, zihinsel ve kozmik düzeyde anlamlandırmak olup çağın bütün bilgilerini bu uğurda kullanmaktır.

Felsefi sağaltım, tıbben hasta olanı sağlığına kavuşturmak, hastalığı iyileştirmek, son sınırına gelmiş acının hastalığa dönüşmüş halini geriye çevirmek ya da ilaç tedavisi uygulama yoluna gitmez. Tam tersine, bütün insanların bu sınırlara dayanma ihtimaline karşı, varolmanın anlamını çözümleyerek daha az insan türünün ruhsal ve zihinsel olarak ruh biliminin “hastası”na dönüşmesini “sağlıklı acı”ya odaklanarak engellemeye çalışır. Bu kapsamda Felsefi sağaltım, bu gün psikoloji ve psikiyatriden daha yaygın hale gelme eğilimindedir.

Aydınlık

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!