Remember?!

Remember?!

hamahmut

Remember?!
 
“Satranç akılla oynanır, ellerle değil!”
“Nasıl taktisyen, bir şey yapılması gerektiğinde ne yapması gerektiğini biliyorsa, strateji ustası da bir şey yapılmaması gerektiğinde ne yapmaması gerektiğini bilir.”
“Bir satranç oyunun üç aşaması vardır: Birincisi üstünlüğe sahip olduğunuzu umduğunuz andır; ikincisi üstünlüğe sahip olduğunuzu düşündüğünüz andır ve üçüncüsü, kaybedeceğinizi bildiğiniz andır!”

http://www.zamansizhamleler.com/ozlusozler.html
DURUM 1
Kitabın adı: SATRANÇ
http://www.remzi.com.tr/kitap.asp?kitapId=3985&anakategori=87&kategori=274
Yazarı: Stefan Zweig
http://tr.wikipedia.org/wiki/Stefan_Zweig
Remzi Kitabevi
I. Basım: Nisan 2015
7, 50 TL
80 sayfa
(…)
İnsan olmanın, direnişin öyküsü…
New York’tan yola çıkıp Buenos Aires’e giden yolcu gemisindeki varlıklı bir işadamı, aynı gemide bulunan dünya satranç şampiyonunu bir oyuna davet eder. Şampiyon, bir amatör tarafından kendisine yapılan bu daveti küçümsese de, kendisiyle oynanacak her oyunun bir bedeli olduğunu ve bu bedeli ödeyen herkesi memnuniyetle yeneceğini söyleyerek kabul eder.
Satranç masasının çevresi meraklılarla dolmuştur. İşadamı bu satranç üstadının karşısında önceleri bocalar. Ama daha sonra meraklı kalabalığın arasından biri alçak bir sesle, yapması gereken doğru hamleleri ona fısıldamaya başlar.
Sesin sahibi, söylediğine göre yirmi yıldır satranç oynamamıştır. Ama kimsenin tanımadığı bu adam, her nasılsa bir satranç dehasıdır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Satran%C3%A7_(roman)
(…)
Sayfa 10:
On dört hamle sonra jandarma, üstelik hiçbir yanlış hamle yapmadığı halde oyunu kaybetmişti. İkinci oyun da aynı şekilde sonuçlandı.
(…)
Sayfa 13:
Komposizyon: Oynayan kişinin çözmesi için, satranç tahtasına çeşitli konumlarda yerleştirilen taşlarla kurgulanmış olan problem.
(…)
Sayfa 17:
“Kralların Oyunu”
(…)
Sayfa 18:
Kombinasyon: Zekice bir araya getirilmiş ve genel olarak oyuncu lehine sonuç veren hamle dizileri
Fizyonomi: Yüz hatları ve yüz ifadesinden, insanın karakter ve kişilik özelliklerinin anlaşılması.
(…)
Sayfa 20:
Ben kelimenin tam anlamıyla satrancı “oynarım”; diğerleri, gerçek satranç oyuncuları ise oyunda “çalışırlar”.
(…)
Sayfa 22:
“Üstat hamlenizi pek beğenmedi galiba” dedim.
“Ne üstadı?”
(…)
Sayfa 26:
Mat: Rakip bir taşıyla Şah’ı tehdit eder, Şah da kendini savunamazsa Mat olur. Oyun biter.
(…)
Sayfa 29:
“Siz ne tavsiye edersiniz?” diye fısıldadı aklı karışmış bir şekilde.
“Ben olsam hemen ilerletmezdim. Önce bir kaçınma hamlesi yapardım! Her şeyden önce şahı g8’den h7’ye alarak onu tehlikeden uzaklaştırırdım.”
(…)
Sayfa 30:
Ne dediğini anlamadık. Bize göre Çince konuşuyor olabilirdi.
(…)
Sayfa 31:
“Oyalama taktiği! İyi fikir! Ama tuzağa düşmeyin! Onu değiş tokuşa, karşılıklı taş almaya zorlayın. Ardından beraberliği alabiliriz ve onu kimse kurtaramaz.”
(…)
Sayfa 35:
“Çünkü” diye sürdürdü sözlerini, “Doğrusu bir satranç oyununu tüm kurallarıyla oynayabilir miyim, gerçekten bilmiyorum. Lütfen bana inanın…”
(…)
Sayfa 39:
… ama en nihayet en başarılı diplomatlar ve askerler bile Hitler’in sinsi tuzaklarına düşmediler mi?
(…)
Sayfa 53:
ya da teknik tabiriyle “körleme” oynayabilir duruma gelmiştim…
(…)
Sayfa 60:Rok: Şah ve Kale’nin belirli bir şekilde yerlerinin değiştirildiği hamle.(…)Sayfa 67:
… çünkü oynamış olduğum yüzlerce belki de binlerce oyunun, bir düş satrancı, bir hezeyan satrancı olmadığına, ateşler içinde oynayan ve tıpkı bir rüyadaki gibi kopuk kopuk hatırlanan türden bir oyun değil de, gerçek satranç olduğuna dair kuşkularım giderek daha çok artıyor.
(…)
Sayfa 68:
“Kralların Oyunu”nun meraklısı iki gemi subayının da, karşılaşmayı izlemek için özel izin alarak katılmasıyla grubumuz genişlemişti.
(…)
Sayfa 77:
“Şah! Şah mat!”
(…)
Sayfa 77:
“Üzgünüm ama ben bir mat göremiyorum. Siz beyefendilerin şahımın mat olduğunu düşünen var mı?”
(…)
Sayfa 78:
Remember! Hatırla
DURUM 2
Bu çerçeve’de, 6 Mayıs 2015 tarihli yazıdan birkaç satır:
Soru şu:
“Kennedy neden öldü, öldürüldü?!”
http://tr.wikipedia.org/wiki/John_F._Kennedy
Elcevap:
Başkan Kennedy, kendisini Beyaz Saray’a ulaştıran “Kaptanlar ve Krallar” koalisyonuna ihanet ettiği için öldürüldüğü öne sürülür.
Kennedy’nin, kendisini destekleyen petrolcülere “ilave vergi yükü” getirdiği için petrolcülerin merkezi Dallas’ta vurulduğu iddia edilir.Hatta, baba Kennedy’nin, bu “infaz”dan önceden haberdar olduğu ve karşı çıkmadığı söylenir.
“Çankaya Savaşları” bağlamında, “Kıyamet öncesi” cevabı aranması gerekli soru şu:
AKP’den hangi isim ve/veya isimler, kendilerine 22 Temmuz 2007 seçimleri öncesinde “Deliğe süpürülmeme, İran operasyonunda kullanılma” sözü karşılığında “Kaptanlar ve Krallar Koalisyonu”nun desteği ile yeniden iktidara iliştirildiler?!
Bu isimlerden hangisi ve/veya hangileri, “Derin Aralık” ve/veya küresel aksta yaşanan “Derin yarılma” ya da “İran operasyonu” öncesinde, “Kaptanlar ve Krallar Koalisyonu”na “verdikleri sözü tutmama ihtimali”ne binaen adları “suikast listesi”nin en tepesinde  bekletiliyor?!Sözün özü:
Tik Tak!
Tik Tak!
Netice:
AKP, Ak Parti’ye karşı ve/veya Erdoğan’a, Gül’enden Erbakan operasyonu!
Bir başka soru şu:
Roma’da oynanan iktidar satranç’ında Brütüs, Sezar’ın öldürürken aynı zamanda kendi ip’ini nasıl çekti?!
Elcevap:
Suikastten sonra Brutus bir ikilem arasında kaldı, eğer Caesar tiran ilan edilirse yaptığı hiçbir şey geçerli sayılmayacak aynı şekilde kendi senatörlüğü de düşecekti. Karşı tarafta ise eğer Caesar tiran ilan edilemezse, kendisi ve arkadaşları katil ilan edilecek, ancak kendilerine genel bir af çıkarıldığı takdirde kurtulabileceklerdi. Brutus Caesar’ı tiran olarak ilan edemedi ve Roma’yı terk etmek zorunda kaldı.MÖ 43’te, Octavian, Roma senatosunun konsolu olduktan sonra Caesar’a suikast düzenleyenlerin hepsinin Roma’nın düşmanı olduğunu ilan etti.
Brutus toplam 17 bin lejyonu ile Roma üzerine yürümeye başladı. Octavian ve Marcus Antonius toplam 19 bin lejyonla ona müdahele etti ve savaş sonunda Brutus kaybetti.

Savaş sonrası elinde kalan 4 bin lejyonla yakındaki dağlara saklandı. Onu takip eden Marcus Antonius tarafından yakalanacağını fark ettiği zaman intihar ederek kendini öldürdü.
Ezcümle:Bugün aslında dündü.
Neo Brütüs’ten, Neo Sezar operasyonu: Dilemma.
Büyük Satranç Tahtası’nda ölümcül hamle.
Leb.
Nokta.
DURUM 3
Evet / Hayır?!
Referandum, nihayet’inde Ak Parti’nin istediği denklem’e oturdu:
Erdoğan’a “Evet” mi “Hayır” mı?!
Sandığa giden Seçmen’in psikolojisi bu!
Erdoğan’ın gitmesini isteyen cephe’nin baş’ında yeni CHP var.
Muz kabuğunu koyan Bahçeli.
Demem o ki:
17 Nisan real politik ortada.
Rahmetli Mahir Kaynak’ın deyişi ile Suriye üzerinde büyük bir tezgah kuruldu.
Acem Barzan kumpanya diyelim.
Türkiye, o mayınlı sahanın içinde bekletiliyor.
Dost kim / düşman kim?!
Görünen o ki, dost yok, düşman çok!
Kurt / kuzu hikayesinden mülhem, “suyumu bulandırıyorsun” deyip sabah’tan akşam’a kötekleyecekler.
Demem şu ki:
Sorular basit:
ABD mi Rusya mı?!
El cevap: ?!
NATO mu ŞİÖ mü?!
El cevap: ?!
İsrail mi İran mı?!
El cevap: ?!
Sorular basit ama cevap’lar hiç de o kadar basit değil.
Dün’ün hikayesi dün’de kaldı.
Ne var ki, Ak Parti en kolay “AB’ye Hayır” diyor, ne var ki, AB köprüsü zaten çökük.
Yek şık üzerinden görüş belirtmek, insan zekasına hakaret.
Brexit üzerinden ise hem 28 Şubat hem Neo 2. Dünya Savaşı hem de Acem HAARP eşzamanlı yükseliyor.
Savaş’ın adı delege savaş ise Türkiye’yi ne adına kimlerle savaş’a sokmaya çalıştıkları sır değil.
Hasılı:
Art arda başlayan asker dizileri, taşeron savaş’a, taşeron asker PR’ı.
Kurtlar Vadisi Polat illüzyon’u patladı, yerine birçok kurgu gazlama dizi başladı.
Kore Gazisi’nden mülhem “Acem gazisi” ve/veya “Acem şehidi” diye “büyük resim” çerçeves’inde bugünden yazmak, kehanet olmasa gerek.
Borç alan emir de alır!
Ezcümle:
Bugünün hikayesi geçmişte yazıldı:
“İran ricası”
Bakış açısı değişmeden tablo değişmez.
Nokta.
24
Zaman Tüneli’nde 24
Üç aylığa bağlamışlar
İngiliz BAE silah şirketinin 20 yıl önce Suudi Yönetimi’yle yaptığı 43 milyar sterlinlik satış anlaşmasına arabulucu olan Suudi Prensi Bandar’ı üç aylığa bağladığı iddia edildi.
1 milyar sterlin rüşvet aldığı öne sürülen Bandar, 20 yıl boyunca ülkesinin ABD Büyükelçisi olarak görev almıştı. Başkan Bush, sık sık Teksas’taki çiftliğinde ağırladığı Prens’e “Bandar Bush” lakabını takmıştı.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6669966.asp

Dünyada yılda 1 trilyon dolar rüşvet dağıtılıyor
Araştırmalara göre bankaların yetersiz denetlemeleri nedeniyle dünya üzerinde her yıl toplam 1 trilyon dolarlık rüşvet transferi gerçekleştiriliyor.
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/04/eko131.html
Stone’a göre Hitler sadece günah keçisi
Her filmi ile büyük tartışmalara yol açan ünlü yönetmen Oliver Stone, bu kez on bölümlük bir belgeselle Hitler’i gündeme getiriyor.
“Nefret ettiğiniz kişinin yerine kendinizi koymadıkça tarihi algılayamazsınız. Onların bakış açısını anlamak için Stalin ve Hitler’in ayakkabılarında yürüdüm. Stalin, Hitler, Mao gibi liderler tarih boyunca kötü gösterildiler. Ama bir de şunu teslim edelim. Sovyet lideri Stalin, Alman savaş makinesine karşı en fazla mücadele veren kişiydi. Hitler’in Nazi partisine ise IBM’den General Motors’a birçok Amerikan şirketi destek verdi. Hitler aslında kolaylıkla suikast düzenlenebilecek bir adamdı. Şirketler ve ordular arasındaki karmaşık ilişkiler hâlâ sürüyor. Obama’nın neden Afganistan’da Bush’un ayak izlerini takip ettiğini buradan anlayabilirsiniz. Obama bu sistemde tuzağa düşen biri sadece. Biz de bunu göstermeye çalışıyoruz”.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13449716.asp
Bush, sahte mektubu savaş gerekçesi yapmış
Washington Post gazetesinin haberine göre ABD, Nijer’in Irak lideri Saddam Hüseyin’e nükleer madde satmasıyla ilgili olan ve bir İtalyan kadın gazeteci tarafından iletilen belgeleri savaş gerekçesi yapmış.
Belgeleri, doğruluğunun araştırılması için ABD’ye teslim eden Panorama Dergisi’nin muhabiri Elisabetta Burba, iddiaları Bush’un 29 Ocak 2003 tarihli “Birliğin Durumu” konuşmasında duyunca kulaklarına inanamış. Bush, “İngiliz hükümetine, Saddam’ın geçtiğimiz günlerde Nijer’den önemli miktarda radyoaktif madde aldığına dair istihbarat ulaştı” demişti. W.Post’a göre Burba’nın kaynaklarından biri elinde önemli belgeler olduğuna dair başvurdu. Burba, doğruluğunu araştırmak istediğini söyleyerek belgeleri kaynağından aldı. Belgelerde Nijer’in Saddam Hüseyin’e yılda 500 ton uranyum satmayı kabul ettiği görülüyordu. Fakat, dergi yönetimi, gerçek olup olmadığının araştırılması için belgeleri ABD’nin Roma Büyükelçiliği’ne teslim edilmesini kararlaştırdı. ABD’nin iddiaları araştırması için Nijer’e yolladığı Büyükelçi Joseph Wilson, belgelerin ve iddiaların doğru olmadığını belirledi ve bu yönde ABD Yönetimi’ne de rapor sundu.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6264982_p.asp

Blair: Bush ile çiftliğinde gizli anlaşma yapmadım
İNGİLTERE eski başbakanı Tony Blair, Chilcot Komisyonu tarafından gerçekleştirilen soruşturma kapsamında dün Londra’da ifade verdi. Aralarında Irak’ta ölen İngiliz askerlerinin ailelerinin de bulunduğu salona protestolara yakalanmamak amacıyla erken gelen Blair, yine de 150 gösterici tarafından karşılandı. Göstericiler, eski başbakan içeri girerken, “Blair yalan söyledi, binler öldü” ve “Tony’i hapsedin” sloganları attı.
Blair, beş üyeli komisyon tarafından akşama kadar, toplam 6 saat sorgulandı. En çarpıcı sorulardan biri, Blair’in, İngiliz meclisinin Irak’ı işgalini onaylayan kararından bir yıl önce, 2002’de dönemin ABD Başkanı George W. Bush’a, Teksas’taki çiftliğinde “gizli destek” sözü verip vermediğiyle ilgiliydi. Blair bu soruyu şöyle yanıtladı:
‘Askeri seçeneği konuştuk’
“Tek verdiğim söz, Saddam ile mücadeleye bağlılığımla ilgiliydi. Bunu da zaten o dönemde açıkça ifade ediyordum. Çiftlikte askeri seçeneği de konuştuk. Fakat Bush’a İngiltere’nin işgali düşünmeden önce diplomatik yolları tüketmekte ısrarcı olduğunu söyledim.Kesinlikle konu kitle imha silahları meselesiydi. Bu silahları yok etmenin başka yolu kalmadığında Saddam’ı devirmeyi düşündük” dedi.
Kendisini akladı İran’ı işaret etti
Tony Blair özetle şunları söyledi: Aslında Saddam’ın teşkil ettiği tehdide daha uzun süre tahammül edebilirdik. Fakat 11 Eylül saldırıları ABD’nin risk algısını değiştirdi.
Irak’ta kitle imha silahı olmadığını bilsem, elbette askeri seçeneği desteklemezdim.
Saddam’ın 45 dakikada kitle imha silahlarını ateşleyebileceği bilgisi hatalıydı. Bu yanlış bilgi gazetelere yansıdığında bunu düzeltseydik daha iyi olurdu.
2010 İran’ının arz ettiği tehdit, 2003 öncesi Irak’ın oluşturduğu nükleer tehditten daha büyük.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13633112.asp

Savaşı çıkaran şirket
Paralı askerleri, eski generalleri, istihbarat uzmanlarını ve eski bakanları saflarına katan Amerikan SAIC şirketi, Irak Savaşı’nın gerçek sorumlusu mu? Vanity Fair dergisinin son sayısındaki bir haber, bu tezi kanıtlar nitelikte….
Amerika’nın New York kentini vuran 11 Eylül saldırıları 3 bin kişinin hayatına mal oldu… Ölenlerin aileleri yaşadıkları kişisel trajediye, Amerika ise kaybettiği ‘güvenli kale’ imajının ardından ağladı. 2001’de yaşanan terör savaşı dünyanın kutuplaşmasına, Afganistan ve Irak başta olmak üzere birçok ülkede teröre karşı savaş açılmasına sebep oldu. Savaşlarda birçok sivil hayatını kaybetti, yönetimler devrildi, Ortadoğu yeniden bir bilinmezin içine girdi. Ancak bir şirket 11 Eylül sayesinde çok kazandı: SAIC… Çoğumuzun hayatında ilk kez duyduğu bu kısaltma ya da uzun ismiyle For Science Applications International Corporation (Bilimsel Uygulamalar için Uluslararası Anonim Şirketi) 11 Eylül sonrası, özellikle Irak Savaşı sayesinde geçen sene kasasına 8 milyar dolar sokan Amerikan hükümeti ile 9 bin anlaşma imzalayan dev bir şirket…
Savunma bakanı da ilişki içinde
Bizim bildiğimiz SAIC’le ilişki içinde olan en üst düzey yetkili, Amerika’nın şu anki Savunma Bakanı Robert Gates. Şirket yönetim kurulu üyesi olan Gates, baba Bush döneminde de CIA başkanıydı. Fakat o tek değildi… Eski savunma bakanlarından Melvin Laird ve eski CIA başkanlarından John M. Deutch bunlardan bazılarıydı. Fakat SAIC’in hükümet ve devlet yetkilileriyle olan yakın ilişkisi Irak Savaşı ile net bir şekilde ortaya çıktı.
http://arsiv.sabah.com.tr/cp/gnc108-20070408-102.html

“Çarmıha gerilsek de kalıyoruz”
‘60 Minutes’ programına röportaj veren Bartholomeos, “Burası Kudüs’ün devamı. Bazen çarmıha gerilsek de burada kalmayı tercih ediyoruz, çünkü İncil’de, İsa’ya yalnızca inanmamız gerektiği değil, aynı zamanda İsa için acı çekmemiz gerektiği yazıyor” dedi
http://www.milliyet.com.tr/carmiha-gerilsek-de-kaliyoruz/guncel/gundemdetay/19.12.2009/1175660/default.htm

Erdoğan: Türkiye artık susan bir ülke olmaktan çıktı
Başbakan Erdoğan, Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) yönetim kurulu üyeleri onuruna verilen yemekte; ‘Yıllar önce okuduğu bir şiir yüzünden hapse atılmış bir başbakan olarak, düşünce ve ifade hürriyetine verdiğim önem her şeyin önündedir. Çünkü zamanında biz de damdan düştük…’
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=276903

Bir medya imparatorunun tartışmalı ölümü!
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4720655.asp

İngiliz general pilotlara sordu: KAMİKAZE olur musunuz?
İngiliz pilot şu yanıtı verdi: “Komutanım siz önden buyrun. Dalışı yapabilmem için önce tümgeneralin nasıl yapıldığını göstermesi gerekir.”
İNGİLİZ Kraliyet Hava Kuvvetleri’nden Tümgeneral David Walker, pilotlara gerekirse kamikaze dalışı yapmayı düşünüp düşünmeyeceklerini sorarak tartışma yarattı. The Sun Gazetesi’ne göre bir konferansta Walker, pilotlara şu soruyu yöneltti; “Bir Taliban ya da El Kaide liderini taşıyan araca uçağınızla intihar dalışı yapmanız yönünde emir versem bunu makul bulur musunuz” diye sordu. Gazete, Savunma Bakanlığı sözcüsünün açıklamasına da yer verdi. Sözcüye göre, General Walker astlarına böyle bir emir verip vermeyeceğini belirtmedi. Sözcü, generalin “üzerinde düşünmeleri için pilotlara sadece senaryo sunduğunu” söyledi. Sözcü şöyle konuştu: “General, pilotların ölüm-kalım meselesiyle karşılaşınca nasıl davranacaklarını düşünmelerini istiyordu. Mesela teröristler uçakla bir İngiliz şehrine intihar dalışı yapmaya kalkarsa, pilotlarımız nasıl davranacak” diye konuştu. Kamikaze dalışının 6 milyon sterlinlik eğitim gören pilot ve 50 milyon sterlinlik uçağının yok olacağı anlamına geleceği belirtildi.
Pilotlar ise bu tartışmaya tepki gösterdi. Adının açıklanmasını istemeyen bir pilot, “Komutanım siz önden buyrun. Dalışı yapabilmem içinönce Tümgeneralin nasıl yapıldığını göstermesi gerekir” dedi.
Tümgeneral Walker, Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Typhoon, Tornado, Jaguar ve Harrier avcı ve bombardıman uçaklarından oluşan elit One Group’un komutanı. (Doğan Haber Ajansı)

‘Irak’ta zafer mümkün değil’
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Irak’ta askeri bir zaferin mümkün olmadığını söyledi. Kissinger, “Irak’ta tüm toprakların kontrolünü sağlamış ve bütün nüfusu içine alan askeri bir zafer artık mümkün değildir. Her yerde etkisi olan Irak direnişi ile Şiiler veSünnilerin karşı karşıya olması, barış görüşmelerini daha da karmaşıklaştırıyor” dedi. Irak’ı Vietnam’la kıyaslayan Kissinger, “Orada devletler ve görüşülebilen liderler vardı. Irak çok daha karmaşık” şeklinde konuştu.
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/02/dun111.html

Savaşı destekleyeni anında işe aldı
Sevgilisine maaş kıyağı çektiği ortaya çıkan Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz’le ilgili yeni skandal…Irak Savaşı konusunda ABD’ye destek veren, bu yüzden de işini kaybeden yabancı bakan ve üst düzey diplomatları kilit noktalara atadığı anlaşıldı..
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/15/haber,47AE5E7473F6487AB8165E690C205C02.html

Fransa, 11 Eylül saldırısını 8 ay önce haber verdi
ABD 11 Eylül’ü daha önceden biliyor muydu? Fransız Le Monde gazetesi bu tartışmaya son noktayı koydu: “Evet, hem de 8 ay önceden! Fransız istihbarat örgütünün “çok gizli” damgalı raporunu yayımlayan gazete, “Uçak kaçırma operasyonun olacağını CIA’ya 8 ay önce haber verildi” diye yazdı. Fransız istihbaratının 328 sayfalık detaylı raporunda El Kaide’yle ilgili çok gizli bilgiler yer alıyor. Ocak 2001 tarihli belgede “İslamcı radikallerin uçak kaçırma planı” başlıklı bölümünde “Eylül 2000 ile Ağustos 2001 arasında El Kaide uçak saldırısı yapacak” deniliyor. Uçak kaçırma eyleminde kullanılacak 7 şirket arasında 11 Eylül’de hedef olan American Airlines ve United Airlines da bulunuyor. Gazete, belgenin CIA şefi Bill Murray’a iletildiğine de dikkat çekti.
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/17/haber,2CCCDF4D9E9F4F1EB65B44D6A8CF908B.html

Katsav cinsel taciz suçunu kabul etti, hapisten kurtuldu
Tecavüz ve cinsel tacizle suçlandığı için geçici olarak görevden el çektirilen İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, başsavcılıkla yaptığı anlaşma sonucu hapse girmeme karşılığında cinsel taciz suçlamasını kabul etti.
Anlaşma gereği görevinden istifa etmeyi de kabul eden Katsav hakkındaki tecavüz suçlaması ise düşürüldü. Katsav bu suçlamanın kaldırılması karşılığında, hakkında suçlamada bulunan dört kadından biriyle ilişkisini kabul etti.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6799344.asp

Akla zarar yasalar
İngiliz Times Gazetesi, dünyanın en garip, en komik yasalarını bulup çıkarmış. Bunların bazıları artık zamanaşımına uğramış, çağdaş hayatın gerçeklerine uymayan, ancak unutulduğu için kağıt üzerinde halen geçerli yasalar.
Mesela İngiliz Parlamentosu’nda ölmek yasak. Bir diğer yasaya göre, üzerinde kral veya kraliçenin resmi bulunan pulu ters yapıştırmak ise vatana ihanet. York kentinde ise tarihi surların içinde bir İskoçyalıyı öldürmek yasal. İşte tuhaf yasalardan bazıları:
Bir parlamento üyesinin tepeden tırnağa zırhlı olduğu halde Avam Kamarası’na girmesi yasak.
İngiliz sularında ölü bulunan balinanın kafası yasal olarak kralın, kuyruğu ise korsesi için gerekli malzemeyi sağlayacağı gerekçesiyle kraliçenin malı sayılır.
Bahreyn’de erkek jinekolog doktor kadın hastasını ancak aynadan bakarak muayene edebilir.
ABD’nin Vermont eyaletinde kadınlar, ancak kocalarından aldıkları imzalı izin kağıdıyla takma diş kullanabilir.
York kentindeki tarihi surların içinde bir İskoçyalıyı öldürmek yasal. Ancak elinde ok ve yay olması lazım. Hereford kentinde bir Galli’yi pazar günleri katedralde vurmak yasak. Chester kentinde ise Gallileri kent surları içinde ve gece yarısından sonra okla vurmak serbest.
Florida’da pazar günü paraşütle atlayan bekar kadınlar hapse mahkum edilebilir.
İngiltere’de hamile bir kadın yasal olarak istediği yere defi hacette bulunabilir. Hatta bir polisin miğferine bile.
Londra limanına giren bir savaş gemisi, Londra Kulesi muhafızına bir varil rom vermekle yükümlüdür.
İngiltere’de, Üzerinde kral veya kraliçenin resminin bulunduğu pulu ters yapıştırmak, vatan hainliğiyle suçlanmak için yeterli.
Fransa’da bir domuza Napolyon adı vermek yasadışı. Bu yasak muhtemelen George Orwell’ın Hayvanlar Çiftliği’ni yayınlamasından sonra çıktı. Kitaptaki baş domuzun adı Napolyon’du.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/7101461.asp

Ebu Garib fotoğraflarını üslerine bildirerek yaşanan skandalı gözler önüne seren Darby, “Hayatım çok değişti. Ama yine olsa aynı şeyi yaparım” dedi
Hayatım eşimle kaçarak ve saklanarak geçecek
Ebu Garib fotoğraflarını üslerine bildirerek yaşanan skandalı gözler önüne seren Darby, “Hayatım çok değişti. Ama yine olsa aynı şeyi yaparım” dedi…..
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/08/06/haber,E9D382C77B7445BB85D23DD1B1A94DC9.html

Saddam’ın heykelini yıkan balyozcu bin pişman
9 Nisan 2003 günü Bağdat’ın Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykelinin yıkılışı sırasında kaideye indirdiği balyoz darbeleriyle tanınan Iraklı halterci Kadim el Cuburi, işgalin 4. yılında konuştu: “Çok pişmanım. Amerikalılar, diktatörlükten daha kötü. Her gün, bir öncekinden daha beter.”
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6159715.asp?m=1&gid=112&srid=3430&oid=1

Rusya: Unutmayın, 25 yıldır size kesintisiz gaz veriyoruz
Türkiye’de artan ‘enerji konusunda ‘‘Rusya’ya bağlıyız’’ endişelerine karşılık, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir Ivanovskiy, ‘‘Biz 25 yıldır Türkiye’ye kesintisiz doğalgaz ve petrol satıyoruz. Ne sattığımız petrolde ne de doğalgazda bugüne kadar hiçbir problem yaşamadık. Lütfen bunu göz ardı etmeyin” dedi.
SON yıllarda doğalgaz ihtiyacının yaklaşık 3’te 2’sini Rusya’dan karşılayan Türkiye, Rus enerji devi Gazprom’un da en büyük müşterileri arasında bulunuyor. Son olarak nükleer santral yapımı içinde Ruslarla anlaşma imzalandı. Ancak bu gelişmeler Türkiye’de “Enerjide Rusya’ya fazla bağımlıyız” algısı giderek güçleniyor. Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vladimir Ivanovskiy ise iki ülke arasında 25 yıldır süren ilişkilere devam etti.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13712956.asp

Gülen: “İsrail’den izin almalıydılar”
ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen, Wall Street Journal Gazetesi’ne verdiği demeçte, İHH’nin İsrail ile anlaşmaya varmadan böyle bir işe kalkışmasını, “Otoriteye karşı gelmenin işareti ve bunlar yararlı şeyler değil. Gördüklerim çirkin şeylerdi” sözleriyle değerlendirdi. Gülen, İHH’yi de ilk kez duyduğunu belirterek, “Politize bir örgüt olup olmadıklarını söylemek zor” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14938589.asp

Clinton’laşma
Barack Obama’nın G-8 zirvesinde 17 yaşındaki Brezilyalı kızın poposuna bakarken objektiflere yakalanması, başını evde de derde soktu. Michelle Obama, eşine, kapalı kapılar ardında, “Bu kadar çalıştın ama bu gezi bu olay ile hatırlanacak. Kim olduğunu sanıyorsun. Bill Clinton mı? Onun gibi olma” diye çıkışmış.
“Vücut dili” uzmanı Patti Wood, fotoğrafın, Başkan Obama’nın “popoya ilgisini gösterdiğini” söyledi. Wood, Obama’nın bacakları, kolları ve başının konumunun “Brezilyalı genç kızı çok çekici bulduğuna işaret ettiğini” belirtti. Ancak Obama’nın masum olduğu biliniyor. Fotoğrafın verdiği izlenime rağmen, Amerikan ABC televizyonu tarafından yayınlanan görüntüde, Obama’nın, basamaklarda bulunduğu için genç kızın ayaklarına baktığı görülüyor.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12101629.asp

Monica öncesi kafayı yedim
Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Beyaz Saray stajyeri Monica Lewinsky ile ilişkilerini “Annemin ölümünün ardından kafayı yemiştim” diyerek açıkladı.
Tarihçi Taylor Branch’ın, Bill Clinton ile başkanlık yılları boyunca yüzyüze yaptığı konuşmaları içeren ve daha önce yayınlanmayan 79 adet bant kaydına dayanarak kaleme aldığı “Clinton Tapes” adlı kitap çok yakında piyasaya çıkıyor.
Kitaptan yapılan alıntılara göre, Clinton, ülkede anayasal bir kriz yaşanmasına yol açan, kızı yaşındaki stajyerle girdiği ilişki sonrası plaka veren “Uçkurgate” skandalını şöyle açıkladı:
“O dönemde herşey üst üste geldi. Önce annem vefat etti, ardından siyasi liderliğini yaptığım Demokrat Parti 1994 ara seçimlerinde hezimete uğradı, eşim Hillary ve benim hakkımdaki ‘Whitewater’ soruşturması da sürüyordu. Lewinsky ile ilişkime neden olan, işte bu haleti ruhiyedir. Kafayı yemiştim. İşin özeti bu.”
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12532694.asp

Belçika’da “Şirket olsaydık, iflas ederdik” tartışması
Belçika federal hükümetinin Bütçe Bakanı Guy Vanhengel’in, “Devlet iflas durumunda” şeklindeki açıklaması piyasalarda panik nedeni oldu.
“Belçika bir anonim şirket olsaydı iflas beyanı durumunda kalırdı. Devlet bütçesinin analizi bunu gösteriyor. Tek fark şu ki kamu sektöründe iflas beyan edilemiyor” diyen Vanhengel, acilen çok katı önlemler alınması gerektiğini söyledi.
İflasa 5 dakika
İflas durumuna 5 dakika kalmadığını, iflas durumunun 5 dakika ötesine geçildiğini anlatan Bakan, “Bu durumun her dakika daha da vahimleştiğini” ifade etti. Federe yapılı ülkede Flaman bölgesi hükümetinin merkezi hükümete destek olmamasını eleştiren Bakan, “Hükümetler düşerse, hep birlikte düşecekler” uyarısında bulundu.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/12431733.asp

ERDOĞAN’ın “Rejimin güvencesi polis” sözleri tartışma çıkardıErdoğan’ın, “Emniyet teşkilatımız genel anlamda rejimin sarsılmaz güvencesidir” sözleri hem Özal’ın başbakanlığı döneminde sarf ettiği, “Darbeleri önlemek istiyorsanız polis teşkilatını güçlendirmelisiniz” çıkışını hatırlattı hem de hukukçu ve siyasileri böldü.
Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal da, Başbakanlığı döneminde, “Darbeleri önlemek istiyorsanız polis teşkilatını güçlendirmelisiniz” demişve kendilerinin de bunu yaptığını söylemişti. Erdoğan’ın çıkışı, zihinlerde Özal’ın yorumunu canlandırdı. Erdoğan’ın değerlendirmesi konusunda, Türkiye’nin önemli bazı hukukçu ve siyasilerinin görüşleri şöyle:
İstihbaratçı demeciyle başladı
DÖNEMİN Başbakanı Turgut Özal’ın da dahil olduğu, ’polisin darbe sigortası’ olmasıyla ilgili tartışma 11 yıl önce dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’nun sözleriyle gündeme gelmişti. “Post-modern darbe” olarak adlandırılan 28 Şubat döneminde bazı operasyonlarıyla askerlerin hedefi olan Orakoğlu, “Asker Türkiye’de artık darbe yapamaz, 167 bin polis ve 7 bin özel tim görevlisi var, askerin polisi de yanına alması gerekir” demişti. Bu sözler önce isim verilmeden Emniyet’ten üst düzey bir istihbaratçıya atfen yazıldı. Tartışmalar büyüyünce bu sözlerin Orakoğlu’na ait olduğu açıklandı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11962472.asp

Özel’e özel soru: Komutan istifalarının nedenleri ortadan kaldırıldı mı?
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18385884.asp

TSK havlu attı
ABD’nin önde gelen gazetesi Washington Post’a konuşan Amerikalı Türkiye uzmanı Henri Barkey, “Türk ordusu havlu attı” yorumunu yaptı. Barkey, “Bu bir dönüm noktasıydı. Generallerin siper almaktansa teslim olmayı seçmeleri geçen on yıldaki askeri hakimiyetin kayboluşunun boyutunun işaretini verdi. Eski günlerde ordu uyarır ve büyük bir sopa gösterirdi. Bunu artık yapamıyorlar. Amerika’da veya  çoğu Avrupa ülkesinde terfi süreci sivillerce gözetilir. Türkiye de artık patronlarla anlaşamazsanız istifa edeceğiniz bir ülke oldu” ifadesini kullandı.
50 yıl önce darağacı
ABD’nin diğer etkili gazetesi New York Times da, istifaların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı “sivil kontrole bağlı bir orduyu yeniden şekillendirmek için güvenli, avantajlı ve önemli bir konuma ulaştırdığına” ve Türk başbakanın Haziran seçimlerinde tutucu ve popülist partisinin belirleyici zaferiyle cesaretlendirilmiş bir dış politika ve anayasal değişikliğin peşinde olduğu değerlendirmesini yaptı. Gazetede, “50 yıl önce Türk ordusuyla çatışan popüler bir Türk başbakanın sonu darağacı olmuştu. Bu kez güçsüzlükten ve kötü basından şikayet eden ordunun başı. İstifalarla birlikte Türk başbakanı daha yüksek bir makama tırmandı” yorumu yer aldı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18385949.asp

Örtülünün başında bir ’mahkûm’ var
Grup toplantısında konuşan CHP lideri Baykal, Başbakanlığa bağlı örtülü ödeneğin başındaki kişinin sahte resmi belge düzenlemekten mahkûm olduğunu ve Rahşan affı kapsamına sokulduğunu iddia etti.
Baykal, 1994’te Erdoğan’ın başında olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, hesaplarını bu kişinin müdürü olduğu bankada topladığını da öne sürdü.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6120508.asp

Uğur Dündar: Eskisi kadar yolsuzluk haberi çıkartamıyorum
Araştırmacı televizyon haberciliğinin duayeni Uğur Dündar, Emin Çölaşan’ı CIA ajanı taklidiyle nasıl işlettiğinden haberini yaptığı mafya elamanlarıyla geçirdiği tatile, neden kredi kartı kullanmadığından Scotland Yard sertifikalı dedektif babasına kadar birçok konuda çok özel açıklamalarda bulundu. En büyük yolsuzlukları ortaya çıkaran Dündar, Türkiye’deki değişimi ise başlığa çıkardığımız tarihi sözle özetledi.
Eskiden bir yolsuzluluğu ortaya çıkardığınızda yer yerinden oynardı. Sanki halkımızda artık yolsuzluklara karşı bir doymuşluk duygusu var.
Biliyorsunuz Türkiye büyük bir soygun dönemi geçirdi. Öylesine büyük yolsuzluklar yaşandı ki, insanlar artık sıradan yolsuzlukları dikkate almamaya başladı. Ancak Türkiye’nin, özel televizyonların devreye girmesiyle büyük bir şeffaflaşma ortamına girdiği de bir gerçek. Artık Türkiye’de eskisi kadar ‘Vay canına’ dedirten yolsuzluklar yaşanmıyor. Ya da en azından yolsuzluk olunca olay hemen yargıya intikal ediyor. Bence Türkiye yolsuzlukla mücadelede çok büyük yol aldı.
– Yanlış duymadım değil mi? Uğur Dündar, ‘Eskisi kadar yolsuzluk haberi çıkartamıyorum’ mu diyor?
Evet, artık eskisi kadar çok yolsuzluk olayı Arena’ya bildirilmiyor. Çünkü bizim haber kaynağımız halk. Ancak şu da olabilir. Bizim yargıya intikal ettirdiğimiz; yolsuzluklar, mahkemelerde toplum vicdanını beklediği cezalara çarptırılmayınca, halk da ‘Nasıl olsa cezalandırılmıyor’ deyip yolsuzlukları sineye çeker hale gelmiş de olabilir. Eğer halk yolsuzlukları kanıksamaya başladıysa bu çok daha tehlikeli bir durum.
– Belki de bu süreci duyarsızlık olarak özetlememek lazım.
Politikadan uzaklaşma konusunda haklılar. Çünkü Türk insanı, üç,dört yıl önce Cumhuriyet Tarihi’nin en büyük ekonomik krizini yaşadı. Milyonlarca insan açlık sınırında yaşadı. Böylesine ağır bir buhrandan çıkan bir toplumun, kendisini üzen gerçeklerden uzak durma eğilimine girmesini de çok doğal karşılamak lazım. İnsanlar artık televizyonu eğlenmek için açıyor. Çünkü geride bıraktıkları yaşam büyük acılarla dolu.
MİT’e girmek aklımın ucundan geçmedi
29 Eylül 2005, Perşembe, Hürriyet Kelebek
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=353667

Eski bakan için rekor ceza istendi: 216.5 yıl
Yargıtay Başsavcısı, Yüce Divan’da yargılanan eski Bakan Koray Aydın için “ihaleye fesat” ve haksız mal edinme suçlarından 216 yıl hapis istedi… Aydın’ın, 1 milyon 961 bin YTL’lik haksız mal edindiği bu paranın da faiziyle birlikte alınarak Hazine’ye devredilmesi istendi..
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/05/01/haber,F8C196B4907E461FBE6E9B431F6AE4D5.html

22 bin ’süper zengin’in 100 milyar doları var
Akbank’ın Private Banking’den (özel bankacılık) sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fikret Önder, ünlü İngiliz finans dergisi Euromoney’den aldığı ödül sonrası yaptığı değerlendirmede, “Araştırmalara göre Türkiye’de servetleri toplamı 100 milyar doları aşan 22 bin ’süper zengin’ aile var. Bunların 3 bininin 8 milyar dolarlık servetini biz yönetiyoruz” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/8160593.asp

Terlikli Erdoğan zirvesi19 Aralık 2002. Gülay Hanım 18 çeşit yemek yapmış. Ardından çay faslı. Ayağında terlikleriyle Deniz Baykal, Zülfü Livaneli, Önder Sav, Eşref Erdem, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk ve ev sahibi Mehmet Sevigen salona geçiyor. Konu, iktidara gelen AKP’nin yasaklı lideri Tayyip Erdoğan. Baykal, “Ben halkın seçtiği bir lideri demokratik yoldan Meclis’e sokarım” diyor. Ama şimdi Livaneli başka şeyler söylüyor.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6950662.asp

Kuzey Irak imzası Dubai’de atıldı Bush geldiğinde askıya alındı
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın önceki akşam söz ettiği, “Hükümetin 1 milyar dolar karşılığında Kuzey Irak’a müdahale etmeyeceğine ilişkin uluslararası anlaşma” ile 22 Eylül 2003’de Dubai’de imzalanan, ancak hiç yürürlüğe girmeden 9 ay sonra 27 Haziran 2004’te Ankara’da askıya alınan, Türkiye’ye 8.5 milyar dolarlık Amerikan kredisi verilmesini içeren Dubai Anlaşması’nı kastettiği anlaşıldı.
IMF-Dünya Bankası Sonbahar toplantılarına denk getirilen ve Hürriyet’in de izlediği imza törenindeki anlaşmaya, dönemin ABD Hazine Bakanı John Snow ile Devlet Bakanı Ali Babacan imza koymuştu. Her bir kredi çekişi, Türkiye’nin ABD’nin ilgili yasasında belirlenen koşulları karşılamasına bağlı olacaktı.
ASIL ŞART KANUNDA: Kuzey Irak şartı, anlaşmanın dayandığı kanunda ise açıkça yer alıyordu. Amerikan yönetiminin, Irak’ı işgalinden hemen sonra, Nisan 2003’de Temsilciler Meclisi ile Senato’dan geçirdiği “Savaş Dönemi Acil Ek Ödenekler Yasası”na göre, Türkiye, Kuzey Irak’a “tek taraflı ve bağlayıcı olarak girerse” bu kredi iptal edilecekti. Temsilciler Meclisi’nin, bu yasayı anlatan 8 Nisan 2003 tarihli “HR 1559” (House Resolutions) sayılı duyurusunda, bu bölüm orijinal olarak şöyle yer aldı: “Türkiye, Irak Özgürlük Operasyonu’nda, insani yardımı içerecek biçimde ABD ile işbirliği yapmazsa ya da askeri birliklerini Kuzey Irak’a tek taraflı ve bağlayıcı olarak muharebe düzeninde yerleştirirse, bu kredinin kullanımı mümkün olmayacaktır.”
ASKER DE İSTEMEDİ: Kredinin yürürlüğe girebilmesi için, TBMM onayından geçirilmesi gerekiyordu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Ekim 2003’de TBMM’nin açılış resepsiyonunda, bu anlaşmadan rahatsız olduklarını söyledi. ABD Başkanı Georg W. Bush’un Türkiye ziyaretinde 27 Haziran 2004’te Başbakan Tayyip Erdoğan’la Başbakanlıkta yaptığı görüşme sonrasında, anlaşmanın askıya alındığı açıklandı.
Erdoğan: Siyasi şart olduğu için almadık
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ’biz önledik’ dediği 1 milyar dolarlık kredi, hükümet tarafından ’Irak şartı’ nedeniyle reddedilmişti. ABD yönetimi bu kaynağı Irak ve Afganistan için ayrılan 81 milyar dolarlık bütçeye aktarmıştı. O dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, “1 milyar dolar hibe alacaktık. Ancak bunu almayı siyasi şart konduğu için uygun bulmadık, kullanmadık” demişti.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/6798927.asp

Mesut Yılmaz: Meclis’in aritmetiğini değiştiririm
Meclis’in aritmetiğini değiştiririm Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz, seçimlerden sonra ilk değerlendirmesini Hürriyet’e yaptı. “Hükümetin her adımını izleyeceğim. Verdikleri sözleri tutmazlarsa o zaman iş değişir. Meclis aritmetiğini değiştirmek için harekete geçerim” diyen Yılmaz, şöyle konuştu:
VATANDAŞ GÖRSÜN: Eğer, AKP ve Erdoğan, söylediği sözlerin arkasında durmazsa Türkiye, demokrasi içinde çözüm bulmak zorundadır. Bunun için de Meclis aritmetiğinin değiştirilmesi gerekir. Şu anda anormal bir meclis tablosu ile karşı karşıyayız. 341 milletvekili olan bir iktidar partisi var. Demokrasi içinde bir çözüm bulacaksak, vatandaşların A partisinden, B partisine yönelebilmesi içinimkan yaratmak lazım. Vatandaş, bu seçeneği, bu potansiyeli görebilmeli.
BEN DE İZLEYECEĞİM Bu nedenle şimdi yapılması gereken AKP’yi izlemektir. Ben de izleyeceğim. Eğer AKP’nin tavrında olumlu yönde bir değişiklik olmazsa, Meclis tablosunun değiştirilmesi için elimden geleni yaparım. Böyle bir organizasyon içine girerim. Şu aşamada merkez sağda koparılan gürültünün bir değeri yok. Vatandaş önce iktidarın uygulamaları görmek isteyecektir. Cumhurbaşkanının tavrını görmek isteyecektir. Bunun ilk işareti hükümetin nasıl oluşturucağıdır. Ardından izlenecek olan hükümetin icraatları olacaktır. Vetabi cumhurbaşkanının tasarrufları çok önemlidir. Bunları gördükten sonra bir hareketten, girişimden bahsetmek daha doğru olur.
ÇELİŞKİ İÇİNDELER Bir yandan cumhurbaşkanını halka seçtirmek istiyorlar, diğer yandan cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanmasından söz ediyorlar. Tam tersi, halkın seçtiği cumhurbaşkanının yetkileri fazla olmalı. Esas Meclis’in seçtiği cumhurbaşkanının sınırlı yetkisi olmalı. Bu konuda çelişki içerisindeler. Anayasanın tamamında değişiklik yapmak için CHP-AKP ile MHP-DTP ile uzlaşmaz. Dolayısıyla tam bir değişiklik olmayacaktır. Ancak, parsel ve parçalı değişiklikten söz edilebilir. Meclis böyle bir düzenlemenin altından kalkamaz.
Merkez sağ tutmayabilir
Rize’deki seçim kampanyasında tek başına Meclis’e girmesinin gerekçesi olarak “merkez sağı yapılandırmayı” gösteren Yılmaz şunları söyledi: “Gül söylediği gibi bir cumhurbaşkanı olursa, Tayyip Erdoğan söylediği gibi partiyi merkeze çekerse, o zaman biz ne yaparsak yapalım merkezde yeni oluşum tutmaz. DYP-ANAVATAN birleşmesi birçok faktör nedeniyle gerçekleşmedi. Benim varlığımdan ürkenler oldu. Böyle olmasına üzüldüm.”
22 Temmuz 2007, Hüriyet
http://www.wardom.org/mesut-yilmaz-meclis-aritmetigini-degistirmek-icin-harekete-gecerim-155461/

CİNDORUK: MAHKUMİYETİ VAR, ERDOĞAN KÖŞKE ÇIKAMAZ
Cindoruk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Siirt’teki konuşması sonucu 312’nci maddeden aldığı 10 aylık Yargıtay’ın mahkumiyet kararını dayanak göstererek, cumhurbaşkanlığı seçimini taraflardan birinin ya da ana muhalefet partisinin Anayasa Mahkemesi’ne götürebileceğine dikkat çekti.
Bugünkü şekliyle Erdoğan’ın adaylığına engel bir hali olmadığını kaydeden Cindoruk, Erdoğan hakkında 312’den verilmiş mahkumiyete ilişkin Yargıtay’ın kesin hükmü olduğunu anımsattı.
Cindoruk, Yüksek Seçim Kurulu’nun Erdoğan’ın milletvekilliğine engel teşkil etmediğine karar verdiğini, ancak YSK’nın bir mahkeme olmadığını, YSK’nın kararlarının sadece ilgili seçimleri ilgilendirdiğini belirtti.
YSK’nın kararlarının mahkeme kararı olmadığını, kamu hukukunu bağlayıcı nitelikte olmadığını vurgulayan Cindoruk, şöyle konuştu:
“Şimdi, Anayasa Mahkemesi şöyle bir inceleme yapacaktır. Milletvekilliğini engel teşkil eden bir karar varsa bu karar cumhurbaşkanı niteliğine de ilişkin bir karar aynı zamanda.
Şunu yorumlayacak. Bu kararın varlığı cumhurbaşkanı için aranan milletvekilli yeterliliği içine giriyor mu, yoksa bu karar varken geniş bir yorum yaparsa, milletvekili seçilme şartının gerçekleşmediğini söyleyebilir. Böyle bir tartışma açılabilir.”
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/03/21/siy92.html
http://www.habervitrini.com/gundem/kosk-tartismalarina-cindoruk-bombasi-268808/

Erdoğan’a Haider benzetmesi
HAİDER ÖRNEĞİ: Cumhurbaşkanlığı seçim tartışmalarına değinen ve Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmaması gerektiğini yineleyen Baykal, ilginç bir benzetme yaptı. Avusturya’daki seçimleri örnek gösteren ve “aşırı sağcı” politikacı Jörg Haider’in hükümet kurmasının engellendiğini anlatan Baykal, “Haider, aşırı milliyetçi birisi, oyunu aldı, hükümet kuracaktı. Ama dediler olmaz. Adamı dışladılar” diye konuştu.
Tepkiler nedeniyle istifa etti
Avusturya’da 1999’da yapılan seçimlerde Jörg Haider’in aşırısı sağcı Özgürlük Partisi, yüzde 27 oy aldı. Halkın Partisi’yle koalisyon yaparak, hükümet kuran Haider, AB genelinde “nazi ve ırkçı” olarak görülüyordu. Kurmaya çalıştığı hükümet, 14 AB ülkesi ve muhalefet cephesinde saygıyla karşılanmadı. AB, ırkçı Haider’in başbakanlığı söz konusu olursa, Avusturya’nın üyeliğinin dondurulabileceğini bile söyledi. İç ve dışarıdan gelen tepkiler nedeniyle, Haider başbakan olamadan partinin başkanlığından istifa etmek zorunda kaldı.
http://www.gazetevatan.com/erdogan-a-haider-benzetmesi-113680-gundem/

Barzani genel af istedi
Kürt lider Mesud Barzani, Türk heyetiyle yaptığı görüşmede genel af konusunu gündeme getirerek, Kuzey Irak’taki 3 bin – 3 bin 500 eski teröristten söz etti
http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1003862&Date=16.10.2008&Kategori=guncel&b=Barzani%20genel%20af%20istedi

Almanya’da ağır ‘Fener’ soruları
Almanya tarihinin en büyük bağış skandalı olarak kabul edilen Deniz Feneri e.V davasındaki iddialar Federal Meclis’e taşındı.
Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen’in hazırladığı 10 soruluk önerge grup başkanları Gregor Gysi ve Oskar Lafontaine’nin imzasıyla Meclis’e sunuldu. Önergede Deniz Feneri e.V. ile Türkiye bağlantıları da sorgulandı. Başbakan Tayyip Erdoğan ile Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eckart Kuntz ile Deniz Feneri davasını konuşup konuşmadığı da soruldu. Önergede yer alan sorular şöyle:
Hükümet faaliyeti biliyor muydu
Federal hükümet Deniz Feneri e.V. derneği ve faaliyetleri hakkında hangi bilgilere sahiptir?
Federal Hükümete bağlı Federal Kriminal Dairesi ve Anayasayı Koruma Örgütü gibi kuruluşlar da kovuşturmaya dahil olmuş mudur?
Federal Hükümet, Deniz Feneri e.V. derneği ile İslami holding yöneticileri arasındaki personel/finansal bağlar hakkında bilgiye sahip midir?
İslami holding soygunları gibi mi
a) Federal hükümet, İslami holdingler tarafından geçmişte gerçekleştirilmiş soygunlar ile Deniz Feneri e.V. skandalı arasında benzerlik olduğu kanaatinde midir?
b) Yanıt hayırsa; İslami holdingler konusunda denetleme görevinin gereklerini yerine getirdiğine inanan hükümet, Deniz Feneri olayında da denetleme görevinizi yerine getirdiğinize inanıyor mu?
a) Geçmişte görev almış veya bugün de hálá aynı görevde bulunan Deniz Feneri yetkililerinin aynı zamanda Türkiye’de üst derece bürokrat olarak çalışıp çalışmadıkları konusunda bilginiz var mı?
b) Söz konusu şahıslar arasında, Almanya’ya giriş yapmasında sakınca görülen şahıslar var mı?
Erdoğan, Kuntz’la konuyu görüştü mü
a) Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Alman Büyükelçisi Eckart Kuntz’un 22.11.2007 tarihinde, Ankara’da görüştüklerine veSayın Erdoğan’ın bu görüşmede Deniz Feneri e.V. yöneticilerine karşı süren dava hakkında bilgi aldığına dair basında çıkan haberler doğru mudur?
b) Yanıt evet ise Almanya’da sürmekte olan bir dava hakkında bir yabancı hükümet başkanının görüş belirtmesini hükümetiniz nasıl değerlendirmektedir?
c) Hükümete göre bu şekilde görüş belirtmek sürmekte olan bir davaya müdahale anlamına gelir mi?
a) Türkiye Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ile Alman Büyükelçisi Eckart Kuntz’un 05.12.2007 tarihinde, Ankara’da görüştüklerine veSayın Şahin’ın bu görüşmede Deniz Feneri e.V. yöneticilerine karşı süren dava hakkında bilgi aldığına dair basında çıkan haberler doğru mudur?
Bakan Şahin dava için bilgi aldı mı
b) Yanıt evet ise Almanya’da sürmekte olan bir dava hakkında bir yabancı hükümet başkanının görüş belirtmesini hükümetiniz nasıl değerlendirmektedir?
c) Hükümete göre, bu şekilde görüş belirtmek sürmekte olan davaya müdahale anlamına gelir mi?
Deniz Feneri e.V. eksenli somut olaydan hareketle Eyalet İçişleri Bakanları Konferansı düzeyinde, bağış toplayan benzeri derneklerin denetlenmesini/gözetlenmesini amaçlayan koordinasyon kararları alınmış mıdır?
Bundan sonrası için önlem alınıyor mu
Federal Hükümet Deniz Feneri e.V. eksenli bağış skandalının kapsamının genişliğini gözeterek zarar görmüş kişilere yardım etme gereği görmekte midir?
a) Yanıt evet ise nasıl bir yardımda bulunacaktır?
b) Yanıt hayır ise neden yardım etme gereği görmemektedir?
Gelecekte bu tür olayların engellenmesi ve insanların bu soygunculardan korunması adına hangi önlemleri almayı düşünüyorsunuz?
HÜRRİYET – 08 Ekim 2008
http://www.alevihaberajansi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=5589&Itemid=9

‘Cehennem buz tutana kadar kriz bekleyebilirsiniz’
Astroia Alışveriş Merkezi’nin açılışına Başbakan Yardımcısı Yazıcı, Devlet Bakanı Çubukçu, AKP Genel Başkan Yardımcısı Çetinkaya ile milletvekilleri Aksu ve Bağış katıldı.
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış, İstanbul’u finans merkezi haline getirmeye çabaladıklarını söyledi. Bu girişime IMF’yi kullanarak engel olmaya çalışanların olduğunu belirten Bağış şöyle devam etti:
“Türkiye’nin bağımsızlığı türküsünü söyleyenler, IMF’nin basın toplantısına internetten ‘Türkiye’deki iktidarın Merkez Bankası’nı, İstanbul’a taşımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?’ diye soru göndermiş. Akıllarınca IMF’yi kışkırtıp bizim üzerimize salacaklar. IMF’nin verdiği cevap: ‘Merkez Bankası’nın nerede olacağı Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin bileceği iştir’ olmuş.”
Hükümetin ekonomi politikalarını eleştirenlerin, kriz beklentisi yaratmaya çalıştıklarını da söyleyen Bağış, “Ben onlara şöyle sesleniyorum: Cehennem buz tutana kadar bekleyebilirsiniz” dedi.
http://www.milliyet.com.tr/2008/01/27/ekonomi/axeko03.html

FT: Yüksek faiz veren Türkiye yatırım için ideal
Financial Times gazetesi, yüksek faiz veren ülkelerin şimdi ideal yatırım fırsatlarını sağladığını belirtirken, “Yatırım yapılacak ülkeler, Türkiye ve Brezilya gibi olağanüstü yüksek faiz sağlayan ülkelerdir. Örneğin Türkiye, 2012 vadeli tahvillerinde yüzde 22 civarında faizleri gördü” diye yazdı.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/10485401.asp

Economist’ten Türkiye tablosu: Ne Mutlu Müslümanım diyene
İNGİLİZ Economist dergisi “Türkiye, İslam ve Kürtler” başlıklı bir yazıda AKP’nin Kürt ayrılıkçığına karşı İslam kartını oynadığını yazdı. Diyarbakır’daki “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” yazısının Türkiye’nin Kürtlere yönelik asimilasyon politikasını simgelediğini iddia eden dergi AKP iktidarının Atatürk’ün bu sözünü “Ne Mutlu Müslümanım Diyene” şeklinde söylemeyi tercih edeceğini kaydetti.
Diyarbakır’ın varoşlarında AKP’ye yönelik sempatinin giderek arttığını belirten Economist, Fatma Demirci adlı bir vatandaşın şu sözlerine dikkat çekti: “Bize bedava kömür, ders kitabı veriyorlar. Oyum AKP’ye”.
Fetullah Gülen cemaatinin de AKP’ye daha fazla Kürt oyu almasında yardım ettiğini yazan Ekonomist, “Gülenciler geçen KurbanBayramı’nda 60 bin aileye bedava et dağıttı, ayrıca yine Gülen’e bağlı doktorlar Kürtleri bedava tedavi etti. Mesajları Türk ve Kürtlerin din kardeşi olduğu Türk veya Kürt milliyetçiliğinin kötü olduğuydu” ifadelerini kullandı.
Economist, AKP’nin imajını Kürtler nazarında cilalayan diğer gelişmelerin ise türban yasağının kalkmasına yönelik düzenlemeler ile PKK yöneticilerine yönelik suikastlarla ilişkilendirilen emekli general Veli Küçük’ün tutuklanması olduğunu belirtti.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/8145738.asp

İddianamede bakan dedikodusu
Ergenekon iddianamesinin ek delil dosyasından Milli Gazete muhabiri Şaban Kalafat ile eski milletvekili Emin Şirin’in, Başbakan Erdoğan hakkındaki telefon görüşmesinin kaydı çıktı Konuşmada, Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın 1998’deki şiir davasında avukatlığını yaptığı Erdoğan’ın mahkûm olmasını önlemek için, iki hakim ile bir savcıyı satın aldığı iddia ediliyor
İşte o konuşma:
Şaban Kalafat: Adam (Erdoğan) o kadar akıllı ki, bak Abdülkadir Aksu’yu tasfiye ediyor, tasfiye ederken Aksu’nun otuz yıllık arkadaşı olan Cemil Çiçek’i birinci başbakan yardımcılığı vererek sus payı veriyor ve Abdülkadir Aksu’yu satmasına vesile oluyor.
Emin Şirin: Cemil Çiçek’e sattırdılar Aksu’yu…
Şaban Kalafat: Satıldı ama Kalyon İnşaat dik durdu. Halbuki o Hasan Kalyoncu, ki parasını kendi cebinden verdi, Recep Tayyip Erdoğan minareler süngü şiirinden yargılanırken…
E.Ş: Biliyorum, biliyorum…
Ş.K: O zaman Hayati Yazıcı avukatıydı, üç hakimden iki hâkimi ve savcıyı satın aldı Kalyon’un verdiği parayla ama Abdülkadir Aksu’yu bakan yapmadı diye Kalyon inşaat bütün işlerden çekildi, mesela Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı işlerden metrobüs işini bıraktı falan…
E.Ş: Helal olsun…
Ş.K: Ya adam böyle de tavır koydu, niye çünkü Kalyon’un büyük ortağı Abdülkadir’di…
E.Ş: Abdülkadir ne yapacak şimdi?
Ş.K: Abdülkadir Abi şu anda hiçbir şey yapmayacak, bekle gör… Çalışırlarsa Melih’le (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek) beraber çalışabilir, çünkü Melih’in bir daha aday olma şansı yok
E.Ş: Onlar Melih’le ekip yapacaklar…
Ş.K: Evet Melih’le birlikte, çünkü Melih dikkatinizi çekiyorsa etrafını hep boşaltıyor, bürokratlarının hepsini tasfiye ediyor, kendisine yeni bir ekip oluşturmaya çalışıyor, çünkü başına geleceği biliyor.
E.Ş: Evet
Ş.K: Bütün eski ekibi Tayyip’e yakın, Abdullah’a yakın ne kadar ekip varsa onları boşaltıyor, şirket genel müdürlerini yok işte orda bilmem ne su işleri genel müdürü kimse onu ASKİ’yi, EGO’yu megoyu hepsini boşaltıyor…
E.Ş: Ama kongrede birşey yapamaz, Tayyip çok kuvvetli…
‘Erdoğan’a Milli Gazete maaşı’
Ş.K: (…) Ben bu Tayyip denilen adamı da çok iyi tanırım yani. Mesela Erhan Göksel, Mesut Yılmaz’ın danışmanıydı ama 94 öncesi parayı bastırıyordu VERSO’ya, Erhan Göksel’e… Seçimlerde hep Refah Partisi’ni birinci gösteriyordu, veyahut ikinci üçüncü gösteriyordu ki potaya girsin diye…
E.Ş: Parayı veren de Ahmet Ergün…
Ş.K: Ahmet Ergün bond çantayla veriyordu, bende resimleri var.
E.Ş: Biliyorum canım, hepsini biliyorum
Ş.K: Tayyip Erdoğan da beni kovduydu, Albayrak’ın makamında vermişti. O zaman alt katta Refah Partisi vardı üst katta da Ahmet Albayrak… Topkapı’daki bina… Sen ne arıyon lan orada
E.Ş: Evet
Ş.K: O zaman Albayrakların şirket merkezi oraydı, Tayyip beni bi gördü, “Sen ne arıyon lan burada” dedi. “İn aşağı” dedi bana, çünkü ben Tayyip’le 86’dan beri çalışıyordum. Yani bağırsağının nasıl yattığını bilirim…
E.Ş: Evet…
Ş.K: Milli Gazete’den nasıl 300 bin lira maaşı ben kendim elden götürdüğümü bilirim, beyaz zarfın içinde
E.Ş: İyi güzel de şimdi maşallah çok zengin bi adam oldu…
http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=984608&Date=14.03.2011&Kategori=siyaset&b=Iddianamede%20bakan%20dedikodusu

Şahin: İlgisiz kayıtlar imha edilmiş olmalı
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, ilgisiz telefon dinlemelerinin Ergenekon iddianamesinin ekinde yer alması konusunda, “Eğer suç iddiasıyla ilgili olmayan kayıtlar söz konusu ise bunların imha edilmesi gerekir” diyor
http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1031033&AuthorID=61&Date=22.12.2008

Ergenekon’da Üzmez polemiği
Ergenekon davasında hastaneden gelen tutuklu sanık Ertekin, hâkime, “Beni Adli Tıp’a sevk ettiniz. Sıra 60 gün sonra geliyor. Ben Üzmez değilim ki raporum 3 günde çıksın” dedi
http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1011458

Sarıkaya: Şimdi hukuk danışmanıyım
Şemdinli İddianamesi’nde dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’la ilgili iddialara yer veren, ardından HSYK tarafından meslekten men edilen eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, Ankara Çukurambar’da ortaya çıktı.
Bir avukatlık bürosunda hukuk danışmanlığı yaptığını söyleyen Sarıkaya, “Geçim derdindeyim. Hep Ankara’daydım, yurtdışına hiç çıkmadım” dedi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13858501.asp

Mehmet Nuri Yılmaz: İnsan Yüzlü İblisler!
İnsan yüzlü iblisler” asırlardır sahneden inmiyorlar. Tükenmek bilmeyen iştahlarıyla insanların ve toplumların kaderleri üzerinde “kemirici” görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Bunlarla mücadele etmek, gerçek ve samimi Müslümanlara düşen bir görevdir.
Din, fertleri mukaddes duygu, ortak şuur ve vicdan etrafında birleştiren bir amildir. Ahlaki bir müessese olarak insanlara yön veren, kişiyi içten kuşatan, kucaklayan bir disiplindir. Hiç kimsenin kendi ürettiği bir düşünceyi, dinin kutsal alanından yararlanarak başkalarına kabul ettirme hakkı bulunmamaktadır. İnsanların dini hassasiyetlerinden faydalanmak, dine karşı en büyük saygısızlıktır.
İman hayatımızı (din bezirgánlarının bıraktığı tortular da dahil) kirden ve pastan ayıklamayı başaramadıkça kurtuluşa eremeyiz.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6279816.asp

Yaman Törüner: Ekonomik kriz silah satılarak hafifletiliyor
Bush yönetimi, ekonomik krizi hafifletecek bir yol daha buldu. Güç dengesi değiştirilmeden, Körfez ülkelerine yoğun silah satılıyor. Profesör Hasan Köni, Washington Post’ta yayımlanan, bu konudaki 21 Ocak 2008 tarihli yazıyı temel alarak, Körfez ülkelerinin hem silah satın alarak oynak siyasi rejimlerini güçlendirmek istediklerini, hem Amerikan ekonomisine yardım ederek kendi paralarının bulunduğu bankaların iflasını önlediklerini, hem de bu yardımlarla Amerika’yı siyasi olarak kendi taraflarına aldıklarını söylüyor.
Amerikalı silah satıcılarının yeni piyasaya sürdükleri “The Joint Direct Attack Munition(JDAM)” isimli alet takımı, 500 veya 2000 pound’luk bombalara monte edilerek, savaş uçaklarının 10 mil uzaklıktan yaklaşık 1.5 metrelik bir sapmayla hedefi vurmalarını sağlıyor.
ABD’nin atağına dikkat
Bu alet takımlarından başlangıç olarak 20 milyar dolarlık satış yapılması gündemde. Bu satışın gerçekleşmesi konusu, Bush’un Körfez ülkelerini son ziyareti sırasında da gündeme geldi.
Suudilere 900 adet alet takımı ve bunların kullanılacağı çeşitli büyüklükteki bombaların satışı, 14 Ocak’ta Amerikan Kongresi’nin onayına sunuldu.
Birleşik Arap Emirlikleri’ne de aynı alet takımından 200 adet ve istendiğinde bunlarla kullanılabilecek 712 bomba satıldı. Emirliklerde 80 adet F-16 uçağı olduğu biliniyor.
Bu satışların hazırlık aşaması sırasında, bölgede İsrail’in hâkimiyetinde bulunan güç dengesinin değişip değişmeyeceği de gündeme geldi. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, geçen ayki Washington ziyaretinde, aynı alet kitinden İsrail’e de 10.000 adet satıldığı için, bu satışlara karşı çıkmayacağını belirtti. Diğer taraftan, 2007 Ağustos ayında Bush yönetiminin İsrail’e silah alımı için 30 milyar dolar verdiği ifade ediliyor.
Antony H. Cordesman’ın açıklamalarına göre, Körfez ülkelerine silah satışı önümüzdeki yıllarda iki katına çıkabilecek. Körfez ülkelerinin artan fiyatlarla doğalgaz ve petrol satışı nedeniyle ellerinde 2 trilyon dolardan fazla para biriktiği de göz önüne alınırsa, Amerika’nın bu atağı daha iyi anlaşılabilir.
Silah satışı artıyor
Amerika’nın silah satışı bunlarla da sınırlı değil. Suudilere ayrıca, 631 milyon dolarlık askeri araç ve 400 milyon dolarlık erken uyarı sistemi de satıldı. İlave olarak, 220 milyon dolarlık hafif silah ve F-15 uçakları için alet takımları da satıldı.
Birleşik Arap Emirlikleri’ne de, ilave olarak, 800 adet roket, 300 adet, helikopterlerde kullanılabilecek roket savaş başlığı ve 2106 tanksavar satılması planlanıyor.
Silah alımına, Emirlikler 9 milyar dolar harcayacak. Kuveyt de 328 milyon dolarlık roket almaya hazırlanıyor. Onların da toplam harcaması 1.4 milyar dolardan az olmayacak.
İlerde, İran’a karşı Arap ülkelerinin başlatabileceği bir savaşta da bu silahlar kullanılabilecek. Bizimkiler de büyük ölçüde silah alıyor. Kısacası, silah satışı hem ekonomik krizden çıkışın bir aracı olarak kullanılıyor hem de komşu ülkeler İran’a karşı silahlandırılıyor.
http://www.milliyet.com.tr/2008/02/05/yazar/toruner.html

Erdoğan basını otosansüre zorluyor
ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi’nin (CSIS) hazırladığı raporda, AKP’nin 2008 yılı performansı değerlendirildi.
Raporda, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, ’basını etkili biçimde otosansüre zorladığına’ işaret edildi. AKP’nin, bazı yönlerinin oluşumuna katkılarda bulunduğu açık toplumdan şimdi rahatsız olduğu da bildirilen CSIS raporunda, Türk siyasetinin yıl sonunda geçiş dönemlerinden birine girmiş olabileceği ifade edildi.
Katı Kemalizm bitti
Türkiye’de artık ’katı Kemalizm ilkelerine’ uyulmadığı, AKP’nin de bu ideolojiye doğrudan meydan okuma riskine girmediği belirtilen raporda, Cumhurbaşkanı olmasından beri Abdullah Gül ile Başbakan Erdoğan arasındaki ilişkide bir aşınma olduğuna da dikkat çekildi. Rapordaki tespitler şöyle:
AKP’nin şansı zayıf muhalefet
ANAP gibi olabilir: Mart ayında yapılacak yerel seçimlerin sonucuna göre, AKP “ANAP gibi” olabilir. 1989 yerel seçimlerinde kötü performans sergileyen ANAP, 1991’deki genel seçimlerde bozguna uğramış ve bir daha asla eski konumuna dönememişti.
Muhalefet zayıf: Ancak ANAP’ın aksine AKP’ye muhalif olan partiler zayıf. Ekonomideki sorunlar nedeniyle yükselen AKP, global kriz veTürkiye üzerindeki etkileri nedeniyle düşüşe geçerse bu”ironik” olur. Bu durum, CHP’ye ve MHP’ye yarar.
Milliyetçiliği geliştirecek: Milliyetçilik Türk siyasetinde kalıcı unsur haline geldi. Erdoğan 2009’da da milliyetçiliği ilerletmeye çalışacak.
Ekonomik sınav: Türban ve kapatma davalarının ardından gelen ekonomik durum, AKP içindeki birliğin sınanmasını sağlayacak.
AB yolu zor: Erdoğan’ın ekonomiyle ilgili kaygıları, AB ile müzakere sürecinde 2009’da yol alınması ihtimalini azaltacak. Kıbrıs’la ilgili bir gelişme olmazsa süreç beklemede kalacak. ABD’deki yönetim değişikliği ve bunun getirdiği belirsizlikler varken, bu durum bir “talihsizlik.”
Sistemde özel ayar: AKP’nin Türkiye’yi yönetirken yaşadığı sıkıntılar, katı laik sistemin, dindarlığın nüfuzu karşısında “özel bir ayarlamaya zorlandığını” gösteriyor. Yeni bir ulusal konsensüs oluşuncaya kadar mevcut durumun özündeki istikrarsız sürecek.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/10651491.asp

Büyükanıt’tan Barzani çıkış’ı
Washington- Ankara arasında sıcak gelişmeler yaşanıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Talabani ve Barzani’yi “PKK’ya destek veriyorlar” diye suçladı ve “Ben onlarla görüşmem kim görüşürse görüşsün” diyerek Kürt liderle görüşülmesi konusunda çok sert tepki gösterdi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5970620_p.asp

Emekli Korgeneral Yavuz Yalçın: “Çok büyük gizli servis oyunu var”
Balyoz davasının 34. duruşmasında savunmasını yapan emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın, “Türk milletinin göğsüne hançer saplandı.
Hançerin ucunda Türk Silahlı Kuvvetleri duruyor. Ortada çok büyük gizli servis oyunu var. Cemaatler, tarikatlar meselesi değil bu” dedi. Yalçın, Donanma Komutanı’na seslenerek, “Belgeleri oraya gömeni hâlâ bulamadı. Ayıptır. Gömeni bulamadığı için ben ve silah arkadaşlarım 130 gündür içerideyiz” diye konuştu.
BALYOZ Planı iddialarına ilişkin 196 emekli ve muvazzaf askerin yargılandığı davanın 34. duruşması İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık Metin Yavuz Yalçın’ın avukatı Salim Şen duruşma salonunun çeşitli yerlerinde bulunan ses toplama cihazlarına tepki gösterdi. Bu sözler üzerine Mahkeme Başkanı Ömer Diken, “Kimsenin yatak odasına mikrofon yerleştirmedik. Aleni bir duruşmadır. Mahkemenin güvenliği açısından ve mahkemeye karşı işlenen suçların tespit edilmesi için konulmuştur” dedi.
10 polisle orantısız güç kullanıldı
Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda yapılan duruşmada tutuklu sanık Emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçın savunma yaptı. 22 Şubat 2010 tarihinde saat 08.30’da kapısının çalındığını anlatan Yalçın şunları söyledi: “Karşımda tam 10 tane polis vardı bu tamamen orantısız bir güç. Yaşım 64 benim. 10 polisle birlikte gelen anlayışlı komisere, ‘Biraz daha adam getiremedin mi?’ dedim. Beni 3 gün emniyette kanepede yatırdılar. Daha sonra Balyoz’dan Silivri’ye transfer olduk. 40 gün sonra serbest bırakıldım ancak, daha sonra 102 sanık hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18075141.asp

Atılımlarımız Atatürk ilkeleri sayesindedir
ABD’nin Ankara’daki Büyükelçisi James Jeffrey, ülkesinin en zor, en kritik dış görevi olan Bağdat Büyükelçiliği’ne atandı.
Jeffrey, bu nedenle önümüzdeki ayın başında Ankara’daki görevinden ayrılacak. Jeffrey, Hürriyet’e verdiği veda mülakatında Türkiye’de görev yaptığı iki yılın muhasebesini yaptı. Jeffrey’ye sorularımız ve yanıtları şöyle:
Yükselen ülkelerde ikinci gruptasınız
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15308895.asp

ABD’li düşünce kuruluşu ‘Balyoz’u 6 yıl önce görmüş
ABD stratejik değerlendirme kuruluşu Science Applications International Corporation (SAIC)’ın 28 Şubat’tan önce 1996’da hazırladığı Türkiye senaryolarının birine göre Türk askeri 2002 yılında Erbakan hükümetini darbeyle uzaklaştırıyor! Geçmişte savunma-strateji basınında da yer alan senaryolarda 2002’deki “darbe” hikâyesi yanında adeta yok yok. Senaryolara göre Türkiye ve İran’a federasyon kuracak, Türk askeri Kıbrıs’a ve adalara çıkacak, Türkiye İsrail ile elele verip Orta Doğu’ya düzen getirecek.
ANKARA (ANKA) – ABD’li SAIC adlı düşünce kuruluşunun hazırladığı bir “stratejik değerlendirmede” 2002 yılında Türk ordusuna darbe yaptırıldı. Ancak unutulan senaryonun özelliği, fiktif darbeden tam altı yıl önce yani Erbakan henüz 28 Şubat ile tanışmamışken, 1996 yılında yazılmış olması. Dört senaryodan oluşan stratejik değerlendirmede Türk ordusunun yönetime el koyması yanı sıra, Türkiye veİran’ın federasyon kurması, Türk askerinin adalara çıkması, Kıbrıs’ı bombalaması ve Türk-Kafkas federasyonun kurulması gibi öyküler yer alıyor.
-DİKKAT: TÜRKİYE İRAN FEDERASYON KURACAK!-
Science Applications International Corporation (SAIC) Virginia kökenli bir kuruluş ve talep üzerine stratejik değerlendirme raporları hazırlıyor. Söz konusu “beyin fırtınalaması” ürünlerinin ABD Savunma Bakanlığı’nın siparişi üzerine hazırlandığı iddia edilmişti. Geçmişte basında da yer alan söz konusu stratejik değerlendirmede Türkiye’nin 1997-2020 yılları arasındaki stratejik konumuna ilişkin şu başlıkları taşıyan dört senaryo üretilmişti: Türkiye ve İran Uzlaşması, Türkiye ve İsrail Orta Doğu’da Yeni Güvenlik Düzeni Kuruyor, Yeniden Dirilen Rusya Türkiye’yi Kontrol Ediyor, Türkiye Kafkas Federasyonu Kuruyor.
-“TÜRKİYE BÖYLE OLACAK” DEĞİL, “BÖYLE OLABİLİR” ÇALIŞMASI-
1996 yılında, Türkiye’ye gelecekte yönetim sistemi biçilmesi anlamına değil, Türkiye’nin gidebileceği olası yönler ve muhtemel yan gelişmeler üzerine beyin fırtınalaması yapılması anlamına gelen senaryolar şöyle:
Senaryo 1: Türkiye ve İran Federasyon Kurar
Bu senaryo şu varsayım üzerine oturuyor: Türkiye enerji kaynaklarını Rusya dışında çeşitlendirmenin yollarını arar; Kürt milisleri her iki devletin istikrarını tehdit etmeyi sürdürür; ABD’nin İran’ı “engellemesi” devam eder.
1997-2000: Türkiye ve İran, milyar dolarlık enerji anlaşmaları serileri imzalar. Türkiye, ABD’nin ambargosunu etkin şekilde delerek/çevresinden dolanarak İran’ın Avrupa ve diğer yerlere köprülüğünü üstlenerek güçlenir. Birleşik Devletler sert tepki gösterir. Refah Partisi’nden (RP) genç ve dinamik bir isim Erbakan’ı saf dışı eder. RP, 1999 seçimlerini rahat bir çoğunlukla kazanır. İran’da iki önde gelen Ayetullah ölür ve daha pragmatik liderler başa gelir.
2001-2004: Suriye ve Irak destekli Kürt tahriki ve ABD’nin kuzey Irak’taki Kürt otonomisi ısrarı, İran’ı ve Türkiye’yi yakınlaştırır. Türkiye’nin yeni RP’li başbakanı kendisini Kürt ayaklanmasını sonlandırmaya adar.
Avrupa Birliği sonunda Türkiye’nin tam üyeliğini 2001’de reddeder. Rusya, Kafkasya politikalarına burnunu sokmaya devam eder. Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’la güçlü ticari ve politik ilişkiler kurarak cevap verir. Hatta Ermenistan’la ticarete bile başlar. Türkiye’nin İsrail’le askeri ilişkileri laik ve İslamcı tüm Türk hükümetleri tarafından desteklenir.
http://www.haberx.com/abdli_kurulus_balyozu_6_yil_once_gormus(17,n,10308525,180).aspx

Hilmi Özkök: ‘Muhatap Yalman’
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök, döneminde hazırlanan ‘Balyoz Planı’ ile ilgili asıl muhatabın, yine dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman olduğunu belirtti. Özkök, “Genelkurmay Başkanı oturup plan hazırlamaz” dedi ve ekledi: “Getirilen rapor dış tehdit üzerine kurulu bir senaryoydu. Basında yer alan iddialar ve planlar yoktu.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13657509.asp
http://www.hurriyet.com.tr/pazar/4984918.asp

Aytaç Yalman: Zamanı gelince konuşurum
Hilmi Özkök’ün ‘Balyoz Planı’nın muhatabı olarak gösterdiği dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Hürriyet’e konuştu: “Evet dönemin komutanı da muhatabı da benim.”
‘Hilmi paşa haklıdır şimdilik izliyorum’
“Olayları izliyorum. Dönemin Genelkurmay Başkanı, olayın esas muhatabının ben olduğumu söyledi. Hilmi Paşa haklıdır, o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı ben olduğuma göre muhatap da benim. Ancak bu aşamada konuşmayı doğru bulmuyorum; çünkü Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın bu konuyu araştırdığını, çalışma tamamlanıca sonuçların kamuoyuna açıklanacağını söyledi. Ben bu açıklamayı bekliyorum. Genelkurmay kurumuna saygımdan dolayı bunu yapıyorum.
‘O dönemde İlker paşa kurmay başkanımdı’
Bu açıklama yapılana kadar konuşmayacağım. Ama tekrarlıyorum. dönemin komutanı olarak muhatap benim. Açıklamadan sonra gerekirse konuşurum. Hilmi Paşa (Özkök) haklıdır, o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı bendim. O işin muhatabı da benim. O dönemde İlker Paşa da (Başbuğ) benim kurmay başkanımdı. O nedenle o da konuyu zaten yakından bilir.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/13657510.asp

John Kunstadter: Gıybet eden yamyamlar
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın “2004’te bize sahte darbe belgeleri getirdiler” sözleriyle başlayan tartışmada adı geçen Amerikalı diplomat “J.K.”, Washington’da Hürriyet’e konuştu.
2005’te ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan emekli olan John Kunstadter, bahsedilen kişinin kendisi olduğunu belirtti ve Türkçe olarak şunları söyledi:
Türkiye’de bazı insanlar büyük önderiniz Atatürk’ün Nutuk’unu referans noktası olarak okur. Bazıları da daha büyük bir kitap (Kuran-ı Kerim’i kastediyor) okur. O büyük kitapta da günah-ı kebir anlatılır. Büyük günahlar… Anlatılanlardan biri de gıybet etmektir. Gıybet eden ölmüş kardeşinin etini yiyendir. Yani özetle yamyamdır. İşte yapılan bu.
–  Dışişleri Bakanlığı’ndan beş yıl önce emekliye ayrıldım. Şimdi fotoğrafçılık yapıyorum. Dünyanın çeşitli yerlerini dolaşıyorum. Bu aralar fotoğrafçılık projelerim beni daha çok İtalya ve Beyaz Rusya’ya götürüyor.
‘Bize sahte belge getirdiler’
Sahte darbe belgesi tartışması, 2003 Temmuz’undan 2005 Haziran’ına kadar Ankara’da 2 yıl ABD Büyükelçisi olarak bulunan Eric Edelman’ın, Balyoz soruşturmasında yargılanan emekli orgeneral Çetin Doğan’ın damadı Dani Rodrik’e yaptığı bir açıklamayla başladı. Edelman, Rodrik’e kendi döneminde elçiliğe sahte darbe belgeleri getirildiğini söyledi. Eski elçi, daha sonra Hürriyet’e yaptığı ve 6 Temmuz’da yayımlanan açıklamalarında da, “Bize getirilen belge, elle yazılmış bir mektubun fotokopisiydi. Olay 2004’ün yazında oldu. İnceleme sonunda, kesinlikle sahte olduğunu rapor ettiler” dedi. Ertesi gün Hürriyet’te çıkan başka bir haberde güvenilir kaynaklar, bu belgenin daha sonra J.K. adlı Amerikalı bir diplomat tarafından Türk makamlarına bir aracı vasıtasıyla ulaştırılmış olabileceğini söyledi. Yeni Şafak Yazarı Fehmi Koru ise Taha Kıvanç takma adıyla yazdığı köşe yazısında yaşanan karışıklıktan J.K.’yı sorumlu tuttu ve J.K. için ‘saygısız diplomat’ dedi. Koru ayrıca J.K.’nın Ankara’da karıştığı olaylar yüzünden erken emekli edildiğini iddia etti.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/15288404.asp

Yumruk da yedi
Yıllardan beri yolsuzluk iddialarıyla başı dertte olan, telekızlarla seks partileri düzenlediği haberlerinin ardından da karısının boşanma davası açtığı İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi bu sefer de yumruk darbesi yedi. Berlusconi’nin burnu ve 2 dişi kırıldı. Saldırı sonrası hastanede müşayede altında tutulan Berlusconi, “Yıkılmadım ayaktayım” mesajı verdi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13190577.asp

Rus kapitalisti zehirlediler mi
Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası yaptığı reformlarla Rusya’da kapitalist sistemi kuran eski başbakan İgor Gaydar, 53 yaşında kan pıhtılaşmasından öldü. Politikalarıyla yeni zengin sınıfını ve Rus hayat kadını akınını tetikleyen Gaydar’ın, 2006 yılında zehirlenen eski KGB casusu Litvinenko’nun akibetine uğramış olması şüphesi var.
RUSYA’da 1990’lı yılların başında yiyecek için kuyruğa giren milyonlarca kişi, o dönem televizyon haberlerinin en sık rastlanan görüntüsüydü. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kapitalizme geçiş sancıları yaşayan Rus halkı hiç alışık olmadığı şeyler yaşıyordu. Bunun en somut ve sarsıcı olanı gıda fiyatlarındaki artıştı. Gaydar’ı Rus kamuoyuna tanıtan en önemli kararı bu olmuştu. “Komünizmden kapitalizme” geçiş sürecinde yaptığı reformların adı da “şok tedavisi”ydi. Gaydar’ın dünkü ani ölümünün arkasında da “şok iddialar” var.
İlginç ‘tesadüf’
Gaydar, 2006 kasım ayında bulunduğu İrlanda’da Rusya tarihinin en tuhaf komplolarından birinin odak noktası oldu. Dönemin Devlet Başkanı Vladimir Putin’in muhalifi Aleksandr Litvinenko, Londra’da radyasyon zehirlenmesi sonucu öldürülmüştü. Bir gün sonra ise Gaydar, İrlanda’da zehirlenme şikayetiyle hastaneye kaldırıldı. Kan kusan Gaydar, ellerini ve ayaklarını dahi oynatamıyordu. Doktoru vücudunda açıklanamayan “değişiklikler” görüldüğünü bildirdi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13223470.asp

Büyükanıt: Medyanın gücü tankların gücünden büyük
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Atina’da yayımlanan Katimerini gazetesine verdiği demeçte, “Bazen, medyanın gücünün uçakların ve tankların gücünden daha büyük olduğunu düşünüyorum” dedi. Büyükanıt açıklamasında şunları söyledi: “2.5 yıl içinde üç kez Yunanistan’a geldim. Sıkı çalışıyoruz. Yunanistan Genelkurmay başkanı Oramiral Panayotis Hinofotis ile bu doğrultuda devam edeceğiz. Adımlar atıyoruz. Ancak tüm engelleri bir anda aşamayız. Unutmayın ki bizler askeriz. Ve askeri sorunları çözerek, politikacılara ilerleyebilmeleri için ortam hazırlamaya çalışıyoruz. Büyük sorunları çözecek olanlar onlardır. Bu konularda basının da çok büyük gücü vardır. Bazen, medyanın gücünün uçakların ve tankların gücünden daha büyük olduğunu düşünüyorum. Medya kamuoyu oluşturuyor.” Gazetenin, “Bir Türk-Yunan savaşı mümkün mü?” sorusuna Büyükanıt, “İnanıyorum ki hayır” yanıtı verdi.
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/23/haber,0EB5AE612CD64AF89116A749D62DF7B6.html

Sezer: ‘Türk basını ülkeyi kötüye götürüyor’
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde basına en mesafeli cumhurbaşkanlarından biri olarak anılacak olan Sezer, resepsiyonda etrafını saran gazetecilerin, “Harp Akademileri konuşmalarınızın medyadaki yankısından hoşnut musunuz?” sorusuna cevaben, “Türk basını kötü, Türkiye’yi kötü bir yere götürüyor. Haberlerinizin nasıl çarpıtıldığını sizler biliyorsunuz” dedi. Sezer daha sonra “Hiç önemli değil. Mesajlarımı herkes anladı” diye devam etti. Medyayla ilişkiler konusunda haleflerinden çok daha resmi ve mesafeli davranan Sezer, görev yaptığı 7 yıl boyunca nadiren medyaya konuştu, basın toplantısı yapmadı, röportaj vermedi, medyayla karşı karşıya gelebileceği toplantılardan kaçındı. Şu ana kadar Kanaltürk dışında hiçbir medya kuruluşunun davetine katılmayan Sezer, resepsiyonda etrafındaki gazetecilere sıcak davrandı, ancak çalıştıkları kurumlarla ilgili görüşlerini gizlemedi.
http://arsiv.sabah.com.tr/2007/04/20/haber,55F1065A27254C539858EF16136E7170.html

Mehmet Yılmaz: Bir zamanlar maziye bak!
“MİLLİYET Gazetesi’nin tarihi ile ilgili bir çalışma yapılıyor. Gazetenin bugüne kadar yayımlanan birinci sayfalarından oluşan bir seçki de bu çalışmanın bir parçası.
Çalışmayı yürüten arkadaşlar, Genel Yayın Müdürü olduğum döneme ilişkin bazı sayfaları da seçmişler, üzerlerine bazı notlar yazmam için bana ilettiler.
Dün bu sayfalara bakarken dikkatimi 9 Ocak 2003 tarihli gazetenin birinci sayfasındaki bir sürmanşet çekti.
Zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün gazetecilere verdiği bir resepsiyondaki konuşması bu. Konuşmadan satır başları:
– “Başbakan Abdullah Gül’ün Yüksek Askeri Şûra kararına şerh koyması irticaya cesaret verdi.”
– “Yüksek Askeri Şûra müstesna bir olaydır. Anayasa maddesinin uygulanma istemine muhalefet şerhi koymak, idarenin kanunların uygulanmasını sağlama sorumluluğu ile çelişmiştir.”
– “Cumhuriyetin laik yapısından asla taviz vermeyiz. Türbanın siyasi bir dayatma, Cumhuriyet geleneklerini aşındıran bir sembol ve eylemi olarak kullanılmasını hoş görmemiz beklenemez.”
Gazeteciler, Orgeneral Özkök’e “28 Şubat devam ediyor mu” diye de sormuşlar. Yanıtı şöyle:
“28 Şubat irticaya karşı o dönem alınan önlemlerdir. Tehdit devam ettiğine göre sorunuz cevaplanıyor.”
Görüldüğü gibi 2003 yılının Genelkurmay Başkanı da, o günün “komutanlarının bazılarından” yani bugünün “zanlılarından” çok da farklı düşünmüyormuş!
Yedek subay okulunda da bize zaten böyle öğretmişlerdi: Başarıdan da, başarısızlıktan da, yani bir karargâhta olan biten her şeyden komutan sorumludur!”

http://www.odatv.com/n.php?n=hilmi-ozkok-turbana-ne-demisti--1204101200

Obama: Atom bombası kullanmam, İran ve K. Kore hariç
Nobel Barış Ödülü sahibi ABD Başkanı Obama, ülkesinin gelecek 10 yılda uygulayacağı yeni nükleer silah stratejisini açıkladı. Buna göre ABD, biyolojik ve kimyasal saldırıya uğraması halinde bile atom bombasına başvurmayacak. Ancak İran ve Kuzey Kore istisna.
HAFTAYA Washington’da düzenlenecek Nükleer Güvenlik Zirvesi’nde 40’ın üzerinde ülkenin liderini ağırlayacak olan ABD Başkanı Barack Obama, ABD’nin önümüzdeki 10 yıllık dönemde izleyeceği nükleer stratejiyi dün New York Times Gazetesi’ne açıkladı. Cumhuriyetçilerin “ülkeyi zayıflatıyor” diye topa tuttuğu plana göre Obama, ABD’nin nükleer silah kullanma koşullarını azaltıyor. İşte planın ana hatları:
* Planın öncelikli hedefi, dünyayı nükleer silahlardan arındırmak. ABD, nükleer strateji değişikliğini, diğer ülkelere bu telkinde bulunabilmek için yapıyor.
* Değişikliğin kökeninde ise ABD’nin milli güvenlik stratejisini değiştirmesi var. Tehdit odağı Rusya, Çin gibi nükleer güce sahip ülkelerden terörist organizasyonlara kaydırıldığından nükleer kapasite de önemini yitiriyor.
* Obama ABD’yi büyük bir taahhüdün altına sokuyor. Uğrayacağı biyolojik veya kimyasal bir silah saldırıda dahi, nükleer güce sahip olmayan bir ülkeye karşı nükleer güç kullanmayacağını açıklıyor.
Amaç caydırıcılığı artırmak
* Planın iki büyük istisnası var. Terörist organizasyonların yanına eklenen, haydut devletler sınıfındaki İran ve Kuzey Kore. Caydırıcılık yaratmak için Obama bu iki ülkeye nükleer silah kullanımını kolaylaştırıyor.
* Uzun vadede ABD nükleer silahları tartışma gündeminden tamamen çıkarmaya hazırlanıyor. Nükleer bomba kadar yok edici olmayan ancak yine de caydırıcı olabilen yeni üretilmiş konvansiyonel silahlara yönelmeye hazırlanıyor.
* Nihai hedef ise bundan tam 1 yıl önce, 5 Nisan 2009’da Obama’nın Prag’da söyledikleri oluyor. O gün, “Soğuk Savaş bitti ama binlerce nükleer silah hâlâ duruyor. Bunları azaltmaya başlayarak, nükleer silahsız bir dünya yaratacağız” demişti. Başladı.
9 ülkede nükleer silah var
ARAŞTIRMALARA göre nükleer bomba teknolojisi, aslında tarih boyunca dünyada sadece bir kez icat edildi. Ancak bugün 9 üyeli bir kulübe dönüşen nükleer güce sahip ülkeler, casusluk ya da sızdırma yoluyla bu bilgiyi aralarında dolaştırdı. 9 nükleer ülkeden 5’i, BM Daimi Temsilciliği’ni de yürüten ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa. Gayriresmi olarak nükleer silaha sahip olan diğer 4 ülke ise Hindistan, Pakistan, K.Kore ve İsrail. ABD’ye ait nükleer silahları bulunduran 5 ülke ise Türkiye,
Almanya, Hollanda, Belçika ve İtalya.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14340979.asp

Erdoğan İncirlik’teki atom bombalarını ne yapacak?
http://www.radikal.com.tr/radikal2/ya_incirlikteki_nukleer_bombalar-1085166

60 yıldır tahta geçmeyi bekliyor!
Galler Prensi Charles’ın İngiltere kraliyet tahtını en uzun süredir bekleyen varisi olduğu açıklandı.

Kraliyetin resmi konutu Clarence House’dan yapılan açıklamada, 62 yaşında olan Prens Charles’ın annesi Elizabeth’in 6 Şubat 1952 yılında, Charles 3 yaşındayken tahta çıktığı hatırlatıldı.
Bir önceki rekorun Charles’ın büyük büyük dedesi Kral 7’nci Edward’a ait olduğuna dikkati çeken Clarence House, 7’nci Edward’ın 59 yıl, 2 ay ve 13 gün tahta çıkmak için beklediğini kaydetti.
Ülkede tahtın birinci sıradaki varisi olan Charles’a, “Galler Prensi” 84 yaşındaki İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, 4 yıl daha tahtta kalırsa ülkenin en uzun süreli görev yapmış monarkı olacak. İngiltere’de Kraliçe Victoria 63 yılla, en uzun süre tahtta kalan kişi unvanını taşıyor.
http://www.aksam.com.tr/dunya/tahta-gecmeyi-60-yildir-bekliyor–34814h/haber-34814

OECD: PKK’nın geliri uyuşturucudan
Şubat ayında Strazburg’daki OECD Mali Eylem Görev Grubu (Financial Action Task Force) genel kurulunda tartışılan Türkiye raporunun ayrıntıları belli oldu. Türkiye’nin kara para aklama ve terörizmin finansmanına ilişkin mücadelesinin değerlendirildiği raporda PKK’nın gelirinin büyük bölümünü uyuşturucu kaçakçılığından sağladığı ifade edildi.
Türkiye’de ele alınan davalar çerçevesinde aklanan kara paranın 1.7 milyar dolarıı geçtiği kaydedilen raporda, “Türk yetkililer davalar vekovuşturmayla ilgili istatistik tutma biçimini değiştirdiler. O dönemden sonra istatistikler davalardan çok şüphelilerin sayıları üzerine oturdu. Böylece para aklamalarda kaç davanın mahkumiyetle, kaçının beraatla ya da iptalle sonuçlandığı bilinmiyor” eleştirisi yapıldı. Raporda iletişim teknolojisinin kara para aklamayı kolaylaştırdığı, bunun Türkiye için bir tehdit olduğu belirtildi.
Raporda Türkiye’nin kara parayla mücadeleyle mevzuat alanında ilerleme sağladığı bildirildi. “Üçüncü Karşılıklı Değerlendirme Raporu” başlıklı rapor 230 sayfadan oluştu.
11 YILDA SAVCILIKLARA 1.7 MİLYAR DOLARLIK PARA AKLAMA DOSYASI
Rapora göre, dosyalara göre, kara para aklama yöntemleri arasında önceliği yüzde 21 ile, para transferi ve diğer bankacılık işlemleri alıyor. Bunu yüzde 14 ile ticari işlemler ve muhasebe kayıtları, yüzde 13 ile gayrı menkul satın alma, yüzde 4 ile yurtdışına fiziksel transfer, yüzde 3’er ile dış ticari işlemler, tabela şirketi kurma, sahte belge ve faturalardan yararlanma izliyor. Diğer kara para aklama yöntemleri arasında döviz işlemleri, değerli metal satın alma ve büyük meblağların küçük parçalar halinde aklanması bulunuyor. Raporda şu bilgilere yer verildi:
KARA PARA AKLAMA YÖNTEMLERİ
“Kara para aklama dosyalarının yüzde 92’si, mevduat ve katılım bankalarını kapsıyor. Geniş ölçüde kullanılmasa da off-shore bankalar, döviz büroları, komisyoncular ve mali kiralama şirketlerinden de yararlanılıyor.
Alan olarak öncelikle belirli mali olmayan iş ve meslek mensuplarının yararlandığı yeminli hesap uzmanları ve mali müşavirler bulunmaktadır. Aynı zamanda emlak acenteleri (yüzde 13), araba satıcıları (yüzde 9), gümrük komisyoncuları (yüzde 9), nakliyat şirketleri (yüzde 9), avukatlar (yüzde 4) bulunmaktadır.
Kara para aklamadaki kişi ve gruplar, öncelikle hayali ihracatçıları, uyuşturucu kaçakçılarını, mali sektörde çalışan kişileri, mali sektördeki pozisyonlarından çıkarılmış kişileri, gümrük komisyoncularını, yeterli yasal gelire sahip bulunmayan kişileri, işe alma yetkisi olan kişileri vesosyal sigorta kesimini kapsamaktadır. Para aklama suçlarında bireyler yüzde 55, örgütler yüzde 35, kolektif uygulamalar ise yüzde 10 oranında görülüyor.
Kara para aklamayla mücadele, özellikle bankalar için müşteri incelemesi ve kuşkulu işlem raporlarını müteakip, üçüncü kişiler adına açık hesaplarda bir artış girişimi bulunmaktadır. Büyük banka transferlerinde bir azalış söz konusudur ve ülkeler arası nakit para taşınmasında bir azalış sezilmektedir.
Türk yetkililere göre, teknolojik gelişmelere bağlı olarak, yüzyüze olmayan işlemler yakın gelecekte bir kara para aklama tehdidi olarak görülmüştür. Ayrıca ülkeler arası işlemleri hızlandıran ve kolaylaştıran teknoloji giderek artan miktarda elde edilmektedir.”
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6467480.asp

ABD’de 5 PKK “baronu” ile ticaret yapana 30 yıl hapis
ABD’nin “uyuşturucu kaçakçısı” ilan ettiği üç PKK yöneticisinden Karayılan ve Altun’un Kuzey Irak’ta olduğunu hatırlatan Çiçek “İadelerini resmen istedik” dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, İnsani Değerler Derneği’nin düzenlediği toplantıya katılmak üzere geldiği Rixos Otel’de, PKK yöneticilerinin Türkiye’ye teslim edilmesi yönündeki talepleriyle ilgili önemli açıklamalar yaptı.
Toplantı öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye-Irak- ABD arasındaki üçlü mekanizmanın işlevinin “istihbarattan öteye gitmesi gerektiği” yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, ABD’nin uyuşturucu kaçakçısı ilan ettiği ve aralarında Murat Karayılan’ın da olduğu PKK’lıların iadesini istediklerini söyledi.
http://www.taraf.com.tr/haber-yazdir-52982.html

26 yılın kanlı bilançosu
Türkiye, PKK’nın ilk eyleme başladığı 1984’ten 22 Haziran 2010’daki Halkalı saldırısına kadar 6 bin 653 şehit verdi. ‘Demokratik açılım’ın başlangıcı olan Mart 2009’dan bu yana ise 134…
http://www.milliyet.com.tr/26-yilin-kanli-bilancosu/guncel/haberdetay/24.06.2010/1254711/default.htm

Hasan Celal Güzel: Bugün yapılanlar hukuk içinde
28 Şubat sürecinde hakkında yüzü aşkın soruşturma ve dava açılan, gözaltına alınıp, 4 ay 26 gün de hapis yatan eski bakanlardan Hasan Celal Güzel’den, MHP’li Meral Akşener’in “Bugün 28 Şubat’tan daha hoyrat” sözlerine, “Bugün her yapılana ben de katılmıyorum ama bugün yapılanlar hukuk içinde oluyor” itirazı geldi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14083414.asp

İSRAİL’DEN İRAN PROVASI
İsrail Yunanistan ortak tatbikat yaptı
Kod adı: Şanlı Spartalı 08

İsrail’e ait 100 kadar F-16 ve F-15 uçağının bu ay başında Yunanistan ile birlikte ortak tatbikat yaptığı ortaya çıktı. New York Times’ın haberine göre manevra İran’ın nükleer tesislerine yönelik olası bir hava operasyonunun provası niteliğindeydi.
Menzil denemesi
İran’a operasyon uzun menzilli uçuş yeteneği gerektiriyor. İsrail de Doğu Akdeniz’den Yunanistan’a uzanan bu manevrada menzil kapasitesini test etti. İran’ın Natanz nükleer tesisleriyle manevra menzilinin İsrail’e uzaklığı aynı: 1450 km.
İSRAİL ordusunun bu ay başında yaptığı büyük askeri tatbikat, ABD askeri yetkilerince, “İran’ın nükleer tesislerine saldırı provası” şeklinde yorumlandı. Amerikan New York Times gazetesinin Pentagon’daki yetkililere dayanarak verdiği habere göre, İsrail, bu ayın ilk haftasında gerçekleştirdiği tatbikatı, önceki yıllara kıyasla çok daha geniş bir bölgeye yaydı. Tatbikat, 100 kadar F-16 ve F-15 savaş uçağının katılımıyla, Doğu Akdeniz’den Yunanistan’a kadar uzanan bölgede yapıldı.
Uzaklık aynı
ABD’li askeri yetkililer, geniş tatbikat bölgesinde İsrail yakıt uçaklarının katettiği 900 millik mesafenin (1450 km.), İran’ın nükler tesislerinin bulunduğu Natanz ile eşit uzaklıkta olduğunu belirterek, İsrail’in asıl hedefinin İran’ın nükleer tesisleri olduğunu ve bu tatbikatın aslında İran’a hava operasyonu provası olduğunu öne sürdüler. Nitekim birkaç Amerikalı askeri üst düzey yetkili, İsrail ordusunun bu tatbikatla, uzun menzilli hedefleri vurma kapasitesini artırmayı da amaçladığını ifade ettiler.
Doğu Akdeniz ve Yunanistan semalarında gerçekleştirilen tatbikata İsrail helikopterleri de katılarak, uçakların düşme olasılığına karşı, pilotları arama – kurtarma eğitimi yaptı.
Saldıracağız demişti
İsrail yönetimi, söz konusu iddiaları ne doğrular ne de yalanlarken, İsrail ordusu, Hava Kuvvetleri’nin, ülkenin yüzleştiği tehditlerle mücadele amacıyla düzenli olarak farklı eğitimlerden geçirildiğini açıkladı. Başbakan Yardımcısı Şaul Mofaz, Yediot Ahronot gazetesine demecinde, “Eğer İran, nükleer silah geliştirmeye yönelik programını sürdürürse, saldıracağız” demişti.
İran’ın tepkisi
Nükleer programının barışçıl olduğunu savunan İran, habere hemen tepki gösterdi. Molla Ahmed Hatemi, Cuma hutbesinde, İsrail’in İran’a saldırması halinde İran’ın karşılığının korkunç olacağını iddia etti. “Başta İsrailliler olmak üzere, düşmanlar ve ABD’deki yandaşları kuvvete başvurmanın peşindeyse, suratlarına korkunç bir darbe alacaklarından emin olsunlar” diyen Hatemi, İran’a düşmanca yaklaşanların pişman olacağını da savundu.
İran’ın nükleer tesisleri
1 – Tahran Üniversitesi: Nükleer araştırma reaktörü
2 – Buşehr: Kısmen tamamlanmış 2 reaktör
3 – Yezd eyaleti: Uranyum depoları
4 – İsfahan: Natanz nükleer araştırma merkezi. Nükleer silah üretim araştırması olasılığı
Atina tatbikatı gizledi
New York Times’ın haberi üzerine Atina gizli tatbikatı kamuoyuna duyurdu. Buna göre Girit adasının doğusunda ve güneyinde Kraneas atış talim sahasında 28 Mayıs-12 Haziran tarihleri arasında dev hava tatbikatının adı “Glorius Spartan”dı (Şanlı Spartalı). Yunan Genelkurmayı, “Tatbikatın amacı iki ülke askeri işbirliği çerçevesinde hava operasyonlarında persolenin planlama ve uygulamada eğitimi vebilgi ile tecrübe alışverişiydi” dedi.
Şanlı Spartalı adı 300 filminden mi geliyor
İSRAİL-Yunan ortak tatbikatına verilen “Şanlı Spartalı” adı, geçen yıl vizyona giren 300 Spartalı filmini hatırlattı. İran’ı çileden çıkaran filmde Sparta Kralı Leonidas komutasındaki 300 asker, Pers Kralı Kserkses’in devasa ordusuna direniyordu. Tahran, Perslerin “vahşi, cahil ve kan dökücü” Yunanlıların ise “cesur ve asil” olarak gösterilmesine çok kızmıştı.
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=9236952
Ve…
Son olarak…
Kitabın adı: Hayat Değiştiren 1001 Söz
Yazarı: Cengiz Erşahin
Tutku Yayınevi
9. Basım, Mart 2011
389 sayfa
Fiyatı: 5,95 TL
(…)
Sayfa 18:
“Sakin bir deniz hiçbir zaman usta bir denizci yaratmadı.”
İngiliz atasözü
(…)
Sayfa 24:
“Cesaret kas gibidir. Kullanıldıkça gelişir.”
Ruth Gordon
(…)
Sayfa 25:
“Cesaret sahibi adam, aynı zamanda inançla doludur.”
Marcus Cicero
(…)
Sayfa 107:
“Dağı yerinden oynatan adam, işe ufak taşları atmakla başlar.”
Çin atasözü
(…)
Sayfa 108:
İlkbaharda çiçek açmayan ağaç, sonbaharda meyve vermez.”
İngiliz ataösüzü
(…)
Sayfa 137:
“Sabırlı adam, iğne ile kuyu kazar.”
İtalyan atasözü
(…)
Sayfa 140:
“Sabır, kendi içinde acı çekmek demektir.”
Mahatma Gandhi
(…)
Sayfa 143:
“Damlayan su taşı deler. Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.”
Latin özdeyişi
(…)
Sayfa 160:
“Ölmek hiçbir şeydir. Asıl yenik ve şerefsiz yaşamak, her gün ölmek demektir.”
Napolyon
(…)
Sayfa 139:
“Bir ülkede akıl ve sanattan çok, servete değer verilirse, bilinmelidir ki, orada keseler şişmiş, kafalar boşalmıştır.”
Büyük Frederik
(…)
Sayfa 282:
“Bazıları bilgi güçtür derler ama bu doğru değil, karakter güçtür.”
Shri Sathya
(…)
Sayfa 137:
“Karaktersiz adamın en önemli özelliği, hüküm vermede adalet eksikliğidir.”
Goethe
Ezcümle:
“Et’tekrare ahsen, velev kaane yüz seksen / Tekrar güzel şeydir, yüz seksen kere olsa bile”…
Franklin Roosevelt:
“Bir çıngıraklı yılanın sizi sokmak üzere olduğunu gördüğünüzde, onu ezmeden önce sizi sokmasını beklemeyin.”
Türk atasözü:
“Kurt köyünü değiştirir, huyunu değil!”
Rus atasözü:
“Eğer omlet yapmak istiyorsan, birkaç yumurta kırmak zorundasın!”
Fransız atasözü:
“Yüzeyde hazine bulamazsın!”
İtalyan atasözü
“Ata kibirli binen, eve yürüyerek döner!”
William Bayliss:
“Eşeğe binip hava atan, ata binerse aklını kaybeder.”
Buddha:
“Bir sürahi damla damla dolar!”
Hepsi ve daha ötesi şimdilik kaydıyla budur.
Nokta.
.
11 Nisan 2017

@Hayrullah Mahmud

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!