Kamuoyu olusturma-Beyinde Masaj-Iletisim

Kamuoyu olusturma-Beyinde Masaj-Iletisim

Simdi sayin Esperansin bazi yorumlarini okurken, aklima hemen bu hafta sonu Alman sol alternatif TAZ (Tageszeitung) gazetesinde yayinlanan Atom lobisinin nasil calistigina iliskin özel dosya geldi.

Özel bir konuyla iliskin oldugu oldugu icin, yapilan hamleler, strateji vs. aciga vurulan girift iliskiler, gazetecilerin, siyastecilerin, kamuoyu önündeki kisilerin, yayincilarin nasil satin alinip nasil kullanildiklarina ve gazetecilik etigine iliskin cok önemli dersler var bu dosyada.
Keske zamanim olsa da tamamini cevirebilsem.

Tam bir iletisimbilim özel dosyasi.

Kamuoyu nasil olusturulur, kamuoyu nasil etkilenir, nasil güdülür, resmen koyun gibi nasil güdülür, nasil siyaha beyaz dedirtilir?

Nerde hangi stratejiler uygulanmalidir?

Tam bir “case study”

Öyle ki, mesela, Almanya’da hali hazirda var olan son derece güclü atom enerjisi karsiti gruplara karsi ilk önce olayin tartisilabilirligi kabul ettiriliyor.

Konu Almanya’nin enerji ihtiyacinin nükleer enerjiden bagimsizlastirilip daha cok günes ve rüzgar enerjisine yönelik alt yapinin olusturulmasi. Bu 2000’li yillarin baslarinda sosyal demokratlar ve yesiller tarafindan kararlastirilmis, ve 2010 senesinden sonra tüm nükleer reaktörlerin kullanim süreleri yani ruhsatlari bittigi zaman tekrar uzatilmamasi ve yeni nükleer reaktörlerin insaa edilmemesi yönünde bir karar.

Bahse konu olan Lobicilik ve kamuoyu olusturma olayi ise 2008-2009 yillarinda basliyor. Almanya’daki dört büyük nükleer enerji sirketi birlesip bir atom forum kuruyor. Daha sonra bu atom forum bir lobicilik sirketi (danismanlik ve halkla iliskiler) sirketini tutuyor.

Bu lobi sirketi (Türkiye’de israrla danismanlik ve/veya halkla iliskiler deniyor, adi lobiciliktir, yani gizli kapakli isler cevirmek) Ilk önce nükleer enerji karsiti, radyasyondan korkan, hirosima’nin korkusu iclerinde, Cernobil travmasini hala yasayan halkin icindeki -bilhassa yesillerin de gayretiyle sürekli canli tutulan- nükleer enerji karsitligini kirmak icin calismaya girisiyor.

Amac, ruhsatlari biten nükleer enerji santrallerinin ruhsatlarinin uzatilmasi, icabinda yeni nükleer santrallerin kurulabilmesi icin gerekli siyasi ve sosyo-politik ortamin hazirlanmasi.

Bunun icin uygulanan strateji cok ilginc.

Öncelikle gazetelerde ilan karsiligi haber satin aliniyor. Ama bu farkettirilmeden yapiliyor.

Sonra her konudan bilimadamlarindan röportaj satin aliniyor. Mesela nükleer enerji ile pek de ilgisi olmayan, tarihci vs. gibi.

Bunlar öncü kol olarak calisiyor, gerekli gereksiz yerde yazilip cizilmesi, konusulmasi gerekiyor.

Bunun icin iki hedef kitle seciliyor. Kadinlar ve “Jung Avantgarde”lar, yani bir nevi bizdeki “Genc Siviller” denilen lavuklar!

Sonra, toplumdaki nükleer enerji karsiti yaklasimin kirilmasi icin, bazi baska (ve karsit) sivil toplum örgütlerinin ortaya cikmasi saglaniyor. Bunun icin icabinda karmasik iliskiler agiyla cesitli dernekler kurduruluyor. Mesela “women-in-nuclear”

Yaklasimlarin bireysellestirilmesi gerektigi icin cesitli gazete ve dergilerden (ilan karsiligi) röportajlar satin aliniyor. -yani parayla satin alinmis röportajlar yayinlatiliyor- Hedef kitle ya, mesela bir kadin dergisinde, nükleer enerji santralinde calisan bir kadinin röportaji yayinlaniyor, kadin kendisini o nükleer enerji santralinde cok rahat ve mutlu hissetttigi söylüyor, hatta hamilelik döneminde bile en ufak bir radyasyon endisesi tasimadigini, cünkü o santraldeki güvenlik önlemlerinin muhtesem oldugunu filan anlatiyor.  Tabii röportajda belirtilmeyen bu dernekleri finanse edenlerin nükleer enerji lobisi oldugu, bu kadinlarin da bu sektörde calisanlardan olustugu.

Bir de jung avantgardistler var ki, bizdeki “genc siviller”e denk düser. Bunlara herhangi bir akimi veya ideolojiyi “trend” diye sokmak yeter. Artik karsiniza gecip, siyahin beyaz, esasinda kirmizinin da sari, yesilin de mor oldugunu size kanitlarlar. “Trend deyince akar sular durur, “trend önderleri” bir canak boka amanin ne güzel “pudding” bu deseler, ohlayarak ahlayarak afiyetle cala kasik girisirler.

Iste ikinci hedef de bu “jung avantgardist”lerdir. Onlari kazanmak cok kolaydir.

Geriye kaliyor, konuyu tartismaya acmak.

Tartismak iyidir, hadi gelin tartisalim, hosgörü icinde tartisalim. bazi konulari neden tartismaktan kaciniyoruz ki, at gözlüklerini cikaralim, nedir bu yobaz kafalar, ilk cagdan kalmislar, modernizmi gec, modernizm ilk caglarda kaldi, yontma tas devri (bilhassa bizde cok sevilen son derece büyük zeka ürünü bir yaklasim -kasit Atatürk heykelleri- vs.vs.)
Kusura bakmayin, araya bizdeki benzerlerini aliyorum, cünkü asil amacim bizde uygulanan stratejileri de geriye bakisli olarak kavrayabilmek, ve nerde ne hata yaptigimizi tespit edebilmek.

Kisacasi, tartismak iyidir diyerek, nükleerci lobi, 2008-2009 yillarinda, yani almanyada federal meclis secimlerinden önce baslayarak son derece kuvvetli bir PR, yani halkin beynini yumusatma harekati baslatti, ve basariyla yürüttü.

Bütün yayincilarla konusmuslar, hepsine reklam vaadi ile, haber/reportaj seklindeki siparis yazilari yayinlamalarinini istemisler. Mesela Brigitte isimli bir kadin dergisi demis ki, bizim editoryal yaklasimimiz ile, sizin tavsiye ettiginiz türdeki “haber/röportajlar” tam uyusmamaktadir. Yani omurgali dik bir durus. Tebrik etmek lazim. Fakat bild gezetesi defalarca, hem birinci sayfadan manset, hem de ikinci sayfadan tam sayfa yazi yorum vermis.

Bazi bilim adamlarina -fizikci olmayan, konu disi- enerji sistemleri ve en ucuz temini seklinde makaleler yazdirip, konusmalar yaptirmislar. Bunlardan bir tanesi ile görüsen TAZ ekibine, o “bilim adami” kendi yaptigi bir takim konusmalara ve verdigi röportajlara nükleere enerji sirketlerinin PR islerini üstlenen sirketin katkilarinin olmadigini ifade edemeyecegini söylemis.

Yani satlik kalem, satlik cene.

O makalede ve dosyada daha böyle niceleri var.

Bu sayede, nükleer enerji lobisi kazandi, 2010 senesinde, tüm eskiyen atom reaktörü ruhsatlari yenilendi, Hatta yeni reaktörler yapmalarina izin verildi. Öyle ki, günes enerjili (foto voltaik) donanimli binalarin sisteme yükledigi ek elektriklerin dahi kismen hesaplardan düsülmesi engellendi -yani sizin evinizin catisindaki foto voltaik, günes enerjili elektrik üretme sistemlerinin hesaba alinmamasi saglandi-.

Aradan sene dolanmadan Fukusima olayi oldu. Bütün almanya  nükleer enerjiden tirsti. Artik mesele reaktörlerin ruhsatlarinin uzatilmasi degil, bitenler bitti, yeniler insa edilmeyecek.

Atom lobisi hakla ugrasiyor mesaj masajdir babindan.

Sorun mesajda degil, mesajin masaja dönüsmesini saglayan ortamdadir.

Burada en erkekce tavri, Brigitte isimli kadin dergisinde görüyoruz.

“Bizim editoryal yaklasimimiz ile, sizin tavsiye ettiginiz türdeki “haber/röportajlar” tam uyusmamaktadir.”

Arada win-win-win-win tarzi yesillerle yapilan tartismalar da cabasi.

Konunun tartisma alanina cekilmesi bile esasinda lobi sirketinin basarisidir. Su anda bile tartisilmaktadir, nükleer enerjinin ucuz enerji olmak savini hala kimseye kaptirmamistir. (geri dönüsüm, yüzbinlerce yil sürecek yari ömür vs. hic tartisma alanina cekilmemektedir)

Üstelik atmosferi koruyucu,küresel isinmayi engelleyici nitelikleri ön plana cikarilarak en koyu cevrekorumacilari bile kandiracak argumanlar ileri sürülmektedir.

Ve bunlara inanan kitleler bulunmaktadir.

Tipki bizde yapilan “ergenekon” kutsal kavraminin kirletilmesi gibi.

Bizde yapilan su tüm kutsallarin kirletilmesi harekati da, son derece profesyonel hazirlanmis bir harekat görünümü arzetmektedir.

Görünenler, piyonlar fettoscu pislikler, fakat arka planlarinda son derece profesyonel bir yapi oldugu apacik ortada. O Fettoscu piyon/pislik/balgamlara sorsaniz, her seyi din-i mübin icin yaptiklarini söylerler. Ve buna da zaten inanmislardir. Dövseniz de sövseniz de bir yere varmaz. Üstelik bunlar kendilerinin masa olduklarini bile anlayamazlar.
Bu yüzden bunlarin ya toptan affi, ya da toptan mahvi gerekir.

Hassaten benim tavrim sudur: Bir ekmekte velev ki, bir ucunda küf göreyim, ekmegi tümden atarim, küflü ucunu atip da geri kalanini sofraya getirmem!

Tonguc

Not: Valla Iletisim, kafa, beyin salatasi, beyin cimciklamasi vs. konularinda yazacak, konusacak, anlatilacak cok sey var. Lakin böyle konular pek ayik kafayla cekilecek seyler degil. Saygideger “as” abim olsa da, o jack ile takilirken ben pesinden Jim ile devam etsem… haddi zatinda bulsam da öz nikahlim raki ile kaynatsam 🙂

 

  • fehimli mestan
  • 01.11.2011 16:47:23
  • Uzun bir yürüyüşten şimdi geldiğim için biraz yorgunum. Sn. Tonguc’un yazısını daha sonra okuyacağım. Gözden kaçırmayım diye yorumlara şöyle bir göz attım. … Hayatımdan televizyonu çıkaralı on seneyi geçti. Gariptir, hiç eksikliğini hissetmiyorum. Sürekli beynimdeki filtreleri çalıştırarak haber izleme durumu olmadığı için kendimi daha rahat hissettiğimi bile söyleyebilirim. Yaklaşık iki yıldır bilgisayar vasıtasıyla interneti kullanıyorum. Üstelik ulaştığım sitelerdeki siz dostların sayesinde düşüncelerimde tek başıma olmadığımı da görerek mutlu oluyorum. Çevremde de internetin hızla yaygınlaştığını görmek (kırsal sayılabilecek bir yerde oturduğum göz önüne alınırsa) beni umutlandırıyor.
  • Esperans
  • 01.11.2011 15:32:29
  • Saygıdeğer Tonguç teşekkür ederiz.
    Bir yorumumda şöyle yazmıştım: “Egemenler öylesine oyunlarla savuruyor ki bizleri, aşık olduğumuz yirmi yıllık eşimizden bile nefret ettirebilirler” Yukarıdaki yazınız bu oyunların sadece bir bölümünü aktarıyor. Medya üzerinden dille oynuyorlar, algı yeteneklerimizi köreltiyorlar, yorum-analiz zekamızı kilitliyorlar, seçeneksiz bırakıyorlar. Tektipleştiriyorlar.
    Neyse ki; internet kullanıcıları hızla çoğalıyor. Daha yolun başındayız, çoğalacağız. Kendimizi holding medyalarının aidiyetliğinden söküp alacak, her birimiz bağımsız birer haberci, yazar, araştırmacı gibi, kendimizi dünyanın dört bir yanında internet kullanıcılarına ulaştıracağız. Daha şimdiden öyle bir an geliyor; bildik bir gazetenin bildik bir köşe yazarını sadece onbin kişi okurken, internet kullanıcısı bir ev hanımının yazısına yüzbinler ulaşabiliyor okuyabiliyor. Onbinlercesi de yorumlarıyla katılabiliyor.
    Şimdilerde ilk yapabileceklerimizden biri şu olmalı: En azından holding medyasının haber programlarını reddedebiliriz. Bu tavrı yaygınlaştırabiliriz. Başka muhalif ve küçük tv kanallarına uğrayarak haberleri oralardan alabiliriz. İşbirlikçi holding Medyaları en kalabalık izleyicisini haber programlarında ele geçiriyor. Oraları hayatımızdan çıkartabiliriz. Oyunlarını bozmaya haber programlarıyla başlayabiliriz. Çevremizde herkese, haber programlarını seyretmediğimizi dilimizden düşürmeden anlatmalıyız. Kamuoyunda ‘bildik haber programları artık izlenmiyor’ biçiminde bir inanç söylem dile gelmesine yol açmalıyız. Uzun bir yürüyüş evet ama hergün aynı şeylere kızarak kabullenmekten daha onurlu.

    Yapılacak yüzlerce şeyin arasında yapabileceklerimizden biridir bu tavır. “Hemen şimdi yap” ile “Zamanı gelince yapılacak” olan her iki stratejinin de geçerli olduğu bir süreçteyiz. Holding medyasının haber programlarına kendimizi kapatmak, “Hemen şimdi yap” seçeneğine uygun düşmektedir.

  • ZALIM SEFKI
  • 01.11.2011 01:05:28
  • Eline saglik Sayin tonguc. Ve bu yazida kanitliyorki, Kapitalist sistemde
    insanoglu her yerde ayni, hic degismiyor.
  • nhızal
  • 31.10.2011 23:36:29
  • sn.Tonguç,ilgiyle okudum yazdıklarınızı.

    dünyayı maymunlar cehennemine çevirecek olan haydutlar ellerinden geleni yapıyorlar ve bunu yaparkende yaptıklarını önceden topluma kanıksatıyorlar.

    tıpkı bize yapılanlar gibi.tıpkı yaptıkları haramilikleri allayıp pullayan ve yemek öncesi topluma yutturan bizimkiler gibi.

    yani dünyanın her yerinde durum bu.
    elinize sağlık.