KAZA MI, CİNAYET Mİ?

KAZA MI, CİNAYET Mİ?

Bilip de bildiğini yazmayan şerefsizdir!

04.12.2012 Salı günü, Şile ilçesinin on mil kadar açığında, doğu kesiminde  Volgo Balt-199 adlı kuru yük gemisi alabora olarak battı.

Batan gemi ‘nehir tipi’ bir gemi, aslında açık denize uygun da değil; üstelik yaşlı. Şile’nin on mil açığında, sekiz şiddetinde fırtınaya yakalanıyor. Karadeniz gibi fırtınaları meşhur bir denizde, üstelik kış ayında, bu poyraz fırtınasına dayanması mümkün değil. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün radarında saat 10.07 de görülüyor, bir dakika içinde de kayboluyor. İmdat çağrısı bile yapmaya fırsat bulamadan alabora olup batıyor. 12 mürettebatı denize düşüyorlar. Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlı KIYEM-1 ve KIYEM-4  tahlisiye botları ile Kurtarma-4 römorkörü Ukraynalı üç denizciyi sağ olarak kurtardı, bir denizcinin ise cesedi bulundu.

 

Daha sonra üç denizcinin daha, Şile açıklarında sal üzerinde bulundukları haberi geldi.

O sırada Şile Mendireği’nde demirli bulunan, on metre boyunda, esasen yaz aylarında meydana gelebilen boğulma tehlikesi vakalarında kullanılan bir kurtarma botu vardı.

Botta Rıfkı kaptan ve üç tayfadan oluşan personel bulunuyordu.

 

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nün Meclis-i Mebusan Caddesi, Salı Pazarı semtindeki denize nazır dört katlı binasının dördüncü katındaki genel müdürlük odasındayız. Genel md. Salih Orakçı, enspektörler xxxx  xxxxxxx  ve xxxxx  xxxxxx  karşı görüş bildirmelerine rağmen, sal üzerinde oldukları ihbar edilen  batık gemi mürettebatını kurtarmak amacıyla Şile’deki botun devreye sokulmasını emrediyor. Emir, enspektör tarafından Rıfkı kaptana ulaştırılıyor.

 

Tecrübeli bir denizci olan Rıfkı Kaptan, Şile’deki hava ve deniz durumunu özetledikten sonra,bu küçük kurtarma botu ile on mil açıkta olan batık gemi personeline yardım etmek şöyle dursun, mendirekten dışarı bile çıkılamayacağını anlatıyor. Ama, dinletemiyor; çaresiz halat çözüyorlar. Şile mendireğinin açık denize çıkan ağzına geldiklerinde, denize çıkmanın imkansızlığını bir kez daha görüyor ve limana geri dönüp halat  bağlıyorlar.

 

Yine Gn.Md. Salih Orakçı’nın odasındayız; Salih Bey öfkeli, ateş püskürüyor, yeniden denize açılması için Rıfkı Kaptan’a baskı yapılıyor. Kaptan, elverişsiz hava ve deniz koşulları tutanağı düzenleyerek emri yerine getirmeyeceğini kesin bir şekilde enspektöre bildiriyor. Haber Salih Orakçı’ya iletiliyor, müdür bey bu kez kuduruyor ve yüksek sesle ‘Eğer emri  yerine getirip denize çıkmıyorlarsa, derhal istifalarını yazıp önüme getirsinler’ diyerek bağırıp çağırıyor ki sesini dördüncü katta çalışan tüm kurum personeli işitiyor.

 

Gn. Md  Salih Orakçı  kararlı ve ısrarlı, o gün görevde olmayan kaptan Cemil Özben (52)telefonla aranıyor, Şile’ye gitmesi ve botla açılması talimatı veriliyor. Cemil Özben iki ay sonra emekli olacak, gitmek istemiyor ama, bu yüzden emeğine bir halel gelmesinden de çekiniyor  ve yola koyulup Şile’ye gidiyor.

 

Botun başına giden Kaptan Cemil Özben, yağcı denizci Turgay Sarıboğa, çarkçı  Mehmet Genç ile denizci Ahmet Kasarcı’yı da yanına alarak halat çözüyor. Karadeniz azgın, fırtına 6-7 şiddetinde devam ediyor; can yeleklerini giyip on metre boyundaki bota yol veriyorlar.

 

Bu sırada, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü personeli ayakta; Genel Müdür Salih Orakçı hariç hiç kimse botun denize açılmasına razı değil. Enspektörler, Salih Orakçı’yı düpedüz intihar anlamına gelen bu ölümcül kararından döndürmek için boşuna çabalıyorlar. En nihayet,  ‘insanları bile bile ölüme gönderiyorsunuz’ diye bağırarak Salih Orakçı’ya  isyan ediyorlar.

 

KIYEM-7 adlı kurtarma botu küçük, teknik olarak azgın denizle mücadele edecek vasıf ve özelliklere de sahip değil. Mendirekten açık denize çıkıyorlar, tekne mendirekten henüz beş metre bile açılamadan sol tarafından kuvvetli dalga alıyor, hafif olduğu için pervanelerin su teması kesiliyor; bu yüzden su türbülansı ile çalışan motoru duruyor ve kontrolden çıkarak mendireğin kayalıklarına doğru sürükleniyor. Teknenin kayalara çarpıp parçalanacağını anlayan Ahmet Kasarcı baş taraftan kayalıklara atlıyor. Mendirekte olayı izlemekte olan balıkçılar ip atıp bulunduğu yerden yukarı çekiyorlar. Öteki personel kayalıklara çarparak parçalanan tekneden denize düşüyor; Turgay Sarıboğa ile Mehmet Genç bir daha su üzerinde görünmüyorlar.
Kaptan Cemil Özben ise kıyıya yakın su üstüne çıkmayı başarıyor, azgın dalgalar onu kayalara çarpıyor. Bir aralık kayaya tutunuyor. Fırtına yüzünden mendirekten çıkamayan teknelerin balıkçıları, kayaya tutunmuş olan Kaptan Cemil Özben’i karaya çıkarabilmek için 15-20 kişilik bir insan zinciri oluşturuyorlar. Zincirin ucunda bulunan Mümin Akgün(24),  Cemil Özben’in elini tutup çekmeye çalıştığı sırada büyük bir dalga geliyor ve denize düşüyor. Aynı anda Cemil Özben de gelen büyük dalgaya yenik düşüyor ve gözden kayboluyor. Dört denizci azgın dalgalar arasında yitip gidiyorlar…

 

05.12.2012 günü öğle saatlerinde Cemil Özben’in ve Turgay Sarıboğa’nın cesetleri mesai arkadaşı olan bir balık adam tarafından bulunarak otopsi için morga kaldırıldı. Kaptan Cemil Özben’in kol ve bacaklarında, göğüs kemiklerinde çokça kırık oluştuğu anlaşılmış. Turgay Sarıboğa’nın bir bacağı kopmuş ve kafa derisi yüzülmüş.

 

Dün (06.12.2012) iki denizci, mesai arkadaşlarının geniş katılımı ile toprağa verildiler.

 

Binali Yıldırım yalan-yanlış beyanat vererek kamuoyunu yanıltıyor. KIYEM-7 Personelini bile bile ölüme gönderen Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Salih Orakçı ise sorumluluğu üzerinden atmak için yalan beyanda bulunuyor. Kaptana baskı yapıldığı gerçeğini gözden kaçırmak için dikkatleri başka yönlere çekiyorlar. Malum medyanın yalaka gazetecileri, çanak sorular hazırlamışlar, soruyorlar.  ‘Bot personeli can yeleği giymeden denize çıkmış, doğru mu?’ diyorlar, hemen tasdikliyor ve bu kaptanın sorumluluğu diyor. Sonra da büyük bir ustalıkla rol yapıyor ve ‘dokunmayın benim aslanlarıma’ diyerek  güya kaptanı kanatları altına alıyor.

 

Bu yakıştırmanın külliyen yalan olduğu ise kazadan sağ kurtulan Ahmet  Kasarcı’nın ifadesiyle anlaşılıyor. Kasarcı “…eğer can yeleğim olmasaydı ben şimdi burada olamazdım…” diyor.

Can yeleği giyilmiş, ama kazazedeler azgın dalgalar tarafından kayalara çarpılmışlar; can yelekleri patlamış, hiçbir işe yaramıyorlar. Sağlam olsalar bile o şartlarda can yeleği tek  başına hayat kurtaramaz.

 

Yukarıda okuduklarınızın hepsini, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan bir arkadaşım anlattı. Kurumdan iki ay önce emekli olan xxxxx  xxxxx ile birlikte katıldıkları cenaze merasiminde konuşulanlar orada (aralarında) kaldı. Dört  personelini göz göre göre ölüme gönderen Salih Orakçı, hiç utanmadan demeç veriyor. Bu tür kazalar denizcilerin kaderinde varmış; yani suçlu o değil de kadermiş. Şile Cumhuriyet Savcılığı soruşturma açmış. Şile’de olup biten belli; bence sonuç da belli. Suç, hava ve deniz koşulları ile Kaptan Cemil Özben’in sırtına yüklenip dosya kapatılacak. Görevini kötüye kullanıp denizcileri zorla ölüme gönderen genel müdür soruşturma açılması gereken tek kişidir. Salih Orakçı  bu suçunun cezasını mutlaka çekmelidir. Bu yazıyı ihbar kabul edecek cumhuriyet savcısına xxxx şeklinde gizlediğim adları vermeye hazırım, bu  kişilerin ifadesine başvursun, gerçeği ortaya çıkarsın, adalet yerini bulsun.

 

  • fatma gürman
  • 12.12.2012 09:11:00
  • sn.kıymet nadir bindebir yazmış olayı…tsk yurt içi uzmanlık görevlerinden uzaklaştırılıyor…zor yetişen uzmanları, iyi eğitim görmüş, zor işler, kötü günler için hazırlanmış değerli elemanları ile birlikte hristo-judaik dünya merkezinin gerekli gördüğü yerlerde çalışmak üzere yurt dışı görevlere doğru kaydırılıyor…ve bu yavaş yavaş alıştıra alıştıra yapılıyor…yurt içinde, kuran kursları gözüpek işinin ehli, becerikli, makamına layık elemanlar yetiştirene kadar daha çok öye kaza-kader-kısmet nutukları duyar ülke…türkleri kendilerine ait olan herşeyden uzaklaştırdılar en sona tsk’yı bıraktılar…başı fesli arapça/farsça kırması bir dil konuşup araya türkçe birkaç kelime sıkıştırıp ben şeriatcı bir türk milliyetçisiyim diyen yani ne dediğinden haberi olmayan foreign ofis yetiştirmesi adamların seminerlerinde yetişemez deniz facialarında etkin olacak kurtarma ekipleri…daha çok yaşayacağız böyle cinayetlere yol açmaları…dağda-kırda-bayırda-şehirde-denizde-havada…hristo-judaik batı, türklerin kurduğu ama dönme ve devşirmelerin eline geçerek kenara itildikleri osmanlı’ya karşı başının çaresine bakmak zorunda kalınca icatlar ve keşifler dönemini başlattı, yeni biçimler, yeni içerikler, yeni bilgiler, yeni topraklar edinerek oralardaki insanların bilgilerini, tekniklerini, inançlarını, hazinelerini alıp kendi hazinesine yığıp asıl sahiplerini ise öldürerek, vahşi diye itibarsızlaştırarak hükümsüzleştirdi ve dünyanın efendisi olma yolunu açtı kendi kendisine…bu batı’ya karşı yenildi osmanlı…osmanlı sultanını, saltanatını ve hilafetini terke mecbur eden bu batıdır…kuva-ı milliye, mustafa kemal ve arkadaşları türklerin, arta ne kaldıysa onu toparlayıp, birleştirip kalanın üstünde yeniden ve yeni ilkelerle bir yaşama alanı kurma arayışıdır…son 90 yıllık bu mücadele batı karşısında başının çaresine bakabilecek bilgiler, teknikler, beceriler geliştiremedi…bat’ının silahları ile batı’ya karşı başımızın çaresine bakamayacağımız açıktı ama inatla bu denendi…türkiye’ye özgü-türklere özgü birşey geliştirmeli idik…bunu söyleyenlerin kıçına teneke bağlandı bu ülkede hem sağ kanattan hem sol kanattan…bunu yüzümüze vurduklarında şimdi kızmaya hakkımız yok…denedik ama başaramadık, üzgünüz…bugün artık bu ülke örgütlü dincisi-kürtçüsü-kincisi ile hep birlikte hristo-judaik batı’ya tam teslimdir…türkler bir daha deneyeceklerdir kendilerine bir yüzyıl seçip onu altlarına çekerek üstünde bir yuva kurmayı çoluk çocuğunu besleyip atatalarına ve torunlarına bir yurt açmayı, er veya geç eğer hala varlarsa ve hatırlıyorlarsa türk olduklarını…ölümsüzlük akıp giderken sularda kıyıda oturmuş ağını suya atmış yalnız birinin tüten ocağını görüyorsanız orda bir türk vardır, başının çaresine bakarak hayatta kalmaya devam ediyordur ve hatırlıyordur….bütün mesele budur…yaşamak ve hatırlamak…
  • nhızal
  • 11.12.2012 18:43:30
  • şilede çarpan botun parçaları kıyıya vurmaya başlamış.
  • Güner-İzmir (Misafir)
  • 09.12.2012 14:16:24
  • İnsan üzüntüden,sıkıntıdan kitlenip kalıyor.Türkiye ;aynı o bot gibi dalgaların kayalara vurduğu bir ülke,o botun içinden azgın denizin içine düşenler de Türk Milleti.Kolumuz ,başımız koparak boğulmamıza az kaldı.Karanlığımıza mı üzülelim yoksa şehitlere mi?Bizleri aydınlatan yazar arkadaşa teşekkür ederken,görevleri başında şehit olan denizcilere rahmet dilemek istiyorum.
  • Zalim Şevki
  • 09.12.2012 12:47:08
  • Tek yetenegi kacak sucuk yapmak olan birini tutupda ülkenin basina Basbakan yaparsak, Diger bademleri böyle mefkilere getirip hergün güzel ölümleri izleriz.
  • 06 anka
  • 09.12.2012 12:41:06
  • Amir yalnızca göze girmeyi düşünürse,ben paçamı kurtarayım da
    ne olursa olsun zihniyetinde ise olacağı budur!Liyakat,bence,
    çalışkanlık,iş becerisi,makamı temsil vb ile sınırlı olmamalı.Ekip
    çalışmasına yatkınlık,birlikte çalıştığı kişilerle ilişkileri de
    kapsamalı.İnsani özellikler,maiyetinde çalışanların makina
    olmadığının bilincinde olmak,olmazsa olmazlardan.
    Bir kişinin gereksiz işgüzarlığı,emrediyorum yapacaksınız
    ısrarı kaç cana neden oldu.Yazık!
  • Kıymet Nadir Bindebir (Misafir)
  • 09.12.2012 12:11:42
  • Bu işler Sahil Muhafaza’nın TSK’dan alınıp Kıyı Emniyeti adıyla polise bağlanmasının sonuçları. Ehliyet liyakat…
    Deniz Çalışanları Derneği Başkanı “ORADA SAT KOMANDOLARI OLMALIYDI Kurtarma yapacak kaptanın ticari eğitim alması yeterli değil. Özel eğitim alması gerekiyor. Bizde SAT komandolarının yapacağı bir şeydir. Kıyı emniyetinde çalışanların vücutları da kurtarma operasyonuna uygun değildir. SAT komandosu ile emekliliği gelmiş bir kişinin vücut yapısı aynı olabilir mi? Kıyı Emniyeti kurtarma operasyonu yapabilir ama bu koşullarda değil” diyor.

    http://www.habererk.com/haber/35771/cemil-abinin-ne-isi-var-orda.html

    Ölenler AB Müktesebatı numarasıyla TSK’ya vurulan darbenin, TSK’nın sınır koruma görevinin Emniyet’e devredilmesi olayının kurbanlarıdır.

  • fehimli mestan
  • 09.12.2012 10:16:09
  • Yetkili makamlara işinin ehli olmayan adamları yerleştirdiler, bizden olsunda ne olursa olsun, liyakat önemli değil. Koltuğa güç veren adamlar değil bunlar, gücünü oturtulduğu koltuktan alan adamlar. İnsana sinek kadar bile değer vermeyen yaratıklar. Sn. Şaman, kafamda yaptığım değerlendirmeyi doğrulayan yazınız için teşekkürler. Ölenlere rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum. 🙁 (not:site yine teklemeye başladı)
  • as
  • 09.12.2012 08:19:12
  • teşekkürler şaman dost bu bilgiler için….hepimizin tahmin ettiği gibi olmuş ölümler…pisi pisine olmuş ölümleri….nasıl sinsi bir baskı var toplum üzerinde, ve hala anlamıyoruz….sabri orakçı nam lale, kimbilir hangi bademin bir yakınıdır, adam gibi adam olsa, o makamı hakeden biri olsa, böyle emir verebilir miydi……
    uyuyabiliyor mu bu tarz adamlar, nasıl bir şey bu ya…….
  • Tonguc
  • 09.12.2012 02:42:39
  • Hayyy hakkk!
  • fatma gürman
  • 09.12.2012 01:46:05
  • doğuda olsa bu hadise kan davası başlatırdı, ölenlerin aşireti ve emri veren o genel müdürün sülalesi kururdu…ama batıda olduğu için sümen altı olacaktır dava…ölen vatandaşlar öldükleri ile kalacaklar…allah yakınlarına sabır versin…olacaklar ; genel müdür ödüllendirilecektir bu başarısından dolayı…eksilen personelin yerine mahalli akape teşkilatının önerdiği kişiler istihdam edilecektir, bu da akape’ye mahalli seçimlerde artı oy olarak dönecektir, genel müdür sayesinde…
  • A.Tamtürk
  • 09.12.2012 01:27:10
  • Hızlandırılmış tren, ilk seferine çıktı

    Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, bundan sonraki yeni sloganlarının, “Hızlı tren gelir, hiç de geç kalmaz” olacağını söyledi.

    Hızlandırılmış trenin ilk seferi nedeniyle Haydarpaşa Garı’nda düzenlenen törende konuşan Yıldırım, bir haftadır denemeleri yapılan hızlandırılmış trenlerin yolcularıyla seferlerine başladığını belirterek, “İstanbul’dan Yakup Kadri, Ankara’dan Yahya Kemal ekspresleri, demiryolları tarihinde yeni bir sayfanın açılmasına neden olacaktır” dedi.

    Törende “Kara Tren” adlı türküyü söyleyen Özhan Eren’e seslenen Yıldırım, şunları kaydetti: “Kara Tren türküsü artık bir nostalji olarak trenlerde dinlenmeye devam edecek. Ancak bundan sonra yeni sloganımız; ‘Hızlı tren gelir, hiç de geç kalmaz’ olacaktır. Sizden ricam, buna uygun bir beste ve güfte hazırlayarak, demiryollarımız için yeni bir türkü yapmanızdır.”

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, hükümet kurulduğundan beri demiryollarına büyük destek verdiğini anlatan Yıldırım, “demiryolcular”ın da bu destekten aldıkları güçle gece-gündüz, canla başla çalıştıklarını söyledi.

    Yoğun çalışmalar sonucu 100 günde Ankara-İstanbul arasının 7.5 saatten 5 saate indirildiğini belirten Yıldırım, çalışmaların sürdüğünü ve 2005 yılında 5 saatin de 3 saate indirileceğini kaydetti.

    TCDD GENEL MÜDÜRÜ KARAMAN

    TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman da Türkiye’de demiryollarının artık bir devlet politikası haline geldiğini belirterek, 150 yıllık demiryolu tarihinde ilk defa trenlerin saatte 150 kilometre hıza ulaştığını ve ilk defa İstanbul-Ankara arasının 5 saate düştüğünü bildirdi.

    Bundan dolayı çok sevinçli ve gururlu olduğunu dile getiren Karaman, demiryollarının Hükümet’ten aldığı destekle 50 yıllık makus tarihinin kabuğunu kırmayı başardığını söyledi.
    Törene, İstanbul Valisi Muammer Güler, Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, TCDD yetkilileri ve vatandaşlar katıldı.

    ************************************

    Hükümetin şovu facia getirdi

    Uzmanların defalarca uyarılarına rağmen demiryollarında gerekli tedbirleri almayan AKP Hükümeti’nin popülist uygulamaları, onlarca kişinin yaşamına mal oldu. Sakarya’da meydana gelen katliam gibi kazada, 36 kişi öldü, 80’i aşkın kişi de yaralandı.

    SAKARYA

    Sakarya’nın Pamukova İlçesi yakınlarında İstanbul-Ankara seferini yapan ve içinde 9’u personel 243 kişinin bulunduğu bildirilen ‘Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ isimli hızlı trenin önceki akşam raydan çıkması sonucu meydana gelen kazada, 36 kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı. Trenin raydan çıkmasıyla 4 vagon devrildiği öğrenilirken, kazada yaşamını yitirenler ambulanslarla hastane morglarına yaralılar ise Sakarya, Bilecik ve Pamukova hastanelerine kaldırıldı. Tren kazasında ölü ve yaralı sayısı konusunda ise çelişkili rakamlar gündeme geldi. Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Necdet Ünüvar 100’ü aşkın kişinin öldüğünü açıklarken, Ulaştırma Bakamlığı hayatını kaybedenlerin sayısının 36 olduğunu ileri sürdü.

    Kaza ilgili olarak, Türkiye Devlet Demiryolları’ndaki kadrolaşma çalışmaları ve bu alandaki popülist uygulamaları nedeniyle AKP Hükümeti’ne toplumun çeşitli kesimlerinden tepki yağdı. Hele bir de kaza geçiren ve İstanbul-Ankara arasını 5 saatte alacak hızlı tren seferlerinin 4 Haziran tarihinde, hareket memuru şapkası giyen AKP Hükümeti’nin lideri Başbakan Erdoğan tarafından başlatılması ve trenle Pendik’e kadar yolculuk yaparken, ‘Gayet iyi bir yolculuk oldu’ demesi, Başbakanı tepkilerin odağı haline getirdi.

    Uzmanlar: Kazaya davetiye çıkarıldı

    Ankara-İstanbul arasında 4 Haziran’da sefere başlayan hızlandırılmış trenin raydan çıkmasıyla yaşanan elim kazanın, teknik yeterlilik konusunda uzmanların uyarılarının dikkate alınmaması nedeniyle çok önceden adeta ‘geliyorum’ dediği ortaya çıktı. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği öğretim üyesi Prof. Dr. Aydın Erel, hızlandırılmış trenin gerekli teknik yeterliliğe sahip olmadığını belirterek, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’dan, önlemler alınana kadar treni seferden kaldırmasını istemişti. Prof. Dr. Erel, 6 Temmuz’da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenen 10’uncu Ulaştırma Araştırma Konferansı’nda ‘Ana yurdun dört baştan demirağlarla örülmesinden bu yana demiryolu alanında alt yapı çalışması yapılmadı. Demiryollarının alt yapısı hızlandırılmış trenlere uygun değil. Hız yüzünden, raylar bozulacak ve hızlı trenler masraf çıkaracak. Rayların doğrultusu ve hat genişliği bozulacak, yol eğrileşecek, tren yolunda çökme olacak. Önlemler acilen alınmazsa, trenin yoldan çıkması şeklinde kazalar olacaktır. Hızlı tren güvenli değil. İstanbul Ankara arasını 5 saatte geçmek için 160 km hıza ulaşan trenin kaza yapma olasılığı yüksek. Böyle bir durumu olan trene asla binmem, sevdiklerimin binmesine de izin vermem!’ diye konuşmuştu.

    İTÜ Ulaştırma Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Gerçek de, yaşanan tren faciasıyla ilgili, ‘Ankara-İstanbul arası hattın üst yapısı, ray, demiryolunun fiziki ve geometrik özellikleri uygun değilse hız yapılmasının riskli olabileceğini söylemiştik. Bu risk ne yazık ki gerçekleşti’ dedi.

    Söz konusu tren kazayla ilgili olarak Birleşik Taşımacılık Sendikası’nın (BTS) genel merkezinde çeşitli oda, dernek ve Sivil Toplum Kuruluşu (STK) temsilcileriyle basına açıklama yapan Genel Başkan Fehmi Kütan ise kazaya ilişkin değerlendirmesinde hükümeti “duyarsızlık ve bilim dışı hareket etmekle” suçladı. Hızlı tren seferlerinin gündeme getirildiği ilk günden itibaren eleştirilerini dile getirdiklerini belirten Kütan, “Ancak TCDD ve AKP hükümeti bize kulaklarını tıkadı. Gerekli uyarıları kendilerine anlatmaya çalıştık. Altyapı hazırlanmadan yola çıkacak olan trenlerin faciaya yol açacağını söyledik, dinlemediler” dedi. Kütan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genel müdürümüz (ben yaparım) efelenmesiyle hareket etti ve inat uğruna trenler sefere konuldu. Tren kazasının sebebi bizzat “hızlı tren”dir. Altyapıyı hazırlamayıp sadece trenin hızını artıranlar, bu uygulamaya da (hızlı tren) adını koymuştur. Dün akşam yaşanan kazanın ortaya çıkmasanın sebebi de budur. Açıkça, kazaya ve faciaya davetiye çıkarılmıştır.” Basının da bu kazada sorumluluğunun olduğunun altını çizen Kütan, uyarı ve eleştirilerine yayınlarda yer verilmediği ve görüşlerinin kamuoyuyla paylaşılmadığını söyledi. Kütan, açıklanan ölü sayısının da daha fazla olduğunu iddia etti.

    ‘Deliller ortadan kaldırıldı’

    Basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan BTS Genel Başkanı Fehmi Kütan, “Yaptığı her işte, AB’yi örnek gösteren hükümet, AB ülkelerindeki bakanları örnek almalı. Böyle bir kaza hangi AB ülkesinde olursa, sorumlular gereğini yerine getirirdi. Biz de sorumluların gereğini yerine getirmesini istiyor ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın istifa etmesini istiyoruz” dedi.

    Öte yandan, meydana gelen kaza sonrası çeşitli sivil toplum kuruluşları da tepkilerini dile getirdi. Hizmet-İş Sendikası Genel Başkanı Mahmut Arslan, ulaşım güvenliğinde öncelikle sağlam altyapı üzerinde durulması gerektiğini söyledi.

    Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Aksu, Türkiye Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası (Dev-Maden-Sen) Genel Başkan Vekili Tayfun Görgün ve DİSK’e bağlı Genel-İş Yönetim Kurulu da, kazasıyla ilgili olarak, “Meydana gelen ‘kaza’, ne görünmez kazadır, ne de sebebi anlaşılmayacak kadar karanlıktır. Yüzden fazla insan AKP’nin popülist politikalarına bile bile kurban edilmiştir” açıklamasını yaptılar.

    Makine Mühendisleri Odası (MMO) Başkanı Emin Koramaz ise hızlandırılmış tren kazasında, enkazın bağımsız bir heyet oluşturulmadan kaldırılmasının, delillerin ortadan kaldırılmasına dönük olabileceğini söyledi.

    Bu arada KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) ile TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, Makine Mühendisleri Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubeleri, de hızlandırılmış tren kazasında sorumluluğun Başbakan Erdoğan, Ulaştırma Bakanı ve TCDD Genel Müdürü ile yöneticilerinde olduğunu kaydetti.

    Kaza hükümetin sorumsuzluğu

    SHP Lideri Murat Karayalçın da, Sakarya’da meydana gelen hızlı tren faciasının sorumlularının gözaltına alınarak yargılanması gerektiğini belirtirken, “Bu seferin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu adıyla değil, Binali Yıldırım adıyla alınması daha yerinde olur” dedi. ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Haydar İlker ise tren faciası sorumlarının derhal istifa etmesi gerektiğini kaydetti. Meclis’te grubu bulunan Anamuhalefet partisi CHP, hızlı tren faciasını Türkiye Meclisi’ne taşıdı. CHP Antalya Milletvekili Osman Kaptan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ı önceki dönemde mevcut sistemle hızlı trenin çalışamayacağına ilişkin raporları kamuoyuna açıklamaya çağırdı. Kazayla ilgili olarak gözaltına alınan tren görevlileriyle görüşmek üzere Pamukova İlçe Jandarma Komutanlığı’na giden, ancak görüştürülmeyen CHP lideri Deniz Baykal da, “Görüşmenin sakıncalı olabileceğini düşünmüş olabilirler” diyerek, “Ama biz, Van Emniyet Müdürlüğü’nü basıp, eroin kaçakçılığından tutuklanmış olan oğlunu almaya çalışan eski milletvekili değiliz. Burada herkesi derinden yaralayan kazayla ilgili olarak doğru bilgileri araştırmak istiyoruz. Bu konunun acilen aydınlatılması gerekiyor” diye konuştu.

    Saadet Partisi (SP) Genel Başkan Yardımcısı Mete Gündoğan da tren kazasından hükümeti sorumlu tutarak, “Eğer AB ülkesi olsaydık, siyasi projesi bu şekilde biten bir başbakan istifa ederdi. Bu millet, AB aşamasında aynı siyasi duyarlılığı mevcut yapıdan da beklemektedir” dedi.

    ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas ise hükümetin kadrolaşma uğruna teknik bilgilerden yoksun deneyimsiz kişileri iş başına getirerek kazanın zeminini hazırladığını belirterek, “Buraların belediye otobüs işletmesi olmadığını sayın Başbakan acaba kaç kişi daha kazaya kurban verdikten sonra öğrenecektir” diye sordu. Nas, yapılan uyarılara rağmen, “Ben yaptım oldu” anlayışıyla sistemin dayanıklılığı, rayların hızı geçit verip veremeyeceğinin dahi ölçülmeden meydanlarda alkışlarla büyük bir şov yapılarak hayata geçirildiğini hatırlatarak, “Hızlı tren macerası da böyle fiyaskoyla neticelendi” diye kaydetti. “Bir şov uğruna büyük faciaya neden olan başta hükümetin ve özellikle ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım’ın derhal istifa etmesi gerektiğine inanıyoruz” diyen Nas, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Dünyanın her yerinde olur” sözlerine de tepki gösterdi.

    Erdoğan: “Haddinizi bilin!”

    Ancak tüm bunlara rağmen başta Başbakan Erdoğan olmak üzere hükümet yetkilileri sorumluluğu kabul etmekten kaçınırken, bu yönlü görüşlere de tehditvari bir üslupla karşılık verdiler. Gazetecilerin 36 kişinin öldüğü Sakarya-Pamuova’daki hızlı tren kazası dolayısıyla Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın istifa edip etmeyeceği yolundaki sorusuna Erdoğan, “Siz hangi gazetedensiniz?” sorusuyla karşılık verdi. Radikal Gazetesi muhabirinin kendini tanıtmasının ardından, “Çok radikalsiniz” diyen Erdoğan, “Soru sormak çok önemli de sorunun şekli de çok önemli. Bu en son sorulacak soru. Haddinizi bilin” şeklinde yanıt verdi. Daha önceki benzer olaylarda hiçbir bakanın istifa etmediğini söyleyen Erdoğan, olaya “ideolojik yaklaşılmamasını” istedi.

    TCDD Müdür Vekili: “Her şey Allah’tan”

    AKP’nin kadrolaşma çalışmalarının sonucu olarak göreve getirilen TCDD Genel Müdür Vekili Ali Kemal Ergüleç ise kazayı, “Her şey Allah’tan” şeklinde değerlendirdi.

    Ölü ve yaralıların kimliği

    Başbakanlık Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, Sakarya’daki tren kazasında 36 kişinin yaşamını yitirdiğini, 81 kişinin de yaralandığını bildirdi. Yaşamını yitirenlerden 31’inin kimlikleri tespit edilirken, 5 kişinin kimlik tespit çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

    Hayatını kaybedenlerden kimlik tespiti yapılanların isimleri ise şöyle: “Volkan Kutlay, Nevzat Çay, Arif Tınaz, İhsan Karadağ, İdris Nasareddin, Hala Nasareddin, Canan Sunal, Ülker Ünaldı, Muhammet Arifoğlu, Hıdır Tınaz, Refik Ağır, Gülnihal Günay Buchauer, Manfred Buchauer, Erol Kumlu, Fevziye Yerlikan, Coşkun Ertürk, Şaziye Çelik, Melik Aydın, Nusret Bakın Barın, Suphi Yalçınkaya, Feraha Doğramacı, Ümit Şengörür, Nazlı Tınaz, Serpil Aktüzün, Yavuz Aydın, İrem Candan, Aysun Kozanoğlu (Tüylü), Manar Nasireddin, Ercan Keklikci, Ahmet Ziya Dinç ve Mısra Tınaz.

    ***

    Veeeee…

    Suçlu bulundu:

    MAKİNİST!

  • nhızal
  • 09.12.2012 01:13:53
  • denizcilik bakanı binali yıldırım da o denizcileri kimse zorla göndermemiş,görev aşkıyla gitmişler. bu tür olaylarda böyle üzücü olaylar olabilir. dedi.
    tabi bu olay geçen yıl erzurum aşkaledeki gölde boğulan tedaş görevlilerini hatırlattı.o işçileride kimse göndermemişti kış günü buz gibi suda hemde akşam olmak üzereyken botla göle açılmaya zorlamamışlardı. onlar illede biz bi rkoşu gidip gelelim diyerek yetersiz araçla gittiler.
    tabi o olaydada kimseye bir şey olmadı.
    bu gibi durumlarda ölüm onların kaderişnde vardır.
    ama nedense bu insanları ölüme gönderen hayvanların kaderinde soruşturma açılma bedellerini ödeme hiç yok. yaptıkları yanlarında kalıyor. hiç böyle bir son yok. nasıl bir kader bu.
    ösym deki yolsuzluklatdan sonra yetkililerde orantısız bir zenginleşme tespit edilmiş.
    işte felek bu kimine kavun yediyor kimine kelek.kiminede su yutturuyor.
    öfkem onca büyükkü cümle kurmakta zorlanıyorum.naklen ölümlerini izledik.ve o it çıkıp arsızca konuşuyor. bence onun cezası,-şile bu belli olmaz yarın bir gün azgın dalgalar yine kayaları döver,işte öyle bir kavada kayalardan aşaüı sarkıtılmallı.
  • Tonguc
  • 09.12.2012 01:02:29
  • Sn Saman Türksoy,

    bu son derece elim kaza hakkinda verdiginiz son derece ayrintili biligiler icin tesekkürler.
    Gazetelerdee bile dogru dürüst ve hakettigi bir oranda yerini bulmayan bu haberi paylastiginiz icin tekrar tesekkür ederim.
    Salih Orakci ismi, gün olup devran dönünce hesap sorulacaklar listesine dahil olacaktir, eminim.
    Hak yerini bulacaktir!