‘Türkçe sözlü Arapça şarkılı’ mı olsun?

‘Türkçe sözlü Arapça şarkılı’ mı olsun?

ozince

13 Kasım 2013 akşamı bir televizyonda Mümtaz Soysal ile Baskın Oran’ı bir tartışma programında gördüm. Baskın Oran, gene “Türk olmayanları incitmemek, kafalarını attırmamak için”, Türk sözcüğü yerine Türkiyeli sözcüğünün kullanılması gerektiğini tekrarlayıp duruyordu. Bu konuda kendisiyle “36 Kısım Tekmili Birden” tartışmıştık. Baskın Oran’ı bu konuda ikna edemezsiniz, çünkü söyleyecek başka bir sözü yok.

Mümtaz Soysal hocamız amma da değişmiş, dağların kartalı beyaz bir güvercine dönüşmüş. Baskın Oran otuz yıl önce eline geçecekti ki… Öğrencisinin saplantılı huyunu bildiği için idare etti.

Baskın Oran’ın monoloğunu dinlerken aklıma biraz sonra okuyacağınız, “Türkçe Sözlü Arapça Şarkılı” (Hürriyet, 10.10.2003) başlıklı yazım geldi. Okuyalım. Yer kalırsa altına bir şeyler eklerim.

‘Türkçe sözlü Arapça şarkılı’

1950’lerde özellikle açık hava sinemalarında Yusuf Vehbi, Abdülvehab, Behiyye Şıkşık, Tahiyye Karyoka gibi oyuncu-şarkıcı ve dansçıların başrollerini oynadığı Mısır filmleri gösterilirdi. Filmin afişleriyle bezeli kocaman bir panoyu sırtında taşıyan tellâl sokaklar boyunca bağırırdı: “Aşkın Gözyaşları! Türkçe sözlü, Arapça şarkılı…”

***

“Türkiyeli” tanımlaması damdan düşmeden önce edebiyat dünyasında Türkçe şiir, Türkçe edebiyat gibi kavramları kullananlar, genelleşmesi için çaba gösterenler vardı. Bu zorlamalarla edebiyat dünyası güya demokratikleştiriliyordu. Bunların dışında Türkiye Şiiri, Türkiye edebiyatı deyişlerine de rastladığımız oldu. Böylece, Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak Türkiye’nin çok kültürlülüğü vurgulanmış oluyor(du). Vurgulanan ne şu ne bu! Türkçeyi yazınsal ifade aracı olarak kullanan her yazarın Türk kökenli olmadığına ya da kendini Türk saymadığına dikkat çekilmek isteniyor(du).

Edebiyat ortamı toplumun başka ortamlarına benzemez. Bir devletin vatandaşı olmanın belgesi kimlik ve pasaporttur. Ama bu kimlik belgesi ve pasaport edebiyat ortamında geçmez. Bu ortamda yapıtınızda kullandığınız dil (lisan) geçerlidir; tanımlayan, belirleyen bu kimliktir.

***

“Türk” sözcüğünü “ırk” göstereni olduğu kaygısıyla ad ve sıfat olarak kullanmak istemeyenlerin içtenliğine inanmıyorum. Tam aksine üst kimliği reddetmek için seçilen Türkiyeli, Türkiye Şiiri, Türkiye Edebiyatı gibi zorlamalar, etnisite gösterenini aşıp alt kimlikle örtüşen ırkçı bir göstergeye dönüşmekte.

Kulaktan dolma yöntemiyle kendilerine örnek aldıkları “francophone” (Fransızca konuşan) sözcüğünün ne anlama geldiğine dikkat etmeliyiz: “Fransız olmayan, (belki) Fransa’da oturmayan ama Fransızca konuşan (yazan) kimselere frankofon denir. Anadili Fransızca olmayıp Fransızcayı yazınsal dil olarak kullanan yazarların edebiyatı da Fransa’da “Littérature francophone” olarak tanımlanıyor. Bu sınıfa giren yazarlar, genellikle Cezayir, Tunus, Fas gibi eski Fransız sömürgesi çıkışlı ya da denizötesi Fransız Toprakları’ndan gelen ve anadillerini değil de Fransızcayı edebiyat dili olarak kullanan yazarlar. Bunlara Lübnan ve Vietnam kökenli yazarlar eklenebileceği gibi (varsa) Fransızca yazan Türkler de eklenebilir. Ama Fransa’da doğup büyümüş, bütün eğitimini Fransızca yapmış ve yazın dili olarak Fransız dilini kullanan Bröton, Katalan, Bask, Korsika kökenli yazarlara frankofon yazarlar denemez, “Fransız yazar” denir.

***

Nereden bakarsak bakalım: Fransa ve Frankofon örneğini, Türkiye ve Türkofona çevirmemiz son derece güç. Ancak, bir başka devletin vatandaşı olup Türkiye sınırları dışında yaşayan ve Türkçeyi edebiyat dili olarak kullanan Türk kökenli (dilli) yazarların edebiyatına Türkofon edebiyat diyebiliriz.

Ama bu sözcüğü, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Türkçeyi yazın dili olarak kullanan ve kendini bir alt kimlikle (Yahudi, Kürt, Ermeni, Gürcü, Boşnak, Çerkez…) de tanımlayan yazarlar için kullanamayız.

Canları isterse kendilerini alt kimlikleriyle tanımlayabilirler ama yapıtlarını yazdıkları dilin edebiyatı ve o edebiyatın adı (Türk edebiyatı) kendileri istemese de onları da kapsar. Eğer alt kimlikleri kendileri için çok önemliyse o zaman o alt kimliğin diliyle yazarlar.

Örneğin Ermeni dilinin yaşayan en büyük şairlerinden olan değerli dostum Zahrad (Zareh Yıldızcıyan) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak İstanbul’da yaşamakta, şiirlerini Ermenice yazmakta ve bütün dünyada Ermeni şair olarak tanınmaktadır. Zahrad’ın Ermeniliği etnisitesinden değil kullandığı dilden kaynaklanmaktadır. Türkçe yazsaydı, Ermeni kökenine karşın Türk edebiyatının içinde yer alırdı (ki böyle yazarlarımız var).

***

Bir başka çarpıcı örnek: William Saroyan kimdir, Amerikan yazarı mıdır yoksa Ermeni yazar mıdır, yoksa Ermeni asıllı Amerikan yazar mıdır? Saroyan’a sonuncu tanım uyar.

Dikkat! Türkiye edebiyatı, Türkçe edebiyat, Türkçe şiir gibi tanımlar kullanmak edebiyatın dille ilişkisinin reddi anlamına gelir. Kimsenin paşa gönlü için ne dilin doğası ne de uluslararası kural ve töreler zorlanır. Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık numarasına sahip birini Türkiyeli olarak tanımlamak hem dil bilincinden hem de ulusal bilinçten yoksunluğun göstergesidir.”

On yıl sonra

Bu yazının yayınlanmasının üzerinden on yıl geçti. Birkaç şaşkın yayınevi, şair ve yazar dışında “Türkçe şiir”, “Türkçe edebiyat” gibi zıpırlıkları kullanan yok. Kimse kimseyi Türkçe yazmak için zorlamıyor. Türkçeyi yazı dili olarak kullanan kimse bu dile ve dilin vatanına nankörlük ve saygısızlık etmemeli.

Edebiyat için dil ne ise vatandaşlar için kimlik numarası ve pasaport odur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Türkler, kimliğine ve pasaportuna sahip oldukları ülkenin vatandaşı olarak, Fransız, Alman, Amerikan ve İspanyol’dur. TC vatandaşı olanlar da kökenleri ne olursa olsun Türk’tür.

Hiç kimse “Türkiyeli” sıfatını resmi metinlere geçirtemez: “Türk” sıfatından kimseyi mahrum etmeye kalkışamaz. Canı istiyorsa kendi kendine ya da sorulduğu zaman “Türkiyeli” olduğunu söylesin. Ama buna karşın pasaportunda “Turkish” ya da “Turc, Turque” yazıyor olacaktır.

“Baskın Oran, kuru deriden bal çıkarmaya devam aslanım!” diyeceğim ama ondan daha çılgınları da var: Orhan Miroğlu, TC kimliğine kendisinin “Kürt” olduğunun mutlaka yazılmasını istiyor. Bu gidişle, başına türban gibi bir Kürt simgesi geçirirse kimse şaşırmasın.

Aydınlık

This Post Has 4 Comments

  1. 06 anka

    Bu yazının altına başka alt başlıklar da eklemek mümkün.
    -Örneğin bozlak,uzun hava gibi bazı istisnalar dışında halk ezgilerine türkü denir.Kürt kardeşlerimiz bu konuda da hassasiyet göstererek,kendi halk ezgilerine kürdü mü diyecekler?
    -Arkadaşlar arasında bir yerde yenip içildikten sonra hesap ödenme aşamasında Alman usulü veya Türk usulü konu edilir.Orada bulunan Kürt kardeşimiz,kesinlikle Türk usulü olmasın Kürt usulü olsun der mi?Derse bundan ne anlamamız gerekir?
    -Resim yapan Kürt kardeşimiz bir tablosunda turkuvaz renge ağırlık verirse bu konuda konuşurken rengin adını kurduvaz olarak mı kullanacak?
    Bu alınganlıktan çıkmış ezikliğe dönmüş bir ruh halidir;tedavisi uzun ve zahmetlidir,terapi almak gerekir.
    Lisede Nihat Sami Banarlı’nın Türk Edebiyatı kitabını okuduk.İlkokuldan başlayarak son sınıflarda Türk Tarihini okuduk,lise sonda okuduğumuz Emin Oktay’ın Türk Tarihi kitabıydı.
    Türk (vatandaş olarak Türk olanlar dahil) isek,yaşadığımız ülke Türkiye ise kendi edebiyatımızı ve tarihimizi okuturken ‘adını’ koyarız.
    Gocunanlar var ise kusura bakmasınlar, eğer bir edebiyatları ve de tarihleri var ise buyursun yazsınlar!

  2. zalim

    Mümtaz Soysal hocamız amma da değişmiş, dağların kartalı beyaz bir güvercine dönüşmüş. Bu sözünüze kesinlikle katiliyorum, Cünki Mümtaz hocanin simdiki görüslerini gördükce sasiriyorum.

  3. kızıl-elma

    Sn. İnce, bu “sap ‘lantılı huylu sap ” lar kadar bu ülkeye kim zarar verdi ki?kim ?
    tedavi olmalarını gerektiren bir sağlık sorunu iken misyon haline getirilebiliyor herhangi bir saplantı!
    tez olarak bilimsel inceleme yapılabilir bir güruh !
    tek tek kaldıklarında bağışıklık sistemini kuvvetlendirici, bir düzine olduklarında kanser yapan virus kolonileri ! (gibi ) !

  4. kızıl-elma

    kimliklerine ” profesyonel kürk ” yazılsın başına “the” eklensin miroğlu gibilerin!

    “miroğlu the kürk ” ..meselaaa!
    cennetin anahtarı verilsin, bedaa aş ekmek, locada öncelikli yer erken rezervasyonda indirim uygulansın!uçaklar bedava , gemilerde ucuz tarife , veriliyorsa nerden (!) dünya vatandaşlığı pasaportu verilsin ” business class”
    osuruğu şişelenip O2 niyetine şişe şişe dağıtılsın!
    biraz tuhaf mı oldu ?
    daaaaa bu neki arkadaş !
    du bakalii nolcek ?

Yoruma kapalı.