Kataliz ve/veya Katalizör sorunsalı?!

Kataliz ve/veya Katalizör sorunsalı?!

hamahmut

(ya da Çankaya Savaşları kapsamında Gülen istedi, Barzani “Miyav” dedi ve/veya F’Ebesinin nikah şahidi?!)
“Bir yerde barış bozulduğunda, tüm ülkelerin barışı tehlikeye düşer”.
Franklin D. Roosevelt
Neo II. Dünya Savaşı kamplaşması?!
Çankaya muamması?!
Acem HAARP’i?!
Enerji bazlı güvenlik?!
Stratfor’dan derin fırıldak?!
Ulusal güvenliği tehdit eden F’Acarkent sorunsalı?!
MI9’dan 1 Mart Tezkeresi öç güncesi?!
Ayandon?!
1979 + 1 süreç’i ve/veya destabilizasyon?!
Sözde değil özde laik zamanlar?!
Çankaya sorunsalı?!
Dershane polemik üzerinden Çankaya saflaşması!?
Zaman’dan başlık:
“Nikâhı Baydemir kıyacak, Erdoğan ve Barzani şahitlik yapacak!”
Yani?!
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, Güneydoğulu gazetecilere verdiği iftar yemeğinde, medyaya da yansıyan açıklamasında bakın ne diyor:
“Kuzey Irak’ta özerk bir Kürdistan kuruldu. Başşehri Erbil’dir. Kuzey Suriye’de özerk bir Kürdistan kuruldu. Başşehri Kamışlı’dır. İran’da da özerk bir Kürdistan kurulacak. Başşehri Mahabad olacak. Türkiye’de de bir özerk Kürdistan kurulacak. Diyarbakır’ın ismi değiştirilerek ‘Amed’ yapılacak. Başşehir Amed olacak. Bu 4 başşehir Avrupa Birliği’de olduğu gibi yanlarına Ermenistan ve Ürdün’ü de alıp, sınırları da kaldırarak ‘ortak para birimine’ geçecek ve ‘Büyük Kürdistan Birliği’ hayat bulacak.”
Sözün özü:
Kim söylüyor bunları; Osman Baydemir!
Kim adına söylüyor; Barzani!
Kimin sayesinde söylüyor?!
İnsan zekası ile alay etmeye gerek yok, cevap ortada!
Sayın iddia makamı lütfetmiş binlerce sayfalık mütalaa kaleme almış, bu bağlamda diyeceğim şudur ki:
Sadece ter akıtmak yetmez, neyi neden yaptığınızı her daim bilmek şarttır.
Algı illüzyonu yaşamamak için “Gördüklerinin yarısına duyduklarınızın hiçbirine”!
Nokta.
Star Wars ve/veya Med & Cezir?!
OKUR YAZAR POLEMİK?!
2013 Son’bahar!?
Ulusalcı bakış nedir, ne değildir?!
Elcevap: ?!
GÜLAY HAVVA DEDİ Kİ...
İlginç bir yazı olmuş.Öğrendiklerim bir tarafa takfiyesiz anlayamayacaklarım var. Şöyle ki;
1)Celal Şengör porno izlemeyimi seviyormuş?2)Celal Şengör ederi neyse verilmeden selam bile vermezmiymiş.Burada eksik kalan “ederinin” ne ve ne kadar olduğu?? 3)C.Şengör bilim adam olarak din inancı ile bilimin bağdaşmadığını söyleyebilmesi için hangi bilimleri öğrenmesi veya daha nasıl bir eğitimden geçmesi gerekirdi? 4)Sayın Yazarın C.Şengör”ü değerlendirmek için nasıl bir yetkinliği vardır?:)) 5)Sayın Yazar,bilim adamı inançlı olmalı buyurmuş.C.Şengör”ün inançsızlığını nasıl anladınız?Adam bilim insanı.Bilime inanmak inançsızlık mı oluyor? Doğma yani din ile bilimin örtüştüğü nokta-larıda anlatın aydınlanalım. 7)Ya benim gibi düşünür ve inanırsın yada şucusun-bucusun-mitçisin-CCUsun vs vs pskolojisinin ve söyleminin RTE nın ya bendensin ya düşmanım pskoloji ve söyleminden ayrıldığı noktalar var mıdır?? Sağlık diliyorum cemi cümlemize!…
&
Sayın Okur;
Sayın Havva,
“Asker hayranı” olmak yetmez!
Hayranları da yakından tanımak gerekir.
Bana hayran olduklarını söyleyenleri, daha da yakından izler, araştırır, tanımak isterim.
Sen bana hayran, sen bana hayran, gel cama yaslan’la hikaye yürür mü?!
Misal, Gazi, Kılıç Ali’ye kızgın lamba şişesini çıplak eli ile tutturmuştu, o yüzden parmak izi yokmuş. Habertürk program dönüşü Hakan Aygün arabasında Altemur Kılıç anlatmıştı.
Yok size kızgın lamba şişesi tutturmayacağım, demek istediğim başka!
Gazi’nin yaptığı o günün koşullarındaki güvenlik testi!
Peki ya bugün!
Kendini askere yapıştıranlardan birçoğu, Silivri eleği’ne takıldı!
(Bu arada TBMM önünde yaptığınız ‘Hepimiz HM’yiz, gazeteci HM’ye yapılan sansürü kınıyoruz, köşesine dönmesini istiyoruz’ temalı eyleminize de bir son verin, utandıracaksınız beni!)
Kahrolsun AKP, Gülen, Yeni Gün, F’Eymür ve sansür ortakları!
Vs.
Beğenmediyseniz bakış açısını, soru sormak yerine siz aydınlatın okuru “Sayın Okur”!
Mutfak’ın içinden yazıyorsunuz!
Öğrenmenin yaşı yok, ki öğrenerek yazıp çizen bir faniyim.
Şengör’ü yakından tanımak istiyorsanız, sosyal bir kişilik, çevirin telefonu tanışın!
Ya da araştırın, okuyun, eski kayıtlardan dinleyin.
Celal Şengör’ün zengin akademik kariyeri ortada!
Ankara günlerimden bilirim, genelkurmay’da falan ağırlanmıştı!
“Niteliksiz” demedik!
Ağır duygusal dedik.
Akademik kariyerin tam olması, fani’yi Einstein yapar mı?!
Vitrin zengin, başarılı!
Uzmanı olduğu alan belli!
Ki, istediği konuda da ahkam kesebilir.
Dervişin fikri ne ise zikri de odur.
“Eder” konusuna gelince, işte ederini almadan yeni gün inşaat için değil “vatan” için yazıyoruz.
Şengör, Alaman ekolü sevgisinin de ederi var!
Cebinden ya da zamanından ne harcayıp neyin mücadelesini vermiş!?
Madem askeri çok seviyor, sevdiği komutanlar içerde, çıksın yurt gezisine ya da uygun gördüğü dünya’nın herhangi bir yerinde eylem koysun!
Alıkoyan ne?!
Asker sevgisi’nin de matematiksel açılımını yapmak mümkün!
Kaldı ki, kamuoyu algısı negatif olan Bedri Baykam “ulusalcı” olduğu için bazı çevrelerde Picasso muamelesi görüyordu, boş çerçeve üzerinden Ülker’e döndü.
Rahatsız olmadı.
Ters olan ne?!
Misal, Sakıp Sabancı hayattayken birçok toplantıda izledim, neredeyse hepsinde Baykam da vardı, eğilmesi, yanından ayrılmaması, her kötü şakasına gülmesi, vs.
Ticaret ticarettir, demek istediğim insanlara hak etmedikleri payeleri verdikçe üzülmeye, hayalkırıklığı yaşamaya mahkumsunuz!
Yılmaz Özdil’de de aynı terane dönmedi mi?!
Vs.
Reaksiyoner olmak iyi bir şey değil!
Sözün özü:
Sayın Havva, soru şu:
Özkök sevilmediği için Cumhurbaşkanı olamayacağına inanan siz, Gülen, Gökçek, Çetin Doğan, Perinçek, Çevik Bir, Aydın Doğan, Fehmi Koru, Sarıgül vb’nin yanyana gelip Erdoğan’ı sevmedikleri için devirme karrarı aldıklarına mı inanıyorsunuz?!
(Levent Paşa’yı, Atilla Albay’ı “sevdiğim” için bu listeye eklemedim! İsterseniz siz ekleyebilirsiniz!)
Bu bilimsel bir çalışma / önerme midir?!
2. Sayın Okur, Gazi mahlas’ı bu sitede yazdı, cevvaliyetinizi neden o zaman göstermediniz?! Aynı kamp’ta mısınız?! Değilseniz suskunluğunuz asaletinizden midir?!
Netice:
Dünya düz değil yuvarlak ve dönmeye devam ediyor.
Saygı ve selamlar.
HM
GÜLAY HAVVA DEDİ Kİ?!
Sayın Yazar, net ifadeler kullanacağım ki daha anlaşılır olabileyim. Daha öncede neye tepki duyduğunuzu dahi anlamamış ancak hiç alakamın olmadığı ve olamayacağı birlikteliklerle-benzerliklerle suçlanmıştım tarafınızdan.Ha birde nedendir bilmem, ne dediğim belli mi değilmiş neymiş hiç sevmediğiniz okur tipiymişim.Bunları neden hatırlatıyorum?Kafanızda bir kaç şablon var.Sizin onaylayabildiğiniz bir durumda ise sorun yok.Yoksa yandı gülüm keten helva.Hiç kaçarı yok.Ya kolpacı,ya mitçi VS.
1)Benim asker hayranı olduğumu nereden çıkarttınız? 2)Savunduğum C.Şengörmüydü??Yoksa ülkemizde hep yapıldığı gibi ya bendensin ya seni itibarsızlaştırırım ilkesizliği ve ahlak(!) anlayışımıydı?? Kaldı ki Şengör “den kişisel olarak hiç hoşlanmam. 12 Eylül darbesini ve darbecilerini savunan biri ile hiç bir aidiyet duygum olamaz. Ancak hiç bir antipatim çifte standartlı ve ilkesiz davranmama neden olamaz. Baykam, özdil vs… Hayalim olduğunu ve kırıklığına uğradığımı nereden çıkarttınız.Ben neyi temsil ediyorum ki bunları bana yazdınız?Ben AKP öncesinde de muhaliftim.Kapitalizmden ikrah derecesinde nefret ederim. Mitçi miymişim??İddialarınızı emin olun gülünç buluyorum.Gücenemiyorum bile…H.Özkök e gelince…Özkök aslında tonton dede kıvamında sevimli bir insan. Sevmeme nedenlerim AKP nin onu sevme nedenleri.RTE kim neden devirmek istiyor ortada. Sorunuzla zekanızla ve zekamla dalga geçmişsiniz. Yakıştıramadım.Gazi”nin maslah olduğu sizin iddianız. Yazılacak bir şey olduğunu düşünseydim emin olun yazardım. Hiç bir konuda “bana ne ki” bir tip olmadım. Bir kaç yıldır bir şekilde meydanlarda olanlardanım. Özel olarak HMÖ e yazma özgürlüğü diye bir eylem yapmak aklıma gelmedi.Nedendir bilmem başkalarınında aklına gelmemiş. Gündemin yoğunluğundan, gündem manyağı olduğumuzdan ve eylem için malzeme bolluğundan olabilir mi? Ve zaten topyekun savunduğumuz ve mücadelesini vermeye çalıştığımız T.C nin bekası daha geniş ve tüm sorunları kapsayan bir sorun olduğundan olabilir mi mesela? Benim yapılmadığı için çok rahatsız olduğum konu Ergun Poyrazı hiç dile getirmiyor oluşumuz mesela. Kolaylıklar diliyorum. Çok ihtiyacınız olduğunu düşünüyorum.Daha öncede sormuştum. Gerçekten milyonda bir olduğunuzu ve hiçlik mertebesinde yazdığınızı mı düşünüyorsunuz?? Size daha fazla sıkıntı vermemek adına kısa kesiyorum.İsterseniz kralın ne kadar çıplak olduğunu daha detaylı anlatabilirim.
&
Elcevap: ?!
Sayın Okur;
Sayın Havva;
Bana yakıştırma yapın dediniz, latife olsun diye “Pollyanna” dedim, bu bir.
İki, hem biliyormuş gibi yazıyorsunuz hem de ne yazıldığını anlamıyorsunuz.
O zaman sakatlık bende!
Doğru, açık ifade edememişim demektir.
Tane tane yazayım:
Celal Şengör için “asker hayranı” derler.
Bir zamanlar da Sinan Aygün için derlerdi.
Kastettiğim o, siz değil!
Sizin yazmanızdan rahatsız değilim.
Size dediğim şu:
Her Atatürkçüyüm diyeni doğru kabul etmiş olsak soru ortada:
Adı geçen Atatürkçüler adam olsaydı, AKP & Gülen vatanı bu kadar kolay işgal edebilir miydi?!
Vs.
Bilakis sorduğunuz güzel sorular için teşekkür ederim.
Hilmi Özkök’ü sevip sevmeme, yerden yere vurmak değil mesele, sizin de yazdığınız gibi ana mesele, vatanın bekaası!
Gülücük işareti vs koymak uzun iş, unutuyorum; okurken satırlar sert geliyor olabilir, lütfen içeriğe bakın.
AS için de aynı şey geçerli!
Yaşını ortaya koyup benim adıma ahkam kesmek istedi, onun üslubu ile cevap verdim.
Kullanmadığı bir ifade yok satırlarda!
Amaç kırmak değil, doğru çatı neresi ise orada toplanmak!
Hülasa:
Star’dayken yazmıştım.
Rahmetli Ali Bars anlatmıştı:
Adını unuttum, adamın biri oğluna ve/veya kızına her okul dönüşü, genelde yapıldığı üzere “Bugün okulda ne öğrendin” diye sormazmış.
Onun yerine, “Bugün öğretmene hangi soruyu sordun?” dermiş.
Soru sormak, önemli mesele!
Ezcümle:
Yazmaya çizmeye devam.
Sevdiğim bir laf var; “Herkes istediğini söylemekte özgürdür ama söyleneni yapar!”
Yani?!
Bu cümleyi düz okursanız, faşizan bir söz!
Kaldı ki, söz de Oscar Wilde’ın sözü!
Demek istediği şu; kimin fikri doğru ise o yapılır!
İyi bir fikir duymak için belki 10 belki 100 belki 1000 saçma söz dinlemek zorunda kalabilirsiniz.
Zorbalıkla ikna etmeye kalktınız mı onun adı faşizim, imamokrasi vs olur!
Ne var ki, zaman dar, hikaye ortada!
Niyet sakat değil ise zarfa değil mazrufa bakmakta fayda vardır.
Sürçi lisan eyledik isek affola!
Böyle bakmanızda fayda var.
Saygı ve sevgiler.
HM
GÜLAY HAVVA DEDİ Kİ…
Beyefendi, en azından temel eğitim almış biri olarak ortalama bir zekaya sahibim ve “doğru, dürüst” yazılmış ve anlatılmış bir yazının ne anlattığını anlayabilirim.Anlatmak konusunda sıkıntınız olduğu kesin.Size yönelttiğim sorularım da gayet açık.Cevaben yazdıklarınızın pek alakası yok.Gülücük işaretleri koysanız mutlaka sert ifadeleri yumuşatacaktır ancak mesela ukalalığa,mesela kibire çare olacakmıdır?Sanmıyorum!…Sayın Yazar,özetle;benim eleştirim C.Şengör sizin gibi düşünmüyor diye onu itibarsızlaştırmaya çalışmanızaydı.Din ve bilim ilişkisi üstüne fikrini söyleyen Şengör için yazdıklarınıza bir bakın ve yazdığınız hangi şeyin konu ile ilgisi olduğunu söyleyin lütfen.Derdimin ne olduğunu anlayın diye bir kez daha parantez açıp;C.Şengörden kişisel olarak hoşlanmadığımıda söyleyeyim.Savunduğum Şengör değil,İlkeler!…Değerli As”a yazarken kullandığınız uslubun onun uslubu olduğunu mu sanıyorsunuz??Dikkatli bir okuma yapın bakın uslubunuzun As”ın uslubu ile uzak-yakın ilişkisi var mı??Ayrıca size dostça yazmıştı.Hiç bir şekilde bir ayar vermesi söz konusu değildi.Mutlaka zor günlerden geçiyorsunuz.Türkiye zor günlerden geçiyor.Ancak eminim sizin de katkınız çok yaşadıklarınıza. Haddim mi bu yazdıklarım diye düşünüyorum. Evet haddim.Çünkü yaşadıklarınızı okurlarınızla paylaşan sizsiniz.Noktalamadan,lütfen uslubunuza bakınız ve sizin insanlara nasıl ayarlar vermeye kalktığınızı da görünüz.Sanaldeyiz.Birbirimizi tanımayız bilmeyiz.Burada tartışmaya,konuşmaya çalıştığımız ko
nular belli.Özelimizi konuşmuyoruz ancak tahmin etmeniz güç olmasa gerek ki Türkiye zor günlerden geçerken her şekilde payımıza düşeni alıyoruz.Kısacası herkes için zor dönemler.İçerik tartışmasız önemli ancak uslupta önemli.
Hamişi:As a onca şeyi yazan siz Şengörün din ve bilim konusunda söyledikleri için neler yazmadınız??Yani adam bilim adamı ve din ve bilim ilişkisi hakkında bir fikri var ve bunuda doğallıkla söylüyor.Siz iyi bilim adamı nasıl olurdan girip din ve bilim ilişkisinden çıkıyorsunuz.bUNA HAKKINIZ OLUYOR:)))Peki söylermisiniz her konunun bileni ve ayar vereni rte dan bu konuda nerede nasıl ayrılıyorsunuz???Ayrıca soruma cevap vermemişsiniz bir bilen olarak.Doğma olan din ile bilim nerede nasıl iletişim kuruyor???)))
Kolaylıklar ve hakikatten sevgiler.
&
Elcevap: 
Sayın Okur;
“Aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar iyi anlaşır.”
Bir kez daha anlaşıldığı üzere sizinle “duygudaş” değiliz!
Bu karşı kamp’ın okuması!
Bu yüzden tek taraflı “gereksiz gerginlik” yaşanıyor!
Amaç ortak noktaları yakalamak ise o yönünüzü ortaya koyacak olan sizsiniz!
Türk kahvesi ve/veya Americano, yanına da bol buzlu su, bu benim tercihim!
Çay, oralet içmem diyorum, içene de neden içtin diye mektup yazmıyorum.
Çay, kahve diye millete “arsenik” iteklemeye çalışana dik’leniyorum!
28 Şubat’ın dibace’sine karşı değilim abc’sine karşıyım!
İfade çok açık!
Siz diyorsunuz ki, arsenik olduğu ne belli, içmeden nasıl bilebilirsiniz ki?!
Ben diyorum ki, 2007’deki kadro karışımı hazırladı, ölmeye niyetli iseniz önden buyurun!
Leb demeden leblebi!
Misal; sizin dışınızda, Yeni Gün, Gem-Pa, Sayın Mehmet Eymür, Sayın Acarkent sakinlerinden bazı bazı şöhretler ile de duygudaş değiliz.
Ortak nokta yakalanacak ise hikaye ortada!
Eskiler, oynamaya niyeti olmayan gelin yerim dar dermiş, der!
Ben sizi ikna etmeye çalışmıyorum, siz beni ikna etmeye çalışıyorsunuz; farkında olmasanız da “nüans” burada!
Yol belli, yön belli!
Ama buna rağmen soru sormaya devam edin diyorum!
Sorularınız bir kesimin bakış açısını yansıtıyor, bu bakımdan önemli!
Bakış açısı düzelir ise çözüm de hızla yaklaşır.
Asaletinizle susarak ezdiğiniz “Gazi” mahlaslı ‘okur’la yazışırken de, bir şey ortaya çıktı değil mi, onlar tuzak kurdu, kurdukları tuzak ayaklarına dolandı!
Size “özel” yazmıyorum, bulanık su’da laik Türkiye’yi avlamaya çalışanlara, TSK’yı mayınlı araziye çekmeye çalışanlara yazıyorum, çiziyorum.
Saf’ımızı bilelim.
Demem o ki:
Ankara’ya gitmek istemeyen yolcuya zorla Ankara bileti satmaya çalışan iş’güzar tellal ben değilim, Topaçgil familya ile karıştırmamak lazım!
Şimdi böyle söyleyince ayıp etmiş olur muyuz sayın okur!
Yazılarımı hiçbir siteye özel yazmıyorum.
YCF yayınlıyor teşekkür ederim, soruyorsunuz, duymak istediğiniz cevapları alamayınca hırs / öfke yapıyorsunuz!
Eksik yanlış varsa düzeltin, katkı için her zaman teşekkür ederim.
Ne var ki, Celal Şengör konusunda bakışım net!
Kaldı ki, Mehmet Eymür gibi düşünmek zorunda mıyım?!
Sarraf’ım, tartarken, ayar çekerken, sizden ya da başkasından izin mi alacağım?!
Kaldı ki, buyurduğunuz gibi derdini doğru ifade edemeyen bir yazar da olabilirim.
O zaman beni okumama hakkınıza saygı duyarım.
Yok okumaya devam ederim diyorsanız, o zaman da sorun yok, okumaya devam edin diyorum!
Soru soracaksanız da sorun ama duymak istediğiniz cevabı alamayınca da stres’lenmeyin diye altını kalınca çiziyorum!
Hikaye buysa, yani “Gülücük işaretleri koysanız mutlaka sert ifadeleri yumuşatacaktır ancak mesela ukalalığa, mesela kibire çare olacak mıdır? Sanmıyorum!…”
Sayın Okur;
Ukalalık’ı bilen yapar!
Aksi halde sizin burada işiniz ne?!
Kibir konusuna gelince, neye kibir kime kibir?!
Vatanı parçalamak isteyenlere karşı olabilir, onları küçümsemeden yani onlara da kibir yapmadan, her daim tepeden bakarım.
(Enerji hatları tık tık!)
Misal; Sayın Eymür bu yüzden alınmış olabilir!
Ne var ki, üslup farkı!
Bu arada beğendiğiniz yazarların listesini bizimle paylaşırsanız sevinirim!
Demem şu ki:
Sayın Okur,
Ben ne yazmışım, siz ne cevap vermişsiniz!
Muhterem Hanımefendi, arkadaşlık sitesine yazmıyorsunuz!
Bu satırların yazarının, yazılarımın altına yorum yazıyorsunuz!
Yani ben siz sorduğunuz ve/veya beni okuma lütfunda bulunduğunuz için size cevap veriyorum.
Başka yazıların altına yorum yapmıyorum.
Anlaşılan o ki, iyice karışmışsınız!
Misal:
Ben de naçizane sizin gibi bir faniyim.
HİÇ’lik mesabesinden yazan çizen isşiz bir gazeteciyim!
Siz diyorsunuz ki, hiç de öyle gözükmüyor!
Yani?!
Sizin üretmek istediğiniz çözüm’e neden evet demek zorunda olduğumu anlamış değilim, 2007’deki çözüm orta yerde dururken!
Hiç’lik dedi isek aciz’lik nokta’sındayız da demedik!
Somut konuşun diyorum, Eymür’ün peşine düşelim diyorsunuz!
Sonra da “Demiyorum” diyorsunuz, o halde ne diyorsunuz diyorum, cevap yerine mugalata yapıyorsunuz!
“Doğru yön’ü siz biliyorsanız yazın biz okuyalım, öğrenmenin yaşı yoktur” diyorum, bu defa da “MİT’in psikolojikleri” gibi çamura yatıyorsunuz!
O zaman şıklar ortada:
1. Milyar dolarlık vurgunların yapıldığı bir ortamda, AKP’den hangi enstrümanları kullanarak  kurtulmayı planlıyorsunuz? Acarkentçiler neden Gülen safta!?
2. Gülen Camia ile işbirliği yaparak karşı darbe süreci durdurulabilir mi? AB’ye hayır ya da evet diyerek dünya savaşı önlenir mi?!
3. Kimi cumhurbaşkanı seçerseniz, 2007 süreç’i ağırlaşarak kendini tekrar eder?
4. F’Koru & F’Çekirge’nin kankası Çetin Doğan, AKP’den hesap sorabilir mi sizce?! Neo 27 Mayıs üzerinden netice almak mümkün mü sizce?!
5. Sadece Erdoğan’ın ipini çekmek, kor’düğümü çözer mi?! Çözmez ise diğer isimlerle ortaklık yaparak ne türde bir çözüm üretmeyi hedefliyorsunuz?!
6. Silivri kepazeliği için Gülen ben yapmadım diyor, inanmaya hazır adresler var ortada, Gül ve RTE Silivri düğümünü çözmek istiyor ama çözemiyor, Başbuğ o zaman neden içerde?! Herkes suçsuz ise günah kimde, Özkök’te mi?! Bu bir MİT gatagulli şakası olmalı değil mi?!
7. Reaksiyonerlik de bir muhalefet çeşididir ama sizce AKP’nin yerine gelecek ismi belirlemeye yeter mi?! Çiçek’ten cumhurbaşkanı olursa düğüm çözülür mü?!
Vs.
Sayın Okur;
Burada sizin üzerinizden genele hitap ediyorum.
Hedef siz değilsiniz, o kadar da kendinizi örselemeyin.
Kendimi size ya da bir başkasına beğendirme noktasında da değilim!
Bu arada, bir okur olarak, Sayın Eymür’de bir yazarda aradığınız özelliklerin hepsi var!
Onu takip etmenizi (naçizane) tavsiye ederim.
Okur yazar kucaklaşması!
Hal böyleyken…
Sanal ortamdaki sizin gibi soru soran bir ismi, neden muhatap alıp şucu bucu diyeyim!
Soruyu siz ya da bir başkası, kimin sorduğu önemli değil!
Su’yun markasına ve/veya soru’nun üretildiği mutfak’ın adresine bakarım.
Soru’yu üreten sizseniz cevaplar size ait değil, cevaplar size ait ise soruları soranın eylem planı var demektir.
Kendi senaryosunu satamadığı için sıkıntıda!
Pazarda yer etmek istiyor!
Yani?!
Soru sormak basit iş değil!
Bilen sorar!
Siz bilenseniz o zaman sorun ne ?!
Aydın’latın!
İstihbarat savaşlarının göbeğinde Pollyanna havasında konuşsanız da, bebekleri leylekler getirmiyor sayın okur!
BOP, AKP, Gülen, Bir, NATO müteahhitleri vs.
Gazi kızgın lamba şişesini tutturmuş, dönem değişse de hikaye değişmez!
Bazıları da son nefese kadar ak’ıllanmaz!
2013 Son’bahar, 28 Şubatçılar’ın arka planı ne?!
İP, Milli Merkez, Çiller, Acarkent, Eymür’ün ortak noktası ne?!
Erdoğan, Gül, Gülen, Gökçek arka planları aynı mı?!
Bahçeli, Kılıçdaroğlu?!
Özdil, Şener, Dündar, Çekirge, Çölaşan aynı arka plandalar mı?!
Vs.
Demem o deme değil şu deme:
Bilmeden öngörü olmaz!
İltifat ettim anlamadınız!
“Niyet sakat olmadıktan sonra” demiştim.
Ben kendi yolumdayım!
Siz istiyorsunuz ki, sizin köyün havasını çalayım.
Sizin yolunuz net ise neden kıvranıyorsunuz, açık seçik çözüm’ünüzü yazın, hep birlikte dinleyelim!
Sizin yol daha kestirme, güvenli ise o yol’dan gidelim!
O zaman kesişir yolumuz.
Sayın Okur,
Nezaket başka acziyet başka!
Anlaşılan o ki, sizin niyet başka!
AS konusuna gelince, o istedi diye 28 Şubat’ın Bir’i ile aynı liman’a demir atmak zorunda mıyım!?
Kaldı ki, 28 Şubat’ta yapılan stratejik yanlışın neticesi ortada!
Başlangıç hata olabilir ama 2007 sonrası / öncesi bile bile lades ve hatta ihanet!
Gülen, Gül, Erdoğan, Gökçek, Çiçek, Özel, Fidan, Özkök, Büyükanıt, Uzan, Doğan, Özdil, Dündar vb isimlere yazdıklarım ortada!
Üslup belli!
Sayın AS, o isimlerden daha az değersiz midir ki, ona farklı bir üslup kullanayım.
Her “yeğenim” diyene “dayım” diye koşsaydık, neyse…
Hayatımızdan on yılı alıp götürenleri övüp, üstüne bir de Özkök, orduevlerine giremiyor diye matah bir şeymiş gibi yazması, yüksek akıl bu ise tablo ortada:
Gökçek, Gülen, Gül, Erdoğan, Barzani, Apo her yerde!
Cambaza bak, sakın AKP ile kazan & kazan oynayan NATO müteahhitlerine bakma.
Akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun, nasılsa ortak bir çözüm’de buluşursun!
Hayatın şakası yok!
Yaşadıklarımız şaka değil!
Sanal ortamda “gönül” eğlemiyoruz.
Hülasa:
2007 Çankaya Çapraz Bulmacası’nı çözenlerin aklı ile yürüyeceksek, işimiz iş demektir.
Mehmet Eymür’ün yolu Gülen’den, Neo 27 Mayıs’tan, TSK’yı taşeronlaştırıp İran’la savaştırmaktan geçiyor!
“Bunları da ben demedim” diye lafa girmeyin, sizin üzerinizden “adrese teslim” yazıyorum.
Cevabını arayacağınız soru şu olmalı:
Sabah olduğu için horoz öttüğüne göre, BOP’un final süreç’inda üretilmek istenen barış / sulh’ün yüksek matematiksel açılımı nedir?!
O sulh’e ne kadar uzak ve/veya yakınsınız!
Tüm mesele burada düğümleniyor!
AKP ile gönül eğlendiren “Ağustos böceği”, gününü gecesine katıp mücadele eden karınca’nın hikayesi!
Dönem kurnazlığın değil, keskin zekanın mesafe aldığı dönem!
Vesselam.
Nokta.
HM
FATMA GÜRMAN dedi ki…
çocuğuna o soruyu soran bir adam değil bir kadınmış o kadın da einstein’in annesi imiş bir öğretmen hanımdan duymuştum…
&
Elcevap: 
Sayın Okur;
Bende arşiv yok, Tarık Atan’da var.
O da arşiv’den tarayıp yazıyı bulmuş.
Bahsi geçen konu, “11.12.2003″ tarihli star gazetesi’nde yayınlanmış.
İşte o yazı:
Doğru soru?!
Alternatif 28 Şubat sürecinde Uzan Grubu’nun, AKP’nin gadrine uğraması bağlamında birkaç satır daha…
Sevgili dostum Ali Bars anlattı…
Vernon adında ABD’li bir fizyoloji profesörü Nobel ödülü almış. Öğrencilerden biri ,ödülden sonraki ilk derste hocasına şu soruyu sormuş:
‘Fizyoloji alanında bu ülkede üç binin üzerinde bilimadamı var. Bu kadar bilimadamının arasından bu ödüle neden sizi layık gördüler? Sizi diğerlerinden ayıran özellik nedir?’
Profesör bu soruya gülümseyerek cevap vermiş: ‘Hepsini anneme borçluyum. Diğer çocukların anneleri okul dönüşü onlara ‘Öğretmeninin sorularına iyi cevap verebildin mi?’ derken, annem bana ‘Vernon, bugün öğretmenine iyi bir soru sorabildin mi?’ derdi. İşte sorunuzun cevabı. Beni diğerlerinden ayıran özellik, diğerlerinin soramadığı soruları sormam ve sormaya devam etmemdir!’
Türkiye’nin içinde bulunduğu durum da aynen böyle değil mi?!
Doğru soruları sormak yerine, kasıtlı olarak yanlış sorular sorup cevap arayan bir kısım medya ile onlara o soruları sorduran bir iktidar var!..
‘Laik 28 Şubat’ sürecinde, çevik bir paşanın talimatı ile hazırlanan ‘Andıç’lar gibi, ‘Dinci 28 Şubat’ sürecinde Türk Ordusu ve ‘Uzan Grubu’ ile ilgili hazırlanan ‘Andıç’lar var!
Uzan Andıçları
Ve…
28 Şubat sürecinde hazırlanan o ‘Andıç’ları doğruymuş gibi gazete sayfalarına alıp yorumlar döktüren başyazarlar var!
O dönemde, Ülker ve benzeri kuruluşlar nasıl yeşil sermaye olarak görüldüğü için operasyona uğradıysa, şimdi de Uzan Grubu milli sermaye olarak görüldüğü için operasyona uğruyor!
Ailenin bir ferdi siyasete atılıp, kısa sürede başarılı olup, vatanın bölünmez bütünlüğünü esas alan bir siyasi argümanı seslendirdiği için Uzan Grubu cezalandırılmak isteniyor!
Sandıkta hesaplaşmayı göze alamayanlar, devlet gücünü, yanlarına yaralı medyanın da desteğini alarak yapmaya çalışıyorlar.
Recep Erdoğan’ın ÇEAŞ-Kepez’e el konulmadan önce ‘Tek siyasi rakibimiz’ diye açıkladığı Genç Parti’nin yükselişine darbe vurmak için, Uzan Grubu hukuk ve yazılı tüm kurallar hiçe sayılarak operasyona maruz tutuluyordu!..
Ki…
Enflasyonun yıllarca yüzde 80′lerde seyrettiği ülkelerde, birazcık ekonomi bilgisi olan herkes bilir; ekonomi kayıtdışına kayar!..
Darwin kuramıdır: ‘Doğada canlılar, değişen şartlara uyum sağlayarak ayakta kalır!..’
Aksi mümkün değil!..
Yani şirketler enflasyonist süreçte, SSK primlerini ödeyemez, vergisini veremez hale gelirler!.. İşgücü olarak da hızla taşeronlaşırlar!
Nitekim…
Bundan birkaç gün önce Kemal Unakıtan da iş hayatındaki tecrübesine atfen itiraf etti:
‘Ben de bu yüzden kayıtdışına kaydım!’
Kurallara uymanız halinde batarsınız!..
Eğer kurallara uyarak ayakta kalmak mümkün olsaydı, Ankara’daki kurumlar ayakta kalır, bu kadar zarar üretmezlerdi! Elektrik, su, telefon, SSK primleri yüzünden birbirleri ile davalı olmazlardı!..
KİT’ler ve BİT’ler de batık olmazdı!
Eğer ısrarla birisini hortumcu iye tanımlamak gerekiyorsa, iş adamlarının sağlıklı bir ekonomide üretim yapmalarını sağlayamayan hükümetler ve onların yöneticilerini ‘hortumcu’ diye tanımlamak daha doğru olmaz mı?!
Devletin görevi can ve mal güvenliğini sağlamanın yanı sıra, aynı zamanda üretim yapanların sağlıklı üretim yapabilmeleri için ortamı enflasyonsuz bir hale getirmek değil midir?!
Çünkü Türkiye’deki sistem, üreteni cezalandıran, rantiyeyi ödüllendiren ve üretenin üzerine de hortumcu yaftasını yapıştıran bir sistemdir.
Devlet batırınca gidip IMF’den şartlarını açıklayamadığı kredi alacak..
Bu hortum değil, yüksek enflasyon yüzünden kayıt ışına çıkan şirket hortumcu!
Adalet terazisi
Bu nasıl adalet!
Bu nasıl bir siyaset anlayış!
Bu bakımdan AKP Hükümeti’nin Doğan Grubu medyasına açıklama yapmaktan yorgun düşen bakanları bıraksınlar da mugalatayı, şu sorularıma cevap versinler:
1- Kemal ve Hakan Uzan bir hafta ifade vermek için bekledi. Neden kimse ifadelerini almadı?!
2- Alternatif 28 Şubat yönetimince hazırlanan Uzan Andıçları’nda ‘şantaj kasetleri var’ denildi! O kasetler şimdi nerede?! Satın alınan bürokrat var deniliyor, bunlar kimlerdir açıklayın?
3- İş milletvekili dokunulmazlığına gelince, Başbakan Recep Erdoğan, ‘Yargı bağımsız değil, dokunulmazlıkları kaldırırsak, bizi linç edersiniz’ dediği bir Türkiye’de “İş” Uzanlar’a gelince, ‘Neden bağımsız yargıya güvenmiyorlar. Gelip ifade versinler’ diye açıklama yapan bir hükümete ve onun bakanına kim inanır?!
4- AKP Hükümeti Etibank ve Pamukbank ile ilgili anlaşmaları, hangi koşullarda ve ne şartlarla yaptı? Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, bu anlaşmanın şartlarını açıklayabilir mi?!
5- Siyaseten her sıkıştıklarında Uzanlar ile ilgili AKP medyasına haber sızdırarak gündem değiştirmeye, siyasi kepazeliklerini bu yolla örtmeye devam edecekler mi?! Amaçları üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi?!
Evet bu basit ve doğru sorular cevap bekliyor!
Star, 11.12.2003
Saygılar.
HM
AS dedi ki…
Topa girmeyelim dedim, ve “yaşımdan dalarak adam ol tarzında verdiğin ayarlara verilecek cevaplarım saklı kalmak koşuluyla….
ben bu salakça muhabbete nokta koyuyorum kendimce…
vatanın nasıl sevileceğini öğrenmek için bir HMÖ bekleme yaşını çoktan geçtik…” demiş olmama rağmen, zorla oyuna itelenmek böyle olsa gerek.
cambaza bak muhabbetin bıktırdı bilesin.
biz sana, hür ol, özgür ol, yaz dedikçe, sen okuyanlarınla dalaşmayı seçiyorsun.
seni okuyup anlamaya çalışmak, anlaşılmayanı sormak suçsa, kapatırsın ol mekanı, sadece internet cafendeki blogundan şişirirsin yazılarını okur yorumsuz, sen mesut biz bahtiyar..
okuduğunu anlamamak sadece bize özgü olsa, yazdıklarına eyvallah diyeceğiz de, sen ULU yazar, bin kitap okuyup bize çözüm-analiz sunan olarak, bir garip ihtiyarın yazdığı üç-beş satırı anlamaktan yoksunsan, biz sana hangi odunları iteleyeceğiz peki? kestim dediğim muhabbete cankurtaran simidi edasıyla dalmışsın?
hem “ahlak kesmek” de neyin nesi?
sana az empati yap diye başlamıştım..
kafan karışmış, herhalde, “ahkam kesmek” dedin sanırım..
üstümüze basarak yüceleceksen, yol senin, ayak senin..
ama, sırt bizim..
kıpraşmaya başlarsak, oralardan pek ses gelmez değil mi?
her ne kadar eşek ne, semer ne muhabbetinde uzman olsan da, yaşım icabı hatırlatayım istedim..
çocukça, sen eşrefpaşalı, ben karşıyakalı muhabbetine girmeyeceğim..bilesin..bilirsin de…
milyon özlü söz okuduk sayende, hoşumuza gitti.
ama, anlaşılmakta ki, alayı kopyala yapıştırmış..
yazdıklarını okusaydın, bu işlere girer miydin?
dedim ki, bu yazdıkların blogunda, ve serdar beyler sayesinde facebookta sayfada yayınlanıyor, bu cevapları ne için yazdığını da belirt, bizim yazdıklarımızı da koy…HİKAYE…..
nitekim, okurlar sormuş…havaya yazı yazmak gibi..
nasıl toparlayacaksın bu milleti HMÖ?
nasıl bir İMECE yapmaya çalışmaktasın?
ben F’AS olsam, F’GÜLAY, mutlu mu olacaksın..
hala GAZİ fehmi koru diyorsun..
ateşini ölçtür diyene odun iteliyorsun..
hilmi özkök olmaz diyeni çiçekçi, bahçevan, fırıldak ilan ediyorsun..
sen kimsin? HİÇlik mertebesinde bir eleman..
ok..
ben kimim?
o kadar, benim arkamda ayrıca, ne çayyolu var, ne yenimahalle, ne akaretler…
sen kimsin?
MİLYONDA BİR ATATÜRK.
ben kimim?
o kadar, fark şu, BEN VATANIMI SORGUSUZ SUALSİZ SEVEN, HİÇBİR MECBURİYETE BEL BÜKMEYEN garip bir ihtiyar..
tut ki ikimiz de tekrar değişik bir sorgudan geçiyoruz..
SEN NEDEN DIŞARDASIN AZİZİM? ( sadece sordum, içerde olman lazım değil, olma da )
benim hiç suçu olmayan arkadaşlarım neden içerde?
NEDEN ONLAR YAZAMIYOR, SEN PASO HERGÜN YAZMAKTASIN?
ve neden bana, özdil, özkök, çekirge rahat etmesin diye erdoğanı devirmedim diyebiliyorsun?
ve neden hergün burada, erdoğan böyle devrilirse olmaz, akılcı olmak lazım destanı yazıyorsun?
şengör hoca için, çıksın dolaşsın memleketi derken, ne kadar nereyi dolaştın, bi anlatsan?
yazıyorsun tamam, da, birileri de yazmakta..
bizler de yazmaktayız, beni zorla iteliyorsun koruya da yaz diye, yazmadığımı nereden biliyorsun?
biz buralarda derdimizi anlatmaya çalışan, daha çok ne olup bitiyoru anlamaya çalışan biçare fanileriz..
usta sensin, fransa kapısı, londra sekansı, alman helgası merkeliyle beynimizi kot pantalonlu tacavüze uğratan…
anlat abi dediğimizde, yok odundu, yok eyfeldi muhabbetinde arsızlaşan..ve sonrasında, AS her daim saydırıyordu diyebilen..yaşına binaen diyerek…
benim atanlarım, serdarlarım yok yazar..
bir daha belirteyim…
yaş 58..imecenin ne olduğunu senden iyi bilenlerdenim..
önce gül gidecek, çiçek neymiş fikri baba fikri de….
erdoğan kedi mi sevelim?
bak eleman afiş yapmış seçim için..
SATILMIŞ ERDOĞAN
yakışır bence..
seni ne dersen de, seviyorum hemşerim..
ama, illa savaşacaksak, huyum batsın, onu da yaparız..
keşke yapmasak..
yapmayabilmeyi öğrensek..
bak kendine iyi, ve izin mizin yok, yazmaya devam..
ali ihsan seyhan
&
Sayın Okur,
Sayın AS,
Üslubunuz hala ikircikli!
Sizin satırlarınızdaki kişi bensem, ne adam yerine koyarım, ne okurum, ne selam veririm, ne de takip ederim, cevap bile vermem.
Salt sevgi yetmez, yoğun gaz / panik ortamında, buz gibi akıl’ın yanında, hikayeyi doğru anlamak ve delikanlıca anlatmak da şart!
Hem Atatürk vatanı kurtardı diyeceksin hem de tek’sin!
So what?!
Demem o ki, korkuyor numarası yapanların ve/veya susanların bitmesini bekledikleri bir takvim var, o da doluyor!
Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de direniş varken, AKP’den icazetli direniş mi olurmuş ve/veya kim neden korksun?!
Paradoks!?
Kaldı ki, siz eski tarz ulusalcı protitipisiniz!
Reaksiyoner!
Etki / Tepki!
Kısaca durumu özetleyelim:
1. “Strateji bilgiden ötedir, bilginin günlük hayata uygulanmasıdır, orijinal bir fikrin sürekli değişen olaylara uygun biçimde değiştirilmesidir. Strateji en zor şartların baskısı altında faaliyet sanatıdır.”
Moltke
2. “İkna olmak istemeyeni hiçbir mantık ikna edemez!”
Cenab Şahabettin
3. “Eder tedvir-i alem, bir mevkinin kuvve-i azmi
Cihan titrer sebat-ı pay-i erbab-ı metanetten”
“Evet, değil üç, hatta inanan ve direnen bir tek adamın bile ayaklarının altında dünya titreyebilir. Böyle bir tek adamın bile azmi ve kuvveti alemi idare edebilir.”
(Tek Adam, Mustafa Kemal, 1881 ““ 1919, Şevket Süreyya Aydemir, Cilt I, 1881 -1919,
Sayfa 92)
Vs.
Sözün özü:
Şunlar da sizin sözleriniz!
“SEN NEDEN DIŞARDASIN AZİZİM? ( sadece sordum, içerde olman lazım değil, olma da )
benim hiç suçu olmayan arkadaşlarım neden içerde?
NEDEN ONLAR YAZAMIYOR, SEN PASO HERGÜN YAZMAKTASIN?
ve neden bana, özdil, özkök, çekirge rahat etmesin diye erdoğanı devirmedim diyebiliyorsun?
ve neden hergün burada, erdoğan böyle devrilirse olmaz, akılcı olmak lazım destanı yazıyorsun?”
Yani?!
Yine üslup mertçe değil!
Bu sorunun cevabını bilmiyorsunuz ama AKP’yi yıkacak kadar akıl, bana had bildirecek kadar da izan sahibisiniz!
Gazi’ye Selanik dışarda kaldı seçilemezsin, diyen üslup’tan ne farkınız var!
Birincisi bu satırlarda bir şerefsizlik, kalleşlik var, eğer hikaye buysa ben olsam o kalleş kimse bulur ortaya çıkartır, o faninin takkesini düşürürüm, adı Hayrullah olsa bile.
Sözünün eri olmak, gerçek Atatürkçü olmak bunu gerektirir.
Araştırın bakalım, utanma duygunuz var ise karşınıza nasıl bir tablo çıkacak!
“Bizim oğlan” bakışı en sakat bakıştır, en hakiki durumu 24 saat üzerinden izleyenler bilir.
Özdil falan ile duygudaşsanız adam Hürriyet’te, Çekirge, Berberoğlu, arkaları da sağlam, Çiçek var Gökçek var Gül var Gülen var, Acarkent Kalesi var, alsınlar RTE’nin kellesini!
Bana ne hikaye anlatıyorsunuz!
İMECE lafın gelişi azizim!
Yüksek siyasette İMECE halk üzerinden yapılmaz, devletlerarasında yüksek menfaatler üzerinden yapılır, uzlaşılır!
Sonra bir elek konulur, kim ne tarafta’ya bakılır, yorgun malzemeler ayıklanır!
Ardından da temizlik / tasfiye için sahaya inersin!
Silkiniş!
Yani?!
Kim sizden beni beklemenizi söyledi!?
Lütfen önden buyurun.
Yazılarım lirik’tir üstünüze alınmış olabilirsiniz, genele özel’miş gibi yazarım.
Erdoğan’ın kellesini alacaktınız da ben mi engel oldum!?
1 Mart Tezkeresi öç güncesi kapsamında, öç listesi için kuyruk uzun!
BOP’un yeni mahalle üretimi ‘ak çöp’ü / hurdası için mi mücadele ediliyor burada!
Gizlisi saklısı yok.
2014’te çözüm üreteceğiz diye de bir mecburiyet yok!
Çözüm üretilmek istenmezse üretilmez, bataklık olur!
Nasıl olduğunu da hep birlikte görürüz!
Tahmin edilmeyen kimler, hangi kirli ilişkiler içindeymiş!
Büyük resim’le iç içe geçmiş resim ortada!
Vs.
Hep söylüyorum, benim okurlar benden akıllı, ben ise işsizlikten hobi olsun diye yazıyorum, hala neden beni okuyorsunuz anlamış değilim.
Zaman’ınıza yazık.
Hülasa:
Kişi karşısındakini kendi gibi bilirmiş!
Şengör Hoca’nın AKP iktidarındaki serüveni bizimki ile bir mi?!
Madem direniş, çıksın bulduğu her platforma konuşsun!
Burada konu Şengör falan değil, üslup / bakış ortada!
2007’den bu yana değil, 2003’ten beri o pres’in içindeyim.
Hacizler, suikastler, tehditler, aşağılamalar, taciz etmeler, liste uzun!
Tek tek kaydı var, fil hafızası dedik!
Ağlaşmadan mücadeleye devam ettik.
Milyar dolarlık vurgunlara çomak sokmak basit iş olduğu için medya sanalı kağıda basılısı vs yolsuzluk haberlerinden geçilmiyor değil mi?!
Siyasi partiler kör kuruşun peşinde!
Muhalif medya vs.
Çürüme!?
Sizler zannediyorsunuz ki, ortada çözüm var, ben engelliyorum.
2007’de de aynı numarayı yaptılar, “Gül olsa ne olur!”
Neden olmasın, güzel şeyler oldu!
2002’de “Erdoğan gelse ne olur!”
Oldu, müteahhitler işlerine baktı, coştu.
Şimdi de Çiçek gelse ne olur!
Niye kendinizi bu kadar önemsiyorsunuz anlamıyorum, siz Çiçek’e tarafsınız demiyorum, dikkatli bakın onun değirmenine su taşıyorsunuz diyorum.
Şu “F” olmuş ne demek, “aile resmi”, onu da mı söylemeyelim!
Sarraf bensem, zamazingo olmayın diyorum, değil isem karar sizin!
Size göre, kaldı ki, özlü sözler bulan da ben değilim, kitap deseniz okumam, okuturum, yazıları yazmam yazdırırım, düşünmem, el enformasyonu ile gerdeğe girer söylenirim, o zaman burada işiniz ne?!
Geçtik, MİT’in zehirli enformasyonu zihninizi bulandırıyor diyorum, arka plan duymak istemiyoruz diyorsunuz!
İyi de bilmeden nasıl öngöreceksiniz!
İş sadece eleştirmek midir?!
AKP & Gülen bir koalisyon!
Odundu, Eyfel’di derken neden üzerinize alınıyorsunuz!
MİT’çiler’in 2012 öngörüsü ortada, savaş yok, Özel derin devlet, ekonomik kriz vb yok, diyordu ne oldu; şimdi Pollyanna yeni mahalle’de gelinlikler içinde çekirdek çitlemekte!
Yani?!
Sizin okur yazar arkadaşlarınız dahi ne diyor, hani kıyamet, ne oldu, dündü, bugün daha ne bekleyeceğiz!?
Güzel, ben olsam bıraktım bu kadar öngörüsüz bir ismi takip etmeyi, yazılarının yanından geçmem!
Sayın Mehmet Eymür’ü okurum.
Ama sizde yüksek sabır var azizim.
Vs.
Söylediğim şu:
Ulusalcıların (Mİlli Merkez) arasında Fehmi Koru’nun, Eymür’ün, Çiller’in ne işi var?!
Erdoğan’ı devirmek için Gülen’le, Topaç’la kol kola girmeye değer mi?!
Girmişlerse eleştirmek yasak mı?!
Velev ki, büyük bir koalisyonu bozdum, iyi de “Milli Merkez”i yazınca, ne AKP ne Gülen ne de Doğan Medyası hikayeye sizin düşündüğünüz gibi bakmadı!
Görmezden geldiler.
Haberi düz verdiler!
Madem tek’im, sorun ne?!
Kaldı ki, yazılarımın en büyük okuyucusu bu (AKP & Gülen) adres!
10 okurum var ise 7’si oradan ve genelde yurtdışından!
Fazla okuru olan biri de değilim, sokağa çıkınca ne tanıyan var, ne de yazıya atıf yapıp soran!
Medya, siyaset zaten yok sayıyor!
Çevremden de okuyan yok!
Nedir okunmayan bu yazarla derdiniz anlamadım, bu bir şaka olmalı!
Basit çözümlemeler yapıyorum, lirik yazıyorum, kendi aklımla vatanımı yüksek inançla savunuyorum.
Böyle bakmak da mümkün!
Şimdi okur’unu muhatap aldı diye yazar mı suçlu oldu!?
Eyfel kulesi neden sizin mabadınıza kaçsın muhterem, AKP’den nemalanan işdünyası orta yerde dururken!
Çok kimlikli Fehmi Koru yüksek insan, bizim gibi düşmüşlerle neden ilgilensin!?
Haddini bilmek şart!
Şunu yazan AKP’li mi, Gülen’ci mi, yoksa siz mi?!
“NEDEN ONLAR YAZAMIYOR, SEN PASO HERGÜN YAZMAKTASIN?”
Eğer sizseniz söylenecek söz yok, AKP’nin Gülen’in yapamadığına talipsiniz!
Cevap ortada: Yaz bir dilekçe sustursunlar ve/veya alsınlar içeriye!
O zaman da “yapmam” diyorsunuz ama yandan da sufle veriyorsunuz!
Bakalım sesinizi bir duyan çıkacak mı?!
Bu noktada “yürek, akıl, sabır” vb kelimeleri kullanabiliriz değil mi?!
Bende aranan o kan grubu varmış ki bunca yıldır yazıyorum, muhterem!
Sizde de varsa, ki var diyeceksiniz, o zaman sormaz, gereği ne ise onu yaparsınız!
Hem aynı saftayız diyorsunuz, hem de bu tarafa her laf atanın arkasında saflaşıyorsunuz!
Fikrinizi her daim söyleyin varsa farklı bir görüş dinlemek, büyük satranç tahtasındaki derinliğini görmek isterim.
Ak CHP’den Balbay da içerden yazıyor, “genel af” PR’ı yaptırıyorlar!
Doğu Perinçek, Yalçın Küçük içerden yazıyorlar, sahte avukat tarafından dolandırılan Çetin Doğan paşamız da öyle!
Tuncay Özkan gazete manşetlerinde, sitelerde PKK’lı terörist’in hikayesini nakşediyor.
Levent Paşa içerden İP’ye üye yapıldı!
Ergün Poyraz kitap yazıyor!
Yazmak isteyen yazıyor onca engele karşı!
Demem o ki, çözüm’se hikaye herkes kendi çözüm’ünü üretmiş, işinde gücünde!
Hülasa, konu neymiş, yazmak çizmek ve/veya yatmak yatmamak ya da sürünmek değilmiş, değil mi hikaye!
Sözde laik olanların, özde laik olamama sorunsalı!
Son ana kadar hakikat ne ise onu seslendireceksin!
Bir an önce bitsin de nasıl biterse bitsinse hikaye, bitirin o zaman!
Kesin RTE’nin kesik biletini!
Erdoğan hakkında herkesin eli dolu, yok yok!
Ne var ki, Erdoğan’la aynı dereden su içen ulusalcı ağalar, RTE’yi nasıl devirecek cevabı aranan basit soru bu!
Sizin yolunuz size, benim yolum bana.
Madem tek’im o zaman sorun ne, siz çok’sunuz demektir.
Neyi tartışıyoruz anlamadım.
Her zaman makulü normalde ararım!
İP, CHP, MHP, DSP, merkez sağ, Taksim’deki değişik gruplar AKP’ye karşı koalisyon yapmak istedi de engel olan mı çıktı!?
Aşmaya çalıştığınız engel nedir, yine anlamadım?!
Sizin gibi değerli okurları görmezden gelmek bana yakışmaz.
AKP’nin, Çiller’in izni ile AKP’ye çatı muhalefet olur mu?!
Hilmi Özkök ise konu, Çankaya meselesi bugünün işi değil, Nisan’dan sonra konuşulacak mesele!
Nasılsa Banu Avar var, siz varsınız ben varım, Metin Feyzioğlu var, Çiçek var, Derviş var, Çetin var, Çankaya gibi makama atanacak memur bulmak zor iş mi?!
Olmazsa, Sezer gibi son anda adı ortaya atılacak Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç var!
Barzani var, diğer parçaya talip!
Çankaya boş kalmaz ama yeni anayasa sonrası siyasal kürtler federasyon olur, Çankaya’ya çıkartılan Neo Gül de af’fedilenleri tek tek içeri toplatır.
Öngörü deyin, bir kenara not edin!
Acemi eşek yanlış kapının önüne yükünü boşaltmaya kalkışırmış!
Mesele bu!
Tartıştığımız bu!
“Ben gidiyorum” diyenin de önünde durulmaz, yolunuz açık olsun.
Yaşadıklarımda benim payım olmaz olur mu, Sarıgül beraber çalışalım dediğinde kabul edebilirdim.
İP,Aydınlık dergi gazete çıkmadan önce yazarlık teklif ettiğinde uzlaşabilirdim.
CHP’den milletvekili adaylığına evet de diyebilirdim.
Hürriyet, Sabah, Habertürk, internet, gazete, tv vb teklif konularına hiç girmiyorum.
Milletvekil danışmanlık vs.
Hamal’san emanete hıyanet olmaz, ölene dek taşırsın!
Sancak da öyledir değil mi?!
Bazen sancak, insanın kendisi olur, kendi kendini taşır.
Nefis harp’i!
Çevremdekilerin inanmadıklarını söylediğim hikaye bu hikaye!
Kolpasını yapmak varken, bu neyin mücadelesi!
6 yıldır içerde suçsuz yere yatandan utanmayanlara ne anlatacaksın değil mi muhterem.
Bir zamanlar milyar dolarlık adamların ak’lına kurban ettirmedik mücadeleyi, sonra marjinalleştirmek istediler uzak durduk, şimdi de mayınlı araziye çekmek istiyorlar, dinliyoruz.
Netice:
“Ateşini ölçtür diyene odun iteliyorsun..” demişsiniz.
Elcevap, ölçtürdüm, ateşin derecesi; kızgın lamba şişesi!
Vatanı seven böyle yaparsa, sevmeyen ne yapmaz ki?!
Saygılar.
HM
Ve…
Son olarak…
Durum Analiz?!
Kataliz ve/veya Katalizör!?
Katalizör (Yunanca’dan κατάλυσις: çözülme), bir kimyasal tepkimenin aktivasyon enerjisini düşürerek tepkime hızını arttıran ve tepkime sonrasında kimyasal yapısında bir değişiklik meydana gelmeyen maddelerdir.
Katalizörün tepkime üzerinde yaptığı bu değişikliğe kataliz denir.
Canlıların vücudunda bulunan enzimler de çok iyi birer katalizördürler.
Sözün özü:
Kataliz’i elde etmek isteyen “Katalizör” için uygun ortamı hazırlar!
Netice:
Gördüklerinin yarısına!?
Ezcümle:
“Bozgunculuk yapacak insanlara hoşgörü ve büyüklük göstermek; bir milletin mutluluğuna, şerefine, namusuna göz dikmiş insanlara hoşgörü  göstermek olur ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi  buna müsaade edemez. Hiç kimse buna müsaade etmek hakkına sahip değildir ve siz de olmamalısınız.”
Mareşal Mustafa Kemal Atatürk
Nokta.
16 Kasım 2013
Hayrullah Mahmud Özgür