Felsefeyle Sağaltım: Anlamı, Tarihçesi, İlkeleri

Felsefeyle Sağaltım: Anlamı, Tarihçesi, İlkeleri

Şahin Filiz

Ulusal Kanal izleyicileri, her hafta Pazar günleri saat 17.15’te “Felsefe ve İnsan” adlı programımdan hatırlayacaklardır. Felsefi sağaltım veya felsefe ile sağaltım teması çerçevesinde her hafta Doğudan Batıdan bir filozof ya da bir problemi işleyip felsefenin insan ruhu ve zihnini iyileştirmedeki rolünü işliyorum. Gerçekte felsefe tarihi ruhun ve zihnin dolaylı ve dolaysız sağaltımının tarihidir dersek yanlış olmaz. Çünkü ana çizgileriyle idealistlerden materyalistlere, rasyonalistlerden sezgicilere kadar bütün filozoflar insanın varlık bütünlüğü içinde nasıl iyileştirileceğini, ortaya koydukları felsefi görüşlerle açıklama yoluna gitmişlerdir.

Felsefi danışmanlık ve rehberlik, bütün dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkçemize çevirdiğimiz bu adıyla, taşıdığı içerik karşılaştırıldığında tam bir örtüşme yoktur. Yani felsefe ile iyileştirme için, felsefi danışmanlık gibi bir adlandırma hafif kalmaktadır. Bunun yerine felsefi sağaltım demeyi tercih ediyorum. Sağaltım, iyileştirme, düzeltme, ilerletme, arındırma anlamlarına gelmektedir. Oysa danışmanlık ve rehberlik, günümüzde pejoratif anlamlar da içerebilen günlük dili çağrıştırmakta; tedavi ise, yalnız tıbbi bir müdahale anlamı ile sınırlı kalmaktadır. O halde, sağaltım, ilkinin sıradanlığına, ikincisinin de anlam darlığına uğrama riskini bertaraf edebilecek yerinde bir kavram olarak kullanılabilir. Ne ki, danışmanlık, terapi, tedavi ve rehberlik kavramları, felsefe ile birlikte yaygın olarak kullanıldığı için, bunlardan her birini, sağaltımı ifade etmek için felsefe ile birlikte kullanmaktan geri durmak, bu yeni alanın anlaşılmasına katkı sağlamayacaktır, inancındayım.

Tarihçesi

Felsefe Tarihi, Antik çağlardan modern zamanlara kadar uzanan bir tarih bilimi olduğu kadar, aynı zamanda zihinsel, ruhsal ve bedensel olmak üzere insan varoluşunu tümüyle kuşatan bir danışmanlık ve terapi sürecidir. Felsefe insanlığın mitolojik, dini ve bilimsel bütün kültürel birikimleri günümüze taşıyarak varlığını sürdürmekte, hatta etkisini gittikçe daha fazla hissettirmektedir. Bunun yanında ve belki de esaslı olarak, bu insanlık birikimini varoluş sorununu anlamlandırmak ve kendini mutlu etmek için koruyup nesilden nesile aktarma çabasındadır. Felsefenin ayrıcalığı, baştanbaşa insan eseri olması gerçeğinde yatar. Ömrü, insanın yeryüzündeki ömrü kadardır. Başka bir deyişle insan var oldukça felsefe var olacaktır, çünkü felsefe insanın tüm varlık yapısı ve yaşamının öyküsüdür.

Felsefenin kendisi öncelikle bir hayat tarzıdır. Antik Greklerden Batı felsefesi geleneğine kadar süregelen bir insan ve onun varoluşunun öyküsüdür. Herakleitos’tan Farabi, İbn Sina, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli’ye, oradan Martin Heidegger’e kadar felsefe, sevmek, arzu etmek ve hikmeti aramaktır. Felsefi yolculuk, bir hakikat yolculuğudur. Önce bireyin kendi iç dünyasına, sonra iç dünyasından dış dünyaya, diğer insanlara doğru devam eder; hakikat yolculuğu başkaları ile zorunlu bağlantı kurmayı ve onlara açık olmayı gerektirir.

Felsefi Danışmanlık, Rehberlik ve Eğitim, 1980’lerde Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesinde ve ABD’de uygulanmaya başlamıştır. Ancak ülkemizde henüz profesyonel anlamda bilinmediği ve uygulanmadığını belirtmek gerekir. Felsefi Danışmanlıktaki amaç, özellikle Felsefe Bölümlerinde doktora ya da en az master düzeyinde eğitim- öğretim vermektir. Bunun ilk adımı olarak Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde Yüksek Lisans ve Doktora düzeyinde 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılından itibaren dersler resmi olarak açılmış bulunmaktadır. İlgili dersleri lisans üstü düzeyde iki yıldır yürütmekteyim. Ancak felsefi sağaltım, lisans ve hatta ortaöğretim düzeylerine kadar yaygınlaştırılırsa, örgün eğitime somut katkılar sağlayacağına inanıyorum.

Felsefi Sağaltımın Amacı

Felsefi danışmanlık, bu yolculuğun ölüme kadar bir iyileşme ve iyileştirme süreci olduğunu savunur. Felsefenin danışmanlık ve terapi kavramlarıyla bitiştirilmesi literal anlamda modern bir icat olsa da, felsefe tarih boyunca salt insan eseri bir düşünme ve davranma yöntemi (aksiyoloji) olarak, yine insanın varoluşunu dolaylı ya da dolaysız konu almış; düşünen ve düşünülen olarak, sonuçta insanda vücut bulmuştur. Sokrates, Aristoteles ve Platon’dan, Hegel ve Freud’a, hatta Otto Rank’a uzanan Batı tarihinde felsefe varlık, bilgi, ahlak ve sanata dair hemen her analizinde danışmanlık ve terapinin zengin birikimlerini bu güne kadar taşımıştır. İslam dünyasında felsefi danışmanlık ve terapiye kaynak temin edecek benzer zenginlik, Farabi, İbn Sina, Gazali gibi filozoflardan; Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana gibi mutasavvıflara kadar devam eden silsile ile günümüze ulaşmış durumdadır. Ortaçağ’da din, tarih ve felsefenin neredeyse tek ve ortak pradigması olarak her iki dünyanın “danışılan” ve sayesinde “ruhsal, zihinsel ve bedensel” iyileştirmenin gerçekleştirildiği birinci yol idi. Ortaçağda bilme, düşünme, etkileme ve eylemenin tek yöntemi, din faktörüydü. Yazılı geleneğe ait felsefenin tarihindeki ilk danışmanlık ve terapi yolu, din idi. Ancak insan varoluşunun holistik doğası ve buna bağlı olarak karmaşıklığının, bu birinci yolla çözümlenmesine dair beklenti, XVIII. Yüzyılda tıkanınca, dinin yerini, bilim ve sonra da bilimsel yöntem almayı denedi. Aynı yüzyıllarda salt bilimsel araştırmalarda geçerli olabilecek klasik ve yeni olgucu yöntemin, insan bilimlerinde işlevsiz kaldığına ilişkin güçlü itirazlarla karşılaşması, bilimin de birinci yol olan din gibi kendini “modern din” olarak takdim ettiği savları dillendirilmeye başladı. Bilim, modern çağda, insanın varoluşsal süreç ve koşullarına müdahalede Ortaçağlarda dinin yerine geçen ikinci yol olmuştu.

Üçüncü yol din, bilim ve felsefeyi, yine felsefenin kavrayıcı ve kapsayıcı yöntem ya da yöntemleriyle birleştirdiğini düşündüğümüz yoldur. Yalnız insana özgü ve insanın kendi öz güçleriyle meydana getirilen üçüncü yol, felsefi danışmanlık ve terapide, modern çağımızda ilk iki yola ait felsefe tarihi boyunca süre gelen her türlü bilimsel, dinsel, kültürel ve medeni insanlık birikimlerini insanın mutluluğu için seferber etmeyi önermektedir. Varoluşsal olarak hakikat ve mutluluktan yoksun kalan bu bunalım çağındaki insan zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak parçalanmış durumdadır. Bu parçaları, ait oldukları “kendinde varlık olarak insan” bütününe iade etmek için, üçüncü yol olarak felsefi danışmanlık ve terapi, din, bilim ve kültürü bir araya getirerek bunların esasen hep insan merkezli olduğunu vurgular. Üçüncü yolla felsefe, dünden bugüne felsefe tarihinde kendinden kopan bu parçaların, aslında insanın varlık yapısının parçaları olduğu düşüncesini öne sürmektedir. Felsefi danışmanlık ve terapi, insan ya da insanları değil, insanlığa dair temel sorunları hastalık olarak görmektedir, dolayısıyla hasta ile değil hastalığın kendisiyle ilgilenir. Tinselliği ile dine, olgusallığı ile bilime ve sorunsallığı ile de felsefeye dayanır. İçerik zenginliğini yöntemsel zenginliğe taşır ve buradan da pratik hayata geçer.

Felsefi Sağaltım ve Psikiyatri

Çağımızda felsefe, psikoloji ve psikiyatrinin yanında, neredeyse bağımsız ve alternatif bir danışmanlık ve terapi yöntemi olarak adından söz ettirmeye başlamıştır. Anılan bu bilimler modern çağın sorunlarından çok, sorunların odağı haline gelen birey ya da bireyleri tedavi edilmesi gereken “hasta” olarak nitelendirmekte, insanın eğitimi için onun anlaşılması ve istendik niteliklerle donatılması meselesiyle doğrudan ilgilenmemektedir. XIX.yüzyılda psikoloji ve psikiyatri felsefeden bağımsızlaşınca, içerik ve yöntemi daraldığından, felsefenin çoklu, sorgulayıcı, analitik ve kuşkucu yaklaşımından da uzaklaşmıştır. Felsefi danışmanlık ya da uygulamalı felsefe, teşhis ve tedavi yerine, anlama ve donatma kavramlarını öne çıkarır. Belli kişi ya da kişiler “hasta” veya “hasta adayı” değildir; bunun yerine, bütün insanlar söz konusudur, çünkü felsefe insanlığın ortak birikimidir. İnsan, insanlık yoluyla “anlama”nın ve “donatılma”nın muhatabıdır. Anlama, insan doğasını insanlık kavramıyla analiz etmektir; donatma, felsefe tarihi boyunca biriken bilim, kültür, sanat, din, siyaset gibi değerlerle eğitilen insan yoluyla insanlığı donatmaktır. Bunun yolu ise, felsefenin en temel sorunlarından olan etikle, uygulamalı felsefe yapmaktır. Uygulamalı felsefe yapmak ise çağımızda felsefi danışmanlık ve terapi olarak adlandırılmaktadır. Felsefenin bütün sorunları salt kuramsal düzlemde iken etik alanda uygulanma olanağına kavuşur.

Şu halde felsefi danışmanlık ve terapi, önce insanı sırf kendinde varlık olarak anlamayı hedefler; çok yönlü, değişken ve karmaşık bir varlık olduğu için, bu anlama, felsefenin kendinden kopan parçalı bilimlerle gerçekleştirilmesi tartışmalıdır. İkinci aşama, “donatmak”tır; “anlaşılan insan”, varlık yapısı ve yapıp-etmelerinin yönü bakımından, nasıl eğitilebileceği hakkında, ne ile donatılacağı konusunda bilgi sahibi olduğumuz insandır. Her anlaşılan ve donatılan insanda, insanlığın ortak karakteristiklerini yakalama fırsatı buluruz. Uygulanacak eğitim ve öğretimin içerik ve yönteminin isabeti, felsefi danışmanlık ve terapiyi ne kadar uygulayıp uygulamadığımızla doğru orantılıdır. Uygulamalı felsefe yoluyla kuramsal felsefe, eğitimde vazgeçilemez olan kuram-eylem bütünlüğünü sağlayarak, ruh ve bedenin eşgüdümlü eğitimini sağlar. Felsefi danışmanlık ve terapi, felsefeden ayrılmış bütün bilimleri ve bilimsel verileri vazgeçilmez saydığı için, salt insan yapımı olarak, insanın insanlıkla eğitiminin alternatif yoludur.

Günümüzde Felsefi Sağaltımın Yeri ve Anlamı

Felsefi danışmanlık geleneksel psiko rehberlik ile yakından ilgilidir. İnsanlık tarihinde kökleştiği için bu ilginin kökeni Sofistik ve Sokratik gelenekle birebir örtüşmektedir. Bunun nedeni felsefenin “iyi”, “doğru”, “estetik” “erdemli ve mutlu bir hayat”a götüren zihinsel ve manevi yolları araştırmak; insanı anlama ve anlatma esası üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu eğitim ve danışmanlık süreci Eski Yunan’dan da öncesine dayanır. Çağdaş filozoflardan Ernst Cassirer’in vurguladığı gibi, insan, ahlakı, dini, mitolojisi, sanatı, bilimi ve tarihi ile var olan, ama bu farklı kategoriler içinde sürekli gerilim içinde yaşayan bir varlıktır. İnsanı çepeçevre kuşatan bu kültürel biçimler, birbirini yok etmeden hep varlığını korurken, bir yandan da her bireyde çelişkili yaşam tarzları ve gerilimli ruhsal sorunları beraberinde getirmektedir. İşte felsefe, insanın ruhsal, bilimsel, kültürel ve zihinsel kategorileri arasındaki dengeyi yerine oturtmak için, alternatifi henüz keşfedilmemiş yine insana özgü biricik holistik bir yöntem sunmaktadır. Cinayet, taciz, tecavüz, terör ve şiddetin gittikçe arttığı ve en kötüsü de bu suçların “hayatın normal akışının sıradan olguları” gibi görülmeye başladığı toplumumuzda böyle bir proje vazgeçilmez olacaktır.

Tıp, tedavide en son çaredir. İnsan tüm yaşamı boyunca Tıbba, çaresiz kaldığında ve ancak tıbbi müdahale ile iyileşebileceği bir hastalıkla yüz yüze geldiği zaman, başvurmaktadır. Tıb, kesin teşhis ve tedavi söz konusu olduğu zaman devreye girer. İnsan, her an tıbbi tedavi görmez ama her an felsefi sağaltıma başvurmak durumundadır. Felsefi sağaltım, tıbbi müdahale çizgisine gelinceye kadarki yaşam süresince, aktif olmalıdır. Hatta pek çok hastalık, daha ortaya çıkmadan, tıptan önce felsefi sağaltımla iyileştirilebilir. Sağaltım, zihin ve ruh odaklıdır. İstekler, hırslar, denetlenebilecek arzular, üstesinden gelinemeyecek noktaya erişmemiş öfke, sevinç ve talepler, hep zihin ve ruh kaynaklıdır. Felsefi sağaltımın “hastaları”, tıbbın sağlıklı olarak tanımladığı bütün insanlardır. Tıbbın hastaları, felsefi sağaltımın ilgi alanına girmez; çünkü bu noktada tedaviye yetkili yalnız tıp bilimidir. “Sağlıklı acı”, felsefi sağaltımda, sağlıklı olup da bütün insanlar için geçerli olan doğum, ölüm, kaygı, felaket, endişe, korku gibi doğal travmaları ifade eder. İşte bu “doğal travmalar”, genel olarak felsefi sağaltımın ilgi alanıdır.

Ülkemiz, felsefi sağaltımla ne kadar çok tanışırsa, tıbbi tedavi ile o kadar az tanışmak zorunda kalır.

Aydınlık

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!