Tarih tekerrür etmeyebilir ama yanlış tekrarlatılabilir

Tarih tekerrür etmeyebilir ama yanlış tekrarlatılabilir

Şahin Filiz

Din, yakinli itikatlarıyla ve feyizli ibadetleriyle ruha büyük bir vecd, samimi bir saadet verir, Dini hayat, bu vecdleri yaşamak, bu zevkleri tatmaktır. Bazılarına göre, din, siyaset içindir. Hakikatte ise din yalnız kendisi içindir. Dine gerçekten kıymet verenler dinin itikatlarına ve ibadetlerine kıymet verenlerdir.Yoksa, dinin başka bir gaye için iyi bir vasıta olduğunu kabul edenler değildir.Bizde, münevver sınıfın dini bir hayat yaşayamaması bu yanlış telkinin bir neticesidir. Çünkü, bizdeki dinciler ekseriyetle dini, bir siyaset aleti telakki edenlerdir. Hatta müspet ilimleri dinden çıkarmağa çalışanlar var. Bundan başka, dinin kendi manevi kuvvetine ehemmiyet vermeyerek nasihatlerini, irşatlarını hükümetin maddi kuvvetiyle infaza çalışması da faideli bir netice vermez. (Ziya Gökalp, Küçük Mecmua I, Çeviriyazı: Şahin Filiz, Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları, Antalya, 2009, s.110)

Atatürk’ün düşüncelerini besleyen önemli filozoflar arasında Ziya Gökalp vardır. 1922’de memleketi Diyarbakır’da çıkarmış olduğu 33 sayılık “Küçük Mecmua”adlı dergisini, üç cilt halinde çeviriyazı çalışmayla Türk okuruna 2009’da sunmuştum. İlk baskısı tükendi. İkinci baskısını Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı gerçekleştirmeyi kararlaştırdı.

Bu sevindirici haberden sonra konumuza dönelim.

Alıntıladığım yukarıdaki yazı, işte bu Küçük Mecmua çalışmasına aittir. 1922’nin Türkçesi bazılarımız için anlaşılmayabilir. Yazının bazı bölümlerini yaşayan Türkçe’ye çevireyim. Ziya Gökalp, bundan tam 95 yıl önce, hala sorun olmayı sürdüren bir yanlışa işaret etmektedir:

“Din, gönülden inanmaya dayanır ve iyilikler dolu ibadetleriyle ruha bir dinginlik, içten bir mutluluk sağlar. Dini hayat, bu dinginlikleri yaşamak, bu zevkleri tatmaktır…..

Gökalp genel bir din felsefesi çerçevesinde İslam dinini tanımlamaya çalışmaktadır. Din, insan ruhuna mutluluk ve huzur vermek, ruhu rahatlatmak, sonuçta insanın kendisini bulmasını sağlamak üzere gönderilmiştir. İnanç ve ibadetler, dine değer verenlerin önemle üzerinde durması gereken temel yönergelerdir. Dinin amacı, Gökalp’e göre, başka herhangi bir şeye araç yapılmak değil, işte bu ruhi ve manevi mutluluğa ermek içindir. Din, din içindir ve başka bir şeye alet edilemez. Din başka bir amaç için kullanılırsa kötü ve zararlı bir şey haline gelir. Bu anlayışın toplumsal bir vicdana dönüşmesi, aydınların, gençlerin, çocukların ve hatta toplumun bütün öteki kesimlerinin dine cephe almasına neden olur. Örneğin ateizm karşı bir din şekline bürünür. Din felsefesi açısından ateizmin herhangi bir sorun teşkil edeceğine ihtimal vermiyorum ama yanlış ve araçsallaştırılmış bir din anlayışına karşı olacağım derken, yalnız mevcut dine değil, din adı altında bütün toplumsal değerlere, kültürel varlıklara ve tüm kutsallara denetimsiz bir düşmanlığın yolu açılmış olur. Nitekim filozofumuz Gökalp’in o tarihte bu noktada yapmış olduğu uyarı, bu gün belki daha çok önem kazanmıştır. Tarih tekerrür etmiyor, tekerrür eden, ısrarla sürdürülen aynı yanlış ya da yanlışlardır.

“Müspet ilimleri dinden çıkarma” yanlışı, o gün olduğu gibi bu gün de tekerrür ediyor. Nasıl? Evrim kuramı, alternatif bir din gibi görülüyor. Esasen bu yanlışta tek taraf değil, iki taraf var ve birbirini sürekli tetikliyor. Muhafazakâr kesimden bazıları, “evrimin yaratılışa aykırı bir kuram olduğunu, onun için de dine aykırı bulunduğunu” öne sürerken, bilim dışında hiçbir gerçeklik tanımadığını söyleyen bir kesim de, evrimi bilimsel bir araştırma ve yöntemin eseri olmaktan çok, “Modern bilim tanrısının modern insanlara yolladığı modern bir din” gibi sunma yanlışında ısrar ediyor.

Aslında her iki kesim de aynı noktada birleşiyor: “Evrim kuramı, modern bir dindir.”

Son derece çarpık ve ideolojik bir yanılsama olan bu görüş, Evrim Kuramının ülkemizde hala bilimsel bir problem olarak ele alınıp incelenmesine izin vermiyor. Yobazlık, her zamanki gibi iki yüzlü: Din yobazlığı ve bilim yobazlığı. Birbirini besleyen iki karşıt kutup.

İşte iki yüzlü yobazlık, din konusundaki yanlışların tekerrüründen daha doğrusu tekrarlatılmasından kaynaklanıyor. Ziya Gökalp bu tekerrürü ustalıkla dillendiriyor: Çünkü bizdeki dinciler ekseriyetle dini, bir siyaset aleti telakki edenlerdir. Hatta müspet ilimleri dinden çıkarmağa çalışanlar var.”

Gökalp bu gün yine haklı çıkmıştır. Din, siyasetin emrine girdiği sürece, inanç ilkelerinin manevi ve ahlaki derinliği, ibadetlerin huzur verici ağırlığı kalmayacaktır. Dinin siyasete alet edilmesi, dudak büküp geçilecek “karşı tarafın basit bir mızmızlanması” olarak görülemez. Bu acı ve kanlı bir yanlıştır. Din bütün manevi ve ahlaki yaptırım gücünü, siyasete alet edildiği zaman kaybeder, kaybediyor da. Dinden amaç, bireyin ve toplumun ahlaki düzeyini yükseltmek ve bu düzeyi korumaktır. Siyasallaşan bir din, ahlak-sız bir dine dönüşmeye namzettir. Bu kez “iki taraf” da dinden uzaklaşır: iki yüzlü bir yobazlık, işte bu uzaklaşmanın acı sonucudur: Ateizm ve dinci opportunizm.

“Bundan başka, dinin kendi manevi kuvvetine ehemmiyet vermeyerek nasihatlerini, irşatlarını hükümetin maddi kuvvetiyle infaza çalışması da faideli bir netice vermez”. Ziya Gökalp bu sözleriyle acı deneyimler yaşatan bir gerçekliğe vurgu yapıyor. Din, siyasete alet edildiği takdirde, dinin manevi ve ahlaki gücü azalır; birey ve toplum vicdanındaki yeri zayıflar. Bu zayıflığı, din simsarları, hükümetin maddi gücüyle doldurmaya, berkitmeye yönelir. Bu ise, topluma yarar getirmediği gibi, din için de sonucu kestirilemez çöküşe yol açar. Siyasetin emrine giren din, alet edilmesi sonucu gücünü yine mevcut siyasetten devşirme yoluna girerek kısır bir döngü içinde kalır.

Din, siyasetle güçlenmez; gücü ahlaki özelliğinden gelir. Ahlakı çekip alınmış bir din, dönemlere göre değişen siyaset aygıtının keskin kılıcı haline gelebilir. Ayrımlaşmalar, kamplaşmalara ve bölünmelere neden olur.

Ülkemize 15 Temmuz kabusunu yaşatan dinci terör örgütü Fetö’nün TV kanalları, ahlaktan ve insanlıktan yoksun programlar yaparken, içini boşalttıkları dinin gücünü, terör örgütü yaptırımlarıyla ikmal etmeye çalışıyor, başı açık kadınları aşağılamak için “başı açık şeytan kaynana” gibi programlar yapıyordu. Şimdi din, yeterince saygı görmezse her kesim tarafından istismar edilebilir. Bunu önlemek, dini, kendi yüce yerinde korumakla mümkün olur. Onun en kutlu yeri insan kalbidir. Kalbe yerleşen ahlaka dayalı din duygusu, bireyi de toplumu da yüceltir, yükseltir. Laiklik bu noktada vazgeçemeyeceğimiz bir koşuldur.

İslam dininin yüceliği ancak laikliğin benimsendiği toplumlarda parlayabilir.

Suudi Arabistan gibi gerici, insanlık düşmanı, din ve ahlak katili bedevi çadır ülkelerinde laiklik şeytan sayılır. Amaçları İslam’ın yüceliğini ve maneviyatının derinliğini tatmak değil, kendi şeytanlıklarını laikliğe düşmanlık ederek İslam üzerinden kutsamaktır.

Türkiye, Suudi gericiliği ve din düşmanlığını andıracak söylem ve uygulamalara asla yanaşmamalıdır. Cumhurbaşkanı, “Türkiye büyük bir ülkedir, çadır devleti değildir” diyebiliyorsa bu kendinden emin sözü, Arabistan ve benzeri çadır devletleri ile laik Türkiye Cumhuriyeti arasındaki mesafeye dayalı olarak söylediğinin farkında olduğuna inanıyorum.

Tarih belki tekerrür etmeyebilir ama yanlışı tekrarlatmayalım, tekrarlamayalım. Aksi halde tarih “tekerrür” eder.

Aydınlık

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!