Muhteşem

Muhteşem


Burada anlatılan Muhteşem’in kesinlikle kendini Muhteşem sanan bir başka şerefsizle hic bir suretle ilgisi yoktur.

Muhteşem ismi adi lazım değil, lavugun birine pek yakiştı, sürekli kullaniliyor.

Bir vakitler Ankara’da hem bir kere bir pavyonda, hem de bir keresinde Bentderesi’nin önünde bana muhteşem bir sopa attıran bir muhteşem vardı (adı gerçekten Muhteşem), tam uydu yani. Yılık, yıvasşk, bolavurt, gerzek bir tipti.

Bu Muhteşem’i tanımam şöyle:

O dönemler ODTÜ yurtlarında kalıyorum. Hafta sonları da arkadaşların yanına çıkıyorum, yurtlarda yemek yapmak, içki içmek mümkün olmadığından, mesela pastırmalı yumurta, melemen filan yapmak, arada sırada iki tek parlatmak için en güzel ortam.

Gene böyle bir hafta sonu akşam arkadaşların evine gittim. Evde yeni bir tip var. Adı Muhteşem, bizim arkadaşlardan birinin akrabasıymış, artık dayıoğlu muydu, dezzeoğlu muydu, halaoğlu muydu neydi… Öyle bir şeyler işte.

Muhteşem postu bizim elemanların yanına sermiş. Ankara’da hava değişimi herhalde, ya da mapusane sonrası nekahat dönemi.

Tanıştık, konuştuk, menemenimizi yedik, (Behzat C.’yi o yüzden severim, bizim Ankara’daki bekarhane günlerini anımsatır), giderken yanıma aldığım nevaleleri ve rakıyı bitirdik, sonra aşağıdan (Madenoğlu) gelen biralar filan derken kafalar gayet iyi oldu.

Bu Muhteşem’i de tanıma fırsatı bulduk. Sözü sohbeti kabadayılık, dayılanma, argo, genelevde dostum var, filanca yerde haraç yedim, fişmekancayı kumarda üttüm filan.

En büyük becerisi 3-5-8 oynamak, okeyde muhteşem taş çalmak… Tip deseniz 55 kiloyu gram geçmez, dudak üstünde bir avuç kaytan bıyık, ayakkabıların ökçesi arap kadri gibi basık. İş ciddiye binince bir bakmışsın muhteşem uçmuş, yok. Ama sonradan ortaya çıkıp yiğitlenmeleri yok mu, duyanlar hep gerçek sanır.

Eleman mapustan yeni çıkmış, niye girdi niye çıktı hiç bilmiyorum, ne ben sordum ne o söyledi.

Tam biz kafalar iyi oldu, içkiler de bitti zaten, artıkın geberip yatak derken, bu Muhteşem haydın lan kalkın pavyona gidek dedi.

Hem akrabasi olan arkadaş, hem de diğer arkadaş hiç oralı olmadı. Benim de gözüm yatakta aslında. Yatak dediğim, bir battaniyeyi serip üzerine kivrılıp parkayı yorgan edip yatmakta…

Diğer arkadaşlar biliyorlarmış bu Muhteşemde para olmadığını, lakin ben salak, bilmiyorum. Kafamdan hesap yaptim, gidiş geliş taksi parası, hadi birer ikişer de bira içtik diyelim, işte şu kadar yapar, böl yarıya -öğrenci hesabı- işte bu kadar, ulen şu kadarcık hovardalık da biz yapalim beaaa ;))

Evin sahibi olan arkadaşlar yataklarına çekilip uyumuşluğa vurdular. Muhteşem ve ben -kral ve ben gibi oldu- hazırlanıp çıktık. Madenoğlundan taksiye bindik. Hedefi Muhteşem söyledi, Kervansaray mı dedi, Saraypavyon mu dedi, öyle bir şeyler.

Pavyona vardik, merdivenlerden inip loş bir karanlığa daldık. Hayatımda ilk defa pavyona giriyorum. İçimde bir “milli” olma heyecanı.

Bir masaya oturduk. Ben birer bira söyleyecegiz diye bekliyorum, Muhteşem garsona demez mi, bir raki aç diye.

Neyse geldi bir şişe rakı, servis filan.

Bir sosyolog merakı ile çevremi izliyorum, bu arada içkimizi de çekiyoruz.

Muhteşem dedi ki, lan hangi karıyı beğendin?

– Tövbe tövbe, o nasıl laf?

– Lan oolum masaya bi karı çaaralım, konuşur laflarız filan.

– Yaw boşver dedim, gelseler bile parayla geliyorlarmış. Ben bira derken rakı olan hesabın derdindeyim, herif karı derdinde.

Baktı benden umut yok, gelen geçen hatunlara cıvımaya filan başladı. Kimisinin sağını solunu ellemiş.

Eee, pavyon burası bedava ellemek var mı?

Kadınlardan biri masaya geldi, Muhteşeme bir şeyler söyledi, Muhteşem bana baktı, niye baktiğını çok sonra anladım, meğer para calışır mı diye bakmış, ama ben ne demek istediğini zaten anlamadığım için yok pavyon kadını muhabbeti gerekmez manasında olumsuz bakmışım, gönderdi kadını.

Ben çevreyi izliyorum ve rakımı yudumluyorum. – Hani zekeriya Beyaz hocamın porno izlemesi var ya, aynı onun gibi -sosyolojik açıdan yani -;)

Neyse, artık hesap vakti geldi, hesap dayandı önümüze. Muhteşem zarif bir hareketle hesabi bana plase etti.

Abooooo!

Bu nedir?

Bu hesap değil, bu bir hesaplaşma.

O paraya ben 6 ay her gün bir kasa bira içerim, şişe parası da yanıma kalır.

Lan neydek nasıl edek derken, Muhteşem bir de kavga çıkardı hesap için.

Aslinda benim reservem var, cüzdanın en bi köşesine sakladığım 100 mark. O da çok dara düşmedikçe kullanmayacağım bir şey.  O hesabi eşekler gibi karşılar. 6500 Lira ediyordu o vakitler 100 Mark. Hesap gelmis 6800 küsur. (Sene 1984 filan)

Etmeyin eylemeyin, hesabı da ödeyeceğiz filan diyerek şef garsonu cağırdık. Benim 100 Mark’ı kabul ettiler, üste cepte cepkende ne varsa onu da verdik. Ben hesabi öderken bu Muhteşem hala yanımızdan yöremizden geçen hatunlardan kalça okşama hareketlerinde bulunuyormuş. Fedailer başladılar bunu dövmeye, araya ben atıldım, lan hesabı ödedik daha ne vuruyorsunuz diye, bu sefer bana da girişmezler mi?

Ne oldu ne bitti demeye kalmadan, iyi bir sopa yeyip dişarı atıldık.

Yediğimiz sopayla kalsak iyi. Muhteşem bu sefer basladi lan bana mi ha, bana haaa… lan ben sizin ananızı avradınızı … filan diyor, gaz veriyor amma vitese takmıyor. Bu sefer benim zoruma gitti, kafa olmuş terellelli. Lan bana mı haa demeye başladım ben de, yukardan aşşa bakıyorum pavyonun fedailerine… Fena kızmışım.

Lan bana mı haaa anasını avradını s..tiğimin yavşakları diyerek kendimi merdivenlerin en üstünden aşağıdaki fedailerden birinin üstüne attım. Onu altıma alıp hacamat ettim amma, diğerleri de beni hacamat etti.

Bir gözümü açtım pavyonun kapısının üç beş metre ötesinde çöp bidonlarının dibindeyim, herhalde pavyonun fedaileri iyi bir sopaladıktan sonra kaldırıp çöp niyetine dışarı atmışlar. Lakin Muhteşem başımda, bak ben olmasam seni geberteceklerdi, seni gene ben kurtardım diyor.

Muhteşem koluma girip beni bir taksiye bindiriyor, Ama nedense arka koltuğa ve taksiye’de Keciören’e çek diyor.

Keçiören nere, Madenoglu nire? Lan biz Mağdenoğlu’na gidecektik, Keciörende ne işimiz var? Lan oolum, Geçirönde ne isimiz var diye mırıldanıyorum, sus bi sen diyor.

Keçiörende bir gecekondu önünde durduruyor taksiyi, kardeş ben bi bakip geliim evdeler mi acep diyerek çıkıp gidiyor. Bendeniz rehin.

O ara biraz kendime gelir gibi oluyorum. Taksiciye soruyorum hesap nedir hocam diye. Bir rakam söylüyor, hiç aklımda değil. Ceplerdeki son kuruşuma kadar sökülüp verip çıkıyorum.

Bindiğim araba ile çıktığım ve sersem sepelek dolaştığım Ankara – Keçiören aynı değil.

Sersem sepelek dolasirken bir fırına rastgeliyorum, ama oranın ekmek fırını olduğunu üç beş gün sonra, az biraz kafa doğrulunca kavrıyorum. O anda benim için orasi bir gazete matbaası.

Kafaya nasıl darbe yediysem, ekmek fırınını matbaa olarak görüyorum, fırıncıları mürettip, hamurcuları muhabir.

İçeri giriyorum, beni alıp bir sandalyeye oturtuyorlar. Hatta taze ekmek veriyorlar. Ben hala orayı gazete çıkan matbaa olarak görüyorum, verdikleri ekmekte sabah sabah en taze haberleri okuyorum. Kafa öylesine gitmiş, nasil vurdularsa pavyonda kafaya 🙂

Nihayet sabah oluyor, gazetenin işçileri, pardon fırıncılar beni en yakin otobüs durağına yolcu ediyorlar. İçim pırıl pırıl, ülkemin emekçileri kendileri için hayatını feda eden bir şaire gerekince yardım ediyorlar.

Keçiörenden Kızılay’a ordan Kurtuluş’a öğrenci bileti sorun değil de, Kurtuluştan Madenoğlu sade dolmuş çalışır, dolmuşçuya öğrenci bileti teklif ediyorum, rakı mu içtun ula diyor. Karadenizli besbelli.

He diyorum, geç ula diyor, para istemez!

Arkadaşların evine kendimi dar atıyorum. Pazartesi gününe dek ölmüş eşek gibi yatıyorum, Muhteşem’den haber yok.

Artık ben bile kaygılanmaya başlıyorum, Muhteşem’in başına bir iş mi geldi diye.

Pazartesi sabahı Sıhhıyeden kalkan ilk otobüslerle ODTÜ’ye gidiyorum, milletin derdi kasap havası, amanın Tonguc süslenmiş, kas yapmış, göz yapmış, elek havası. Şamata.

Bundan sonra bir kaç hafta Muhteşemin de yanlarında kaldığı arkadaşların yanına uğramıyorum. Bir gün o evde kalan arkadaşlardan biri ile karşılaşıyoruz, neden gelmiyorsun artık diye soruyor. Neden geleyim ki, yediğim sopaları ben bilirim diyorum.

O ara öğreniyorum, meğer Muhteşem ne muhteşem adam imiş?

Pavyonda ben olmadik işler yapmışım, konsomasyonlara sulanmışım, hesap gelince dayılanmışım, bu beni kurtarmış, yoksa benim işimi bitirirlermiş!

Muhteşem, ihtişam kolay değil dii mi 😉

Not: Bu Muhteşem ile başka maceralarımız da var. Gerekirse anlatırız.

 

 

  • nhızal
  • 06.01.2013 09:20:13
  • :)))))))))))))))) alemsiniz vallahi. Tamtürk coşmuş,hızını kesme Tünguç:)))))))
  • Tonguc
  • 06.01.2013 02:54:06
  • Yaw bi dur Tamkurt,
    olayin asli astari belli.
    Isin esasi, Muhtesem bana iyi bir sopa attirdi, angara pavyonlarinda.
    Öyle milliyetci – mukadesatci – irkci yaklasimalara gerek yok.

    Bentderesi dayagini sonra anlatacagim.

    fakat hic de öyle milliyetci-mukadesatci tarafi yok.

    En basitinden kerhane önünde yenen bir dayak.

    isi hamasete dökmenin alemi yok.

  • A.Tamtürk
  • 04.01.2013 22:00:17
  • Konu açılınca aklıma geldi:

    6. Filo İstanbul’a geldiğinde Hükümet Amerikan Conileri için Karaköy Genelevini badana ettirmişti. Bunu onurlarına yediremeyen genelevin kadınları ise “Orospuyuz ama, o kadar da Orospu değiliz” diyerek isyan bayrağını açıp o gün işi bırakmıştı.

    Türk Erkekleri, Amerikan Conilerini Dolmabahçe’den denize dökerken aynı zamanda o kadersiz kadınların kırılan onurunun da intikamını almıştı. Eminim buna en çok da o kadınlar sevinmişti.

    Evet,,
    Bazıları konunun bu boyutunu dile getirmeye çekinir belki, ama 6.Filo’ya karşı hareketin kıvılcımını ilk ateşleyenler aslında Kadıköy Genelevinin o isimsiz kahramanlarıdır. Onlar, asıl orospunun ABD işbirlikçisi hükümettekiler olduğunu dünyanın yüzüne ilk haykıran, vatanı peşkeş çekenlerin suratına ilk tükürenlerdi. Onları hakir görmeyin. Onlardaki onur, namuslu geçinen pek çoğunda yoktur

  • A.Tamtürk
  • 04.01.2013 13:28:02
  • Tonguç ve Halil bey altını çizmiş.
    Bizim orospumuzun bile asil bir damarı vardır.
    Tüm Türk genelevlerinde adeta bir efsane gibi anlatılan Malatya genelevindeki Kezban’ın hikayesini aktarayım size:

    (Ekşi sözlük’ten alıntıdır)

    İktidar uğruna ne zorluklar çekildiğinin, neler yapıldığının ispatı olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. cumhurbaşkanının hayatından çarpıcı bir kesit…

    75 milyonluk ülkeyi yönetmek bazen müslüman kardeşlerden, bazen mason localarından, bazen eşek etinden sucuk yapmaktan geçtiği gibi, kimi zamanlar da genelev köşelerinden geçer.

    Siyasi istikbal uğruna hayat kadınlarından bile hayat dersleri alınır, ama erkeğin orospusu ise kulak ardı edilir.

    Neyse efendim, lafı uzatmadan, Malatyalı orospu Kezban’ın yaşanmış bir anısını aktaralım…

    “MALATYA’LI OROSPU KEZBAN”

    Bu hikâye Malatya’da geçer. Bu, bir tercüman eşliğinde eğlenmek için geneleve gelen iki Amerikalı Coni ile genelevde çalışan Kezban’ın hikayesidir..!!!

    Ah Kezban ah, eli öpülesi kezban ..!!! Belki de şimdi yaşamıyorsun. keşke yaşasaydın da görseydin, gerçek orospunun kim olduğunu.. !!!

    Menderes’in Türkiye’yi ‘Küçük Amerika’ yapmaya çalıştığı günlerde, yani 1955-1960’lı yıllarda yaşanmış gerçek bir hayat hikâyesidir…

    Malatya’nın en canlı sokaklarından biri de, genelev sokağıdır…

    Gündüz Cumhuriyet bayramı kutlanmıştı.. Gece saat 12’ye yaklaştığı sırada içeriye ağızlarında pipo, sarı saçlı, uzun boylu iki kişi ile beraber şık giyinmiş şişman bir adam girdi. Bu iki yabancı, ‘uzman’ sıfatıyla bir dost memleketten getirilmişlerdi… Bir yıldır yakındaki 15.000 nüfuslu bir Anadolu kasabasındaydılar.

    Kaymakam kasabada böyle bir şey olamayacağını, arzu ederlerse falanca yerdeki ‘Türk pavyon’una gitmelerini tavsiye etmişti… Bunun üzerine iki genç, tercümanlarını da yanlarına alarak önce Malatya’ya, sonra da faytoncunun rehberliğinde buraya gelmişlerdi…

    Yani Malatya genelevi’ne..!!!

    İlk dakikalarda yadırgadıkları bu yer, git gide hoşlarına gitmişti. Akşamdan beri 25 müşteri savmış olan Kezban, gramofona oynak bir plâk koymuş, kırmızı mayosunun içinde dönüp duruyordu… Yabancılar Kezban’ı seyretmeye başladılar. Sonunda Kezban’ı işaret ederek, tercümanlarına bir şeyler dediler…

    Tercüman çaça kadın’a :

    – Mösyöler bayanı istiyor..!!!

    Tercümanı duyan Kezban adamlara şöyle bir baktı… sonra :

    – Müthiş yorgunum anne. Mazur görsünler..!!!

    Cevap tercüme edilince, yabancılardan uzun boylusu sertleşen sesi ile :

    – Ne demek..?!!!

    – Böyle yerlerde müşteri reddedilmez ..!!! diye diklendi…

    Kezban hiddetlenerek :

    – Yorgunum efendim..!!!.. Lâftan anlamaz mısınız siz..?!!!

    Tercüman :

    – Bu mösyölerin kim olduğunu bilmiyorsun galiba ..?!!! Hem bir orospu müşterisinin arzusunu yerine getirmeye mecburdur..!!!

    Kezban :

    – Ben orospuyum..!!! Ama bu mösyöler kim olursa olsunlar, arzularını yerine getirmeyeceğim..!!!

    Diğer kadınlar şaşkın şaşkın ona bakmaktaydılar… Kezban’ı o güne kadar hep para canlısı olarak düşünmüşlerdi..!!!

    Tercüman yediği hakareti hazmedememişti :

    – Senin gibilerinin hakkından polis gelir..!!!

    – Buyrun efendim, polis iki adımlık yerde..!!!

    Şişman tercüman hışımla dışarı çıktı. Biraz sonra yaşlıca bir polisle içeri girdi… Ecnebilere karşı daima nazik olmayı, onlara kolaylık göstermeyi vazifesinin mühim bir düsturu sayan polis, Kezban’a :

    – Mösyöler seni çiftetelli oynarken bulmuşlar… Demek ki yorgunluk bahane… Şu halde sebep ne Kezban..?!!!

    – Sadece istemiyorum..!!!

    – Fakat vazifeni unutuyorsun. Sonra senin için fena olur..!!!

    Genelevin dilberi Kezban, âdeta deliye döndü :

    – Bana hiç bir şey olmaz, polis bey..!!! Ben gavurlara orospuluk yapmam polis bey ..! Beni nihayet buradan başka bir yere sürebilirsiniz…! Fakat sürüleceğim yer gene Türk ili değil mi ..?!!!

    Herkes susuyor, iki yabancı alık alık bakıyordu… Kezban ise yumruklarını sallayarak bağırıyordu :

    – Ben gavur orospusu değilim, polis bey..!

    – Ben Türk orospusuyum..!!!

    Diğer kadınlar başlarını önlerine eğmişlerdi… Yaşlı polis ise gözlerindeki ıslaklığı göstermemek için, ağır ağır bahçeye çıkarken Kezban hâlâ haykırıyordu :

    – Ben gavurun altına yatmam, polis bey..!

    – Ben Türklerin orospusuyum..!

    – Gâvurun değil..!

    Bu anlatılanlar, kaderin sillesini yemiş vesikalı Kezban’ın ; cılız öpülesi elleriyle ; ülkemizi işgal eden gâvurlara attığı yaman tokadın hikâyesidir… işte böyleee … bir kaç dolar kazanabilmek için, yabancıların önünde eğilen bütün politikacılarımıza…

    iş adamlarımıza…

    bürokratlarımıza…

    medya mensuplarına…

    ve “keşke İngilizlerin idaresinde olsaydık ” diyebilen o çok namuslu ( !!! ) hanım kızlarımıza…

    velhâsıl, kadın – erkek bütün vesikasız orospularımıza ithaf olunur ..!!!

    ***

    Dipçe:

    (O günkü şişman tercümanın ise Turgut Özal olduğu söylenmekte!)

  • nhızal
  • 23.12.2012 19:32:29
  • şapkalarınız bol olsun Halil bey,ama şapkadan önce site anahtarınızı bulun.böyle pencereden bakmak olmuyor. girin içeri sizi görelim.
    Armor sen de sen de:)))
  • halil Gürsoy (Misafir)
  • 23.12.2012 17:18:26
  • hepsi neyse de, –ister şehir efsanesi ister gerçek olsun– anılan zamanda Bentdersinde mukim, şu 40 şerefli orospunun felsefe yüklü, dürüst tesbiti önünde açıkça şapka çıkarıyorum dostlar…
  • meric trakya (Misafir)
  • 23.12.2012 13:33:54
  • Sn.Tonguc İ.Melih Gökçek ile ilgili olarak anlattığınız olay şu an adını hatırlayamadığım bir TV kanalında (1999 seçimleri öncesi olduğuna göre muhtemelen Star Tv) canlı yayın sırasında gece 12 sularında yaşandı. Bizzat tanık olma/izleme şerefine nail olanlardanım…Bu kayıt eminim arşivlerde vardır ancak tekrarını seyretmek ne zaman kısmet olur bilemem..
  • fehimli mestan
  • 23.12.2012 10:11:45
  • Yahu arkadaşlar, sizde de ne hikayeler varmış! :)) Pazar sabahı iyi gitti, epeyce eğlendim. :))) Devamını bekleriz! 🙂
  • Armor (Misafir)
  • 23.12.2012 09:02:09
  • “Pek yakında” Magazin programı gibi oldu :)))) Hadi beyler dökülün dökülün.. Zalim sen hariç. Neme lazım işin içine tavuk mavuk girer alimallah:))))))
  • Zalim Şevki
  • 23.12.2012 06:03:09
  • Demek Ankaranin manukyani da ‘Fatma Doğanlar’mis:)
  • nhızal
  • 23.12.2012 02:44:27
  • bende Ankaraya yeni atandığım yıl nufıs sayımında bent dersi yanlış hatırlamıyorsam orkide sokakta gçrevlendirilmiştim. Erkek arkadaşlar ne şans dediler. bende blmediğim için uzaklığı için aslında şanssızlığımı söylüyorlar zannediyor ve orkidenin hatırına uzaklığına bakmadan mest olmuşum.
    erkek arkadaşlar neşe hanım isterseniz değiştirelim dediler ama ben önce kabul etmedim.sonra işi öğrenince razı oldum:):)
  • as
  • 23.12.2012 02:32:23
  • sayın anka, evet, izmir muadili tepeciktir…..orada da bir FATMA KALDIRKAY vardır ki, anlatmakla bitmez:))
  • as
  • 23.12.2012 02:30:25
  • www.itiraf.com gibi olmuş ha:)

    illa ankara bentderesi diye yüklenmezseniz, bizde de çok anı var ama…..

    tekirdağdan yazmak lazım:))))

  • 06 anka
  • 23.12.2012 01:36:20
  • Muhteşem de pek muhteşemmiş:)))
    Yorumlarda,Bentderesi sözü nereden çıktı farkedemedim,
    aklıma bir anımı getirdi.
    Son sınıftayız,ciddi bir mezuniyet yıllığı hazırlığı var.
    Ayrıca matrak biyografiler ve gırgırdan oluşan başka bir
    yıllık daha hazırlanacak.Elimizde eski yıllarda çıkmış örnekler
    var.Gene de okulun kütüphanesine gidip tüm eski yıllıklara
    göz atalım diyoruz.Sayfaları çevirirken gülmekten helak
    oluyoruz.Derken ‘çamur kutusu’ köşelerinden birine
    takılıyoruz;bir arkadaşlarının ‘Fatma Doğanlar’ bursu için
    başvurduğunu yazmışlar.Kim bu kadın,zengin bir iş kadını mı
    diye birbirimize soruyoruz.Sonra başka yıllıklarda da aynı
    ifadeye rastlayınca iyice merak ediyoruz.
    Biz,iki kız okula geçince,ilk rastladığımız arkadaşa bu ismi soruyoruz.Yüzü allak bullak oluyor,kem küm bir bahane yanımızdan kaçıyor.
    Aradan yıllar geçiyor.Laf Kazgan’dan açılınca,nereden
    aklıma geliyorsa eşime ‘Fatma Doğanlar’ ın kim olduğunu
    soruyorum.Aynı okuldan mezun olduğundan biliyordur diye düşünüyorum.
    Nereden duydun bu ismi diye o da bana soruyor.
    İşte Kazganlarda geçiyordu,bursu varmış deyince başlıyor
    gülmeye.Gülmekten katılırken arada anlatmaya çalışıyor,
    Bentderesindeki malum evlerin patroniçesi olduğu söylenir
    diyor.Meğer erkek arkadaşlar,kızların anlayamayacağı
    bir şekilde,birbirlerine bu ‘çamur’ ile takılırlarmış!
    Hafıza böyle bir şey,insanın yüzünü kızartacak isimleri,
    elbette bilmeden,alıp bir yerlerde saklıyor:)))))
  • nhızal
  • 23.12.2012 00:10:47
  • yok yok Tonguç o melih gökçek ile hayat kadını arasındaki olay gerçek,şehir efsanesi değil,arkadaşım bizzat duymuş,hemen ertesi gün anlatırken gülme krizine girmişti:)))))))))))))
  • Tonguc
  • 22.12.2012 23:43:09
  • Sn Fehimli,
    “Bentderesi dayagi” diye bir sey yok, asli bentderesinde yenen dayak 😉
    Bentderesi Ankara’nin meshur kerhane mahallesi.
    Bir ara bir sehir efsanesi cikmisti.
    Yerel Secimler öncesi bir kadin melih götcek’i ariyor. Biz Bentderesinden ariyoruz, sayin baskanla görüsecegiz deyince, Yivasik siritisli Melih, secimler yakin, belki ordan da ekmek cikar diye sahsen cikiyor telefona. Kadin diyor ki, “Melih bey biz Bentderesinde namusuyla icrayi sanat etmekte olan 40 küsur orospuyuz, düsündük tasindik… ve anladik ki, kirkimiz da bir araya gelsek senin gibi bir orospu cocugunu doguramazdik, helal olsun seni doguran anaya”!
    Bu tabii bir sehir efsanesi.
    Fakat Bentderesi öyle bir yer iste.

    Yine bir gün kafayi demlersem, anlatirim Muhtesem’in bize Bentderesi’nde attirdigi sopayi da.

    Aslinda, yazdiklarimi demin tekrar okudum, cok eksikler imla hatalari filan var da, arada kafanin tamamen iptal olusuna iliskin ayrintilar eksik kalmis.

    O Firin/Gazete interferenzi gercek.

    Kafaya nasil darbeler yediysem, o sefil berbat firini -bir tarafta hamur yogruluyor, pacalar dizlere kadar siyrilmis, ayaklariyla girmis hamurcular, bir yanda haril haril firin, ekmekler cikiyor, kasalara dolduruluyor, arkada bir kösede yatak demeye bin sahit gereken bir mitil üzerinde uyuyan bir gariban- gercekten de haril haril calisan, bir gazete olarak görüyorum, redaksiyon ve matbaasi ayni odanin icinde 😉

    Olaydan günler sonra, kafada taslar yerli yerine oturmaya baslayinca anliyorum nasil bir bilinc kaymasina ugradigimi.

    Bentderesi olayini merak edenlere…

    Pek yakinda 😉

  • Altay
  • 22.12.2012 09:57:43
  • evet bu bentderesi olayi bayagi ilginc galiba:-)))
    merakla bekliyoruz….
  • fehimli mestan
  • 22.12.2012 09:23:28
  • Bentderesi dayağı ne???
  • Armor (Misafir)
  • 22.12.2012 08:06:43
  • “Bentderesi dayağını” merakla bekliyorum:))))))))))
  • Zalim Şevki
  • 21.12.2012 23:59:31
  • abla, muhtesemlerin zaten adi üzerinde:))
  • nhızal
  • 21.12.2012 23:56:30
  • senin anında çok hoşmuş zalim:)))))muhteşemlerin hepsi muhteşemmiş. ama en muhteşemi 1.recep:)
  • Zalim Şevki
  • 21.12.2012 23:40:12
  • bide yorumu yazdiktan sonra aklima geldi, öyle ufak tefek adamlar da harbiden dayilik cok oluyor:) burada da öyle birisi vardi kimse selam bile vermedigi icin, acidigim dan dolayi kollardim, bir gün gece yarisi evin telefonu zir zir caliyor, isyan ederek telefonu actim, aga gel burada bana yabanci düsmanligi yapiyorlar dedi, benim bulundugum yer ise yabanci düsmanliginin hic olmadigi yer, cünki almandan cok yabanci var, neyse tarif ettigi birahaneye gittim, birahanenin sahibi yunanli, dedim bizim arkadasa yamuk yapilmis, adam güldü ve dedi allah askina al bunu basimdan, yoksa katil olucam :)) niye? ayni senin muhtesem gibi garson kiza sulanmis, biranecide tokadi basmis buna, mirin kirinda yapinca adam silahi kafasina dayamis, bu ondan sonra kuzuya dönerek beni aramis.
    neyse disariya ciktik ki, anlattigi seylerde muhtesemden farksiz degildi, güya biraneci buna demiski sen hergün buraya gel burada ic cünki sen burada olunca it kopuk bana yamuk yapamiyor, sen hesap vermezsende olur:)) iyi o zaman kavga niye cikti dedim:)) muhtesemlerde yalan bitmiyor ki, güya adam kafayi bulunca buna yabanci düsmanligi yapmis:)) ulan adamin kendisi yabanci zaten desemde pek faydasi olmadiydi:))
  • Zalim Şevki
  • 21.12.2012 23:24:09
  • :))))) Tonguc; Muhtesem harbiden Muhtesemmis, ve iyiki seni pavyona satmamis:))
    Sn. fehimli mestan; pavyonlarda ne dolaplar döndügünü bende cok merak ediyordum ama simdi Tongucun mcerasini okuduktan sonra iyiki hic gitmemisim diyorum:))
  • fehimli mestan
  • 21.12.2012 22:59:25
  • Açık olarak yazmak gerekirse hayatım boyunca en çok merak ettiğim yerlerden biride pavyonlardır (benim ki gerçekten sosyolojik açıdan :))) ama hiç nasip olmadı bugüne kadar. Ankara’da Dışkapı’dan otobüsle geçerken yol üzerindeki pavyonlara -sanki birşey görebilecekmişim gibi- gözlerimi dört açıp, eğilip bakardım. Sn. Tonguc, sizin Muhteşem’le yaşadığınız macerada gerçekten muhteşemmiş! :))
  • nhızal
  • 21.12.2012 17:54:04
  • :))))))) Tonguç,ha fırın ha matbaa,ikiside eskiden doyururdu bizi. şimdi ekmekler bi lokma gazete…istemez kalsın…hele bedavası..allah korusun…
    muhteşemnmmde muhteşemmiş hanibizimki gibi dayılanmaları,ha bire efendilerinden patak yesin bize mağduru oynasın hacı yatmaz gibi hep dikeldin. ama buda bir yere kadar,şiş şiş bir iğnelik canı var.
    neyse senin muhteşem film kahramanı gibi:)))
  • Kıymet Nadir Bindebir (Misafir)
  • 21.12.2012 14:02:32
  • Behzat Ç senin köpeğin olur Tonguç! Çok yaşa he mi!