Kürt Meselesinin “Kökten” Çözümü: “MÜBADELE”

Kürt Meselesinin “Kökten” Çözümü: “MÜBADELE”

KÜRT MESELESİNİN
EN KANSIZ
EN HUKUKSAL
EN BARIŞÇI
EN KÖKTEN
EN KALICI
EN KESİN
TEK ÇÖZÜMÜ:

Bence Atatürk’ün tek hatası Kürtleri Türk Milleti’nin bir parçası olarak görmesidir. Oysa zamanında Yunanistan’la yapılan, oradaki Türklerle buradaki Rumların mübadelesi gibi Kuzey Irak’taki 3,5 Milyon Türkmenle buradaki Kürtler de mübadele edilmiş olsaydı bu gün 50.000 insan PKK terörü yüzünden ölmemiş olurdu ve de Cumhuriyet tarihi boyunca emperyalist maşası Kürtlerle hâlâ uğraşmak zorunda kalmazdık.

Kuzey Irak’a gidecek olan Kürtleri bilmem ama Kuzey Irak’taki 3,5 milyon Türkmenin Türkiye’ye güle oynaya gelip, sınırdan girer girmez de toprağı öpeceğine eminim. Bu laf olsun diye yazdığım bir yorum değil, gayet ciddi düşüncemdir. Bu mübadele konusunu çoktandır enine boyuna düşünüyorum. Öyle ki, bu konu hakkında sanırım 2-3 saat hiç durmadan konuşabilirim.

Zaten Kürtlerin Anavatanı Türkiye değil bu günkü Kuzey Iraktır. Selçuklular, Kürtler Müslüman oldukları için Anadolu’ya gelip yerleşmelerine izin vermişlerdir. Türkler Anadolu’yu yani Diyarbakır’ı, Bitlis’i, Van’ı, Hakkâri’yi Kürt’lerden değil Bizanslılardan almışlardır. O zamanlar buralarda bir tek Kürt aşireti bile yoktu.Olmasına da imkan yoktu çünkü müslüman oldukları için onları önce Bizans İmparatoru Romen Diyojen keserdi. O zamanlar Diyarbakır’ın, Bitlis’in, Van’ın, Siirt’in halkı Ermeniler, Rumlar ve Süryanilerdi. Bizans Selçuklulara yenilince buralardaki Ermeni, Rum, Süryani halk da batıya göç etmiştir. Boşalan binlerce Ermeni, Rum, Süryani köyüne de İran’dan, Irak’tan gelen Kürt aşiretleri sonraki yıllarda gelip yerleşmişlerdir. Kaldı ki Kürtlerin kendilerinin de Türkiye’yi Vatan olarak görmedikleri Vatan savunmasından sürekli kaçmalarından, askerlik yapmamak için kırk takla atmalarından bellidir. Askerlik görevinden kaçmak Kürtler arasında adeta övünülecek bir halk sporu durumundadır. Askerlik yapana ise enayi gözüyle bakılmaktadır.

Ne Çanakkale’de, ne Sakarya’da, ne de Dumlupınar’da, bu Vatan için ölmüş bir tek Kürt bile yoktur. Bu ülkeyi belki Vatanları olarak benimserler düşüncesiyle ve Kürtleri entegre edebilme uğruna bu savaşlarda ismi geçen göstermelik bir iki Kürdün gerçekten oralarda bulunup bulunmadığı bile şüphelidir. Netice olarak tüm Türkiye toprağında Türklerin Kürtlere borçlu olduğu bir tek çakıl taşı bile yoktur. Tam aksine 40 bin  Türkmeni kesmekle övünen İdris-i Bitlisi’den Kürt Hamidiye alaylarına, Şeyh Said’e, Kürt Said’e, Kürt Mustafa Paşa divanına, Kürt Teali Cemiyeti’ne ve en son olarak onun bunun maşası PKK’ya kadar Kürtlerin tamamı bu vatana ve Türk Milletine daima düşmanca tutum içerisinde olmuşlardır.

Tüm Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtler Türkiye’nin Gayrı safi Milli Hasılasına hiçbir katkıda bulunmadığı gibi batının üretimini de adeta asalak bir sülük gibi emmişlerdir. Devlete tek kuruş vergi ödememeleri bir yana yıllardır kaçak elektrik kullanımıyla bu asalaklıklarının üzerine tüy dikmişlerdir.

Almanya Almanca bilmeyen Türkleri sınır dışı etmekte, bu yüzden 50 yıldır Almanya’da çalışan ailelerin çocuklarına bile vize vermemektedir. ABD İngilizce bilmeyi ABD vatandaşlığının şartı olarak kabul eden yasa çıkarmıştır. Fransa Fransızca bilmeyen ilticacıları ülkesine insaniyet adına bile sokmamaktadır. Çünkü ulusal birliktelik arzusunun en önemli göstergesi yaşanılan ülkenin resmî dilini öğrenmektir. Yaşadığı ülkenin resmî dilini bile öğrenmemekte 4 kuşaktır direnen Kürtlerin Türkiye’ye entegrasyonu ise bir hayaldir.

Son olarak kendilerine ait olmayan bu toprakları Bağımsız Kürdistan hayaliyle sahiplenmeye kalkmaları bardağı taşıran damladır. Bıçak kemiğe dayanmıştır, yetti artık denilen noktaya gelinmiştir.

Kürtlerin bu ülkede yaşamayı asla hak etmedikleri artık çok açık ve nettir. Emperyalist maşası olmayı alışkanlık haline getirmiş, Türkiye Cumhuriyetinin altını oymayı felsefe edinmiş Kürtlerin ebedî ihanetinden ilelebet kurtulmanın ve artık en nihayet Ulus Devlet olmanın en kansız, en hukuksal, en barışçıl, en kökten, en kesin tek çözümü Kuzey Iraktaki Türkmenlerle bizdeki Bağımsız Kürdistan heveslisi Kürtlerin Mübadelesidir. “Türk Milletiyle birlikte yaşamayı içine sindiremeyen” Kürtler Anayurtları olan Irak’a gönderilmeli, oradaki Türkmen kardeşlerimiz de Türkiye’ye getirilmelidir.

İtiraf etmek gerekirse böyle bir mübadeleyle Türkiye Misak-ı Milli sınırlarındaki Musul ve Kerkük’ten vazgeçmiş olacak, ki zaten oraları bize asla vermezler. Yani bu bizim için bir tavizdir, kabul. Ama bir kayıp da değildir.

Mübadele Uluslararası Hukuk’un kabul ettiği bir çözümdür. Çünkü hiç kimse birlikte yaşamak için zorlanamaz. Mübadeleler geçmişte Atatürk tarafından Türkiye’deki Rumlar ve Yunanistan’daki Türkler için uygulandığı gibi, Hindistan Pakistan arasında, Eski Sovyet Cumhuriyetleri arasında, günümüzde eski Yugoslavya’da, Çekoslavakya’da, bir çok Afrika ülkesinde başarıyla uygulanmıştır ve uygulanmaktadır. Bu mübadeleler tüm taraflar için kesin çözüm olmuştur.

Atatürk o zamanlar Türk-Rum mübadelesini yapmamış olsaydı şu anda İstanbul’un ortasında 2 milyon nüfuslu bir “Vatikan” vardı!

Şu anda eğer Türkiye ile Kuzey Irak’taki kukla devlet arasında Türkmen-Kürt mübadelesini “şimdi” yapmazsak, Türk-Kürt mübadelesinin bir süre sonra kaçınılmaz olarak “Batı Türkiye Cumhuriyeti” ile “Kuzey Kürdistan Cumhuriyeti” arasında yapılması gündeme gelecektir ki Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOB) hedefi doğrultusunda gidişat maalesef odur.

Türkmenlerle Kürtlerin mübadelesi fikri farklı zamanlarda Prof.Dr.Mümtaz Soysal ve Emekli Büyükelçi (sonradan MHP Milletvekili) rahmetli Gündüz Aktan tarafından da savunulmuştur.

Ama o günlerdeki konjonktürde Türkiye’nin bölünme tehlikesinin bu günkü kadar belirgin olmaması, ve belki de o günkü siyasi gerekçelerle o günlerde bu konu etraflıca tartışılmamıştı.

Ancak bu gün “Bağımsız(!) Kürdistan” ve toprak taleplerinin fütursuzca seslendirilmeye başlanıp, devamında Özerklik ilanıyla geldiğimiz noktada o günlerde ortaya atılan “Türkmen-Kürt mübadelesi” çözümü fikrinin ne kadar ileri görüşlü olduğu ortaya çıkmaktadır.

Türkmen-Kürt mübadelesi olamayacak, yapılamayacak bir iş değildir

Türk-Rum mübadelesi 6 yıl sürmüştü. O yıllarda savaş yorgunu genç Türkiye Cumhuriyeti bu mübadeleyi hiç kimseyi mağdur etmeden başarıyla yapmıştı. Bu günkü Türkiye Cumhuriyeti ise bu işi (gidecek olanlara parasal teşvikler ve kolaylıklar sağlayarak, gelen Türkmenleri ise hızla iskan ederek) çok daha kısa sürede, çok daha rahat yapabilecek durumdadır.

Kaldı ki şu an ki “Uluslararası geçerli durumda” (konjonktürde) bu Türkmen-Kürt mübadelesi ABD’nin de işine gelir, İsrail’in de. Böylece ABD ve İsrail, Kuzey Irak’ta zaten fiilen kurmuş oldukları Kürdistan’da gözlerinde çapak olan Türkmenlerden de kurtulmuş olacaktır. Yani sorun çıkartmazlar. Eh bizdeki “Bağımsız(!) Kürdistan” heveslisi Kürtler de böylece en sonunda muradına erer. Bu mübadele Barzani’nin de işine gelir, böylece Irak’ta en sonunda “çoğunluk” olurlar.

Belki ABD oraya gidecek olan Kürtlere de petrolü biraz koklatır. Bu da bizdeki Kürtlerin Kuzey Irak’a gitmesinde teşvik edici bir unsur olur. Yani iyi olur.

Petrol dediğin sonsuz kaynak değil, 2026 yılında zaten bitecek. Bir nesil boyunca keyfini sefasını sürsünler gözümüz yok. ABD ve İsrail de onları orada tepe tepe kullanır. Artık İran’a karşı mı kullanır, Suriye’ye karşı mı kullanır umurumda bile değil.

Akıllı olurlarsa Barzani’yi devirip, ABD’yi kovup belki hakikatten bağımsız bile olurlar. O zaman onları takdir edip önce ben alkışlarım.

Yani bu çözüm bütün tarafların işine gelir.

Tek ve kesin çözüm mübadeledir. Oradaki Türkmen’lerimize karşılık istedikleri kadar Kürt verebiliriz. Başta BDP’nin 3 milyon kayıtlı üyesi ve geçmişte PKK’ya yardım ve yataklık yapmış olan kim varsa.

Adına Kürt sorunu mu dersiniz, Kürt Meselesi mi dersiniz, PKK belası mı dersiniz, Türkiye’de tüm Cumhuriyet tarih boyunca süren huzursuzluğun kaynağının en kansız, en hukuksal, en barışçı, en kökten, en kalıcı, en kesin tek çözümü budur.  Bütün iş T.B.M.M.’nin bir kararına bakar.

Giden gider, “bu Ulus Devletin bir ferdi olmayı isteyerek kalan Kürtler” ise bizdendir…

Sonrasında ise, gidenler ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Yeter ki biz de artık rahat bir nefes alalım ve en sonunda artık biz de bir Ulus Devlet olalım.

Yetti be!

Saygılarımla,

A.Tamtürk  (24.06.1011)

a-tamturk.blogspot.com

 

Yukarıdaki Makale şu sitelerde yayınlandı:

GavurEGE
Siyasi Forum
Kalemler ve Kılıçlar
Toplumsal Bilinç
Güncel Meydan
OdaTV

 

 

YORUMLAR:

——————————————————-

Toplam 163 Yorum Yapılmıştır:

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 13:06:04
·         Not: Sonradan yaptığım araştırmalarda bu mübadele fikrinin daha önce sayın Mümtaz Soysal tarafından da, rahmetli Millet Vekili Gündüz Aktan (MHP) tarafından da farklı tarihlerde dile getirilmiş olduğunu öğrendim.
(İlgili yazılar aşağıdaki adreste mevcut)
http://www.kalemlervekiliclar.com/forum/Thread-T%C3%BCrkmenlerle-K%C3%BCrtler-m%C3%BCbadele-edilmeli-mi

 

  • fatma gürman
  • 24.06.2011 13:43:24
·         sn.tamtürk…harikasınız…yalnız ufak !!! bir anlaşmazlık var…onlar bütün türkiyeyi istiyorlar biz cümbür cemaat kuzey ırak’a mı gidelim sizce ??? sn. erdal sarızeybek çarçella diye tutturmuş vaziyette…illa çarçellayı gidin görün ondan sonra anlarsınız sorunu diyor…sorun türk sorunuymuş…recep eşbaşkan kürt sorunu yok derken bunu kastediyormuş…sorun olan türkler diyor kürtler değil…asya türkleri ile anadolu türklerinin bağını koparmak ve anadoluyu türk’ten temizlemek…eski zamanlardan beri istenen şey yani…bugün yine ilk kurşun gazetesinde yazmış etraflı özet halinde…mübadele işi ise, çoğu iş gibi irade meselesidir…lozan’da atatürk iradesini koydu ve riske girdi,sorumluluğu aldı üstüne…ve karşısndaki gücün arkası dolu değildi o dönemde…bunu da göz ardı etmemek gerek…bugün türkiyede bu iradeyi gösterecek bir devlet adamı çıkaramıyoruz…çıkarsak zaten bu hallere gelmezdi işler…ayrıca karşı tarafın arkası dolu…abd/rusya güç dengesi,israel ve pısmış olsa da ab var arkalarında…

 

  • NURİ BABA
  • 24.06.2011 13:59:59
·         Sayın A.Tamtürk ; yazınız için size çok teşekkür ederim…Bugüne değin bu konu üzerinde hiç düşünmemiş ve bu konu hakkında hiç bilgi sahibi olmamıştım…Yazınızla aydınlandım ve böylesi sağlıklı sonuçlar doğuracak tezleri bilemediğim için de kendimden utandım…Ancak, bu eksikliği tamamladığınız ve net bilgiler verdiğiniz için size minnettarım…Yalnızca bir konuyu netleştirmek istiyorum…Bizler Kürtlere lanet okuduğumuz da,bazıları yanlış anlayabilir…Bu anlamda düzeltmek istiyorum….Kürtlerden kasdımız ; Pkk lı olanlar, BDP li olanlar ve bunlara sempatiyle bakarak Türkiye Cumhuriyetine lanet edenlerdir…İşte bizlerin can düşmanlarımız ve ihanet genlerini üzerinde taşıyanlar bunlardır…Sayın yazarın özellikle vurguladığı gibi “Bu Ulus devletin bir ferdi olmayı isteyerek kalan Kürtler ise kardeşimizdir”…

Elinize emeğinize sağlık….Saygılarımla…

 

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 16:21:12
·         Sayın Nuri Baba, bundan sanırım 3-4 ay önceydi, Odatv’de bir makaleyi okurken ilk defa aklıma geldi bu fikir. Kürtlerin toprak talepleri ile ilgili bir makaleydi. Kısa bir yorumla “Tabi ki isterlerse bağımsız(!) bir Kürdistan’da yaşamak Kürtlerin de hakkıdır. Ama sadece Habur kapısından çıkarak!” yazmış ve “Karşılık olarak da oradaki Türkmenler bize gelebilir” deyivermiştim. Bu yorumumu gönderdikten sonra “neden olmasın ki?” diye düşünmeye başladım. Sonra bu mübadele fikrini yine Odatv’de bir çok makalenin altında farklı açılardan ele alarak ve her seferinde biraz daha genişleterek 5-6 kere daha yazdım. Diğer yorumdaşlardan da destek görünce derneklerde kahvelerde sohbet konusu olarak açıp sağda solda anlatmaya başladım. Bu da benim için bir nevi kamuoyu yoklaması oldu. Bu fikri her ortaya attığımda 5-10 dakika sonra hangi siyasi görüşten olursa olsun oradaki insanların da bu fikri hemen benimseyip sahiplenerek benden daha hararetli savunmaya başladıklarını gördüm. Bu konuşmalar bu fikrime katkılarda bulundu ve tüm önceki bölük pörçük yorumlarımı derleyip bir ay önce yine Odatv’ye yorum olarak topluca yazdım. Yine destek veren yorumcular oldu. Tabi karşı çıkanlar da oldu. Karşı çıkanların tezleri ve gerekçeleri üzerine yoğunlaştırıp tezimi olabilirlik yönünde biraz daha geliştirdim. Uluslararası Mübadele Yasaları vb üzerinde araştırma yaparken tesadüfen Mümtaz Soysal ve MHP Milletvekili rahmetli Gündüz Aktan tarafından da farklı zamanlarda (belki onlar da birbirinden habersiz olarak) dile getirmiş olduklarını gördüm. Ve en son olarak bu gün Ulusalcı gazeteci Halil NEBİLER’in Kalemler ve Kılıçlar sitesinde de her ikisini de bir arada görünce yukarıdaki makalemi GavurEGE’de yayınlamaya karar verdim. Bu mübadele fikri hem CHP, hem MHP, hem de ULUSALCI kanatta ortaya çıkabiliyorsa demek ki aklın yolu bir 🙂
Bu konunun sosyal bilimciler ve akademisyenlerce enine boyuna irdelenip üzerinde ciddi olarak düşünülmesini çok önemli görüyorum. Zira Libya’da yapılan, Suriye’de yapılmak istenen BOB tertibinde er veya geç sıranın Türkiye’ye de geleceğini hepimiz görüyor veya hissediyoruz. Eğer ola ki iş o aşamaya gelir de “Türkiye’deki sözde baskıdan kaçan Kürtlerin Kuzey ırak’a sığınması” gibi bir tezgah dümeni başlayıverirse, o anda tüm diplomatik kanallardan masaya getireceğimiz bu mübadele fikri Türkiye için tek kurtuluş yolu olabilir diye düşünüyorum. Hazırlıklı olmakta fayda var! Saygılarımla, A.Tamtürk
  • ZALIM SEFKI
  • 24.06.2011 17:29:13
·         Sn.A.Tamtürk, Türkiyedeki ayrilikci kürtlerle, Iraktaki türkmenleri degistirme fikrinize katiliyorum bencede böyle bir uygulama Türkiyenin yararina olur.Ancak ABD, Israil’ ve bölgeden cikari olan emperyalistlerin Bu uygulamayi kabul edicegeini zannetmiyorum, Cünki Iraka gönüllü göc edmek isteyen kürtlere zaten kucak aciliyor,Ve Ermenistan, güney kibris,Natoyla cikabilicek her sorunda koz olarak kullandiklari kürt kartini zorunlu olmadiklari sürece masadan kaldirmazlar.
  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 18:12:41
·         Sayın Zalim Şevki, bahsettiğiniz konuyu da düşündüm. O konuda ABD ve İsrail’in kazan kazan prensibine göre hareket edeceklerini, asıl çıkarları Kuzey Irak’ta olduğundan bu yolla oradaki Türkmenlerden de kurtulmuş olacakları için bu mübadeleye fazla itiraz etmeyeceklerini düşünüyorum. Mübadele uluslararası hukukta ve BM anlaşmalarında yeri olan bir uygulama. Kuzey Irak’taki Türkmen nüfus ise bu bakımdan Türkiye’nin en büyük kozu. Bu ise dünya kamuoyunun bu mübadeleye olumlu bakmasını sağlayacaktır. Tabi iş o aşamaya geldiğinde Türkiye’nin topyekün bir diplomatik atağa kalkması, Türk toplumunun da buna içerden çok güçlü bir destek vermesi gerekiyor. Bizim de Kuzey Irak’taki Türkmenlerin yaşadıkları mezalimleri sergilememiz, hatta onlar bizdeki Kürtleri sözde Türkiye’de baskı var diye Irak’a sığındırtmaya başladığı anda, bizim de Peşmerge baskısı ve Kürt yağmacılardan kurtarmak için Türkmenlerimizi Türkiye sınırına doğru harekete geçirebilmemiz gerekiyor. Türkiye o aşamada bu stratejiyi başarıyla uygulayabilirse sadece kurulan tertibi bozmakla kalmaz bu işten karlı çıkan taraf olup Kürt sorunundan da ebediyen kurtulur.
  • zeynep
  • 24.06.2011 18:14:45
·         Sn.A.Tamtürk güzel yazınız ve yorumlarınız için teşekkürler.Çok ama çok haklısınız,çoktaaaan yetti de arttı bile.Ama diğer yorumcu arkadaşların dediği gibi iş o aşamaya geldi ki,emperyalistler ve içerdeki işbirlikçi hainler tarafından tepemizin tepe noktasına çıkarılan bu arsız ve şımarık güruh Z.Şefki arkadaşın da dediği gibi artık TC nin tamamını ister hale geldiler.Okyanus ötesindeki en büyük hainin de dediği gibi herşey kıvama getirildi.Bu hükümetle değil mübadeleyi ,mücadeleyi bile düşünmek hayal ötesi..B.Esinoğlu’nun yazısındaki gibi artık kölelik,sömürgelik devrine girmiş bulunuyoruz.ABD emrediyor,burdakiler uyguluyor.Şu aşamada zor görünüyor,daha önceki hükümetler de bunlar kadar olmasa ağam-paşam modunda küplerini doldurmuş gitmişler.Ha so paragrafta dediğiniz gibi olası değil(ben kesin gözü ile bakıyorum,hatta Suriye cephesinden ateşlediler fitili)bir kaosta bile bu yapılabilir bir eylem olsa bile o dirayette birilerini görebiliyormusunuz çeçe sineğince ısırılmış 73 milyonda 100 kişi.Bu iş kaosla filan da çözülmez bence,kaçınılmaz bir iç savaşta ölen ölecek kalan sağlar bizim olacak.

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 18:41:11
·         tamam arkadaşlar yazı açıldı.
demek ki nymiş,”ağlamayana meme yokmuş.”
  • nhızal
  • 24.06.2011 18:43:46
·         burdada güzel bir durum ortaya çıkıyor.bir avuç Türkmen kardeşimiz iddia ettikleri gibi 12 000 000 kürde bedel.ağırlığımıza bakar mısnız?

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 18:43:46
·         burdada güzel bir durum ortaya çıkıyor.bir avuç Türkmen kardeşimiz iddia ettikleri gibi 12 000 000 kürde bedel.ağırlığımıza bakar mısnız?

 

  • özgürce
  • 24.06.2011 18:45:28
·         Oleeyyy yazı bana da açıldı… 🙂

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 18:48:02
·         tam aşağıdaki kısa yorumumu yazının özeti olarak size yazacaktım ki oleyyyyyyyyyy nidanızı duydum sn.Özgürce.kısaca konu bu.BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR.

 

  • ZALIM SEFKI
  • 24.06.2011 18:48:15
·         Sn.A.Tamtürk.Her seyden önce düsünceniz hayata gecirilirse cok mutlu olurum.Yalniz bu düsünceyi hayata gecirecek güc ve kararlilik olmadikdan sonra Kuzey Irak’taki Türkmenlerin yaşadıkları mezalimleri sergilememizin pek bir faydasi olmaz.Cünki dünyayi az cok biraz bilen insanlar, ve karar verici konumda olanlar zaten orada yasanan trajedileir biliyor.yazimin basinda da söyledigim gibi,bu düsüncenizin hayata gecirilebilirse mutlu olurum.Ve umuyorumki ülkeyi yönetenler bu düsünceyi hayata gecirebile kararliligini sergilerler.

 

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 18:54:33
·         Sn nhızal, uluslarası mübadele kurallarında mübadele edilen nüfus için bir oran şartı veya sınırı yok. Yani 3,5 milyon Türkmene karşılık istedikleri (hatta istemedikleri:) kadar Kürt verebiliriz. Bu sayı da yaklaşık BDP’nin aldığı oy sayısı kadar olur belki. 🙂 Yani bir Türkmen 3-4 Kürde bedeldir diyebiliriz. Gerçi mübadeleden sonra nüfusumuz biraz azalacak ama, n’apalım geceleri az televizyon seyredip bi şekilde dengeleriz artık :))

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 19:10:32
·         fazla kalabalığada gerek yok sn.A.Tamtürk.

 

  • ZALIM SEFKI
  • 24.06.2011 19:16:27
·         Zaten basimiza ne geliyorsa niteliksiz insan yiginlari yüzünden gelmiyor mu ?

 

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 19:20:58
·         Sn nhızal, haklısınız. Ondan sonra “nerde çokluk ….. ayıkla pirincin taşını” oluyor :)))

 

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 19:17:48
·         Sayın Zalim Şevki, Yöneticilerin harekete geçmesi anca yoğun kamuoyu isteği veya baskısıyla olur. Ben Milletimizin bu tür reflekslerine güveniyorum. Bu reflekslerdir ki Ermeni kapısını açtırtmadı, mayınlı araziyi İsrail’e verdirtmedi. Apo doğal(!) liderdir diyen Odatv’ye 4 günde geri adım attıran da yine Milletimizin bu refleksidir. Öte yandan BOB’un Türkiye aşaması, dolayısıyla bu mübadele fırsatı benim tahminim anca bir dahaki seçimden sonra gündeme gelebilir. Çünkü 4 yılda hem Libya’yı, hem de Suriye’yi bitiremezler. Eğer o zamana kadar kamuoyu bu konuda yeterince bilinçlenmiş olursa BOB’un Türkiye ayağının düğmesine basıldığı anda mübadele isteği de bir anda ani bir refleksle patlama yapar ve aynı hızla da hayata geçer. Önemli olan hazır olmak.

 

  • ZALIM SEFKI
  • 24.06.2011 19:24:47
·         Iste bu söylediklerinizin tamamina katiliyorum Sayin A.Tamtürk.

 

  • 06 anka
  • 24.06.2011 20:24:48
·         Neden olmasın?En güzel çözüm olur!Herkes memnun,başımız dinç olur.

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 20:33:58
·         zaten libyada ve suriyede çuvalladılar sn.A.Tamtürk.bizde hepten çuvallıyacaklar.ha birde bizim bir çuval hesabımız vardı.bir ikisininde başına çuval geçireceğiz.mesela ben şu hillary hanımefendinin başına şöyle kırmızı beyazlı bir çuval geçimeye talibim…………yok düşündümde kırmızı beyaz renklerine yazık.kirli bir çuval daha uygun olur.valla diyorum.bakın hiç abartı yok.önce o saçlarını yolar eline veririm sonra çuvalı geçiririm.ciddiyim.şaka falan değil.yani o kadar azimli ve kararlıyım.

 

  • Gökçe Uluğsu (Misafir)
  • 24.06.2011 21:10:05
·         Bütün benliğimle katıldığım bir yazı,tereddütsüz altına imza atarım.Yalnız bir husus var ki dokunmadan edemedim.Şöyle demişsiniz: “…Gerçi mübadeleden sonra nüfusumuz biraz azalacak ama, n’apalım geceleri az televizyon seyredip bi şekilde dengeleriz artık :))”Türk kadını asildir,bir batında sekiz yavru yapmaz.Tavşan gibi üremek ise malum halka mahsustur. Dünyada Türk mü kalmadı? Uygur Özerk Bölgesi’nde,Çin esareti altında inleyen Uygur Türkleri’nin yarısını davet edelim; Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgeleri beş yıl içinde cennete döner.Ağa,şıh gözüne bakan Kürt;tembel,asalak,bedavacı…
Sırtımızdan geçinen,yemek yediği kaba pisleyen köpek!

Türk’ün değerini bilmez ihanet edersen,sürünürsün.Doğudan,batıdan tonla örnek…

  • 06 anka
  • 24.06.2011 21:58:13
·         Sn.Gökçe Uluğsu,değindiğiniz çok yavrulama hususu benim de yıllardır en hassas olduğum konudur.O bölgede 2.çocuktan sonra doğan çocukların minik ellerinin cebimizdeki paraları çektiğini hissediyorum.Bu kesinlikle hırsızlık anlamında değil ama çok fazla olmayan devlet imkanlarının,kişi başına düşen harcama miktarının aşırı ve dengesiz nüfus artışı dolayısı ile erimesi anlamındadır.Biz aile planlaması yaparak 1-2 çocukta kalırken,birilerinin futbol takımı kuracak kadar çocuk doğurması yüzünden,örneğin çocuklarımız için gerekli eğitim ve sağlık gibi hizmetlere
ayrılan kamu ödenekleri artıyor ama tüm nüfusa yeterli olması gözetilirken maalesef niteliği yükseltilemiyor.
  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 22:30:02
·         Mübadeleden sonra (yani ulusal nüfus dengeleri sağlandıktan sonra) “nüfus artış hızı”nın da bölgeler arasında bir şekilde dengelenmesi şart. Ne yazık ki eğitim düzeyi arttıkça doğum oranı düşüyor. Bunda ekonomik kaygılar belirleyici oluyor. Çocuk parası uygulaması aslında dengeleyici bir unsur. Ama uygulama yanlış. Örneğin: 1. çocuk için gayet yüksek bir çocuk yardımı verilmeli, 2. çocuğa bunun yarısı kadar verilmeli 3. çocuğa ise devlet yardımı kesinlikle verilmemeli. Bu dengeleyici bir çözüm olabilir. Aksi takdirde Kürtlerdeki olabildiğince çok çocuk yapma geleneği, bizdeki ekonomik kaygılarla az çocuk yapma geleneğiyle birleşip nüfus dengesizlikleri yeniden baş gösterdiğinde 50-60 yıl sonra bu günkü filmi çocuklarımız aynen yeniden görmeye başlayabilir ve o zaman Kuzey Irakta artık mübadele edecek Türkmen de olmayacağı için mübadele gibi bir çözüm de bulunamaz.

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 22:41:55
·         siz bu işi ciddi ciddi düşünüyorsunuz.birinci 5 yıllık,ikinci 5 yıllık planlarınızda hazır.çok hoşsunuz sn.A.Tamtürk.

 

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 23:28:08
·         Sn nhızal, elalem 50 yıllık, 100 yıllık planlar yapıyor. Biz 5 yıllık, 10 yıllık plan yapmışız çok mu? :)))

 

  • Hasan Tevfik
  • 24.06.2011 22:50:03
·         Sn. Tamtürk, mübadeleye de gerek yok, fırın kurmaya da:))Şu emperyalistlerden kurtulabilecek politikalar üretebilsek, kendi politikacılarımızı yetiştirebilsek (ABD’de de Başkanlık/Başbakanlık eğitimi almaksızın); yani tamamen milli… Sorunları çözeriz ancak bizi biz yönetmiyoruz ki…Düşünsenize binlerce yıl birlikte yaşadığımız Rum ve Ermenilerle bizi düşman ettiler. Şimdi sıra geldi Kürtlere ve Araplara…Şu yazdıklarınız bile ne kadar başarılı olduklarını gösteriyor.

 

  • A.Tamtürk
  • 24.06.2011 23:40:48
·         Sn Hasan Tevfik, haklısınız. Emperyalistlerin tüm Dünyada top yekûn bozguna uğramaları benim de dileğim. Ama görünüşe göre bu ancak uzun vadeli bir hedef olabilir. Şu anki fiili (defakto) durum ise acil önlem gerektiriyor. Kürtlerin bizle el ele verip emperyalizme karşı durmaya ve emperyalizme karşı savaşmaya ne istekleri ne de niyetleri var. Üstelik 100 yıldır emperyalistlere bilerek, yani gönüllü maşalık eden de biz değil, Kürtlerdir. Biz Kurtuluş Savaşında emperyalistlere karşı savaşırken bizi sırtımızdan hançerleyen de yine onlardı. Zorla güzellik olmaz. Gitsinler Kuzey Irak’a kendi vatanlarına, ondan sonra iki kardeş ülke olarak dost olup emperyalizme karşı yine birlikte mücadele ederiz eğer niyet beyan ederlerse. Yoksa şu anki durum sürdüğünde ise hem onlar hem de biz birlikte yenileceğiz emperyalizme. Ayrıca bu mübadele çözümü sonucu BOB tertibinin de çökecek olması, hatta geri tepecek olması da emperyalizme vurulacak çok önemli bir darbedir. Bu da gözden kaçmamalıdır.

 

  • nhızal
  • 24.06.2011 23:43:36
·         değil tabi sn.A.Tamtğrk.hani bir aralar haberlerde söylenirdi ya 2-5 yıllık kakınma planı 3- 5 yıllık kalkınma oplanı ordan geldi aklıma.yoksa elbette planlar çok ileriyi düşünerek yapılmalı.yaz boz tahtasına çevirdiler herşeyi.
ülkelerin geleceği akşam yatıp sabah kalkıp karar verilirse çılgın projelere benzer.adam İstanbul için çılgınlıklar düşündü.o kadar uçtu ki Ankara başkent değilmi İstanbulmu başkent olacak denilince -ki aklındaki aynen o- bir akşam yattı sabah kalkınca dediki
Ankaraya uzay üssü kuracağız.
gelde gülme ağlanacak halimize.
sonra plakaya göre çılgın proje.oktay vural haliyle isyan etti.plakaya göre proje olunca ne yani Adana’ya bir projemi olacak dedi. yani elbette şipşak olmaz bu işler ciddiyet ister düzenli bir plan ve program ister.
lütfen alınmayın,o aklımda kalan 5 yıllık kalkınma programlarından çağrışımla yazdım o yorumu.
umarım bir gün dedikleriniz olur.artık hiç olmazsa çocuklarımız torunlarımız rahat yaşasın.

 

  • A.Tamtürk
  • 25.06.2011 01:29:26
·         Sn nhızal, duyduğuma göre Tayyip Devlet Planlama teşkilatını da kaldıracakmış, onun yerine bu işi doğrudan başbakana bağlı yeni bakanlıklardan biri yapacakmış. Tam günü birlik Padişah yönetimi yani.

 

  • nhızal
  • 25.06.2011 01:38:57
·         sn.Tamtürk inanmayın.hayır DPT nı kaldıracağına inanında bu işi başbakanlığa bağlı bakanların yapacağına inanmayın.ortada bakan mı var.yani iş yapma anlamında.boş boş bakanlar çok ama iş miş yapan yok.
hepsini rte yürütür.
akşam yatar sabah kalkar o anki ruh durumuna göre karar verir.uzay üssü kurulur Ankaraya,dubai misali palmıye adası yapılır İzmire.İstanbulu saymıyorum bile en çılgın projeler oraya.herşey rte nin o geceki uyku performansına bağlı.
korkuyorum bu gidiş hiç hayra alamet değil.adam kendini aştı,ilk Türk uydusu Göktürk’le atmosferi delip çıkacak.
aklıma gelmişken Ergenekon efsanesini çeteye darbeye,neredeyse mafyaya bulaştırdı ama efsanenin sahibi Göktürlerin adını uyduya veriyor.

 

  • mestan (Misafir)
  • 25.06.2011 09:59:54
·         Mübadelelerin her zaman zor ve sorunlu olacağını düşünüyorum. Mecbur bırakılarak insanların kök saldıkları topraktan sökülmeleri derin yaralar açıyor. Ama devletin, A planı gibi, B ve C planları da olması lâzım. O çerçevede değerlendirmekte yarar var. …

 

  • A.Tamtürk
  • 25.06.2011 14:39:40
·        
TÜRK-KÜRT NÜFUS MÜBADELESİ KONUSUNDAKİ ÇEŞİTLİ FİKİR YÜRÜTMELER: Geçmişte Pakistan-Hindistan arasında veya Türkiye-Yunanistan arasında veya SSCB’den çıkan yeni Cumhuriyetler arasında, veya Yugaslavya’nın dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni devletler arasında yapılanlar gibi Dünyada çok sayıda örneği bulunan Nüfus Mübadelesi uluslararası hukukça tanınan bir “ZORUNLU GÖÇ” olayıdır. Geçmişte Türk-Yunan mübadelesinde 355,635 kişi Yunanistan’dan Türkiye’ye gelirken, Türkiye’den Yunanistan’a da 1,069,957 Rum gitmiştir. (Yani 1 Türk, 3 Yunan’a bedeldir 🙂

O yıllarda savaştan yeni çıkmış fakir Türkiye o günkü mübadeleyi başarıyla yürütmüş, gelenlerin iskânı vb gibi tüm sorunların başarıyla üstesinden gelmiştir.

MÜBADELE ANLAŞMASI:

Bir mübadelede kimlerin, hangi kriterlere göre yer değiştireceği ilgili ülkelerin arasındaki ikili anlaşmayla belirlenir. Bu anlaşma ilgili iki ülke arasında yapılır (yani, üçüncü ülkelere b.k yemek düşer 🙂
Göçle yer değiştirenlerin yerleştirilmesi, mağdur edilmemesi konuları ilgili iki ülke arasındaki ikili anlaşmada madde madde önceden belirlenir. Her iki ülkeden eşit sayıda üye bulunan “Mübadele Karma Komisyonu” bu değişime nezaret eder, taşınmazların değer tespitlerini yapar, malları tasfiye eder. Bu karma komisyona taraflar isterlerse (eğer her iki tarafın da onayıyla anlaşmaya öyle bir madde koyulmuşlarsa) kendi tercihlerine göre eşit sayıda başka ülkelerden gözlemci davet edebilirler. Herkes kendi gözlemcisi olarak kimi seçeceğine kendi karar verir. Örneğin Kuzey Irak’taki kukla devlet, komisyona seçeceği iki gözlemci olarak 1 tane ABD’den ve 1 tane Yunanistan’dan seçerse, Türkiye de Azerbaycan ve Çin’den 1’er gözlemci davet ederek buna cevap vererek dengeyi sağlayabilir.
Mübadele Anlaşmasına örnek olarak 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi Anlaşması şu adreste incelenebilir:
http://tr.wikisource.org/wiki/1923_T%C3%BCrkiye-Yunanistan_N%C3%BCfus_M%C3%BCbadelesi_Anla%C5%9Fmas%C4%B1

TEŞVİK EDİCİ UNSURLAR:

Kuzey Irakta zaten fiilen kurulmuş olan kukla aşiret devleti bu mübadele sayesinde dolaylı olarak tanınmış olacağı için, ayrıca kendi Kürt nüfusu artacağı için, üstelik gözünde çapak olarak gördüğü Türkmen’lerden kurtulacağı için, bu mübadele anlaşması kukla devletin de işine gelir. Ayrıca hapisteki tüm PKK’lılar da postalanacağından bu onlar için “özgürlük” anlamına geleceği için bu mübadele PKK’nın da işine gelir.

KRİTERLER ve KRİTERLERİN BELİRLENMESİ:

Yer değiştirmesine karar verilenlerin ben gitmeyeceğim deme gibi bir lüksleri yoktur. Kuralları TBMM belirler ve YASA HÜKMÜNDEDİR. Gideceklerin hangi kriterlere göre belirleneceğine TBMM kuracağı komisyonlarda çeşitli ilgili kurumlardan görüş alarak karar verir ve TBMM onayıyla bu kararlar yasalaşır. İlgili yönetmelikler hazırlanır ve ilgili kurumlarca uygulanır. Ben bu kriterlerin neler olabileceğine şimdiden biraz kafa yordum 🙂
(Not: Burada yazdığım her şey tartışmaya açıktır, her arkadaşım kendi düşüncesine göre yorumlarıyla katkıda bulunabilir, eklemeler veya çıkartmalar yapılabilir.)

A) ZORUNLU GİDECEK OLANLAR:

1) BDP’nin kayıtlı tüm üyeleri
2) Geçmişte PKK’ya yardım ve yataklık yapmış olan kim varsa
3) Yüz kızartıcı suçlardan hükümlü ve sabıkalı olan bütün Kürtler
4) 1. 2. ve 3. maddede sayılan kişilerin tüm akrabaları
5) Çocuk sayısı 2’nin üzerinde olan Kürtler
6) Yeterli Türkçe bilmeyen Kürtler

B) İSTEĞE BAĞLI “TERCİH HAKKI” KULLANABİLECEK KÜRTLER:

1) Geçmiş son 3 senede Türkiye Cumhuriyetine en az ülke ortalaması kadar vergi ödemiş olanlar.
2) “Üretime yönelik” işyeri sahipleri (yani cep telefoncular filan değil!)
3) En az lise mezunu olanlar
4) Kamuda ve Sağlık sektöründe çalışanlar…

IRAK’TAN TÜRKİYE’YE GELECEK OLAN TÜRKLER:

– Ben Türk’üm diyen herkes

MALİYET:

Bu hesapça yaklaşık 6-9 milyon Kürt Kuzey Irak’a giderken karşılığında 3 milyon Türk de Türkiye’ye gelecektir. (Yani 1 Türk, 2-3 Kürde bedel)

Bu durumda gidecek Kürt sayısı, gelecek Türk sayısından fazla olduğundan kalan malların değerinin eşitlenmesi için Türkiye’nin karşı tarafa biraz daha fazla maddi tazminat ödemesi gerekecek. Kabaca tahmini rakamın 7-10 milyar TL civarında olacağını sanıyorum.

Ulusal Devlet olmanın değeri paha biçilemez, geri kalan her şey için bonuskart 🙂

SÖZLÜKTEN BULDUĞUM İLGİNÇ BİR YORUM:

(Mübadele)
-Bu gün olursa mübadele Mersin’den Kürtler gitmek zorunda kalacaktır. Eğer 10 ya da 15 yıl sonra olursa Türkler Mersin’den ayrılmak zorunda kalacaktır! (the one, 18.06.2011 23:39)

***
  • A.Tamtürk
  • 25.06.2011 16:40:43
·         PEKİ, ATATÜRK NASIL YAPMIŞTI: Nüfus Mübadelesi (Değişimi) 10 Haziran 1930 Osmanlı Devleti zamanında Türk halkı ile yüzyıllardır iç içe yaşayan, ticaret ve sanatla uğraşarak rahat bir yaşam süren Rumların bir bölümü, Kurtuluş Savaşı öncesinde Pontus Devleti adıyla bir devlet kurmaya çalıştılar. Batılı devletler ile özellikle Yunanistan’dan aldıkları askeri ve parasal yardımlarla yüzyıllardır barış içerisinde yaşadıkları Türk halkına karşı saldırıya geçtiler. Bir çok masum Türkü öldürerek göç etmeye zorladılar.

Böylelikle Lozan Barış Konferansı’nda görüşülen konulardan biri de Türkiye’de yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türklerin mübadeleleri oldu. Konferansta iki devlet arasında bir nüfus mübadelesi (değiş tokuş) yapılması kararlaştırıldı. 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında göçle ilgili bir protokol imzalandı. İmzalanan bu protokole göre, Türkiye topraklarında oturan Rumlar ile Yunanistan’da kalan Türklerin değişimi yapılacaktı. Ancak Yunanistan’ın İstanbul’da daha çok Rum bırakmak istemesi sorunun çözümünü zorlaştırıyordu. Bu sorunun çözümü için Milletler Cemiyeti’ne gidildi.1928 yılında Milletler Cemiyeti’nde bu sorun görüşülmüş ancak bir sonuç alınamamıştır.

Yunanistan, Batı Rumeli Türklerinin mallarına el koyarak buralara Türkiye’den gelen Rumları yerleştirmeye başladı. Türkiye bu duruma tepki gösterince iki ülke arasında 1929’da yeni bir savaş ihtimali ortaya çıktı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile Yunanistan Başbakanı Venizelos arasında yapılan görüşmeler sonucunda barışçı çözüme gidildi. 10 Haziran 1930’da mübadele sorununa kesin bir çözüm getiren anlaşma Ankara’da imzalandı. Böylece yıllardır süren anlaşmazlıkta çözüme kavuşturulmuş oldu.

Yapılan bu anlaşmaya göre mübadeleye dahil olup Türkiye’ye gelen Türklerin, Yunanistan’da kalan tüm mallarının mülkiyeti Yunanistan’a; Türkiye’den Yunanistan’a giden Rumların Türkiye’de bıraktıkları bütün malların mülkiyeti de Türkiye’ye ait olacaktı.

Lozan Antlaşması’ndan sonra başlayan Türk-Yunan dostluk ilişkisi, Nüfus Mübadelesi’nin imzalanmasından sonra daha da gelişmiştir. Yunanistan Başbakanı Venizelos’un 1930 yılında Türkiye’ye, 1931’de de Başbakan İsmet İnönü’nün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile birlikte Yunanistan’a gerçekleştirdikleri karşılıklı ziyaretler, bu dostluğun daha da artmasına sebep olmuştur.

Kaynak: http://www.ataturkdevrimleri.com

  • halil gürsoy
  • 26.06.2011 03:25:32
·         sn. Tamtürk! mübadele mümkündür… ancak büyük ve ulusal bir travmadan sonra… O travma ülkemizde henüz yaşanmadı. yaşanır mı? evet, bu gidişle oldukça mümkün görünüyor… dahada ötesini söyleyeyim size; bu gidişat böyle devam ederse, çok değil sadece bir göbek sonra, anadoludan mübadeleye tabi tutulanın Kürtler değil, bizim, Türklerin olma olasılığıda öyle sanıldığı gibi hiçde uzak bir olasılık değildir… bence bu ihtimali şu sıralar en iyi gören kesim; Türk kökenli entel, dantel, liboş ve hain taifesi olup, o gün geldiğinde her iki ihtimalin hangisi gerçekleşir ve başarılı olursa olsun, kendilerine yine emin bir yer bulma işini garantiye almak için; TÜRKÜN ekmeğini yiyip KÜRDÜN kılıcını çalmakltalar bugünlerde…

 

  • A.Tamtürk
  • 26.06.2011 21:44:38
·         Sn Halil bey, o bahsettiğiniz travmayı er veya geç yaşayacağımıza inanıyorum.
Tahminim en geç bir sonraki seçimden hemen önce.
Bu, 4 yıl sonraki Milletvekili seçimleri öncesi de olabilir, önümüzdeki yerel seçimler öncesi de olabilir. Çünkü seçimleri kazanamayacağını düşünenler bu travmaya yol açabilecek durumların oluşmasının zeminini yaratabilirler. Umarım yetkili ve etkili olabilecek noktalardaki birileri bu çözüm alternatifini şimdiden düşünüyordur, ve iş o aşamaya geldiğinde kararlı bir şekilde eyleme geçilir. Yoksa o fırsatı kaçırırsak sonrasında güneydoğunun Türkiye’den koparılması kaçınılmaz olur. İşte o aşamadan sonra mübadeleyi biz onlara değil, onlar bize dayatır ve sizin bahsettiğiniz sonuç ortaya çıkar.
  • A.Tamtürk
  • 27.06.2011 20:11:03
·         “KALANLAR TEMİZE ÇIKAR”
(BİR KÜRT’ÜN MÜBADELE HAKKINDAKİ DÜŞÜNCESİ) Arabama, nedense Almancasının baş harfleriyle TÜV denilen “teknik yeterlilik sınaması”nı yaptırmaya gitmiştim bu sabah. Muayene saati belli olmasına rağmen milletçe huyumuz olduğu gibi ben de herkes gibi nerdeyse 1-2 saat erken gitmiştim. Oradaki küçük bir çay ocağının önündeki masaların birinde oturup sıramı beklemeye başlamıştım ki eski bir Kürt tanıdığımla karşılaştım. O da benim gibi erken gelmişti, oturup laflamaya başladık. 6-7 yıl önce semtimizde küçük bir pide salonu açmıştı. Adı Urfa’lı Pide Salonu olan 5-6 masalı küçük ama sempatik işletmesinde büyük oğlu masalara bakar, karısı mutfakta bulaşık vs ile ilgilenir, kendisi hem ocağa hem fırına bakar, küçük oğlu ise motosikletle evlere dağıtım yapardı. Oğlanlar okumamıştı, dükkanda yardım ediyorlardı. En küçük kızı ise her yıl teşekkür getirerek okuyor, onunla gurur duyuyor, büyük oğlanlara ise bunlar haylaz diye kızıyordu. Kısa süre önce dükkanını başka bir semte taşımıştı. “Hayrola niye taşındın” diye konuya girdiğimde adeta zemberekten boşalır gibi anlatmaya başladı. Epeyce doluydu. “Bu PKK p.çleri işimi bozdu abi” dedi. Şaşırdım, “buralarda da mı PKK var” dedim. “Hayır”, dedi “öyle değil. Bu Habur’dan gelenler olayından sonra ben de Kürt olduğum için müşterilerim birer ikişer ayağını kesti, baktım olacak gibi değil ben de dükkanımı başka semte taşıdım” deyince, “ee o semtte de aynı durumla karşılaşmayacak mısın” diye sordum. Yeni dükkanının adını “Konya-Karadeniz Pide Salonu” koymuş. Gülerek seni sahtekar diye takılınca, “yalan yok abi, yıllarca Konya’da kaldım ben, Askerliğimde de Trabzon’daydım” dedi :)) “Yine de oyunu götürüp AKP’ye vermişsindir ama” dedim. “Yok, bu sefer Demokrat Partiye verdim, babamın dedemin partisidir” dedi. Konuyu Mübadele fikrine getirmek için, “şu anki bu gidişata çözüm olarak Kürt-Türkmen Mübadelesini önerenler var” deyip burada da yazdığım fikirlerimi anlatmaya başladım. Dikkatle dinledi ve: “Valla çok iyi olur abi, keşke öyle bir şey yapılsa, PKK p.çleri ayıklanır gider, hiç olmazsa kalanlar temize çıkar böylece” dedi… Bir Kürt’ün Mübadele çözümüne bakışını sizlerle paylaşmak istedim.

Saygılarımla, A.Tamtürk

  • nhızal
  • 27.06.2011 20:16:55
·         konya- karadeniz pide salonu mu?bravo vallahi.çok sevdim.eminim bir çok kürt kökenli vatandaşımızda aynı düşünüyordur.yani öyle umuyorum.
  • A.Tamtürk
  • 01.07.2011 15:05:32
·         Odatv’de mübadele konusunu ilk açtığımda @botan adındaki bir PKK’lı “Kuzey Irak’ta sadece 70.00 Tükmen olduğunu, o yüzden bu mübadelenin yapılamayacağını” öne sürmüştü. (Bu da mübadele hakkında “bir PKK’lının düşüncesi” oluyor 🙂
Bir önceki yorumumda “çeşitli kaynaklardan derlenmiş, Kuzey Irak’taki Türkmenlerin sayılarını vermiş olmamın nedeni de PKK kaynaklı bu itiraz gerekçesini çürütmek içindi. 🙂
(Yani, araştırmalarım devam ediyor… 🙂
  • A.Tamtürk
  • 30.06.2011 00:20:57
·         Çeşitli kaynaklarda Türkmenlerin sayıları: 1990 yılı için 2.1 milyon (Suphi SAATÇİ, Irak’ta Türk Varlığı, s.32)
1991 yılı 2 milyon (Abdüsselam Uluçam, Irak’taki Türk Kültür Varlığı, 1991, s.8)
1976 yılı için 1 milyon (Necmettin ESİN, Irak Türkleri s.1125)
2-2.5 Milyon (Kıvanç Galip Över, Vaat edilmiş Topraklarda “Ölüm Korkusu”, 1999, s.41)
2000 yılı için 3 milyon (Güçlü DEMİRCİ, Irak Türklerinin Demografik Yapısı, Türkler 20. cilt Ankara 2002, s.612)
2.5 milyon (Ersal Yavi, Hedefteki Adam Saddam,2002, s. 522)
2 milyon (Kristina O’Donelly, The Horseman,USA, 2003 s.555)
2-2.5 milyon (Hasan Bekir Ahmed, Arap – Türk İlişkilerinin Bugünü ve Geleceği, s.49)
2003 yılı 2.8 milyon (Ramazan Özey, “Irak Türkleri Unutulmamalı”
2.5-3 milyon (Hasan Yılmaz, Irak’ın Gizlenen Gerçeği Türkmenler, Stratejik Dergisi, Nisan 2003, s.36)
2.5-3 milyon (Atlas, sayı:124 – Temmuz 2003, s.152)
http://www.haberanaliz.com.tr 9 Nisan 2003
2.080.000 (Scott Taylor, Among The Others, 2004, s.28)
3 milyon (Hakan Yıldız, Irak – Musul – Kerkük üçgeni Büyük Oyun, 2004, s.164)
3.240.000 (Hasan Celal Güzel, Tercüman, 8 Şubat 2005, s.8) Kaynak (alıntı) :
http://www.kerkukgazetesi.com/KoseDetay.aspx?Dil=1&Id=K%C3%B6%C5%9F634426572683760000&Konum=3

 

 

  • ulkumof
  • 01.07.2011 16:50:14
·         Sn.A.Tamturk Ataturk un yaptigi mubadeleyi iyi bir arastirmanizi oneriyorum…Bastan kabul etmemis ve sonunda kabul ettirmisler ve iste senaryo ondan sonra oynanmaya baslamis…Buradan giden hiristiyan Turk ler aglaya, aglaya, helallasarak, komsulariyla kucaklasarak terketmisler bu topraklari ve gittikleri yerde Turk olduklari icin daima asagilanmislar, sonunda da asimile edilmisler Yunan politikasi geregi…Buraya gonderilenler ise; Turkiye nin her bolgesine, sehrine yerlestirilen Turk isimli sebatayistlerden baskasi olmamis…ve gittikleri her sehirde asla isci olmayacak, isyerleri acacak ve Turk leri calistiracaksiniz diye de talimat verilmis….Ve onlarda kendilerine verilen talimati fazlasiyla yerine getirmis olacaklar ki; bu gun hukumet kuran, yikan ve ulkeyi yoneten konumundalar….Turk milletinin gozunun icine baka, baka kilcal damarlarina kadar girmek, yerlesmek, katliamlar yapmak, suikastlar duzenleyerek aydinlari yoketmek, Turku, Turke kirdirmak,TSK nin icindeki vatansever ve gercek muslumanlari temizlemek ve daha nice hain senaryolari duzenlemek mumkun olabilirmiydi?….Bence Kurtlere verilecek en buyuk ceza, bu vatana ihanet eden her kim olursa olsun; ailesi ile beraber sinirdisi edilmesi…ve asla geri donusu olmayacak….ve tabi ki iyi ve dogru muhakeme sonucu bu ceza verilecek….
  • A.Tamtürk
  • 02.07.2011 14:39:32
·         “TÜRKİYE-YUNANİSTAN NÜFUS MÜBADELESİ ANLAŞMASI” (Lozan/İsviçre’de 30 OCAK 1923 TARİHİNDE İMZALANMIŞTIR) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ İLE YUNAN HÜKÜMETİ, aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

MADDE: 1
Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire) girişilecektir.
Bu kimselerden hiç biri, Türk Hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye, ya da Yunan Hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a dönerek orada yerleşemeyecektir.

MADDE: 2
Birinci Maddede öngörülen mübadele:
a) İstanbul’da oturan Rumları (İstanbul’un Rum ahalisini);
b) Batı Trakya’da oturan Müslümanları (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisini) kapsamayacaktır.
1912 Kanunuyla sınırlandırıldığı biçimde, İstanbul Şehremaneti daireleri içinde, 30 Ekim 1918 tarihinden önce yerleşmiş (etablis) bulunan bütün Rumlar, İstanbul’da oturan Rumlar (İstanbul’un Rum ahalisi) sayılacaklardır.
1913 tarihli Bükreş Andlaşmasının koymuş olduğu sınır çizgisinin doğusundaki bölgeye yerleşmiş (etablis) bulunan Müslümanlar, Batı Trakya’da oturan Müslümanlar (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisi) sayılacaklardır.

MADDE: 3
Karşılıklı olarak, Rum ve Türk nüfusu mübadele edilecek olan toprakları 18 Ekim 1912 tarihinden sonra bırakıp gitmiş olan Rumlar ve Müslümanlar, 1 nci Maddede öngörülen mübadelenin kapsamına girer sayılacaklardır.
İşbu Sözleşmede kullanılan “göçmenler” (emigrants) terimi, 18 Ekim 1912 tarihinden sonra göç etmesi gereken ya da göç etmiş bulunan bütün gerçek ya da tüzel kişileri kapsamaktadır.

MADDE: 4
Aileleri Türk ülkesini daha önce bırakıp gitmiş olup da kendileri Türkiye’de alıkonulmuş bulunan Rum halkından vücutça sağlam erkekler, işbu Sözleşme uyarınca, Yunanistan’a gönderilecek ilk kafileyi meydana getireceklerdir.

MADDE: 5
İşbu Sözleşmenin 9 ncu ve 10 ncu Maddelerindeki çekinceler (ihtirazi kayıtlar) saklı kalmak üzere, işbu Sözleşme uyarınca yapılacak mübadele yüzünden, Türkiye’deki Rumların ya da Yunanistan’daki Müslümanların mülkiyet haklarına ve alacaklarına hiç bir zarar verdirilmeyecektir.

MADDE: 6
Mubadele edilecek halklara mensup bir kimsenin gidişine, herhangi bir nedenle olursa olsun, hiç bir engel çıkartılmayacaktır. Bir göçmenin, kesinleşmiş bir hapis cezası bulunduğu, ya da henüz kesinleşmemiş bir cezaya çarptırıldığı, ya da kendisine karşı ceza soruşturması yürütüldüğü du rumlarda, söz konusu olan göçmen, cezasını çekmek ya da yargılanmak üzere, kendisine karşı kovuşturmada bulunan ülkenin makamlarınca, gideceği ülkenin makamlarına teslim edilecektir.

MADDE: 7
Göçmenler, bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler ve varış ülkesinin topraklarına ayak bastıkları anda, bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş sayılacaklardır.
İki ülkeden birini ya da ötekini daha önce bırakıp gitmiş olan ve henüz yeni bir uyrukluk edinmemiş bulunan göçmenler, bu yeni uyrukluğu, işbu Sözleşmenin imzası tarihinde edinmiş olacaklardır.

MADDE: 8
Göçmenler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürmekte ya da bunları taşıttırmakta serbest olacaklar ve bu yüzden kendilerinden çıkış ya da giriş vergisi ya da başka herhangi bir vergi alınmayacaktır.
Bunun gibi, işbu Sözleşme uyarınca, bağıtlı Devletlerden birinin ülkesini bırakıp gidecek her topluluk (cemaat, communaute) üyesinin (camiler, tekkeler, medreseler, kiliseler, manastırlar, okullar, hastahaneler, ortaklıklar, dernekler, tüzel kişiler ya da ne çeşit olursa olsun başka tesisler personelini de kapsamak üzere) kendi topluluklarına ait taşınır malları yanlarında serbestçe götürmek ya da taşıttırmak hakkı olacaktır.
11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonların tavsiyesi üzerine, her iki ülke makamlarınca, taşıma işlerinde en geniş kolaylıklar sağlanacaktır.
Taşınır mallarının tümünü ya da bir kısmını yanlarında götüremeyecek olan göçmenler, bunları, oldukları yerde bırakabileceklerdir. Bu durumda, yerel makamlar, bırakılan taşınır malların dökümünü (envanterini) ve değerini, ilgili göçmenin gözleri önünde saptamakla görevli olacaklardır. Göçmenin bırakacağı taşınır malların çizelgesini ve değerini gösteren tutanaklar dört nüsha olarak düzenlenecek ve bunlardan biri yerel makamlarca saklanacak, ikincisi, 9 ncu Maddede öngörülen tasfiye işlemine esas alınmak üzere 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyona sunulacak, üçüncüsü göç edilecek ülkenin Hükümetine, dördüncüsü de göçmene verilecetir.

MADDE: 9
8 nci Maddede öngörülen göçmenlerin ve toplulukların kent ve köylerdeki taşınmaz mallarıyla, bu göçmenlerin ya da toplulukların bırakmış oldukları taşınır mallar, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonca, aşağıdaki hükümler uyarınca tasfiye edilecektir.
Zorunlu mübadele uygulanacak bölgelerde bulunan ve mübadele uygulanmıyacak bir bölgede yerleşmiş toplulukların din ya da hayır kurumlarına ait olan mallar da, aynı şartlar içinde, tasfiye edilecektir.

MADDE: 10
Bağıtlı Tarafların ülkelerini daha önceden bırakıp gitmiş olan ve işbu Sözleşmenin 3 ncü Maddesi uyarınca nüfus (halkların) mübadelesinin kapsamına girer sayılan kimselere ait taşınır ya da taşınmaz malların tasfiyesi, 9 ncu Madde uyarınca, Türkiye ile Yunanistan’da, 18 Ekim 1912 tarihinden bu yana yürürlüğe konmuş kanunlarla her çeşit yönetmeliklere (tüzüklere) göre ya da başka herhangi bir zoralım (müsadere), zorunlu satış, v.b. gibi, işbu mallar üzerindeki mülkiyet hakkını herhangi bir yoldan kısıtlayıcı nitelikte hiç bir tedbire konu olmaksızın yürütülecektir. İşbu Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen mallar, bu çeşit bir tedbire konu olurlarsa, bu mallara, 11 nci Maddede öngörülen Komisyonca, bu tedbirler uygulanmamışçasına, değer biçilecektir.
Kamulaştırılmış mallara gelince, Karma Komisyon, her iki ülkede mübadele kapsamına girecek kimselere ait olup da, mübadele uygulanacak topraklarda bulunan ve 18 Ekim 1912 den sonra kamulaştırılmış olan bu mallara yeniden değer biçecektir. Komisyon, bir zarar verilmiş olduğunu görürse, bu zararı mal sahiplerinin yararına onaracak bir zarar-giderim (tazminat) saptayacaktır. Bu zarar-giderimin tutarı, mal sahiplerinin alacak hesabına ve kamulaştıran ülke Hükümetinin borç hesabına geçirilecektir.
8 nci ve 9 ncu Maddelerde göz önünde tutulan kimseler, şu ya da bu yoldan, yararlanmadan yoksun bırakıldıkları malların gelirlerini elde edememişlerse, bu gelirlerin tutarlarının kendilerine geri verilmesi, savaş öncesi ortalama gelir esas alınarak ve Karma Komisyonca saptanacak yol ve yöntemler uyarınca, sağlanacaktır.
Yunanistan’daki Vakıf mallarının ve bunlardan doğan hak ve çıkarların, ve Türkiye’de Rumlara ait benzer tesislerin tasfiyesine girişirken, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu tesislerin ve bunlarla ilgili bulunan özel kişilerin haklarını ve çıkarlarını tam olarak korumak amacıyla, daha önce yapılmış Andlaşmalarda kabul edilmiş ilkelerden esinlenecektir.
11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu hükümleri uygulamakla görevli olacaktır.

MADDE: 11
İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girişinden başlayarak bir aylık bir süre içinde, Bağıtlı Yüksek Tarafların her birinden dört ve 1914-1918 savaşına katılmamış Devletlerin uyrukları arasından Milletler Cemiyeti Meclisince seçilecek üç üyeden oluşan ve Türkiye’de ya da Yunanistan’da toplanacak olan bir Karma Komisyon kurulacaktır. Komisyonun Başkanlığını, tarafsız üç üyeden her biri sıra ile yapacaktır.
Karma Komisyon, gerekli göreceği yerlerde, bir Türk ve bir Yunanlı üye ile, Karma Komisyonca atanacak tarafsız bir Başkandan oluşacak ve Karma Komisyona bağlı olarak çalışacak Alt-komisyonlar kurmaya yetkili olacaktır. Karma Komisyon, alt-komisyonlara verilecek yetkileri kendisi saptayacaktır.

MADDE: 12
Karma Komisyon, işbu Sözleşmede öngörülen göçü denetlemek ve kolaylaştırmak ve 8 nci Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen taşınır ve taşınmaz malların tasfiyesine girişmekle yetkili olacaktır.
Karma Komisyon, göçün ve yukarıda belirtilen tasfiyenin yol ve yöntemlerini saptayacaktır.
Karma Komisyon, genel olarak, işbu Sözleşmenin uygulanmasında gerekli göreceği tedbirleri almağa ve bu Sözleşme yüzünden ortaya çıkabilecek bütün sorunları karara bağlamaya tam yetkili olacaktır.
Karma Komisyon kararları oy çokluğu ile alınacaktır.
Tasfiye edilecek mallara, haklara ve çıkarlara ilişkin bütün itirazlar Karma Komisyonca kesin olarak karara bağlanacaktır.

MADDE: 13
Karma Komisyon, ilgilileri dinledikten ya da dinlemeğe gereği gibi çağırdıktan sonra, işbu Sözleşme uyarınca tasfiye edilmesi gereken taşınmaz mallara değer biçme işlemine girişmek için tam yetkili olacaktır.
Tasfiye olunacak mallara değer biçilmesinde, bunların altın para ile olan değeri esas alınacaktır.

MADDE: 14
Komisyon, ilgili mal sahibine, elinden alınan ve bulunduğu ülkenin Hükümeti emrinde kalacak olan mallardan dolayı borçlu kalınan para tutarını belirten bir bildiri belgesi verecektir.
Bu bildiri belgeleri esas alınarak borçlu kalınan para tutarları, tasfiyenin yapılacağı ülke Hükümetinin, göçmenin mensup olduğu Hükümete karşı bir borcu olacaktır. Göçmenin, ilke olarak, göç ettiği ülkede, kendisine borçlu bulunulan paraların karşılığında, ayrıldığı ülkede bırakmış olacağı mallarla aynı değerde ve aynı nitelikte, mal alması gerekecektir.
Yukarıda belirtilen biçimde bildiri belgeleri esası üzerinden, her iki Hükümetçe ödenmesi gereken paraların hesabı, her altı ayda bir çıkartılacaktır.
Tasfiye işlemi tamamlandığı zaman, karşılıklı borçlar biribirine eşit çıkarsa, bununla ilgili hesaplar denkleştirilmiş (takas ve mahsup edilmiş) olacaktır. Bu denkleştirme işleminden sonra, Hükümetlerden biri ötekine borçlu kalırsa, bu borç peşin para ile ödenecektir. Borçlu Hükümet, bu ödeme işine süre tanınmasını isterse, yıllık en çok üç taksitle ödenmek şartıyla, Komisyon bu süreyi ona tanıyabilecektir. Komisyon, bu süre içinde ödenmesi gereken faizleri de saptayacaktır.
Ödenecek para oldukça önemli ise ve daha uzun sürelerin tanınmasını gerektirmekteyse, borçlu Hükümet, borçlu olduğu paranın yüzde yirmisine kadar Karma Komisyonca saptanacak bir parayı peşin olarak ödeyecek, geri kalan borç için de, Karma Komisyonca saptanacak oranda faizli ve yirmi yıllık bir süre içinde anaparaya çevrilebilecek (amortise edilebilecek) borçlanma bonoları (istikraz tahvilleri) çıkarabilecektir. Borçlu Hükümet, bu borç için, Komisyonca kabul edilecek sağlancalar (rehinler) gösterecektir. Bu sağlancalar, Yunanistan’da Uluslararası Komisyonca, İstanbul’da Devlet Borcu (Düyun-u Umumiye) Meclisince yönetilecek ve gelirleri toplanacaktır. Bu sağlancalar konusunda anlaşmaya varılamazsa, Milletler Cemiyeti Meclisi bunlarısaptamaya yetkili olacaktır.

MADDE: 15
Göçü kolaylaştırmak amacıyla, ilgili Devletlerce, Karma Komisyonun saptayacağı şartlarla, Komisyona öndelik (avans) olarak ödemede bulunacaktır.

MADDE: 16
Türkiye ve Yunanistan Hükümetleri, işbu Sözleşme uyarınca, ülkelerini bırakıp gidecek olan kimselere yapılacak bildirilerle, bu kimselerin varış ülkesine taşınmak üzere yönelecekleri limanlara ilişkin bütün sorunlar üzerinde, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonla anlaşmaya varacaklardır.
Bağıtlı Taraflar, mübadele edilecek halklara, gidişleri için konmuş tarihten önce yurtlarını bırakıp gitmelerine yol açacak, ya da mallarını ellerinden çıkartmak üzere doğrudan ya da dolaylı hiç bir baskıda bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler. Bağıtlı Taraflar, ülkeyi bırakıp giden ya da gidecek olan göçmenleri hiç bir vergiye ya da olağanüstü bir resme bağlamamayı yükümlenirler. 2 nci Madde uyarınca mübadele dışı bırakılacak bölgelerde oturanların, bu bölgelerde kalmak ya da oralara yeniden dönmek haklarıyla, Türkiye ve Yunanistan’da özgürlüklerinden ve mülkiyet haklarından serbestçe yararlanmalarına hiç bir engel çıkartılmayacaktır. Bu hüküm, mübadele dışı bırakılacak söz konusu bölgelerde oturanların mallarını başkalarına geçirmelerine ve bu kimselerden Türkiye’yi ya da Yunanistan’ı kendi istekleriyle bırakıp gitmek isteyeceklerin gidişine engel olma vesilesi olarak öne sürülmeyecektir.

MADDE: 17
Karma Komisyonun çalışmaları ve işlerinin yürütülmesi için gerekli giderler, Komisyonca saptanacak oranlar içinde, ilgili Hükümetlerce karşılanacaktır.

MADDE: 18
Bağıtlı Taraflar, işbu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak üzere, yasalarında gerekli değişiklikleri yapmağı yükümlenirler.

MADDE: 19
İşbu Sözleşme, Bağıtlı Yüksek Taraflar bakımından, Türkiye ile yapılacak Barış Andlaşmasının bir paçasıymış gibi, aynı güç ve aynı değerde sayılacaktır. İşbu Sözleşme, söz konusu Andlaşmanın Bağıtlı Yüksek Taraflardan her ikisince onaylanmasından hemen sonra yürürlüğe girecektir.

BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, yetki belgelerinin, karşılıklı olarak, usulüne uygun olduğu görülmüş ve aşağıda imzaları bulunan Tamyetkili Temsilciler, işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır. LAUSANNE’da, otuz Ocak bin dokuz yüz yirmi üç tarihinde, üç nüsha olarak düzenlenmiştir. Bu nüshalardan biri Yunanistan Hükümetine, biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine verilecek, üçüncüsü de doğruluğu onaylanmış birer örneğini, Türkiye ile yapılmış Barış Andlaşmasını imzalayan Devletlere yollayacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, bu Devletin arşivlerine konulmak üzere, teslim edilecektir.

İmzalar:

(L.S.)E.K. VENİSELOS.
(L.S.)M. İSMET
(L.S.)D. CACLAMANOS.
(L.S.)Dr. RIZA NUR.
(L.S.)HASAN.

Kemalist dedi ki… 

08 Temmuz 2011 14:06

İlginç bir çözüm önerisi. Gerçekten kökten bir çözüm. Uygulanabilmesi zor gibi, ama imkansız değil.
Adsız dedi ki… 

08 Temmuz 2011 14:37

ıraktaki türkmenlerin sayısı 1 milyon değil en az 3 milyon. eğer bir türk 4 kürde bedelse kürtlerin tamamını gönderebiliriz
Bu iş olur dedi ki… 

09 Temmuz 2011 21:36

BU İŞ OLUR
demiralişbozope dedi ki… 

10 Temmuz 2011 02:58

bağımsız girdikleri ve mahalle girişlerine aday afiş asıp cemaat tipi örgütlendükleri için kimlerin bölücü(AKP)kürt(PKKBDP) olduğu nettir! Ama ab&d liler Akdenizde ve rusyanın bağrında hazara yakın çinin gıççında top oynatacak bir kukla istemektedir! Bu bügün AKP ile olur görünsede yarın AB&D bunu göremeyecektir!
 
A.Tamtürk dedi ki… 
12 Temmuz 2011 23:54
 
Şu karikatür ise Türkmenlerin her şeyin farkında olduğunun bir göstergesi:
http://www.bizturkmeniz.com/tr/index.asp?page=article&typeid=16&id=20766
Sitedeki bölge haberlerini incelediğinizde olayların gelişmesinin aynı 1922-23’lerde Yunanistan’da olduğu gibi oradaki Türkleri göçe zorlamaya yönelik uygulamaların aynıları olması dikkat çekici. Önümüzdeki günlerde Türkiye’deki Kürtlerin yaratacağı kaos(!) ortamından cesaret alan Kuzey Irak Kürtlerinin Türkmenlere saldırılarını yoğunlaştıracağını bunun sonucu Kuzey Irak’tan Türkiye’ye (aynen zamanında Yunanistan’dan Türkiye’ye olduğu gibi) yoğun bir Türkmen göçü başlayacağını ön görüyorum.
Süre daralıyor!
A.Tamtürk dedi ki… 
16 Temmuz 2011 02:54
Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL (Cumhuriyet)

KESİN ÇÖZÜM

Konu ciddidir; kimse kimseyi aldatmasın: Sonuçta Güneydoğu”yu halkıyla birlikte Türkiye”den koparıp Irak”ın kuzeyinden başlayarak kurulacak bağımsız bir Kürt devletine katmayı hedefleyen uzun vadeli bir tasarım var.
Bunu kimler ister ve gerçekleşmesi için aşama aşama çalışır?
Bölgedeki çıkarları için ABD, İsrail ve onlarla birlikte Batılı bazı çevreler.

Bir de yaklaşık yüz yıllık geçmişi olan Kürt milliyetçiliğinin mensupları.

O milliyetçiliğin bağımsız bir devlet kurmayı hedeflemesinden daha doğal bir şey olamaz. Ama bizce önemli olan, Türk vatandaşı Kürtlerin kaçta kaçında böyle bir özlemin olup olmadığıdır. Bunu kesin olarak bilmek ya da öğrenmek zor. Zamanla, olayların gidişine göre oluşacak bir tablo söz konusudur.

Şimdiden neler düşünülebileceğine gelince, tercihler çok değişik olabilir.

Kimileri, “Bölge, insanlarıyla birlikte bizden kopacaksa kopsun; zaten, astarı yüzünden pahalı; bizi istemeyenlerle birlikte yaşamak niye?” diye düşünüp o yöndeki gidişi hızlandırmaktan yana olabilir. Bu tercihin zayıf yanı, ülke ve ulus bütünlüğünden kolayca vazgeçivermiş bir Türkiye”nin dünyadaki saygınlığını ve ağırlığını kaybedecek olmasıdır.

Kimimiz, “Onca emekten, yatırımdan, özveriden ve şehitten sonra buna izin verilir mi?” diyerek kopuşu önleyecek her şeyin yapılmasını isteyebiliriz. Buradaki zayıflık da, kopuşu önlemek için ulus-devlet bütünlüğünden verilecek her ödünün tam tersine bir etkiyle kopuşu hızlandırma olasılığıdır.
Böylesine olumsuz olasılıklar varsa, en doğru tercih, neyi yapıp yapamayacağınıza, nereye kadar gidip gidemeyeceğinize kesin karar verip atacağınız her adımın bu kararlı tutumla tutarlı olmasında ısrar etmektir.

Kuzey Irak”ta Kürt devletinin kurulmasına, daha doğrusu kurulmuş olanın kesinleşmesine engel olamayacağımıza göre, hiç değilse o konuda hoşgörülü davranma ve ekonomik destek sağlama karşılığı sınırın akla yakın duruma getirilmesi ve Türkmen nüfusun statüsü yönünde birtakım isteklerimiz olmalıdır.

Güneydoğu”da ise, bölgesel özerklik, resmi dil dışında öğretim gibi ulus-devlet ilkesiyle çatışan isteklere karşı kesin kırmızı çizgiler çizmek ve düzen değiştirici planlı ekonomik-sosyal kalkınmayı öne çıkarıp bu koşullara uymak istemeyenlerin Irak’taki Türkmen nüfusla değiştirilmesini önermek gerekecektir.

Bu tür çözümlerin ilk bakışta ne denli hoyratça, hatta trajik olduğunu en iyi bilen, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti”nin Balkanlar ve Kafkaslar”daki etnik temizliklerden kopup Anadolu”ya sığınmış olan aileleridir. Eğer bu Cumhuriyet de ayakta kalmak için nüfus mübadelesi gibi kökten ve acıklı çözümlere başvurmak zorunda kalırsa, bilinmelidir ki böyle bir trajedinin günahı etnik kimlik mikrobunu çileli Anadolu halkının içine tekrar sokan ve bölücülük tehdidiyle başka etnik haklar koparıp yeni bölünmelerin kapısını açmaya çalışanların olacaktır. İçtekiler ve dıştakiler bunu böylece bilmelidirler.

Kaynak: Kalemler ve Kılıçlar

 
 
A.Tamtürk dedi ki… 
18 Temmuz 2011 20:23
Kenan AKIN (Yeniçağ) KERKÜK’ÜN HATIRLATTIKLARI! Bazı Kürt kökenli Türk vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekili seçimlerine “resmen” katılma kararına rağmen, Irak’ın kuzeyindeki peşmerge güçten “talimat” veya “onay” almaya gitmeleri, ister istemez “Kerkük”ü gündeme getiriyor.
Acı da olsa gerçekler ne yazık ki, önümüzde duruyor.
Oysa, sadece türküler, şarkılar ve hoyratların dedikleri, her Türk’ü heyecanlandırırken, üzüntüye boğmaya da yetiyor.
Türkülerde, şarkılarda, hoyratlarda sanki Türkmenler feryat figan ediyor.
Gözyaşları arasında, artık Kerkük’ün hoyratlarda kaldığı intibaı, insanı adeta eritiyor.
Eskilerde Irak’a gittiğimizde, en keyif aldığımız, daha doğrusu heyecanlandığımız anlar, Türkmen kardeşlerimizden “hoyrat” dinlemek oluyordu.
Yönetimde iken yani diktatörlüğü zamanında Saddam Hüseyin’in “zalim” baskısı altında inim inim inleyen soydaşlarımız, dertlerini ancak ezgilerle dile getiriyordu.
Geçmişteki bütün “zalim” ve “kötü” yönetime rağmen, ufukta az da olsa özgürlük umudunu hiçbir zaman yitmiyordu.
Ne var ki, hem Saddam Hüseyin zamanında, hem de şimdi büyük çileler çeken Türkmen kardeşlerimizin feryadına ne yazık ki kulak verilmiyor.
AKP iktidarının “beceriksiz” politikası yüzünden kaybedilen “kırmızı hatlarımız” ın yeri doldurulamıyor.
Koskocaman Türkiye Cumhuriyeti’nin, Irak’ın kuzeyindeki oluşumda sesi böyle mi kısılacaktı?
Düşman namlusunun ucundaki Türkmen kardeşlerimiz, Türkiye’nin “aktif” politika uygulamasını hâlâ bekliyor. Aslında Irak’ın kuzeyinde, tarihi bir trajedi yaşanıyor.
Soydaşlarımızın toprakları, evleri, dükkanları, otomobilleri bir bir ellerinden alınıyor.
Hiçbir Türkmen yüksek derecede bir memurluğa, yahut güvenlik elemanlığına kabul edilmiyor.
Üstelik, Irak hatta İran, Suriye ve ne acıdır ki Türkiye’den getirilen peşmergeler Kerkük ve civarına yerleştirilerek, bölgenin nüfus yapısı bozulmuş bulunuyor.
2012 yılında, peşmergelerin oluşumları daha da büyüterek uluslararası düzeye bir güç olarak çıkmaları da bekleniyor.
Başta ABD olmak üzere, İngiltere ve İsrail tarafından desteklenen ve bu üç devletten “askeri” dahil olmak üzere, “maddi” yardım alan peşmerge yönetiminin, gün geçtikçe Türkmen kardeşlerimize hayatı zehir edeceği aşikar görünüyor.
Zaten Amerikalılar bile Barzani’nin “Kürt devleti” sevdası yüzünden Irak’ın üçe bölüneceğini artık itiraf ediyor.
Bu arada, Suriye’de çıkarılan isyanların da temelinde, komşu ülke topraklarından sonu sahile ulaşan bir parçanın alınmasını sağlayarak, peşmergeleri denize ulaştırmak olduğunun yattığı iddia ediliyor.
Ne var ki, Barzani’nin hayalindeki “Kürt devleti”nin kuruluşunun ise, bölgede hele Türkiye tarafından hiç de kabul edilemeyeceği uyarıları yapılıyor.
Her şeyden önce, Kerkük’ün ve Türkmenlerin geleceğini sadece hoyratlarda bırakmayarak acil ve hayati önlemler alınması gerekiyor.
Artık, Türkmenlerin can güvenliği her şeyin ötesinde geliyor.
Eğer, Türkiye’nin “cesur” bir yaklaşımı olmazsa, daha çok Telaferler görmek kaçınılmaz bir durum arz ediyor.
Gerçekler, neredeyse hoyratlardan da daha acı geliyor Türkmenlere…
AKP’nin özellikle Kıbrıs’tan sonra, Irak’ın kuzeyi ile ilgili “ilgisizliği” şimdiden en hafifiyle “gaflet” olarak değerlendiriliyor.

 
A.Tamtürk dedi ki… 

18 Temmuz 2011 20:08

Yeniçağ gazetesi yazarı Kenan AKIN bu günkü 16/07/2011 tarihli köşe yazısında Irak’lı Türkmenler’e değinmiş. Kuzey Irak’taki sayıları 4.000.000 olan Kürtlere Irak Petrol gelirleri vb milli gelirden %17 pay aktarılırken sayıları 3.000.000 olan Türkmenlere hiç bir pay verilmemekte olduğunun altını çizmiş.
A.Tamtürk dedi ki… 

19 Temmuz 2011 16:43

Şair Mahmut Uğur Karadağ bir Irak Türkmeni.
Irak’taki 1959 Türkmen Katliamının yıl dönümü dolayısıyla yazdığı aşağıdaki makale ve şiir yukarıdaki çözüm konu başlığımızın “Neden” ve “Niçin”lerine ışık tutar nitelikte. Şair hem Türkiye’deki bizlere, hem de Irakta’ki Türkmenlere hitap ediyor: KERKÜKTE MATEM

DOSTLAR dinleyin bizi:
Biliyormusunuz DOSTLARIM 1959 Temmuzunda niye bizi vurdular, kanaraya astılar, caddelerde sürüklediler?
Biliyormusunuz DOSTLARIM niye bizi yok etmek istediler, kökümüzü Kerkükten kazmak istediler?
Bilmiyorsanız aziz DOSTLAR söyliyeyim sizlere: Sizin milletinizden olduğumuz için, sizi sevdiğimiz için, ceddimizin bir olduğu için, aynı kanı taşıdığımız için, sizden intikam almak için, sizden nefret ettikleri için , sizi çetin düşman gördükleri için bize bunları yaptılar ve gelecekte aynı işlemleri yapmağa fırsat avladıklarını,sizinde uyuduğunuzu sandıkları için veyada sizin bizi unutacak kadar çok zor durumda olduğunuz için, bize kıydılar belkide gelecekte aynı işleri yapmağa tasarlıyorlar.
Biliyorum DOSTLARIM siz uyumayan arslansınız, biliyorum DOSTLARIM siz yorulmayan erlersiniz , biliyorum DOSTLARIM siz polatsınız, biliyorum DOSTLARIM siz bizi unutamassınız çünkü bizler unutulmayan TÜRKLERİZ.
IRAKLI TÜRKLER dinleyin beni:
1959 Temmuzunda nice nice şehitler verdik, şehitlerin tenleri Temmuzun kavurucu sıcak günlerinde caddelerde sürüklenerek parçalandığını biliyorsunuz öyle sıcak günlerde ki yalın ayak asfaltlara ayak basmak imkânsızdı, cesetleri parçalanan, ağaçlarda asılan şehitlerimiz bağırarak soruyorlar HAKKIMIZI HELAL ETMEYİZ EĞER KERKÜKÜ KORUMASSANIZ, duyan varmı kardeşlerim duyan varmı?
Tüm dünya Türkleri beni dinleyiniz:
Biz ki şehit olmağa namzet Irak Türklerinin çilesini biliyormusunuz? biliyorsanız gelip ŞİRİN KERKÜKÜ görün, sorun halini, belkide son bakışınızı atacaksınız TÜRKMENLERE çünkü geç kalırsanız KERKÜK KARKUK OLACAKTIR, ozaman HELHELE VERECEĞZ BOYUNUZA, geliniz son bakışınızı atınız TÜRKMENELİNE geç kalırsanız ya ARAPELİ veyada KÜRTELİ olacaktır ŞİRİN TÜRKMENELİ işte ozaman gelmenize gerek yoktur, zaten biz yok olursak kimse size yüz vermiyecektir.
İçim yine acılarla parçalanıyor
Yaralrım çok derindir, hale kanıyor
Unutamam Kerküğümün faciasını
Gençlerimin direklerde asılmasını
Bazıları sürüklendi asfalt yollarda
Yağmalandı nice evler nice hanlarda
Kızıl kızıl etimizi parçaladılar
Koyun gibi boğazlıyıp ele sattılar
Ne Allahtan utandılar nede kur’andan
O gün bize oldu cihan bir kara zindan
Bekliyorduk Al Bayrağı imdada gelsin
Canavarlar ellerinden bizi kurtarsın
Gözlerimiz bakıyordu sağ ile sola
Ne yazık ki akıncılar gelmedi bura
Ogünlerden sonra geçti bu kadar sene
Geçen günler çok acıydı bir düşünsene
Dilimizi unutturmak hedefleriydi
Türkçü olan her bir kişi düşmanlarıydı
Zindanlarda nice civan gençler çürüdü
Bazıları deli oldu çoğuda öldü
Al kanları üzerinde Ay Yıldız doğdu
Gök yüzünde ulusuma Al Bayrak oldu
Bütün cihan ağlıyorken bizim için kan
Ogünlerde zindan oldu bize bu vatan
Hürmet ile anmalıyız O arslanları
Onlar köktür olmalıyız temiz dalları
Selâm olsun Türkçülere, sıcak selâmlar
Oğuz Handa şehitleri bu gün selâmlar
Eğer bizler Türk ülküsü için can versek
Oğuz Hanın töresini çok iyi bilsek
Şehitlerin temiz kanı boş yere gitmez
Yine acı anıları söylenip bitmez
O anılar bize himmet vermeli kardeş
İçimizde yanıyorken öyle bir ateş
Hürmet ile şehitleri hep anmalıyız
Bize düşman olanlara anlatmalıyız
Hiçte sönmez kalıp tüter Türkün ocağı
Bu ocağa yan bakanın söner ocağı

Mahmut Uğur Karadağ 14/7/2011

***

Kaynak: http://www.bizturkmeniz.com

A.Tamtürk dedi ki… 

21 Temmuz 2011 03:16 

 
Atatürk “TÜRK MİLLETİ”ni gayet kesin ve net olarak tanımlamıştır: -“Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye Halkına TÜRK MİLLETİ denir (M.K.Atatürk)” -“TÜRK demek, TÜRKÇE DEMEKTİR (M.K.Atatürk)” “Sizler bizim kardeşimizsiniz” deyip tüm iyi niyetimizle 30 yıldır Kürtleri bu Türk ortak kimliğine davet edip duruyoruz. 30 yıldır kendi kendisini ısrarla bu “Türk Milleti” tanımının dışında tutan, açıkça “ben Türk Milletinden değilim” diyen, bu ülkenin resmî dilini inkâr eden, Türkiye’nin bölünmesine ve PKK’ya oy veren 3 milyon Kürtün Türk Milletinden olmadığı bellidir. Bu kişilere ısrarla “hayır siz Türk Milletindensiniz” demenin artık hiç bir anlamı olmadığı da açıktır. Çünkü bizzat kendileri “biz Türk Milletinden değiliz” demektedirler. Söz konusu olan 3-5 kişi değil, bu düşünceye oy veren 3 milyonluk bir kitledir. Artık bu gerçeği kabullenmemiz ve çözümü bu istikamette aramamız gerekmektedir. Bu aşamada bu sorunun en kansız, en hukuksal, en kökten, en kesin ve tek çözümü “Bağımsız(!) Kürdistan” heveslisi bu Kürtlerle Kuzey Irak’taki Türkmenlerin mübadelesidir. Şu gün geldiğimiz noktada Türkiye’nin bölünmekten kurtarılmasının tek alternatifi Kürt-Türkmen mübadelesidir. Aynen, 1930’da Yunanistan’daki Türklerle Türkiye’deki Rumların mübadelesinde olduğu gibi. Atatürk böyle yapmıştı. Saygılarımla, A.Tamtürk Yayınlandı: http://www.odatv.com/n.php?n=kurt-acmazi-2007111200
 
06 anka dedi ki… 

25 Temmuz 2011 23:00

• Sn A.Tamtürk,Türkler açısından sevindirici olur da kürtler açısından aynı şey söylenemez.Adamın bir dikili ağacı bile yokken ağanın yönlendirmesi,PKK nın korkusu ile oy kullanıyorsa yine aynı nedenle mübadeleye de karşı çıkar.Zaten özde istediği bağımsız Kürdistanda yaşamak değil doğup büyüdüğü toprakla birlikte bağımsız Kürdistanın bir parçası olmak.Bu bakımdan ona uyan mübadele değil BOP tur.İkna edilemez;cebir kullanmak ise her türlü uluslararası kuruluşla -NATO,BM- birlikte tüm emperyalistlerin başımıza üşüşmesine yol açmaz mı?
nhızal dedi ki… 

25 Temmuz 2011 23:01

• sn.Tamtürk,neden ısrarla misfir olarak yorum yazıyorsunuz.üye olduğunuzu biliyoruz.
gelelim yazınızın içeriğine.evet artık bende aynı kanıdayım.taa o zmanlar oradaki türkmen soydaşlarımızla bir değişim yapılmalıymış.ama sırtımızdn bıçaklanacağımızı bilmiyorduk.kaynaşmıştık.melezleşenleri ne yapacaktık.oldu bir kere.bundan sonra ne yapılabilir ona bakmak lazım.
sizin önerinizde bir seçenektir.ama batoıya yayılmışlar gider mi?onlar kaldıkça sorun hep olur.bize Kamuran İnan gibi yurtsever siyasetçiler lazım.mehti eker gibiler le buralara geldik.
 
A.Tamtürk dedi ki… 
25 Temmuz 2011 23:30
 
Sn nhızal, sizi mi kırıcam, işte üye girişiyle yazıyorum 🙂 Mübadele konusuna dönersek, bence bu fikrin ciddi bir biçimde tartışılmaya başlanması dahi BOB’a ve Türkiye’nin bölünmesi için çalışanlara geri adım attıracaktır. Çünkü biz, “eğer siz Türkiye’den toprak ve Bağımsız Kürdistan isterseniz o zaman biz de mübadele isteriz kardeşim” dediğimizde bu seçenek onlar için pirince giderken bulgurdan olmak anlamına gelecektir. Amacımız üzüm yemek olduğuna göre bu sayede belki mübadeleye gerek bile kalmayacak, mübadelenin şuyuu, vukuundan daha etkili olacaktır. Sn 06 anka konuya Kürt toprak ağaları ve onların cahil Kürt marabaları açısından yaklaşıp onların bu mübadeleyi kabul etmeyebileceğini öne sürmüş. Bence arazileri karşılığı nakit dolarları görünce en başında o toprak ağaları gitme yanlısı olacaktır. Tabi, marabalarını da peşine takarak.:) Parayı beğenmeyenlere ise arazilerinin karşılığında Kuzey Irak’ta da kendilerine aynı oranda arazi verilecek olması, ve Kuzey Irak’taki sulak arazilerin Harran’dan daha verimli olması etkili olacaktır. Mübadele olmak istemeyecek olanların ise çoğunlukla uzun yıllardır batıda yaşayan Kürtlerden çıkacağını düşünüyorum. Mübadele masaya geldiği andan itibaren bunların en Kürtünün bile bir anda hepimizden daha Türk olacağını düşünüyorum 🙂

Bizim için en önemli kıstas “resmî BDP üye listeleri”dir. Bu listelerdekilerin itiraz şansı yok. Bunlara, “Bağımsız Kürdistan mı istiyorsun, al sana Irak’ta Bağımsız bir Kürdistan güle güle kullan kardeşim” dememizde bir sakınca yok. 🙂

PKK ile, BDP ile bir ilgisi, bir akrabalık bağı olmayan, bunların dışında kalan Kürtlerin ise büyük bir bölümünün doğal olarak tercih hakkı olacaktır ki bunların büyük çoğunluğunun yukarıda da dediğim gibi o anda itibaren zaten (anında) camına Türk bayrakları asacağına, dükkanlarının adını ertesi gün Konya-Karadeniz pide salonu yapacağına ve bu mübadeleyi bizden daha hararetle destekleyeceğine eminim. 🙂

Tabi, Kürtlerin arasındaki geçmişte PKK’ya yardım ve yataklık yapmış olan, mafyaya bulaşmış olan, yüz kızartıcı suçlardan hükümlü olanların vb geçmişte yedikleri hurmaların o andan itibaren bir yerlerini tırmalayacağı kesin. Bunları, tüm camlarına Türk bayrağı asmak da kurtarmaz 🙂 Cebir görüntüsü çıksa çıksa bu kesimden çıkar ki, bu görüntüler de en çok gecekondu yıkımlarındaki kadar olur belki. Kaldı ki ben bu tür görüntülerin de çıkacağını sanmıyorum. Çünkü mübadele gecekondu yıkımı gibi ha deyip 3 gün içinde apar topar olacak bir iş değildir, mecburen zamana yayılacaktır. Üstelik zaten birçok özendirici tedbirler de (parasal olarak) alınmış olacaktır. Zaten bu kesimdekiler bu tür kalkışma ve terör eylemlerinin kendilerinin mübadele potasına girme süreçlerini kısaltacağının, buna karşın itidalli davranırlarsa mübadeleden kurtulacaklarının ümidini sürekli taşıyacaklarından o andan itibaren devletin en kurallara saygılı, asla yere bile tükürmeyen vatandaşları olacağına kuşkum yok. 🙂

Eğer özendirici (parasal) tedbirler yeterince cazip olursa ve 3-4 yıla yayılacak bu süreç başarıyla uygulanırsa BM, NATO vesairenin kullanacak bir kozu da olmaz.

Atatürk zamanındaki Türk-Rum mübadelesi 6 yıl sürmüştü. O günkü sürecin koşulları daha bile ağır olmasına rağmen hiçbir cebir vs’ye gerek kalmadan başarılı bir mübadele süreci izlenmişti. O günkü imkansızlıklarda bunu başarabildiysek, şimdiki koşullarda çok daha rahat ve çok daha kısa sürede yaparız.

Eğer Atatürk o günlerde o mübadeleyi yapmamış olsaydı, şu anda İstanbul’da 1,5 milyon nüfuslu bağımsız bir Vatikan vardı!

Saygılarımla,
A.Tamtürk

nhızal dedi ki… 

26 Temmuz 2011 00:11

teşekkürler sn.A.TAMTÜRK
Doğruyol dedi ki… 

26 Temmuz 2011 03:29

Tabi ya TAMTÜRK haklı,Kürt meselesinde en iyi ÇÖZÜM onları Irakdaki Türkmenlerle MÜBADELE etmektir.Yani Kürtler OUT Türkmenler İN… Bu mübadele seçeneğini her fırsatta GÜNDEME taşımalıyız..Arkasından Güney sınırlarımızı İsrail ve İranın yaptığı gibi yüksek duvarlar ve makinalı tüfek yuvaları ile çevirmeli sonrada oturup keyfimize bakmalıyız…Demokrasilerde Çareler bitmezmiş…
Gürsel Gürel dedi ki… 

26 Temmuz 2011 04:04

Aşağıdaki 11.09.2009 tarihli yorum, http://www.devadim.com/pagelist/konu.php?id=3132&sayfa=1#lastMessage
Sitesinden alıntıdır (A.Tamtürk)TSK’nın sert çıkışından sonra, hükümetteki tutum değişikliği ve başta İç İşleri Bakanı olmak üzere, hükümet partisi kanadından TSK’nın açıklamalarına destek anlamında gelen açıklamalar, DTP’yi çılgına çevirmiş durumdadır. DTP’nin kendisi Kürt, her ne hikmetse soyadı Türk olan lideri “Dağ fare bile doğurmadı” derken, DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, terör örgütü elebaşı Öcalan’ı bile çileden çıkartacak şekilde “Mutlaka İmralı ve dağ çözümün bir parçası haline getirilmeli. Eğer bu süreç de tıkanırsa, o zaman Kürtler de ayrılığı tartışmaya başlayabilir” şeklinde açıklamalarda bulundu(2).Doğrusunu söylemek gerekirse; Aysel Tuğluk’un sözlerini ilk duyduğumda kendi kendime şöyle homurdandım; “Hast… Cehennemin dibine kadar yolunuz var! Yaktığınız elektriğin parasını vermezsiniz. İçtiğiniz suyun parasını vermezsiniz. Vergi vermezsiniz. Doğru dürüst askerlik yapmazsınız. Dağa çıkarsınız. Amip gibi ha bire çoğalırsınız. Kanun nizam tanımaz, kendi kanunlarınızı kendiniz koyarsınız. Hiç vermez sürekli alırsınız. Bu ne be! Bu ülkenin vatansever halkını keriz mi bellediniz?”

Bunları boşuna demiyordum elbette. Aynı şeyleri yıllar önce Sakıp Sabancı da söylüyordu. Ancak benden farkı, o biraz kibar söylüyordu söylediklerini. Üstelik devletin resmi kurumlarının raporlarına dayandırıyordu görüşünü. Zira merhum Sakıp Ağa’ya göre de; 1986-1990 yıllarını kapsayan dört yıllık dönemde Güneydoğu 100 vermiş, 143 almış, Doğu Anadolu ise 100 vermiş tam 356 almıştır. Diğer bölgeler mi? Onlar sürekli vermiştir. Aynı dönemde örneğin İç Anadolu halkı 100 ödemiş 67 almış, Marmara halkı 100 ödemiş 31 almış, Akdeniz Bölgesi halkı 100 ödemiş 73 almış, Ege halkı 100 ödemiş 68 almış. Açık anlatımıyla, batı halkı ödediğinden az hizmet almış. Böylece batı halkı Doğu ve Güneydoğu’ya sürekli para desteği vermiştir(3).

Ya 1990 sonrası mı diyorsunuz? Eminim ki; 1990 sonrasında Doğu ve Güneydoğu hiç vermemiş hep almıştır! Üstelik verdiklerini gönül rızasıyla verdiklerini sanmayın bu insanların. Onların hemen tamamı, devletin bölgede görev yapan memurlarına maaş adı altında yapmış olduğu ödemelerden kesmiş olduğu gelir vergileridir. Yoksa bu adamların gönül razısıyla ve “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” ilkesi gereğince vergi vermeleri filan mevzubahis bile değildir…

Aslına bakarsanız aynı şeyleri yıllar önce Merhum Turgut Özal, dün de Prof. Dr. Mümtaz Soysal dile getirdiler. Merhum Özal, Pkk’yı üç beş çapulcudan ibaret gördüğü günlerde şu anlamda laflar da etmişti:“Kürtler ayrılmayı gündeme getirir de Türkler durur mu sanıyorsunuz. Allah korusun yarın ö bürgün bir bölünme söz konusu olursa, Türkler de çıkar ‘haydi bakalım, evli evine, köylü köyüne’ der. İstanbul’daki, İzmir’deki, Bodrum’daki Kürtler o zaman rahat yaşayabilecekler mi sanıyorsunuz?”.

Bana göre de Merhum Özal sapına kadar haklıydı bu sözlerinde. Aysel Tuğluk çıkacak, bizim asla kabul etmediğimiz şu meşhur ‘eksik etek’ lafını doğrularcasına ve yapmış olduğu yemine aykırı laflar edip ayrılmayı gündeme getirecek, biz Türkler de susacağız öyle mi? Vermiş olduğumuz vergilerle almış olduğu maaş gözüne dizine dursun Aysel Tuğluk’un. Zehir zıkkım olsun. Biz birlik, beraberlik için can verip kan akıtırken, o oturmuş hiç utanmadan ayrılıktan söz edebiliyor. Hem de Apo’yu bile çileden çıkartırcasına! Demokrasi ve düşünce özgürlüğü de bir yere kadar. İnsan biraz utanır kardeşim…

Bu konuda Prof. Dr. Mümtaz Soysal’a kesinlikle katılıyorum. Allah korusun ve hiç temenni etmem ama günün birisinde ayrılık gelip çatar ve Turgut Özal’ın “Evli evine, köylü köyüne” şeklindeki öngörüsü gerçekleşirse, benim de görüşüm, kendilerini Türkiye’nin üniter ve ulus devlet yapısına yabancı, hatta düşman hisseden Kürtlerle Irak’taki Türkmenlerin mübadelesi istikametindedir. Çünkü orada, bütün umutlarını bize bağlamış tam üç milyon Türkmen soydaşımız yaşıyor ve hemen tamamı, Türkiye’nin gözünün içine bakıyorlar. Gel desek arkalarına bakmadan düşüp yollara gelecekler.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, geçtiğimiz Ağustos ayı içinde yazmış olduğu “Kesin Çözüm” başlıklı makalesi konu yapılarak kendisine sorulan “Nüfus mübadelesini, olası bir Kürt devleti kurulmasından sonra mı öneriyorsunuz?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “Evet, Kürt devletinin kurulması sonrasında ve bizdekilerin bu aşırı isteklerinden vazgeçmemesi halinde… Muhtemelen orada petrol falan olduğu için, ekonomisi de bizimkisinden daha sağlam olur. Oraya gideceklerdir. Bunu, kolaylaştırmak için Kuzey Irak’daki Türkmen nüfusun Türkiye’ye gelmesini önerebiliriz. ‘Anadilde eğitim’ diyorlar… Türkiye Cumhuriyeti’nin koşullarını beğenmeyenleri zorla da alıkoyacak değiliz. Muhtemelen kendiliklerinden gideceklerdir…”(4).

Mümtaz Hoca’nın sözlerine biz de şu kadarını ilave etmiş olalım; Allah korusun hocam. O günleri Allah bize hiç yaşatmasın. Eğer öyle bir kara gün gelip çatarsa, merak etmeyin, kendiliklerinden gitmeyenleri de bu ülkenin gerçek sahipleri zorla gönderirler. Turgut Özal’ın “Evli evine köylü köyüne” şeklinde tarif ettiği ev ve köy neresiydi bilmiyoruz. Bu köy ve ev, herhalde mevcut sınırın bu tarafında olmasa gerekir. Yoksa sınırın bu yanında hainlere bırakacak bir karış toprağımız olmadığını ben bile bildikten sonra Özal haydi haydiye biliyor olmalıydı…

7 Eylül 2009
Ömer Sağlam

Eren10 dedi ki… 

26 Temmuz 2011 13:25

Devlet sozcusu olarak Mahir Kaynak’i dinlersek, devletimizin bu konuda pekde iyimser oldugunu anlariz. Kuzey Irakida Turkiyeye baglayacaklarmis.Ayrica Cumhurbaskani biz bunlari (demokirasi sureci) yapmazsak bizide Libya durumuna dusururler demistir, yani devlet bu durumu kabullenmistir. Bunun sonunu ne kadar kestirebiliyorlardir !Bizim bolgemizde irk bazinda ayrilmalar yasanaksa, biz bunun gerisinde kalmamaliyiz. Irkciligi sevmeyiz diyerekten kafamizi kuma sokmamaliyiz. Yoksa tarih sahnesinden siliniriz.

Bu konular cercevesinde Israil-ogullarinin bolgemizden ne kadar toprak istediklerinide merak ediyorum

EmiN` dedi ki… 

26 Temmuz 2011 13:32

A.Tamtürk seni harbiden sevdim 🙂 Yazinin tumunu okumadim ama gozgezdirip okudum bir kac paragraf. Cok dogru seyler yazmissin. Fakat eger mubadele edilseydi ben dunyanin en guzel ulkesinden olmayacaktim. Bir yandan iyi olmus diyorum ama bir yandan da bu kadar kan yerine keske yapilsaymis (kesin cozum olacaksa). Abi Kurt milletvekillerine “Kurdistan Mebuslari” diye hitap edildi meclisin kurulusu esnasinda. Bunca tarih yazanlar yalan mi soyluyor? Sonra birlik icin hersey tek denildi ama mizrak cuvala sigmadi… Keske sigsaymis da bunlar yasanmasaymis.
TÜRK_EVLADI dedi ki… 

26 Temmuz 2011 13:37

Benim hayalini kurduğum şey ise, bir gün ordumuzla milletimiz ve devletimizle sağlam bir yapıya büründüğümüzde bunlara tıpkı Yavuz’un isyancılara yaptığı gibi had bildirmek. Selçuklu sultanları da Osmanlı sultanları da o kadar özgüven sahibi insanlardı ki bu adamlara babaları gibi davranır, gerektiğinde isyan bastırır gerektiğinde Kürdistan kelimesini kullanırlardı. Çünkü onlar Cihan devleti sahipleriydi. Bunlar ise bir bölge insanı. İşte Türkiye o atalarına layık zamanlarına döndükçe bu adamlarda gerçeği görüp adam olacaklar. Nah buraya yazıyorum. Gerçek çıkmazsa okuduğum onca kitaba yazık olsun.Ayrıca o Türk Kürt mübadelesi konusu da bence güzel. Keşke yapılsaymış o zamanlar. Ki gerçekten Diyarbakır Akkoyunluların başkentiydi ve Türktü bir zamanlar. Kürtler zamanla buralara yerleşip bir nevi istila ettiler. Şu anda eskiden beri Kürt şehri diyenler var. O kadar tarihten habersizler.
PaC_MaN dedi ki… 

26 Temmuz 2011 13:55

Keşke cumhuriyetin ilk yıllarında Irak’la Kürt-Türkmen mübadelesi yapsaymışız. O zaman sınırlarımız içinde bir tane bile Kürt barınamazdı ve bugün bu sorunlarla boğuşuyor olmazdık. Bence bunlardan kurtulmamızın tek yolu Güneydoğu halkı akıllanıncaya kadar, yani kaçak elektrik, su kullanmayı, devleti sömürmeyi, bir de sömürdükleri devletin askerine, polisine, vatandaşına kurşun sıkmayı bırakıncaya kadar oy kullanımından men etmektir.
misket dedi ki… 

26 Temmuz 2011 14:00

Yorumcu Doğruyol,insanlar artık bıktı.Yıllarca Suriye’den,Irak’tan falan ülkemize girip üç gün sonra “buralar bizim” diye ortalığı karıştıranlar geldikleri asıl ülkelerine geri dönse mübadele’ye falan gerek kalmaz zaten.Ülkemiz sırf ekonomik olarak serbest bölge değil maaşallah elini kolunu sallayan girip tepemize çıkıyor.ABD bile ülkesine girenleri k…na kadar ararken,niye geldiğini didikleyip beğenmediklerini almazken biz hem çok zengin hem de çok mu salağız isteyen herkese toprağımızı vereceğiz.Bunların eziyet falan çektiği yok tersine arpaları fazla geldi,şımarıp azdılar.
 
Zehra dedi ki… 

26 Temmuz 2011 14:03

Bu iki durum da var zaten hocam… “oluşursa…” demenize gerek yok, hala ifadeleri, birlikten yana olsun diye, henüz bir şey yokmuş gibi kullanmayın. Zaten böyle yokmuş gibi konuşa konuşa, alttan ala ala bu hale geldik. Uzatmaları kürtçüler, zaman kazanmaya dönüştürdü. Kürtlerimiz, Anadolu toprakları dışında devlet kursunlar. Zaten bunca yılın kanı, artık bizi bir arada tutamaz. Bu emperyalist köpekleri ile birlik falan olamaz. Çok kan döktüler. Her ilde şehitlikler var.Bu kazığı Türkler unutamaz.Yunan’dan beter katliam yaptı Abd-Ab eliyle kürtler. Türkiye’nin her yerini gezin, her kes kürtlerden nefret ediyor artık. Türkiye Cumhuriyeti toprakları onların değildir, buradan çıkmalılar.
figul dedi ki… 

26 Temmuz 2011 14:04

Mübadele fikri çok radikal bir fikir, konuşulmalı..Tebrikler A.Tamtürk..
Muzaffer Burdurlu dedi ki… 

26 Temmuz 2011 14:08

Emre Kongar’ın işaret ettiği iki büyük tehlike’den birincisi zaten var olmasa, DTK denen şer ocağı “demokratik özerklik” ilan etme cüretini gösterebilir miydi? Ayrıca korkunun ecele bir faydası da yok. Olacak olan olur, ve kürtler bu topraklarda rahat tepmesi sonucu “anırmanın” bedelini öder. I.Cumhuriyet yıkılır, kürtlersiz II. Cumhuriyet kurulur.
A.Tamtürk dedi ki… 
27 Temmuz 2011 20:24 
 
Sn figul, sn Doğruyol, sn halil gürsoy, sn misket, sn Zehra, sn Muzaffer Burdurlu, Kuzey Irak’taki Türkmenlerle bizdeki “Bağımsız(!) Kürdistan” heveslisi Kürtlerin mübadelesi fikri yeni değil. Bu fikri daha önce emekli büyükelçi Gündüz Aktan ve Prof.Dr Mümtaz Soysal da savunmuştu. Mümtaz Soysal, 2006’da Cumhuriyet gazetesinde yazmış olduğu “Kesin Çözüm” başlıklı makalesi konu yapılarak kendisine sorulan “Nüfus mübadelesini, olası bir Kürt devleti kurulmasından sonra mı öneriyorsunuz?” sorusuna ise şu cevabı vermiştir: “Evet, Kürt devletinin kurulması sonrasında ve bizdekilerin bu aşırı isteklerinden vazgeçmemesi halinde… Muhtemelen orada petrol falan olduğu için, ekonomisi de bizimkisinden daha sağlam olur. Oraya gideceklerdir. Bunu, kolaylaştırmak için Kuzey Irak’daki Türkmen nüfusun Türkiye’ye gelmesini önerebiliriz. ‘Anadilde eğitim’ diyorlar… Türkiye Cumhuriyeti’nin koşullarını beğenmeyenleri zorla da alıkoyacak değiliz. Muhtemelen kendiliklerinden gideceklerdir” ..//..
O günlerdeki konjonktür’ün Türkiye’nin bölünme tehlikesi konusunda bu günkü kadar belirgin olmaması, ve belki o günkü siyasi gerekçelerle o günlerde bu konu etraflıca tartışılmamıştı. Ancak bu gün Kürdistan talepleri, Özerklik ilanı ve devamıyla geldiğimiz noktada o günlerde ortaya atılan “Türkmen-Kürt Mübadelesi” çözümü fikrinin ne kadar ileri görüşlü olduğu ortaya çıkmaktadır.
Saygılarımla,
A.Tamtürk
kibele51 dedi ki… 

27 Temmuz 2011 21:11

@A.Tamtürk, yazdıklarına katılıyorum, ek olarak: Batılılar ve abd, Osmanlı’dan beri bu toprakları (Güneydoğu)yu yalayıp-yutmak için, çeşitli oyun-entrikalar kurup, bu milletin önüne atıyorlar. Son oyunları da (Lawrance)nin araplara yutturduğu; BAĞIMSIZLIK oyunudur… Ortadoğu’nun bulunduğu bölge hala yangın yeri, hala “Vadedilen Topraklar”! ! ! (kim Vaadettiyse) Özetle: Çeşitli isyanlar ve vaatler tutmadı, şimdide (Bağımsızlık) masalıyla işi götürüyorlar, “Bağımsız ! ) bir Kuzey Irak Kürdistanı olmasına rağmen. Daha öncede yazdım yine alınacaklar, Her Milletin Tek Vatanı olur, çift Vatanı olanlar dünyada yalnız çingenelerdir (Vatandaşlık Hakkı) hariç!..
Yusuf Kartal dedi ki… 

28 Temmuz 2011 00:35

Kökten Çözüm
T.B.M.M istediği an sorun kalmaz,bir varmış bir yokmuş olur.
ulkumof dedi ki… 

28 Temmuz 2011 23:58

Batidaki Kurtlere uste para bile verseniz, bir tanesini dahi gonderemezsiniz. Onlar hallerinden memnun, cogu is, guc sahibi olmus.
A.Tamtürk dedi ki… 
29 Temmuz 2011 00:02 
 

Sn ulkumof, bahsettiğiniz, işi gücü olan Kürtlerin PKK ile bir ilişkisi yok ki. Üretim yapan, istihdam yaratan, vergisini ödeyen Kürtlerle bizim bir alıp veremediğimiz yok. Zaten özerklik ilanı, bölünme, terör vs gidişatından en çok rahatsızlık duyanlar onlar. (Tabi ki PKK ile sinsi işbirliği içindeki “halinden vaktinden memnun” Kürt mafyası ve uyuşturucu baronları hariç!)
 
nhızal dedi ki… 

29 Temmuz 2011 00:00

k.burkay böylece kürtlerin, amerikanın petrol bekçiliğini yapacağını kabul ve itiraf etmiş oluyor.işte bu kadar bunların devlet millet anlayışı.merikanın değnekçisi olmak.
yahu merak ediyorum,sn.sholomo hayim nerelerde?israil iranı vuracakmış.iranın ırak’a girmesi çıldırtmış israili.nükleer tesislerde dahil iran’ı bombalıycakmış.eski cıa ajanına göre bu bölgesel bir savaşa yol açacağı için amerika daha önce karşıymış, ama şimdi şartlar oluşmuş. netanyahu öteden beri istediği şeyi artık yapacakmış.
korkarım (bu lafın gelişi söylenmiş bir sözdür,yoksa korktuğum falan yoktur.) arada kürtler telef olacak.barzani şimdiden ödü b…na karışmış durumda yönetimindeki kürtleri ezmeye devm ediyor.
malum kuzey ırak bölgesel kürt yönetimi adının fiyakasına bakmayın,orası aslında barzani aşiretinin sınırlarını genişletmiş halidir ve barzani aşiret reisidir.hani şu köylüsünün sahibi olan o insanları alıp satan boğaz tokluğuna çalıştıran ezen törelerle yaşamasını bağlayan ağaların biraz daha büyüğü.
sahi çıkacak bir bölgesel savaşta kalacaaklrını mı sanıyorlar? bunlar hem despot,hem hain hem de aptallar.
mübadele edelim gitsinler.bunları daha ne kadar sırtımızda taşıycağız.hazır, k.burkayda istiyorken verelim gitsinler.bizden olan bize,onlardan olan onlara.
 
A.Tamtürk dedi ki… 
29 Temmuz 2011 00:08 
Sn nhızal, yazdıklarınızdan sonra bir an öylesine gözümde canlandırdım, şöyle bir düşündüm. Misal, mübadele olmuş bitmiş, bir süre sonra da ardından İsrail İran savaşı patlamış. Filler tepişirken arada ezilmeye başlayacak olan Kürtlerin yine kaçıp sığınabilecekleri tek yer Türkiyedir. O gün geldiğinde sınır kapısını açıp açmayacağımız ise Barzani serserisinin bu günden Türkiye’ye karşı alacağı tavırlara bağlıdır. Çünkü hiç kimse düşmana kapı açmaz! Saddam’dan nasıl ve nereye kaçtıklarını asla unutmasınlar ve akıllı olsunlar derim ben.
 
 
 
A.Tamtürk dedi ki… 
29 Temmuz 2011 00:16 
Bu arada,, yukarıdaki makalemi ilk yazdığım günden beri geçen 1 ay zarfında bu fikri daha da olgunlaştırdığımı belirtmeliyim. Örneğin yorumumdan ırkçı anlam çıkabilecek bölümleri çıkardım ve daha anlaşılır olmak için bazı bölümlere daha geniş açıklamalar ilave ettim. Makalemin son hali yukarıdadır. Şu anda bir çok sitede bu fikrin hararetle tartışılmaya başlandığını haber vermek isterim. İlginç öneriler olduğu gibi, ilginç karşı çıkışlar da olmuyor değil. Örneğin ne yardan ne serden vazgeçmeyip, hem mübadele olsun, hem de Musul ve Kerkük’ten asla vazgeçmeyiz diyenler de var. Belki de kendi düşünceleri açısından bu arkadaşlar da haklı. Neyse,, Müsademe-i efkardan barika-i hakikat doğacaktır elbet.
 
nhızal dedi ki… 

29 Temmuz 2011 00:17

evet sn.Tamtürk,her zorda bize sığınmayı adet edinmişler.yine geliirler,biz insanlığımız gereği yine kollarımızı açarız.halepçe katliamındn sonra sığınanları ,kimyasl silahlarla yüzü yanan hacar bebek için seferber olan doktorlarımızı düşündümde diyorum ki:biz insani değerleri yüksek olan bir milletiz.yine sınırlarımızı açarız ama halepçeden sonra kaçanların arasına sızan peşmergeler başımızı ne kadar ağırttılar.umarım bu seffer böyle olmaz.teröristlere geçit vermeyiz.
fatma gürman dedi ki… 

29 Temmuz 2011 00:19

adı türk ve kendini türk hissedenlerin kollektif şuur-altlarında kesin,sabit su geçirmez bir sınır kavramı olmadığı anlaşılıyor tutumlarından…zaman zaman büyüyen veya küçülen,devamlı değişen geçirgen,elastik,takribi, tahmini, göz kararı bir sınır kavramı…orta asyadan tut 5 kıtaya yayılmışlık icabı olsa gerek…birisi, türklük ırk üstü türkçe de diller üstüdür diye yazmıştı, çok uygun görünüyor bu tarif bana…üstünlük anlamında değil kavrayıcılık, kapsama alanı anlamında, üstülük üstünlük değil…bize takılmak istenen ırkçılık kulbu görünüşte başarılı olsada uzun boylu takılı kalamaz üstümüzde akar gider, su gibi, beraberinde bütün pislikleri de alarak,içimize girip yerleşmesi ise oldukça azdır diğerleri ile kıyaslandığında…söyleyene,takmaya çalışana geri döner bumerang gibi o kulp…sırf bu yüzden bile ne mutlu türküm diyebilene…
bağımsız dedi ki… 

29 Temmuz 2011 00:27

En önemli sorunumuz Anadolu’dan Türkleri çıkarmak isteyen ve 1071’den itibaren bunun hayali ile yaşayan birileri var.PKK bunların kullandığı bir maşadır.Her dönem kullanılacak birileri bulunuyor.Ergenekon davasına kasıtlı olarak terör sözcüğü eklendi.Yani birilerinin gözünde sorun yaratan Türklerdir.En nihayet bir kürtçü tarihsel gerçeği saptırarak dedi ki;Türkler sonradan geldi,onlar gitsin.Yani neredeyse Anadolu’da ki en eski medeniyetlerin sahibiyiz, diyecek.Hititleri yok sayacak.Özellikle 1980 sonrası Hitit gerçeği çocuklarımıza öğretilmedi.Türkleri azınlık gören bir siyasi yapı ile sanıyorum bizleri gönderirler.Sarızeybek’in Çarçellası tüm tarihi gerçeği gözler önüne seriyor.Yani PKK dediğimiz örgüt BOP’un gerçekleşmesi için kullanılan silahlı örgüt salt Güneydoğu’yu istemiyor.Bir taraftan siyasetçiler tarafından destekleniyor.Atatürk’ün en büyük hatası diye başlamışsınız,başka bir sitede.Mübadeleyi kürtler için de uygulayacaktı,demişsiniz.(Güncel Meydan adlı sitede)O günün koşullarına göre Atatürk daima doğru kararlar vermiştir.Çünkü tehlikenin varlığı olan ana sorunu tesbit etmiş ve onula mücadele etmiştir.Bugün askerin de en büyük sorunu sadece PKK ile mücadele ettiğini sanmasıdır.Bütün milletin de yanılgısı budur.Mübadele yapsanız dahi inanın kin kusacak birileri yine çıkar.Anımsayın Türk olmamdan utanıyorum diyen Türkler her zaman hazırda bekliyordur.Kısaca emperyalistleri dışlayarak çözüm bulunamaz. Kuzey Irak’ta kurulan devletin varlığını da tanımış oluruz.
A.Tamtürk dedi ki… 
29 Temmuz 2011 00:50
 
Sn bağımsız, İnternet günlüğümde (sağ tarafta) “Türkçenin Atlarla İlgisi” başlıklı bir makalem var. Orada en altta bağlantı verdiğim iki videoyu ve Bilkent Üniversitesindeki bir sunuma verdiğim bağlantıyı izlemenizi öneririm. Orada Türklerin Anadolu’da 1071’den çok daha önce de var olduklarının bilimsel kanıtları o “sonradan gelen Türkler gitsin” diyenlerin gözüne sokulacak kadar net ve açıktır. Malazgirt’te Anadolu’ya gelenler ise Türk göçünün 3. dalgasıdır. Kaldı ki Selçuklular Malazgirt’te Bizans imparatoru Romen Diyojen ile savaşmışlardır. O sırada Anadolu’da Kürtlerin esamesi bile yoktu. Müslüman Kürtler Selçuklulardan daha önce Anadolu’da bulunuyor olsaydı Müslüman oldukları için onları Romen Diyojen çok daha önce keserdi! Sırf bu bile Kürtlerin Anadolu’ya Türklerden sonra geldiğinin en büyük kanıtıdır.
..Bu arada; Kuzey Irak’taki kukla devlet zaten Emperyalistler tarafından çoktan kuruldu da eşbaşkan tarafından çoktan tanındı bile. Eğer yine de tanımış olmayalım dersek Mübadele anlaşmasına imzayı Irak merkezî hükümetine de attırabiliriz. Böylece ne şiş yanar ne kebap 🙂
Deniz Turan dedi ki… 

29 Temmuz 2011 03:03

Ayrılmanın zamanı çoktan geldide geçiyor bile.Doğu ve günetdoğudaki bir çok Türk şehri Kürtleştirilmiş olup şu anda Erzurum,Iğdır,Kars ,Malatya ,Antep ,gibi tartışmasız Türk olan şehirlerde bile son yıllarda Kürtleşme dolayısıyla Kürtler hak iddia eder olmuştur.Diyarbakır ve yakın çevresini oluşturan şehirler artık iyice Kürtleştirilmiş ve oralarda Türk ve Türke ait hiçbirşeye yaşama olanağı kalmamıştır.Yol yakınken bu kangren olmuş bölgenin ayrılıp Türkiyedeki Kürtleride özlem duydukları memleketlerine gitmeleri için teşvik etmemiz gerekir.Zararın neresinden dönülse kardır.
Deniz Turan dedi ki… 

29 Temmuz 2011 03:14

Kürdistan Kürtlere!.. İran,Irak,Suriye ve Türkiyede Kürtlerle ortak.Bu demokratik özerklik dedikleri şey aslında bundan ibaret.Ortadoğunun tamamını Yahudi Kürt idaresi altına almak aslında.Barzaninin ve bizdeki yardakçılarının ısrarla demokratik özerklikten bahsedip bağımsız bir ülke söylemlerinden uzak durmalarının asıl sebebide bu.Bu oyunu ancak bir Türkçü ayaklanma bozabilir .Allah Türkü korusun.
A.Tamtürk dedi ki… 
29 Temmuz 2011 03:28 
Sayın Deniz Turan,
Bahsettiğiniz türde ırk tabanlı bir ayaklanma iç savaş demektir ki bu Türkiye’nin bölünme sürecini hızlandırmaktan ve bahsettiğiniz güç odaklarının ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz. Ne yani? milyonlarca Kürtü çoluk çocuk fırınlara mı doldurup yakacaksınız? Mübadele, bu meselenin barışçı, adil ve hukuksal çözümü doğrultusunda bir öneridir.
oggy_g
30-07-11 21:02:01
Türkiye’de yapılmak istenen, Kuzey Irak’la birleşmiş bir bağımsız Kürdistan filan değildir. İstenen tüm Türkiye’nin Kürdistanlaştırılmasıdır. Yani projenin Türkler ayağında yürütülen çalışmalarının hedeflediği, başında tek adamın yer aldığı bir federatif yapıdır. Bu yapı elbette ki günümüz Cumhuriyetinden daha geride, daha ilkel bir siyasi yapılanmadır. Demokrasinin esamisi bile okunmaz. Başında yeni bir Abdulhamit yer almaktadır ve Kürtlerin sürmekte olan sözde bağımsızlık çalışmaları da dahil tüm muhalefet despotça ezilmektedir. Türkiye’nin Kürdistanlaştırılması ise bazı demoktarik özerklik deklerasyoncularının açıkça dile döktükleri gibi Türk halkının haraca bağlanmasıdır. Amaç, tesis edilmiş yeni feodal yapının cebren ve dayatma ile pastadan daha fazla pay almasıdır. Tabi bu olurken pastaya daha fazla katkı yapmak gibi bir kaygının taşınmayacağı da açıktır. Çünkü bu projeye teşne olan ilkel zihniyet, uygar bir ekonomik düzen yanlısı değildir. Kaba kuvvete dayalı gaspın genel geçer kural olduğu ortaçağ zihniyetinin devamıdır.

 

A.Tamtürk
31-07-11 22:07:57
Sn oggy_g,
Aramızdaki çözüme (tedaviye) yönelik görüş farklılığımız hastalığın
teşhisindeki farlıklıktan kaynaklanıyor.
Sn Mümtaz Soysal’ın, Sn Gündüz Aktan’ın ve (onlardan habersiz olarak)
benim teşhisim Türkiye’nin bir bölünme sürecinde olduğudur.
Sizin teşhisiniz ise Türkiye’nin bir toptan Kürtleşme sürecinde olduğudur.
Eğer sizin teşhisiniz doğruysa tabi ki sizin tedavi öneriniz de buna uygun
olacaktır. Hatta o zaman o önerilerinize ben bile katılabilirim.
Ancak öncelikle teşhisinizin KANITLARINI ortaya koymanız gerekmekte.
Saygılarımla,
A.Tamtürk

 

Eren10
01-08-11 05:24:56
BDP(pkk)nin irkci kanatini sondurmek bu zamanda cok zor, yabanci devletlerden aldiklari alacaklari destegide hesaba katarsak.
AKP bundan sonra daha kuvvetli sekilde federasyon,ozerklik yolunda ilerleyebilir. Eger bu surece tamamen girilecekse, yani ayrilik surecine, toplum degisimi en iyi cozum olacaktir.
Zaten BDPnin ozerlik aciklamasina BDPnin icinden karsi olanlar sadece zamani uygun bulmamislar. Yani henuz yabanci devletlerden tam destegi alamamislardir.

 

İstemiyabgu
31 Tem 2011, 03:12
Bu formül bir an evvel uygulanmalı. Devlet isterük, Kürdistan isterük diye ortalığı birbirine katan, otobüsleri molotoflayan, devletin çoluk çocuğa dokunmayacağını bilerek çoluk çocuğu ön saflara sürecek kadar şerefsiz ve korkak olan barbarlar bir an evvel ülkeden yollanmalı, yerinede asil Türkmen kardeşlerimiz getirilmelidir. Doğu ve Güneydoğu tamamen Kürtlerden boşaltılmalı, Kürtlerden boşalan Doğu ve Güneydoğuya Iraktan getirilen Türkmen Türkleri, Ahıska Türkleri ve Türk dünyasından getirilen soydaşlarımız yerleştirilmeli, böylece o bölge Türkleştirilmelidir.
Dünyada yasadışı silahlı yapılanmaların en önemli ilacı taban yani halk desteğidir. PKK’ nın Doğu ve Güneydoğuda bu kadar rahat olmasının sebebi; o bölgede ciddi bir halk desteğini arkasına almış olmasıdır. Arkasında halk desteği olmayan hiçbir silahlı güç başarıya ulaşamaz.
Dolayısıyla; Siz o bölgeyi bölücülük yapan Kürtlerden arındırırda, Türkleri yerleştirirseniz, PKK o bölgedeki taban desteğini kaybedecektir. Savaştığı bölgede halktan destek göremeyen hiçbir silahlı oluşum savaş kazanamaz.
Dolayısıyla; Hem PKK’ nın Doğu ve Güneydoğudaki halk desteğini kaybedecek olması, hem de ülkemizin böylesine büyük bir sorundan kurtulacak olması sebebiyle mübadeleye sonuna kadar evet diyorum.

 

ahim2011
31 Tem 2011, 21:48
kürtlerin mezopamyadaki tarihi 7-8 bin senedir yani türklerin ortaasyada bile olmadıkları zaman Kürtler burada idiler zaten kökleri bukadar derinlerde olmasaydı kültürleri bukadar güçlü olmasaydı çoktan asimile olmuşlardı ,meydanı boş buldun atıyorsun ben sana kısaca birşey söyleyeyim E R K E K S E N Y A P S A S A N A …

 

A.Tamtürk
01 Ağu 2011, 04:58
Sayın ahim2011,
1)Zaten biz de Kürtlerin anavatanları olan Mezopotamya’ya, yani
Irak’a, yani, Mavera-ün nehir’e, ya da sizin deyişinizle Kürdistan’a
gitmesinden bahsediyoruz. Karşılığındaysa Kürdistan’daki Türklerin, Türk
yurdu olan Türkiye’ye (hangisinin kimin yurdu olduğu adından belli🙂 gelmesini
öneriyoruz.
2)Kürtlerin kökeni Fars, Arap biraz da Yahudi kırmasıdır (biraz da Türk) (Kanıt: Kürtçe)
(Not: Yanlış anlamayın bu kötü bir anlamda değil, ama gerçek bu. Saf Türk Irkı
olmadığı gibi saf Kürt ırkı da malesef yoktur. Sadece “ben Türk’üm” diyenler ve
“Ben Kürt’üm” diyenler vardır. 🙂 
3)Bunun erkeklikle, kadınlıkla ilgisi yok. Burası bir Hukuk Devleti, bütün iş
T.B.M.M.’nin bir kararına bakar. 
 
4)Buradaki yazılar bir meydan okuma değil bilimsel tabanlı bir tartışmadır.
5)Mübadele barışçı, adil ve hukuksal bir çözüm önerisidir.
6)Ayrıca, T.B.M.M. bu kararı alacak olsa, ne yani Türklere savaş mı açacaksınız?? :))
7)Kaldı ki zaten Türklerle savaştasınız (Bkz. tüm PKK bildirleri)
 
8)Bilimsel olarak sunabileceğiniz ciddi bir “çözüm” öneriniz varsa
sizi dinlemeye hazırız.
Saygılarımla,
A.Tamtürk

 

süperman
31 Tem 2011, 15:09
Fvck-The-System reyhan; hayatında kaç Kürt tanıdın veya sohbet ettin merak ettim hiç Kürt arkadaşın varmı?
Fvck-The-System
02 Ağu 2011, 17:49
Kürt tanımamıza gerek yok illa ki şahsen.İnternet denen birşey var.Onların gerçek yüzünü asıl rahatça internette görebilmek mümkün.Faşizmse faşizm.Evet artık insanlar “yeter artık noktasına geldiyse”,hergün 3-4 asker şehit oluyorsa,madem ileri demokrasi diye ortalarda fink atıyorlar,bende ileri demokrasinin bana verdiği hakla faşist söylemlerde bulunmak istiyorum.
En iyi çözüm mübadeledir.Çünkü Kürt denen topluluğun bu ülkeye bir karşı katkısı yoktur.Köstek olmaktan başka.İstediğin kadar dil ver,eğitim ver onu ver bunu ver.Genetik olarak ihanete yatkın olunca bir canlı,dünyayı versen gene de ihanet edecektir.Doğanın kanunu bu.Çakal her zaman çakal olucaktır,eve alıp da kedi kucağında oturtup sırtını kaşıyamazsın.

 

ahim2011
02 Ağu 2011, 19:35
bütün kürtleri bir kefeye koymanız yanlış,mübadeleyle gelen insanların hiçbiri gerçek Türk değil asimilasyona uğramış insanlar ama bu ülkeden gidenlerin hepsinin anavatanları burası sorunda buradan çıkıyor zaten insanlara yüzyıllar geçsede vatanlarını unutmuyor,sizlerde anavatanınız olan ortaasyaya gidebilirsiniz .

 

Fvck-The-System
02 Ağu 2011, 22:31
Kimi kimin ülkesinden kovuyorsunuz siz anlamadım.Anadoluda kimse ana unsur olmamıştır.Herkes sonradan gelmiştir.Bilinenin aksine Anadoluda Türk varlığı 1071 den en az 700 sene önce başlar.Ayrıca kimsenin kürtlerden birşey çalması gibi birşey söz konusu olamaz çünkü Kürtler tarihte hiç bir zaman tanınan ve tarihsel olarak kabul görmüş bir krallık,imparatorluk vs kuramamışlardır.
Bunun için ordan oraya İngilizden,Fransızdan,Rusdan medet umup ordan oraya sürüklenmiştir.Ülkesi olan topluluklar ulus olabilir ancak.Kürtler ulus olmayı hiçbir zaman becerememişlerdir.Onlar hala Osmanlıdan beri devam eden isyanlarıyla,yaşadıkları ülkenin sınırlarını parçalamaya çalışmakla meşguller.
Eğer herkes “anavatanı” olduğunu iddia ettiği toprakları almak isteseydi,teknik olarak hiçbirimizin bir yere ait olmaması gerekir.O zaman bütün Avrupa haritasının değişmesi,İsrailin haritadan silinmesi,Amerikanın konfederasyona dönüşmesi,Meksikaya,Kanadaya aldığı toprakları iade etmesi gerekir.Onun için bırakın bu boş lafları.Anavatanız Orta Asya vs nutuklarını.Bayatladı artık.Becerebiliyosanız siz kursaydınız imparatorlukları,devletleri.Neden kuramadınız? Tarihlerinde bir halt edemeyenler ancak böyle çöpleri karıştırır 100 yıl sonra bile,hatta binlerce yıl sonra.Bu kafayla giderseniz de daha çok karıştırıcaksınız çöpleri.

 

İstemiyabgu
02 Ağu 2011, 23:08
(Alıntı:ahim2011: mübadeleyle gelen insanların hiçbiri gerçek Türk değil asimilasyona uğramış insanlar)
Mübadeleyle gelen insanların hiçbirinin gerçek Türk olmadığını, asimilasyona uğradığını söylemekte baydı artık. Size kalsa bir Türkiyedekiler Türk, geriye kalanlar ırken farklı ırklardan ama Türkler tarafından asimile edilmiş.
Türkmenler Müslüman olmuş Oğuz boylarına verilmiş bir isimdir. Kelime anlamı; Türk-i İman, yani Müslüman Türk demektir. İranlılar tarafından Şamanist Türklerle, Müslüman Türkleri birbirinden ayırmak için Müslüman Türklere böyle seslenilmeye başlanmış. Zaten Türkmen diye bir boyda yoktur. Oğuz boylarının hepsine Türkmen diye hitap edilir. Türkiye Türklerinin bel kemiğinide Oğuz Türkleri, yani Türkmenler oluşturur.
Türkiye dışında yaşayanların Türk olmadığını söylemek ancak kendini tatmin etmek için faydalı olur. Lakin bilim diye birşey vardır. Tarih vardır, Türkoloji vardır.
Buraya çıkıpta şunlar Türk, bunlar Türk değil asimile edilmiş diye boş boş konuşmak yerine, araştırma yapılarak, okuyarak işe başlanılabilir.

 

ahim2011
03 Ağu 2011, 00:01
bu ülkedeki gerçek saf türkler kastamonu,bolu,çankırı da yaşarlar bunun dışında türkmenler ve yörüklerde vardır yörüklerde genelde saflık vardır belide daha zor şartlarda yaşadıklarındandır türkmenler karışıktır doğudaki bir türkmenle batıdaki farklıdır içinde aleviler vardır,kürtlerde saflık daha fazladır nedenide Kürtler bulundukları bölgelerde hiç göç etmeden binlerce senedir yaşıyorlar.

 

Hürriyet
03 Ağu 2011, 01:02
Evet katılıyorum ahim. Hatta Kürtler, binlerce yıl önce şoklanarak dondurulmuşlar ve zamanı geldiğinde de, hiç bozulmadan tekrar eritilerek toplumsal hayata dahil edilmişlerdir.
Şaka bir yana; en komik tarihsel tezler listeme sayenizde bir yenisi daha ekliyorum. Teşekkürler…

 

_turbo_
03 Ağu 2011, 11:28
Türkler Anadoluyu Kürtlerden almamistir, Bizanstan ve Ermenilerden almistir, Kürtler Türklerin Anadoluyu almasiyla oraya yerlesme sansi bulmuslardir, bugun merkez gördükleri Diyarbakirda eskiden Kürtler yasamiyordu Diyarbakir bir Türk sehri idi. O sebepten Turkler sonradan gelmis biz 10bin sene öncede vardik demek yerine tarihte kurulu olan ve orda hukum suren Kürt devletlerini gösterin. Kimse binlerce yil baska halklarla icice yasayipta safakn bir irki oldugunu iddia edemez bilimsel olarak komik duruma duser. Tarihi dunya tarihinden ögrenmek yerine PKKnin yazdigi tarih kitaplarindan ögrenirseler yalanci tarihle kendilerini kandirirlar.

 

Fvck-The-System
03 Ağu 2011, 12:47
Bu “Anadolunun kapılarını Türklere biz açtık” safsatası da sözde Kürt milliyetçilerinin ortaya attığı birşey.Orta Doğuda tarihi,kültürel vs ne varsa kökü kürtlere dayanıyormuş gibi bir şehir efsanesi yarattılar son yıllarda o olmayan tarihlerini varmış gibi göstermek için.Ancak bir düzine çocuk yapmayı bilirler,bir de halay çekip,düğünlerde havaya ak-47 ile ateş edip zılgıt çekmekten başka ne kültürleri var bilen biri varsa söylesin.Töre cinayeti bunlarda,Türkiyede işlenen suçların (mafyasından kadın ticaretine,uyuşturucu kaçakçılığına) yüzde 90’ından fazlası Kürtler tarafından işleniyor.21. yüzyılda,2011 yılında hala kabile,aşiret düzeninde yaşayan bir topluluk.Bir de ortalığa dökülmüş demokrasi nutukları çekiyor sözde siyasetçileri.Yurtdışında ülkenin imajına zarar veren de gene bunlar.İşledikleri töre cinayetleri “bakın işte Türkiye,barbar Türkler” adı altında avrupalı aşırı sağ forumlarında servis ediliyor.Gene avrupada göçmenler etnik kökene göre kayıt edilmediği için,bunlar bir suç işledikleri zaman “Türk’üm” diyorlar.Çünkü kimliği,pasaportu Türkiye Cumhuriyeti diyor.Daha saymakla bitmez.

Bunların neyine hak,demokrasi bilmem ne.Sanki Türk,Alevi,Laz,Çerkez çok mükemmel hayatlara sahip,herşey harika da bi tek bu Kürtler fakir.Bıktırdınız artık.Mübadele mi olucak ne olucaksa olsun.Defolup gitsinler artık şu memleket bi rahat nefes alsın.

Baracuda
03 Ağu 2011, 20:31
Sayın AOG ben bu konu temelindeki yaklaşımlarınıza katılmıyorum. Bana göreTerör örgütleriyle yine karşılaşabiliriz. Ancak türkiyede ayrılıkçı faaliyet gösteren terör örgütleri olmayacaktır. Bu kesinlikle bunu nasıl söylüyorum. Çünkü pkk terörü kürtlerin ilk faaliyeti değildir. Osmanlının son ve cumhuriyetin ilk yıllarında 20 civarında etnik isyan çıkarmışlardr.Vatandaş odaklı devlet anlayışımız yok. Ancak bunda Kürtler ayrıcalıklı değil. Çerkezlerede, arnavutlarada, lazlarada vb. yok. Bu sorunun nedeni devletin yanlışları değildir.

Bu ülkede Kürt sorunu var. Bu sorun herkez için başka şeyler ifade edebilir. Benim için Kürt sorunu kürtlerin bana çıkardıkları ekonomik, soyal, kültürel … sorunlardır.

Bu türkler ve Kürtler beraber yaşayabilecek zamanları çoktan geçtiler. Bu konuda gerçi türklerin halen çok bir şey dediği yok. Ancak türklerin bu tepkisizliğinden olacakki Kürtler azmış kudurmuştan beterdir misali davranmaktadırlar.

Baracuda
03 Ağu 2011, 21:04
Mübadele istemek hiç faşizm falan değildir. Kürtlerin nasıl ana dillerini konuşmak istemeleri doğal haklarıysa, bizimde şehirlerimizde kendileriyle beraber yaşamamayı istemek en doğal hakkımızdır.
ahim2011
04 Ağu 2011, 15:08
Neden bu topraklarda herkesin insanca yaşaması konusunda kafa yormuyorsunuz herkesi bir kalıba sokmaya çalışıyorsunuz.
Fvck-The-System
04 Ağu 2011, 17:08
İnsanca muamele görmek isteyenin önce insan gibi davranması gerekir.
İstemiyabgu
04 Ağu 2011, 17:18
Doğru söze ne denir? Asker, polis taşlayıp, otobüs moltoflayanlara, 30 bin kişinin katilinin posterlerini açarak miting yapanlara, kısacası yediği kaba pisleyen sütü bozuklara insanca muamele nasıl gösterilir onu anlamadım.İnsanca muamele görmek istiyorsan yediğin kaba pislemeyeceksin. Devletin damarına basmayacaksın. Türk halkını sinirlendirmeyeceksin. Bunları yapıp kendinden TİKSİNDİRMEYECEKSİN.İlk önce insan olmayı deneyeceksin, sonra insanca muamele bekleyeceksin.

A.Tamtürk
05 Ağu 2011, 01:02
 
Layt Apo denilen Kürt ırkçısı Kemal Burkay’ın da
mübadele istediğini biliyor muydunuz?
İşte Kemak Burkay’ın o sözleri: “Batı illerinde yaşayan Kürtleri de alabiliriz Kürdistan’a.
Çünkü Kürdistan zengin. Petrol olanakları var.”

(Oral Çalışlar, “Öcalan ve Burkay’la Kürt Sorunu” sf. 111)

Ben de diyorum ki: Tutan mı var?
Seve seve,, ve de güle güle…
Hem de samimiyetle 🙂

 
ahim2011
09 Ağu 2011, 19:01
Hoca (Mümtaz Soysal) mübadele fikrini en hararetli savunucularındandır ama yanıldığı konu Kürtleri bu ülkeden gönderilen Rumlar ve Ermenilerle karıştırmasıdır.Çünkü Kürtler savaşçı bir millettir daha Kürtlerin yüzde onuyla başedememişken ki savaşı kesinlikle savunmuyorum Kürtlerin tümünü karşına alırsan bu ülke tamda bu noktada bölünür hoca hala 1920 ledeki tek parti devrinde kalmış,ayrıcada hoca hiçbir zaman halkı savunmamıştır o hep devleti savunur,sizce halk mı önemlidir yoksa devlet mi? Bizce halk önemlidir.
istemiyabgu
10 Ağu 2011, 04:15
A.Tamtürk arkadaş Kürtlerin hepsi gitsin demiyor. Sadece vatana millete düşman olan bölücülerin Irak Türkmenleriyle mübadele edilmesini savunuyor ki bu görüşte bende onun yanındayım.Eğer sen 30 bin kişinin katilinin posterlerini taşıyıpta miting yapacaksan, terör örgütünü öven sloganlar atacaksan, benim liderim Atatürk değil Apo’ dur diyeceksen, ülkenin heryerinde terör estireceksen, Doğuda görevli askerlerimize ve polislerimize sokak ortasında kurşun sıkacaksan ben seni ülkemin huzuru ve rafahı için gönderirim arkadaş.Haa ben ülkeden, doğup büyüdüğüm, yaşadığım yerden gitmem diyorsan adam olacaksın. Sonuçta devlet mazluma zerre haksızlık yapmaz. Adam olursan kimse ne birşey der, nede seni ülkenden göndermeye çalışır. Ama sen bölücülüğü bu kadar desteklersen kusura bakma devletin refahı, huzuru ve geleceği için seni göndermeye mecburum.

Hiç öyle Kürtler savaşçıdır edebiyatına girmeyelim. Kürtlerin yüzde onuyla kim başedememiş?

Eğer başedemediklerimizden kastınız PKK ise söyleyelim. PKK nerede mücadele yürütüyor? Dağlarda. Nasıl mücadele yürütüyor? Misal yoldan bir askeri araç geçiyor, PKK militanları yolu mayınlıyor, askeri aracın geçisi sırasında patlatıyor.

Veyahutta; Arazide arama tarama faaliyeti yürüten Komando timine uzaktan pusu kuruyor. Açılan ateşte birkaç askerimiz şehit düşüyor. Askerler ateşle karşılık verincede kahraman PKK mensupları korkudan tabanları yağlıyor.

Ben elime silahı alsam, dağa çıksam, birkaç Türk askerini vursam ve onlar ateşe başlayınca geri çekilsem, bu benim Türk askerinden daha güçlü olduğumu göstermez. Sonuçta güçlü olan taraf düşman ateşini yiyince geri çekilmez. Bu durumda kimin kiminle başedemediği belli oluyor.

Ayrıca; Dağdaki PKK militanlarını inceleyecek olursak sadece Dağ kadrosundakiler PKK ilk kurulduğundan beri dağdadırlar. PKK kurulduğunda dağa çıkıpta günümüze kadar yaşamış hiçbir PKK militanı yoktur. Bir PKK militanının dağdaki ömrü en fazla 5 yıldır. Büyük çoğunluğu askeri operasyonla imha edilir, yerine yenileri gelir.

Ayrıca; Diyelim ki; Devlet mübadele kararı aldı. Ne yapacaksınız? PKK’ ya güvenmeyin derim. Çünkü PKK savaşını dağda yürütüyor. Dağda vur kaç taktiğiyle çarpışmak kolaydır. Şehirde savaşmak zordur. Dağda askere kurşun sıktıktan sonra bir kaya parçasının arkasına saklanırsın olur biter. Peki şehirde nereye saklanacaksın?

Dağda bir kuru Kaleşnikofla askere karşı vuruşabilirsin. Çünkü dağda ağır silaha gerek yoktur. Ama şehir savaşında dağda olduğu gibi Kaleşnikof tek başına işe yaramaz. Sonuçta karşınızda binlerce tankı, uçağı olan bir devlete karşı meydanlık bir alanda sadece Kaleşnikofla savaşmaya çalışırsanız bunun hiçbir etkisi olmaz. Bir Kaleşnikof bir F35 ‘e karşı hiçbir işe yaramaz. Veyahutta M1 Abrams tankına karşı pek etki etmez.

Haa kayıp verdirirsiniz o ayrı mesele, ama şehir savaşında bize karşı kazanamazsınız. Verdiğiniz ağır kayıplarda yanınıza kar kalır ve gerisin geriye Irağa gidersiniz.

Yani; Devlete karşı gelirseniz, devlette gerekeni yapacaktır. Haa ben etliye sütlüye karışmam derseniz, eskiden olduğu gibi yaşamaya devam edersiniz.

ahim2011
10 Ağu 2011, 10:30
sizlerde herşeyi herkesi getirip pkk ya bağlıyorsunuz söylüyoruz biz insan ölümüne karşıyız sorunlar konuşarak çözülebilir zaten bu sorunu çözemezsek bu sorun bizi çözecek ayrıca devlete karşı eline silah alanın sonuda bellidir tabi bu işler hamasetle çözülmez.
ahim2011
10 Ağu 2011, 10:38
Murat Korkmaz (Yağmaya karşı koyan Dalston esnafı): “Biz Dalston’un varoşlarında yaşıyoruz. 24 yıldır Londra’dayım, döner dükkanım var. Gözümüzün önünde Finsbury ile Hackney arasında çalışan 256 numaralı otobüsü yakmaya kalktılar. Hemen müdahale ettik ve içinden bir anne ile kızını kurtardık. Daha sonra kalabalık bizim mahalleye doğru yöneldi. Türk ve Kürt gençleri birlikte hareket ettik ve 15-20 kişiyi dövdük ve onları polise teslim ettik. İngilizler ve Londra polisi bizi tebrik etti,aslında olmamız gereken bu.kaynak-vatan gzt.
Fvck-The-System
10 Ağu 2011, 16:40
Aman gözlerimiz yaşardı.Otobüse molotov atmayı,çoluğu çocuğu yakmayı onlar daha iyi bilirler.Londra zaten pkk yandaşı doludur normalde.
A.Tamtürk
11 Ağu 2011, 19:21
 
“KALANLAR TEMİZE ÇIKAR”
…(BİR KÜRT’ÜN MÜBADELE HAKKINDAKİ DÜŞÜNCESİ) Arabama, nedense Almancasının baş harfleriyle TÜV denilen “Teknik Yeterlilik
Sınaması”nı yaptırmaya gitmiştim bu gün. Muayene saati belli olmasına
rağmen milletçe huyumuz olduğu gibi ben de herkes gibi nerdeyse 1-2 saat
erken gitmiştim. Oradaki küçük bir çay ocağının önündeki masaların birinde
oturup sıramı beklemeye başlamıştım ki eski bir Kürt tanıdığımla karşılaştım. O da benim gibi erken gelmişti, oturup laflamaya başladık. 6-7 yıl önce
semtimizde küçük bir pide salonu açmıştı. Adı Urfa’lı Pide Salonu olan 5-6 masalı
küçük ama sempatik işletmesinde büyük oğlu masalara bakar, karısı mutfakta
bulaşık vs ile ilgilenir, kendisi hem ocağa hem fırına bakar, küçük oğlu ise
motosikletle evlere dağıtım yapardı. Oğlanlar okumamıştı, dükkanda yardım
ediyorlardı. En küçük kızı ise her yıl teşekkür getirerek okuyor, onunla gurur
duyuyor, büyük oğlanlara ise bunlar haylaz diye kızıyordu. Kısa süre önce
dükkanını başka bir semte taşımıştı. “Hayrola niye taşındın” diye konuya
girdiğimde adeta zemberekten boşalır gibi anlatmaya başladı. Epeyce doluydu.
“Bu PKK p.çleri işimi bozdu abi” dedi. Şaşırdım, “buralarda da mı PKK var” dedim.
“Hayır”, dedi “öyle değil. Bu Habur’dan gelenler olayından sonra açılım maçılım
derken ben de Kürt olduğum için müşterilerim birer ikişer ayağını kesti, baktım
olacak gibi değil ben de dükkanımı başka semte taşıdım” deyince, “ee o semtte
de aynı durumla karşılaşmayacak mısın” diye sordum. Yeni dükkanının adını
“Konya-Karadeniz Pide Salonu” koymuş. Gülerek seni sahtekar diye takılınca,
“yalan yok abi, yıllarca Konya’da kaldım ben, Askerliğimde de Trabzon’daydım”
dedi :)) “Yine de oyunu götürüp AKP’ye vermişsindir ama” dedim. “Yok, bu sefer
Demokrat Partiye verdim, babamın dedemin partisidir” dedi. Konuyu Mübadele
fikrine getirmek için, “şu anki bu gidişata çözüm olarak Kürt-Türkmen Mübadelesini
önerenler varmış” deyip burada da yazdığım fikirlerimi anlattım, “sen ne dersin?”
diye sordum.

Dikkatle dinledi ve:

Valla çok iyi olur abi, keşke öyle bir şey yapılsa, PKK p.çleri ayıklanır gider,
hiç olmazsa kalanlar temize çıkar böylece” dedi…

PKK ile ilgisi olmayan bir Kürt’ün Mübadele çözümüne bakışını sizlerle paylaşmak
istedim.

Saygılarımla,
A.Tamtürk

ahim2011
12 Ağu 2011, 00:49
Bizde o Kürt arkadaşın pozisyonundayız ,hemde bizler batıda doğup büyüdüğümüz halde , ama o Kürt seni kandırmış ,bu pozisyondaki bir Kürt ya akp ye yada bdp ye oyunu verir, zaten bence sorunun önemli bir noktasıda şu batı toplumu Kürt leri tanımıyor yada tanımak istemiyor bizler biraz burada onu yapmaya çalışıyoruz merak ediyorum kürtçe öğrenen yada Kürtler arasında yaşayıp onları anlayan öğrenen kaç tane Türk aydını var ismail beşikçi hariç oda zaten ömrü hapislerde geçti,bu konudaki bilimsel görüşlerin nedir çok merak ediyorum.
Pusula
12 Ağu 2011, 02:58
Kürt meselesine kökten çözüm; Batman, hakkari, diyerbakır, şırnak’ı kürtlere vermek ve yeni devletlerine gitmek isteyen bütün Kürtleri oraya göndermek.Arkasından sıkı bir amborgo uygulamak.Artık dağı taşımı delerler.At mı yerler keçimi kemirirler birbirlerine kaçak elektirikmi çekerler, mahalleden geçen komşunun arabasına pusumu kurarlar bilemem ama verelim gitsin alın size kökten çözüm? Diyesim geliyor bazen ama biri çıkıp ” atalarımız o toprakları masa başında geri verelim diyemi savaştı ” diyecek diye demiyorum çünkü benimde gönlüm el vermiyor böyle demeye.
Yusuf Kartal
12 Ağu 2011, 03:59
Süperman;Konu başlığı okadar yanlışki sorma gitsin.Bizim Kürt sorunumuz yok.Kürt leri bu işe pkk sayesinde ortak edip ülkeyi bölmek için uğraşanların ortak tavrı.Sorun ülke sorunu,bu ülkede sadece kürtlermi yaşıyor.Verelim kurtulalım demeye getiriyorsun,bir defa verdinizmi artık önüne geçemez ve ardı arkası gelmeyen taleplerle uğraşırsınız.TÜRKİYE üzerinde ot dahi bitmeyen küçücük kardak kayalıklarından vaz geçmediğine göre,KIBRISta hiç TÜRK olmasa bile KIBRIS tan vaz geçmiyeceği gibi,bu vatanın bir karışını kimseye veremez.Vermenin sonu yok olmak demektir.
Melik
12 Ağu 2011, 04:22
Çözüm önerisinde mübadele ile gönderilmek istenen “PKK veya yandaşı olan Kürtler” bulundukları topraklardan gitmek değil aksine bulundukları toprakları Kürdistan’a dahil edip halihazırdaki konumlarında olmak istiyorlar. Böyle bir sorunun çözüm önerisi nasıl mübadele olabilir ki ben anlayamıyorum.
Pusula
12 Ağu 2011, 10:42
Evet katılıyorum.Dediğim gibi yapsak Karadenizde Pontus’u, Doğuda Ermenistanı, Egedede Yunanistanı kurmak isteyecekler.Bölünmenin arkası kesilmeyecek.Kendimiz demeliyiz ilk önce bizim Kürtlerle sorunumuz yok bizi bölmeye çalışanlarla sorunumuz var diye ama ülkemizde ırkçı insanlar çok hala Kürt=pkk demektir diyenler var ilk önce bunları aşmalıyızki terör sorununu çözebilelim.
ahim2011
12 Ağu 2011, 17:14
Siz bu toprakları Kürtlerle beraber aldınız Kürtler doğuyu savunmasalardı durum şimdi daha farklı olurdu bunları unutuyorsunuz yada herzamanki inkarcılıkla olayı herşeyi kendiniz başarmış gibi davranmaya çalışıyıorsunuz.
İgneci
12 Ağu 2011, 17:14
-Arabulucu rolü üstlenmişsiniz. Siz, biz demenizi pek anlamış değilim de…
-Kürtler şeyhlerini,şıhlarını müdafa ederek devlete karşı isyan çıkarmaktan başka ne yaptılar kime karşı savaştılar acaba?
ahim2011
12 Ağu 2011, 19:54
savaşırken iyi savaş bittikten sonra dirsek ondan sonrada ne olmuşki tavırları
Tanrıkut
13 Ağu 2011, 11:41
ahim2011 yazdı:
kürtlerin mezopamyadaki tarihi 7-8 bin senedir yani türklerin ortaasyada bile olmadıkları zaman Kürtler burada idiler zaten kökleri bukadar derinlerde olmasaydı kültürleri bu kadar güçlü olmasaydı çoktan asimile olmuşlardı ,meydanı boş buldun atıyorsun ben sana kısaca birşey söyleyeyim E R K E K S E N Y A P S A S A N A …

İddianı ispatlasana… Bilimsel verilerle ispatlada görelim. Kürd diye bir millet ne zaman olmuş? 7000 sene önce hangi Kürt devleti vardı? kültürleri neymiş merak ettim.? bütün gün yatıp 10 tane çocuk yapmakmı kültür oldu?

ırkçı Kürt yazarlarının palavraları ile kendinize tarih yaratmaya çalışıyorsunuz. Bir yerde “K” harfi görseniz bak bu kürd diyorsunuz… cahilliği bırakın adam gibi araştırın.

Tanrıkut
13 Ağu 2011, 11:52
ahim2011 yazdı:
Siz bu toprakları Kürtlerle beraber aldınız Kürtler doğuyu savunmasalardı durum şimdi daha farklı olurdu bunları unutuyorsunuz yada herzamanki inkarcılıkla olayı herşeyi kendiniz başarmış gibi davranmaya çalışıyıorsunuz.
Bir safsata daha…
Doğrusu: Biz bu toprakları size rağmen savunduk.
Her daim isyan ve ihanet içinde oldunuz. Geçmişe gitmeye gerek yok. İşte bugün yaptığınızda bir isyandır. Kaldıki bizim gibi ezici çoğunluk olsanız yapacaklarınızı tahmin etmek hiç zor değil..
ahim2011
13 Ağu 2011, 12:50
bu konuda yayınladığım bazı Kürt beyleri özerk statüye sahipti yazısını okuyabilirsiniz.
_turbo_
13 Ağu 2011, 23:59
5000 sene sözü simdi 7- 8000imi buldu? dilin kemigi yok nede olsa yokmu artiran. Avrupanin Ermeni yaygarasindaki gibi 15bin ermeni katledildi derken denile denile 1milyon su siralar 1,5 milyon denilmeye baslandi bir 5 sene sonra 2milyon ermeni katledildi derler sanki bunlar habire cogaliyorlar. Kürt beylerinin özerk statusu ile 7-8000 senelik varolusun ispatini osmanlidaki bazi kurt beylerinin sahip oldugu otonomiyle göstermeyee calismak komik degilmidir? tarih asiretleri yada kabileleri degil devletleri yazar, Türkler anadoluyu Kürtlerden almadi o yuzden verecek olursa yine onlara vermeyecektir.
ahim2011
14 Ağu 2011, 17:24
valla sen turboyu takmış gidiyon,bu topraklara elinde gül sallayarak kardeşlik şarkılarıyla girdiniz, herhalde kimseciklerde yoktu aman şurası benim burasıda benim kimseler yok negüzel negüzel laylaylom.
A.Tamtürk
14 Ağu 2011, 20:04
 
Türkmen-Kürt Mübadelesi konusunda araştırmalarıma devam
ederken ilgi çekici ve çarpıcı tespitlere yer veren, 2009 tarihli
aşağıdaki yoruma denk geldim. Türkmen-Kürt Mübadelesi konusuyla
ilgilenen tüm yorumdaşlarımın değerlendirmelerine sunuyorum: TSK’nın sert çıkışından sonra, hükümetteki tutum değişikliği ve
başta İç İşleri Bakanı olmak üzere, hükümet partisi kanadından
TSK’nın açıklamalarına destek anlamında gelen açıklamalar,
DTP’yi çılgına çevirmiş durumdadır. DTP’nin kendisi Kürt, her ne
hikmetse soyadı Türk olan lideri “Dağ fare bile doğurmadı” derken,
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, terör örgütü elebaşı
Öcalan’ı bile çileden çıkartacak şekilde “Mutlaka İmralı ve dağ
çözümün bir parçası haline getirilmeli. Eğer bu süreç de tıkanırsa,
o zaman Kürtler de ayrılığı tartışmaya başlayabilir” şeklinde
açıklamalarda bulundu. Doğrusunu söylemek gerekirse; Aysel Tuğluk’un sözlerini ilk
duyduğumda kendi kendime şöyle homurdandım;
“Hast… Cehennemin dibine kadar yolunuz var! Yaktığınız elektriğin
parasını vermezsiniz. İçtiğiniz suyun parasını vermezsiniz. Vergi
vermezsiniz. Doğru dürüst askerlik yapmazsınız. Dağa çıkarsınız.
Amip gibi ha bire çoğalırsınız. Kanun nizam tanımaz, kendi
kanunlarınızı kendiniz koyarsınız. Hiç vermez sürekli alırsınız.
Bu ne be! Bu ülkenin vatansever halkını keriz mi bellediniz?”

Bunları boşuna demiyordum elbette. Aynı şeyleri yıllar önce
Sakıp Sabancı da söylüyordu. Ancak benden farkı, o biraz
kibar söylüyordu söylediklerini. Üstelik devletin resmi kurumlarının
raporlarına dayandırıyordu görüşünü. Zira merhum Sakıp Ağa’ya
göre de; 1986-1990 yıllarını kapsayan dört yıllık dönemde
Güneydoğu 100 vermiş, 143 almış, Doğu Anadolu ise 100 vermiş
tam 356 almıştır. Diğer bölgeler mi? Onlar sürekli vermiştir. Aynı
dönemde örneğin İç Anadolu halkı 100 ödemiş 67 almış, Marmara
halkı 100 ödemiş 31 almış, Akdeniz Bölgesi halkı 100 ödemiş 73
almış, Ege halkı 100 ödemiş 68 almış. Açık anlatımıyla, batı halkı
ödediğinden az hizmet almış. Böylece batı halkı Doğu ve
Güneydoğu’ya sürekli para desteği vermiştir.

Ya 1990 sonrası mı diyorsunuz? Eminim ki; 1990 sonrasında Doğu
ve Güneydoğu hiç vermemiş hep almıştır! Üstelik verdiklerini gönül
rızasıyla verdiklerini sanmayın bu insanların. Onların hemen tamamı,
devletin bölgede görev yapan memurlarına maaş adı altında yapmış
olduğu ödemelerden kesmiş olduğu gelir vergileridir. Yoksa bu
adamların gönül razısıyla ve “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”
ilkesi gereğince vergi vermeleri filan mevzubahis bile değildir…

Aslına bakarsanız aynı şeyleri yıllar önce Merhum Turgut Özal,
dün de Prof. Dr. Mümtaz Soysal dile getirdiler. Merhum Özal, Pkk’yı
üç beş çapulcudan ibaret gördüğü günlerde şu anlamda laflar da
etmişti:“Kürtler ayrılmayı gündeme getirir de Türkler durur mu
sanıyorsunuz. Allah korusun yarın ö bürgün bir bölünme söz konusu
olursa, Türkler de çıkar ‘haydi bakalım, evli evine, köylü köyüne’ der.
İstanbul’daki, İzmir’deki, Bodrum’daki Kürtler o zaman rahat
yaşayabilecekler mi sanıyorsunuz?”.

Bana göre de Merhum Özal sapına kadar haklıydı bu sözlerinde.
Aysel Tuğluk çıkacak, bizim asla kabul etmediğimiz şu meşhur ‘eksik
etek’ lafını doğrularcasına ve yapmış olduğu yemine aykırı laflar
edip ayrılmayı gündeme getirecek, biz Türkler de susacağız öyle mi?
Vermiş olduğumuz vergilerle almış olduğu maaş gözüne dizine
dursun Aysel Tuğluk’un. Zehir zıkkım olsun. Biz birlik, beraberlik için
can verip kan akıtırken, o oturmuş hiç utanmadan ayrılıktan söz
edebiliyor. Hem de Apo’yu bile çileden çıkartırcasına! Demokrasi
ve düşünce özgürlüğü de bir yere kadar. İnsan biraz utanır kardeşim…

Bu konuda Prof. Dr. Mümtaz Soysal’a kesinlikle katılıyorum. Allah
korusun ve hiç temenni etmem ama günün birisinde ayrılık gelip
çatar ve Turgut Özal’ın “Evli evine, köylü köyüne” şeklindeki öngörüsü
gerçekleşirse, benim de görüşüm, kendilerini Türkiye’nin üniter ve
ulus devlet yapısına yabancı, hatta düşman hisseden Kürtlerle
Irak’taki Türkmenlerin mübadelesi istikametindedir. Çünkü orada,
bütün umutlarını bize bağlamış tam üç milyon Türkmen soydaşımız
yaşıyor ve hemen tamamı, Türkiye’nin gözünün içine bakıyorlar.
Gel desek arkalarına bakmadan düşüp yollara gelecekler.

Prof. Dr. Mümtaz Soysal, geçtiğimiz Ağustos ayı içinde yazmış
olduğu “Kesin Çözüm” başlıklı makalesi konu yapılarak kendisine
sorulan “Nüfus mübadelesini, olası bir Kürt devleti kurulmasından
sonra mı öneriyorsunuz?” sorusuna şu cevabı vermiştir: “Evet,
Kürt devletinin kurulması sonrasında ve bizdekilerin bu aşırı
isteklerinden vazgeçmemesi halinde… Muhtemelen orada petrol
falan olduğu için, ekonomisi de bizimkisinden daha sağlam olur.
Oraya gideceklerdir. Bunu, kolaylaştırmak için Kuzey Irak’daki
Türkmen nüfusun Türkiye’ye gelmesini önerebiliriz. ‘Anadilde
eğitim’ diyorlar… Türkiye Cumhuriyeti’nin koşullarını beğenmeyenleri
zorla da alıkoyacak değiliz. Muhtemelen kendiliklerinden gideceklerdir…”.

Mümtaz Hoca’nın sözlerine biz de şu kadarını ilave etmiş olalım;
Allah korusun hocam. O günleri Allah bize hiç yaşatmasın. Eğer
öyle bir kara gün gelip çatarsa, merak etmeyin, kendiliklerinden
gitmeyenleri de bu ülkenin gerçek sahipleri zorla gönderirler.
Turgut Özal’ın “Evli evine köylü köyüne” şeklinde tarif ettiği ev ve
köy neresiydi bilmiyoruz. Bu köy ve ev, herhalde mevcut sınırın
bu tarafında olmasa gerekir. Yoksa sınırın bu yanında hainlere
bırakacak bir karış toprağımız olmadığını ben bile bildikten sonra
Özal haydi haydiye biliyor olmalıydı…

7 Eylül 2009
Ömer Sağlam

Kaynak:
http://www.devadim.com/pagelist/konu.php?id=3132&sayfa=1#lastMessage#lastMessage

Saygılarımla,
A.Tamtürk

_turbo_
14 Ağu 2011, 22:53
ahim2011 yazdı:
valla sen turboyu takmış gidiyon,bu topraklara elinde gül sallayarak kardeşlik şarkılarıyla girdiniz, herhalde kimseciklerde yoktu aman şurası benim burasıda benim kimseler yok negüzel negüzel laylaylom.
Biz kilic sallayarak geldik, ya siz? yerdenmi bittiniz?
Tanrıkut
15 Ağu 2011, 03:57
ahim2011 yazdı:
valla sen turboyu takmış gidiyon,bu topraklara elinde gül sallayarak kardeşlik şarkılarıyla girdiniz, herhalde kimseciklerde yoktu aman şurası benim burasıda benim kimseler yok negüzel negüzel laylaylom.

bilgi olmayınca maledef fikirde olmuyor tabi.. hiç mi okumazsın, hiç mi araştırmazsın?
laylaylomu yapan malesef siyasi kürdçülerdir. biz buradaydık, buralar bizimdi falan diyerek, tarihin hiç bir devrinde bu topraklar kürdlerin olmadı, bundan sonrada olmayacak. batının ve akpnin gazıyla bir süre daha gidersiniz, sonra.??? uyanma vakti yaklaşıyor.

ahim2011
15 Ağu 2011, 18:38
Kürtler 5000 sene önce nerde yaşıyorlarsa şimdide orda yaşıyorlar, senin feriştahın gelse onları oradan çıkaramaz kulağına küpe olsun, koca roma imparatoru zaptedememiş senin gücünün yeteceğinimi sanıyorsun.
_turbo_
15 Ağu 2011, 21:12
Su 5000 sene masalina iyice inanmis bunlar. O topraklarin eski medeniyetlerinin yerlilerini ata olarak göstermeye kalksak degil 5000 10000 sene önce ordaydik deriz. Bircok medeniyetlere Imparatorluklara ve halklara ev sahipligi yapmis olan Anadolu topraklarinda degil 1000 sene 100 sene safkan irkinin oldugu gibi kaldigini iddia etmek bile komiktir. Kimin kacbin sene önce nerde oldugunun hicbir önemi yok, asil olan bugundur. Herkes geldigi yere kovulmak istense tum insanligi toplayip Hz. Adem babamizin dunyaya ilk geldigi yerde bulusmamiz gerekirki buda sacma olur. Kafadan hicbir tarihi belge ve kanita dayanmaksizin bazi Kürt milliyetcilerinin ortaya attigi tezleri tarihi tutanak olarak göstermek acizliktir.
Kimse kimseyi kovmuyor, insan gibi oturana kimsenin birsey dedigi yok, yalniz bir evin icersinde habire yangin cikaran bir bireyide kimse o evde tutmaz.
 
A.Tamtürk
16 Ağu 2011, 21:18
 
Mübadele fikrinin ciddi bir biçimde tartışılmaya başlanması dahi BOB’a ve
Türkiye’nin bölünmesi için çalışanlara geri adım attıracaktır. Çünkü biz:
eğer siz Türkiye’den toprak ve Bağımsız Kürdistan isterseniz o zaman
biz de mübadele isteriz kardeşim
” dediğimizde, bu seçenek onlar için

pirince giderken bulgurdan olmak anlamına gelecektir. Amacımız üzüm
yemek olduğuna göre bu sayede belki mübadeleye gerek bile kalmayacak,
mübadelenin şuyuu, vukuundan daha etkili olacak, çoğu Kürtler PKK
ve Irkçı BDP’yi dışlayacak ve belki de maksat böylece hasıl olacaktır.
Çünkü Kürtlerce de, Mübadelenin gündeme gelmesinin baş sorumlusu olarak
PKK ve BDP görülecektir. Mübadele başladığında ise Kürt toprak ağaları ve onların cahil Kürt
marabaları mübadeleye en kolay evet diyecek kesimdir. Harran’daki
çorak arazileri karşılığı nakit dolarları görünce en başında o toprak ağaları
gitme yanlısı olacaktır. Tabi, marabalarını da peşine takarak.:)
Parayı beğenmeyenlere ise arazilerinin karşılığında Kuzey Irak’ta da
kendilerine aynı oranda arazi verilecek olması, ve Kuzey Irak’taki sulak
arazilerin Harran’dan daha verimli olması etkili olacaktır. Mübadele olmak istemeyecek olanların ise çoğunlukla uzun yıllardır batıda
yaşayan Kürtlerden çıkacağını düşünüyorum. Mübadele masaya geldiği andan
itibaren bunların en Kürtünün bile bir anda hepimizden daha Türk olacağına
şüphe yok. 🙂

Bizim için en öncelikli kesim (tüm aile fertleriyle birlikte) “resmî BDP üye
listelerindeki 3 milyon Kürttür”
Bunlar resmi listeler olarak devletin elinde
mevcut
. Bu listelerdekilerin itiraz şansı yok. Bunlara, “Bağımsız Kürdistan mı
istiyorsun, al sana Irak’ta Bağımsız bir Kürdistan, hadi güle güle kardeşim

dememizde bir sakınca yok. 🙂

PKK ile, BDP ile bir ilgisi, veya bir akrabalık bağı olmayan, bunların dışında kalan
Kürtlerin ise büyük bir bölümünün doğal olarak tercih hakkı olacaktır ki
bunların büyük çoğunluğunun yukarıda da dediğim gibi o anda itibaren
zaten (anında) camlarına Türk bayrakları asacağına, dükkanlarının adını
ertesi gün Konya-Karadeniz pide salonu yapacağına ve bu mübadeleyi
bizden daha hararetle destekleyeceğine eminim. 🙂

Tabi, Kürtlerin arasındaki, geçmişte PKK’ya yardım ve yataklık yapmış
olan, mafyaya bulaşmış olan, yüz kızartıcı suçlardan hükümlü, sabıkalı
olan Kürtlerin, geçmişte yedikleri hurmaların o andan itibaren bir yerlerini
tırmalayacağı kesin. Bunları, tüm camlarına Türk bayrağı asmak da
kurtarmaz 🙂 Cebir görüntüsü çıksa çıksa bu kesimden çıkar ki, bu
görüntüler de en çok gecekondu yıkımlarındaki kadar olur belki. Her
halikarda durum şu ankinden daha kötü olmaz. Kaldı ki ben bu tür
görüntülerin de çıkacağını sanmıyorum. Çünkü mübadele, gecekondu
yıkımı gibi ha deyip 3 gün içinde apar topar olacak bir iş değildir, mecburen
zamana yayılacaktır. Üstelik zaten birçok özendirici tedbirler de (parasal olarak)
alınmış olacaktır. Zaten bu kesimdekiler bu tür kalkışma ve terör eylemlerinin
kendilerinin mübadele potasına girme süreçlerini kısaltacağının, buna karşın
itidalli davranırlarsa mübadeleden kurtulacaklarının ümidini sürekli
taşıyacaklarından, o andan itibaren devletin en kurallara saygılı, asla yere
bile tükürmeyen vatandaşlar olacağına kuşkum yok. 🙂

Bir çok Kürt ise hem tazminat olarak alacakları paranın cazibesiyle, hem de
Kuzey Irak’ta daha mutlu yaşayacaklarını düşünerek Mübadele yanlısı olacak ve
mübadele çözümüne itiraz edenlere en başta onlar karşı çıkacaktır.

Türklerin ise ezici çoğunluğunun mübadele yanlısı olacağına şüphe yoktur.

Eğer Mübadeleyi özendirici (parasal) tedbirler yeterince cazip olursa ve
3-4 yıla yayılacak Mübadele süreci başarıyla uygulanırsa BM vb uluslararası
merkezlerin de diyecek bir lafı kalmaz.

Bütün iş T.B.M.M.’nin bir kararına bakar.
..Ve Kürt meselesi de “bir varmış, bir yokmuş” olur. 🙂

Atatürk zamanındaki Türk-Rum mübadelesi 6 yıl sürmüştü. O günkü
sürecin koşulları daha bile ağır olmasına rağmen hiçbir cebir vs’ye gerek
kalmadan başarılı bir mübadele süreci izlenmişti. Ne gidenler ne de gelenler
mağdur edilmemişti. O günkü imkansızlıklarda bunu başarabildiysek, şimdiki
koşullarda çok daha rahat ve çok daha kısa sürede yaparız.

Eğer Atatürk o günlerde o mübadeleyi yapmamış olsaydı, şu anda İstanbul’un
ortasında 2-3 milyon nüfuslu bağımsız bir “Vatikan” vardı!

Eğer biz de Türkmen-Kürt mübadelesini “şimdi” yapmazsak, ABD kuklası,
tehdit ve terör kaynağı, maşa bir “Kürdistan Devleti” en geç 10 yıla kadar, Doğu
Türkiye topraklarında kurulmuş olacaktır.

Gidiş hat maalesef odur.

Saygılarımla,
A.Tamtürk

Tanrıkut
16 Ağu 2011, 21:38
ahim2011 yazdı:
Kürtler 5000 sene önce nerde yaşıyorlarsa şimdide orda yaşıyorlar, senin feriştahın gelse onları oradan çıkaramaz kulağına küpe olsun, koca roma imparatoru zaptedememiş senin gücünün yeteceğinimi sanıyorsun.

Artık bu kadar cahilliğe pes doğrusu! Romayla ne zaman savaştınız?
peki bugüne kadar sorduklarıma cevap veremedin, son soru, “5000 sene önce kimdiniz siz?” kaynaklarıyla yaz bakalım. dandik kürd sitelerinden alıntı yapma. yada sıkışınca “inanmazsan git rahmetliye sor istersen” diyorsan o başka..

not: meraklanma tıpış tıpış gideceksiniz……

A.Tamtürk
16 Ağu 2011, 23:42
 
ahim2011 yazdı:
Kürtler 5000 sene önce nerde yaşıyorlarsa şimdide orda yaşıyorlar, koca roma imparatoru zaptedememiş

Sn ahim2011,
Size yeni yayınlanan aşağıdaki kitabı öneriyorum:

KÜRDOLOJİ YALANLARI” (D. Ahsen Batur)

Kitabın Önsözünden:
“Belgesiz tarihçilik, kendi kendini aldatmanın en kestirme yoludur…”

Tanrıkut
17 Ağu 2011, 21:48
Kitabı daha önce önerdim. Fakat ahim2011 kopyala-yapıştırı sevdiği için okumak araştırmak ona göre değil.. ancak abilerinin ona ezberlettiği yalanları tekrarlayıp duruyor..
Kamaloglu
18 Ağu 2011, 07:35
Ne fark eder kiç, ister 5000 yıl olsun ister 500 yıl şu halk orada yaşıyorlar ve çözüm zorla olmaz.
Dünyanın en kanlı liderlerinden biri olan Stalin bile kanlı yolla çeçenlerin meselesini çözememiştir. Yani Çeçenler Şeyh Şamilden beri hep bağımsızlık mücadelesi vermişler. Sonunda Stalin binlerce insanı öldürmüş, arta kalanlarını da trenlere doldurark (öyle sandığınız trenler değil, yük trenlerine, uinsanlar evdeki eşyalarını hatta giyimlerini bile götürememişler. bir gecede tüm köyler, ilçelerin ahalisi toplanmış, trenlere doldurulmuş ve Kazakistana sürülmüştür, şartların ağırlığı nedeniyle bir kaç günlük seferde insanların bir kısmı vefat etmiştir. Sonra Kazakistan çöllerinde evsiz, barınaksız, binlercesi orada da açlıktan, doktorsuzluktan, ağır hayat şartlarından öteki dünyay intikal etmiş), süonunda yine Rusiyanın çeçen probblemi var.
A.Tamtürk
18 Ağu 2011, 20:46
 
Sn Kamaloğlu, Adından da anlaşılacağı gibi S.S.C.B (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği)
bir çok Devletten oluşmaktaydı. S.S.C.B’nin dağılmasından sonra Bu Devletler
bağımsızlıklarını ilan etti. “İçkerya Çeçen Cumhuriyeti” de bunlardan biridir.
Nüfusunun neredeyse tamamı Çeçendir. Kendi Bayrağı, kendi Milli Marşı, kendi
Anayasası ve kendi Parlamentosu vardır. Bir çok başka ülke tarafından tanınmıştır.
SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan Bağımsız Devletler Topluluğuna katılmayı
reddedince Rusya’yla ihtilafa düşmüş ve savaşmıştır. Yani Çeçenlerin durumuyla
Kürtlerin durumu mukayese edilemez. Ayrıca bu konu başlığında söz konusu ettiğimiz
şey Rusların geçmişte Çeçenlere uyguladığı gibi bir “Sürgün” ya da “Tehcir” (yer
değiştirme) değil, “Nüfus Mübadelesi” (nüfus değişimi)dir. Yani, bizimle birlikte yaşamayı
içine sindiremeyenlerle (Kürtler), bizimle birlikte yaşamak isteyenlerin(Türkmenler)
“Devletler arası antlaşmayla” koşulları hukuksal ve adil ölçütlerde önceden belirlenen
bir “Uluslararası Yer Değişimi”dir. Eğer ille Çeçenlerden bir benzetme yapmak gerekirse, meselâ eğer “İçkerya Çeçen
Cumhuriyeti’nde” yaşayan Rus kökenlilerle, “Rusya Cumhuriyetinde” yaşayan Çeçen
kökenlilerin
bir mübadelesi söz konusu olsaydı, bu Türkmen-Kürt mübadelesine bir

örnek teşkil edebilirdi.

Saygılarımla,
A.Tamtürk

A.Tamtürk
07 Eyl 2011, 19:52
 
NASIL? Buraya kadar Türkmen-Kürt Mübadelesinin NEDEN ve NİÇİN’ini konuştuk.
Şimdi sıra geldi yöntem ve uygulanışla ilgili soruya: Peki ama, NASIL?

Gidecek olanlar hangi kriterlere göre belirlenmeli? Gelenlerin iskânı nasıl
düzenlenmeli? Amacımız hiç kimsenin mağdur edilmemesi olmalı, peki bunun
için nelere dikkat edilmeli? Bu ve bunlar gibi sorulara cevap bulmak üzere
mübadelenin uygulanışı ve sonradan Türkiye’nin başını ağrıtmayacak şekilde
başarıyla sonuçlandırılmasıyla ilgili olarak akademik bir çalışmaya temel
oluşturabilecek önerilerinizi bekler, olumlu her türlü katkılarınız için şimdiden
teşekkür ederim.

Saygılarımla,
A.Tamtürk

Kurt
09 Eyl 2011, 15:26
Bence Kürtler 5000 değil, 500000 yıldır orada yaşadıklarını zannediyorlar.
İstemiyabgu
09 Eyl 2011, 20:52
Yakında 1.000.000.000 yıldır bu topraklardayız diyenlerinide görürüz.
A.Tamtürk
19 Eyl 2011, 20:18
 
PEKİ, ATATÜRK NASIL YAPMIŞTI : Nüfus Mübadelesi (Değişimi) 10 Haziran 1930 Osmanlı Devleti zamanında Türk halkı ile yüzyıllardır iç içe yaşayan,
ticaret ve sanatla uğraşarak rahat bir yaşam süren Rumların bir
bölümü, Kurtuluş Savaşı öncesinde Pontus Devleti adıyla bir devlet
kurmaya çalıştılar. Batılı devletler ile özellikle Yunanistan’dan aldıkları
askeri ve parasal yardımlarla yüzyıllardır barış içerisinde yaşadıkları
Türk halkına karşı saldırıya geçtiler. Bir çok masum Türkü öldürerek
göç etmeye zorladılar.

Böylelikle Lozan Barış Konferansı’nda görüşülen konulardan biri de
Türkiye’de yaşayan Rumlar ile Yunanistan’da yaşayan Türklerin
mübadeleleri oldu. Konferansta iki devlet arasında bir nüfus
mübadelesi (değiş tokuş) yapılması kararlaştırıldı. 30 Ocak 1923’te
Türkiye ile Yunanistan arasında göçle ilgili bir protokol imzalandı.
İmzalanan bu protokole göre, Türkiye topraklarında oturan Rumlar
ile Yunanistan’da kalan Türklerin değişimi yapılacaktı. Ancak
Yunanistan’ın İstanbul’da daha çok Rum bırakmak istemesi
sorunun çözümünü zorlaştırıyordu. Bu sorunun çözümü için
Milletler Cemiyeti’ne gidildi.1928 yılında Milletler Cemiyeti’nde
bu sorun görüşülmüş ancak bir sonuç alınamamıştır.

Yunanistan, Batı Rumeli Türklerinin mallarına el koyarak buralara
Türkiye’den gelen Rumları yerleştirmeye başladı. Türkiye bu duruma
tepki gösterince iki ülke arasında 1929’da yeni bir savaş ihtimali
ortaya çıktı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ile
Yunanistan Başbakanı Venizelos arasında yapılan görüşmeler
sonucunda barışçı çözüme gidildi. 10 Haziran 1930’da mübadele
sorununa kesin bir çözüm getiren anlaşma Ankara’da imzalandı.
Böylece yıllardır süren anlaşmazlık da çözüme kavuşturulmuş oldu.

Yapılan bu anlaşmaya göre mübadeleye dahil olup Türkiye’ye
gelen Türklerin, Yunanistan’da kalan tüm mallarının mülkiyeti
Yunanistan’a; Türkiye’den Yunanistan’a giden Rumların
Türkiye’de bıraktıkları bütün malların mülkiyeti de Türkiye’ye
ait olacaktı.

Lozan Antlaşması’ndan sonra başlayan Türk-Yunan dostluk
ilişkisi, Nüfus Mübadelesi’nin imzalanmasından sonra daha da
gelişmiştir. Yunanistan Başbakanı Venizelos’un 1930 yılında
Türkiye’ye, 1931’de de Başbakan İsmet İnönü’nün Dışişleri
Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile birlikte Yunanistan’a gerçekleştirdikleri
karşılıklı ziyaretler, bu dostluğun daha da artmasına sebep olmuştur.

Kaynak: http://www.ataturkdevrimleri.com

Saygılarımla,
A.Tamtürk

 
İstemiyabgu
19 Eyl 2011, 22:17
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki böyle bir Mübadelenin yapılmasına karar verildiği anda Ordumuz teyakkuza geçirilmeli, yaşanacak çirkin olaylar için her türlü önlem alınmalıdır. Çünkü; Burada Mübadele edilmesi istenilenler Kürtlerin hepsi değil sadece bölücü, PKK yanlısı olanlar. Eee takdir edersiniz ki Mübadele kararı alındığında bölücü Kürtlerin hepsi elini kolunu sallaya sallaya gitmez. Çünkü; Bölücü Kürtlerin hiçbirisi bu toprakları bırakmaya gönüllü değil. Bu topraklar bizim, hiçbir yere gitmiyoruz, erkekseniz gelin Irağa gönderin diyeceklerdir.Özellikle Mübadele kararı alındığında BDP’ liler bir konuşma yaparak Kürt Halkını ayaklanmaya davet edeceklerdir. Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde şiddet eskiye oranla kat be kat artacaktır. Elini kolunu sallaya sallaya gitmeye niyetli olmayan bölücü Kürtler içinse tek yol zor kullanmaktır. Çünkü bize başka çare bırakmayacaklardır.O yüzden Mübadele kararı alındığında her olasılık düşünülmeli, özellikle Şanlı Türk Ordusu tüm unsurlarıyla tam teyakkuzda olmalıdır. Çünkü; Bu adamlar Atatürkümüzün Mübadeleyle Yunanistana yolladığı Rumlara hiç mi hiç benzemezler. O yüzden Türk Ordusu tam teyakkuza geçirilmeli, olabilecek sıcak çatışmalara karşı hazırlıklı olmalıdır. Saygılar…

A.Tamtürk
20 Eyl 2011, 23:16
 
Sn istemiyabgu, “16 Ağu 2011, 22:18” tarihli yorumumda bu mübadele sürecinde neden
fazla bir direniş beklemediğimin gerekçelerini saymıştım. Tabi ki en
iyimser yaklaşımla. Çünkü gönlüm Türkmen-Kürt mübadelesinin de
zamanında Türk-Rum mübadelesinde olduğu gibi olabildiğince barışçı
ve işe olurundan bakan bir tarzda gerçekleşmesinden, kimse mağdur
edilmeden, herkesin ait olduğu yere hızla yerleştitilmesinden ve mutlu
olmasından yana. Ama, dediğiniz gibi Mübadele sürecinde iç veya dış
kışkırtmaların olması durumunda ise her devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti
Devleti de kendi devlet otaritesini sağlamak ve tüm toplumun mal ve
can güvenliğini korumak için, mübadele süreci başarıyla sonuçlanıncaya
kadar Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde gerekirse Olağanüstü Hal ilanı,
hatta gerekirse Askerî Sıkıyönetim uygulamasına başvurabilir ki bu bir
Devlet’in hem görevi, hem de bu durumda en doğal yaklaşımıdır. Saygılarımla,
A.Tamtürk

 
Kurt
21 Eyl 2011, 19:51
Siz neden bahsediyorsunuz!Kuzey Irak’tan , Suriye’nin kuzeydoğusundan ülkemize kalıcı göçlerle gelen Kürt nüfusu kim gözardı edebilir?
Ülkemizde geldikleri yere göre; uygarlık, insan gibi yaşama şansı bulan bu insanlar etnik kökenleri ne olursa olsun önce insan..
Ülkemize uyum sağladıkları, dilimizi öğrenip konuştukları, ülkemizin ideallerinde fikir birliği oldukları sürece bu insanlara dokunmak insanlığı yaralar.
Ne çare ki emperyalistin uşaklığını yapmak adına dirliğimize, düzenimize göz diken alçaklar var.
Onlar hangi ülkeye gitse alıştığı gibi yaşar.
Çalmaya ,öldürmeye, maraba olarak yaşamaya alışmışlar.
İzmir ‘de bir katliam haberi. Olay İzmir’de ama faili izmirli değil!
Kayseri’de ırza geçme haberi. Olay Kayseri’ de ama faili kayserili değil.
Bodrum’da haraç için adam öldürme haberi. Olay Bodrum’da ama faili bodrumlu değil.
Sevdiği kız kendisi ile evlenmeyi reddedince bıçakla karnını deşerek öldürme. Taşla kafasını ezerek öldürme, yakarak öldürme (Ankara, Bolu, İstanbul, Afyon……… Hiçbiri bu rzillikleri yaptığı coğrafyadan değil.
Bu insanlar eğitilmeli, ailelerin git para kazan diyerek eline boya sandığı, bir paket mendil, çakmak tutuşturup sokağa salmak zorunda kaldığı çocukların kaderi bu!Gönül rızası ile ya da zorla eğitilecekler, Kürt feodallerin topraklarında marabalıktan kurtarılacaklar.

Arkasına feodal ahlakı, acımasız kapitalizmin tüm kurumlarını, inanç pezevenklerini , din baronlarını almış iktidarlar bunu yapamaz.

Ne yapar? Mehdi Eker gibi birini Tarım Bakanlığına oturtur, Kürt feodallerini biraz daha palazlandırır..

Tüm bakanlıkların kadrolarına bakın. Adam gibi biri var mı?

Eşkiya suratlı, şeytan bakışlı, softa nakışlı tipler..

*A.Tamtürk
PEKİ ATATÜRK NASIL YAPMIŞTI (2) “TÜRKİYE-YUNANİSTAN NÜFUS MÜBADELESİ ANLAŞMASI” (Lozan/İsviçre’de 30 OCAK 1923 TARİHİNDE İMZALANMIŞTIR)

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HÜKÜMETİ İLE YUNAN HÜKÜMETİ,
aşağıdaki hükümler üzerinde anlaşmaya varmışlardır:

MADDE: 1
Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyruklarıyla, Yunan
topraklarında yerleşmiş Müslüman dininden Yunan uyruklarının, 1 Mayıs 1923
tarihinden başlayarak, zorunlu mübadelesine (exchange obligatoire) girişilecektir.
Bu kimselerden hiç biri, Türk Hükümetinin izni olmadıkça Türkiye’ye, ya da Yunan
Hükümetinin izni olmadıkça Yunanistan’a dönerek orada yerleşemeyecektir.

MADDE: 2
Birinci Maddede öngörülen mübadele:
a) İstanbul’da oturan Rumları (İstanbul’un Rum ahalisini);
b) Batı Trakya’da oturan Müslümanları (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisini)
kapsamayacaktır.
1912 Kanunuyla sınırlandırıldığı biçimde, İstanbul Şehremaneti daireleri
içinde, 30 Ekim 1918 tarihinden önce yerleşmiş (etablis) bulunan bütün
Rumlar, İstanbul’da oturan Rumlar (İstanbul’un Rum ahalisi) sayılacaklardır.
1913 tarihli Bükreş Andlaşmasının koymuş olduğu sınır çizgisinin doğusundaki
bölgeye yerleşmiş (etablis) bulunan Müslümanlar, Batı Trakya’da oturan
Müslümanlar (Batı Trakya’nın Müslüman ahalisi) sayılacaklardır.

MADDE: 3
Karşılıklı olarak, Rum ve Türk nüfusu mübadele edilecek olan toprakları
18 Ekim 1912 tarihinden sonra bırakıp gitmiş olan Rumlar ve Müslümanlar,
1 nci Maddede öngörülen mübadelenin kapsamına girer sayılacaklardır.
İşbu Sözleşmede kullanılan “göçmenler” (emigrants) terimi, 18 Ekim 1912
tarihinden sonra göç etmesi gereken ya da göç etmiş bulunan bütün gerçek
ya da tüzel kişileri kapsamaktadır.

MADDE: 4
Aileleri Türk ülkesini daha önce bırakıp gitmiş olup da kendileri Türkiye’de
alıkonulmuş bulunan Rum halkından vücutça sağlam erkekler, işbu Sözleşme
uyarınca, Yunanistan’a gönderilecek ilk kafileyi meydana getireceklerdir.

MADDE: 5
İşbu Sözleşmenin 9 ncu ve 10 ncu Maddelerindeki çekinceler (ihtirazi kayıtlar)
saklı kalmak üzere, işbu Sözleşme uyarınca yapılacak mübadele yüzünden,
Türkiye’deki Rumların ya da Yunanistan’daki Müslümanların mülkiyet haklarına
ve alacaklarına hiç bir zarar verdirilmeyecektir.

MADDE: 6
Mubadele edilecek halklara mensup bir kimsenin gidişine, hangi nedenle
olursa olsun, hiç bir engel çıkartılmayacaktır. Bir göçmenin, kesinleşmiş bir
hapis cezası bulunduğu, ya da henüz kesinleşmemiş bir cezaya çarptırıldığı,
ya da kendisine karşı ceza soruşturması yürütüldüğü du rumlarda, söz
konusu olan göçmen, cezasını çekmek ya da yargılanmak üzere, kendisine
karşı kovuşturmada bulunan ülkenin makamlarınca, gideceği ülkenin
makamlarına teslim edilecektir.

MADDE: 7
Göçmenler, bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler ve varış
ülkesinin topraklarına ayak bastıkları anda, bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş
sayılacaklardır.
İki ülkeden birini ya da ötekini daha önce bırakıp gitmiş olan ve henüz yeni
bir uyrukluk edinmemiş bulunan göçmenler, bu yeni uyrukluğu, işbu Sözleşmenin
imzası tarihinde edinmiş olacaklardır.

MADDE: 8
Göçmenler, her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürmekte ya da bunları
taşıttırmakta serbest olacaklar ve bu yüzden kendilerinden çıkış ya da giriş
vergisi ya da başka herhangi bir vergi alınmayacaktır.
Bunun gibi, işbu Sözleşme uyarınca, bağıtlı Devletlerden birinin ülkesini
bırakıp gidecek her topluluk (cemaat, communaute) üyesinin (camiler, tekkeler,
medreseler, kiliseler, manastırlar, okullar, hastahaneler, ortaklıklar, dernekler,
tüzel kişiler ya da ne çeşit olursa olsun başka tesisler personelini de kapsamak
üzere) kendi topluluklarına ait taşınır malları yanlarında serbestçe götürmek
ya da taşıttırmak hakkı olacaktır.
11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonların tavsiyesi üzerine, her iki
ülke makamlarınca, taşıma işlerinde en geniş kolaylıklar sağlanacaktır.
Taşınır mallarının tümünü ya da bir kısmını yanlarında götüremeyecek olan
göçmenler, bunları, oldukları yerde bırakabileceklerdir. Bu durumda, yerel
makamlar, bırakılan taşınır malların dökümünü (envanterini) ve değerini, ilgili
göçmenin gözleri önünde saptamakla görevli olacaklardır. Göçmenin bırakacağı
taşınır malların çizelgesini ve değerini gösteren tutanaklar dört nüsha olarak
düzenlenecek ve bunlardan biri yerel makamlarca saklanacak, ikincisi, 9 ncu
Maddede öngörülen tasfiye işlemine esas alınmak üzere 11 nci Maddede
öngörülen Karma Komisyona sunulacak, üçüncüsü göç edilecek ülkenin
Hükümetine, dördüncüsü de göçmene verilecetir.

MADDE: 9
8 nci Maddede öngörülen göçmenlerin ve toplulukların kent ve köylerdeki
taşınmaz mallarıyla, bu göçmenlerin ya da toplulukların bırakmış oldukları
taşınır mallar, 11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyonca, aşağıdaki
hükümler uyarınca tasfiye edilecektir.
Zorunlu mübadele uygulanacak bölgelerde bulunan ve mübadele uygulanmayacak
bir bölgede yerleşmiş toplulukların din ya da hayır kurumlarına ait olan mallar
da, aynı şartlar içinde, tasfiye edilecektir.

MADDE: 10
Bağıtlı Tarafların ülkelerini daha önceden bırakıp gitmiş olan ve işbu
Sözleşmenin 3 ncü Maddesi uyarınca nüfus (halkların) mübadelesinin
kapsamına girer sayılan kimselere ait taşınır ya da taşınmaz malların tasfiyesi,
9 ncu Madde uyarınca, Türkiye ile Yunanistan’da, 18 Ekim 1912 tarihinden bu
yana yürürlüğe konmuş kanunlarla her çeşit yönetmeliklere (tüzüklere) göre
ya da başka herhangi bir zoralım (müsadere), zorunlu satış, v.b. gibi, işbu mallar
üzerindeki mülkiyet hakkını herhangi bir yoldan kısıtlayıcı nitelikte hiç bir tedbire
konu olmaksızın yürütülecektir. İşbu Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen mallar,
bu çeşit bir tedbire konu olurlarsa, bu mallara, 11 nci Maddede öngörülen
Komisyonca, bu tedbirler uygulanmamışçasına, değer biçilecektir.
Kamulaştırılmış mallara gelince, Karma Komisyon, her iki ülkede mübadele
kapsamına girecek kimselere ait olup da, mübadele uygulanacak topraklarda
bulunan ve 18 Ekim 1912 den sonra kamulaştırılmış olan bu mallara yeniden
değer biçecektir. Komisyon, bir zarar verilmiş olduğunu görürse, bu zararı mal
sahiplerinin yararına onaracak bir zarar-giderim (tazminat) saptayacaktır. Bu
zarar-giderimin tutarı, mal sahiplerinin alacak hesabına ve kamulaştıran ülke
Hükümetinin borç hesabına geçirilecektir.
8 nci ve 9 ncu Maddelerde göz önünde tutulan kimseler, şu ya da bu yoldan,
yararlanmadan yoksun bırakıldıkları malların gelirlerini elde edememişlerse,
bu gelirlerin tutarlarının kendilerine geri verilmesi, savaş öncesi ortalama
gelir esas alınarak ve Karma Komisyonca saptanacak yol ve yöntemler
uyarınca, sağlanacaktır.
Yunanistan’daki Vakıf mallarının ve bunlardan doğan hak ve çıkarların, ve
Türkiye’de Rumlara ait benzer tesislerin tasfiyesine girişirken, 11 nci Maddede
öngörülen Karma Komisyon, bu tesislerin ve bunlarla ilgili bulunan özel kişilerin
haklarını ve çıkarlarını tam olarak korumak amacıyla, daha önce yapılmış
Andlaşmalarda kabul edilmiş ilkelerden esinlenecektir.
11 nci Maddede öngörülen Karma Komisyon, bu hükümleri uygulamakla
görevli olacaktır.

MADDE: 11
İşbu Sözleşmenin yürürlüğe girişinden başlayarak bir aylık bir süre içinde,
Bağıtlı Yüksek Tarafların her birinden dört ve 1914-1918 savaşına katılmamış
Devletlerin uyrukları arasından Milletler Cemiyeti Meclisince seçilecek üç
üyeden oluşan ve Türkiye’de ya da Yunanistan’da toplanacak olan bir Karma
Komisyon kurulacaktır. Komisyonun Başkanlığını, tarafsız üç üyeden her biri
sıra ile yapacaktır.
Karma Komisyon, gerekli göreceği yerlerde, bir Türk ve bir Yunanlı üye ile,
Karma Komisyonca atanacak tarafsız bir Başkandan oluşacak ve Karma
Komisyona bağlı olarak çalışacak Alt-komisyonlar kurmaya yetkili olacaktır.
Karma Komisyon, alt-komisyonlara verilecek yetkileri kendisi saptayacaktır.

MADDE: 12
Karma Komisyon, işbu Sözleşmede öngörülen göçü denetlemek ve kolaylaştırmak
ve 8 nci Madde ile 9 ncu Maddede öngörülen taşınır ve taşınmaz malların
tasfiyesine girişmekle yetkili olacaktır.
Karma Komisyon, göçün ve yukarıda belirtilen tasfiyenin yol ve yöntemlerini
saptayacaktır.
Karma Komisyon, genel olarak, işbu Sözleşmenin uygulanmasında gerekli
göreceği tedbirleri almağa ve bu Sözleşme yüzünden ortaya çıkabilecek bütün
sorunları karara bağlamaya tam yetkili olacaktır.
Karma Komisyon kararları oy çokluğu ile alınacaktır.
Tasfiye edilecek mallara, haklara ve çıkarlara ilişkin bütün itirazlar Karma
Komisyonca kesin olarak karara bağlanacaktır.

MADDE: 13
Karma Komisyon, ilgilileri dinledikten ya da dinlemeğe gereği gibi çağırdıktan
sonra, işbu Sözleşme uyarınca tasfiye edilmesi gereken taşınmaz mallara
değer biçme işlemine girişmek için tam yetkili olacaktır.
Tasfiye olunacak mallara değer biçilmesinde, bunların altın para ile olan
değeri esas alınacaktır.

MADDE: 14
Komisyon, ilgili mal sahibine, elinden alınan ve bulunduğu ülkenin Hükümeti
emrinde kalacak olan mallardan dolayı borçlu kalınan para tutarını belirten bir
bildiri belgesi verecektir.
Bu bildiri belgeleri esas alınarak borçlu kalınan para tutarları, tasfiyenin yapılacağı
ülke Hükümetinin, göçmenin mensup olduğu Hükümete karşı bir borcu olacaktır.
Göçmenin, ilke olarak, göç ettiği ülkede, kendisine borçlu bulunulan paraların
karşılığında, ayrıldığı ülkede bırakmış olacağı mallarla aynı değerde ve aynı
nitelikte, mal alması gerekecektir.
Yukarıda belirtilen biçimde bildiri belgeleri esası üzerinden, her iki Hükümetçe
ödenmesi gereken paraların hesabı, her altı ayda bir çıkartılacaktır.
Tasfiye işlemi tamamlandığı zaman, karşılıklı borçlar biribirine eşit çıkarsa, bununla
ilgili hesaplar denkleştirilmiş (takas ve mahsup edilmiş) olacaktır. Bu denkleştirme
işleminden sonra, Hükümetlerden biri ötekine borçlu kalırsa, bu borç peşin para ile
ödenecektir. Borçlu Hükümet, bu ödeme işine süre tanınmasını isterse, yıllık en çok
üç taksitle ödenmek şartıyla, Komisyon bu süreyi ona tanıyabilecektir. Komisyon,
bu süre içinde ödenmesi gereken faizleri de saptayacaktır.
Ödenecek para oldukça önemli ise ve daha uzun sürelerin tanınmasını
gerektirmekteyse, borçlu Hükümet, borçlu olduğu paranın yüzde yirmisine kadar
Karma Komisyonca saptanacak bir parayı peşin olarak ödeyecek, geri kalan borç
için de, Karma Komisyonca saptanacak oranda faizli ve yirmi yıllık bir süre içinde
anaparaya çevrilebilecek (amortise edilebilecek) borçlanma bonoları (istikraz tahvilleri)
çıkarabilecektir. Borçlu Hükümet, bu borç için, Komisyonca kabul edilecek
sağlancalar (rehinler) gösterecektir. Bu sağlancalar, Yunanistan’da Uluslararası
Komisyonca, İstanbul’da Devlet Borcu (Düyun-u Umumiye) Meclisince yönetilecek
ve gelirleri toplanacaktır. Bu sağlancalar konusunda anlaşmaya varılamazsa,
Milletler Cemiyeti Meclisi bunlarısaptamaya yetkili olacaktır.

MADDE: 15
Göçü kolaylaştırmak amacıyla, ilgili Devletlerce, Karma Komisyonun saptayacağı
şartlarla, Komisyona öndelik (avans) olarak ödemede bulunacaktır.

MADDE: 16
Türkiye ve Yunanistan Hükümetleri, işbu Sözleşme uyarınca, ülkelerini bırakıp
gidecek olan kimselere yapılacak bildirilerle, bu kimselerin varış ülkesine taşınmak
üzere yönelecekleri limanlara ilişkin bütün sorunlar üzerinde, 11 nci Maddede
öngörülen Karma Komisyonla anlaşmaya varacaklardır.
Bağıtlı Taraflar, mübadele edilecek halklara, gidişleri için konmuş tarihten önce
yurtlarını bırakıp gitmelerine yol açacak, ya da mallarını ellerinden çıkartmak üzere
doğrudan ya da dolaylı hiç bir baskıda bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler.
Bağıtlı Taraflar, ülkeyi bırakıp giden ya da gidecek olan göçmenleri hiç bir vergiye
ya da olağanüstü bir resme bağlamamayı yükümlenirler. 2 nci Madde uyarınca
mübadele dışı bırakılacak bölgelerde oturanların, bu bölgelerde kalmak ya da
oralara yeniden dönmek haklarıyla, Türkiye ve Yunanistan’da özgürlüklerinden ve
mülkiyet haklarından serbestçe yararlanmalarına hiç bir engel çıkartılmayacaktır.
Bu hüküm, mübadele dışı bırakılacak söz konusu bölgelerde oturanların mallarını
başkalarına geçirmelerine ve bu kimselerden Türkiye’yi ya da Yunanistan’ı kendi
istekleriyle bırakıp gitmek isteyeceklerin gidişine engel olma vesilesi olarak öne
sürülmeyecektir.

MADDE: 17
Karma Komisyonun çalışmaları ve işlerinin yürütülmesi için gerekli giderler,
Komisyonca saptanacak oranlar içinde, ilgili Hükümetlerce karşılanacaktır.

MADDE: 18
Bağıtlı Taraflar, işbu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak üzere, yasalarında
gerekli değişiklikleri yapmağı yükümlenirler.

MADDE: 19
İşbu Sözleşme, Bağıtlı Yüksek Taraflar bakımından, Türkiye ile yapılacak Barış
Andlaşmasının bir paçasıymış gibi, aynı güç ve aynı değerde sayılacaktır. İşbu
Sözleşme, söz konusu Andlaşmanın Bağıtlı Yüksek Taraflardan her ikisince
onaylanmasından hemen sonra yürürlüğe girecektir.

BU HÜKÜMLERE OLAN İNANÇLA, yetki belgelerinin, karşılıklı olarak, usulüne
uygun olduğu görülmüş ve aşağıda imzaları bulunan Tamyetkili Temsilciler, işbu
Sözleşmeyi imzalamışlardır. LAUSANNE’da, otuz Ocak bin dokuz yüz yirmi üç
tarihinde, üç nüsha olarak düzenlenmiştir. Bu nüshalardan biri Yunanistan Hükümetine,
biri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine verilecek, üçüncüsü de doğruluğu
onaylanmış birer örneğini, Türkiye ile yapılmış Barış Andlaşmasını imzalayan
Devletlere yollayacak olan, Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, bu Devletin arşivlerine
konulmak üzere, teslim edilecektir.

Kaynak: http://tr.wikisource.org/wiki/1923_Türkiye-Yunanistan_Nüfus_Mübadelesi_Anlaşması

Saygılarımla,
A.Tamtürk

 
_turbo_
22 Eyl 2011, 21:42
Arkadaslar üsenmemis hayallerinizi yazmissiniz, ancak gerceklerden cok uzaksiniz. Bu dedikleriniz gunumuz dunyasinda su ortamda imkansiz bir seydir. Yil 1923 degil 2011 ve nufusumuz 13milyon degil 75milyon kimi mubadele edeceksiniz? neye göre ayiracaksiniz? uluslararasi sözlesmeler yaptirimlar? bunlardan haberiniz varmi? Turkiyenin insan haklari mahkemelrinin kararlarini gecerli gördugunden? ve bu durumda ödeyecegi ceza miktarinin ne oldugundan? kimi nereye ve kimle degiseceginden? Irana yollasan Iran istermi? ya Suriye vatandaslik bile vermiyordu kurtlere geriye birtek Irak kaliyor Irak neden tum yuku ustlensinki bence hayal ötesi görüsleriniz bu enerjinizi daha olacak seylere harcasaniz belki gercek bir cözum bulursunuz.
Bu sorunun cözümü PKKyi bitirmekten gecer baska cözümü yok bunun.
İstemiyabgu
22 Eyl 2011, 22:38
PKK’ yı bitirmek çocuk oyuncağı. İsterse bu Devletin çok kısa bir zaman zarfı içerisinde PKK’ yı bitireceğini tüm Siyasiler biliyor. Ama iş sadece PKK’ yı bitirmekle bitmiyor.Birde şöyle düşünün; Devletimiz terörle bugüne kadar yapmadığı kadar ciddiyetle ve sertlikle mücadele etti ve PKK’ yı tamamen bitirdi. Peki PKK’ yı bitirdikten sonra PKK’ nın arkasında duran, sempatizanlığını yapan insanları ne yapacağız?
A.Tamtürk
24 Eyl 2011, 04:46 
 
Sn _turbo_’nun yorumundan “olsa belki iyi olurdu ama günümüzde imkansız”
anlamı çıkıyor. Gerekçelerinde ise uluslararası sözleşmeleri öne sürmüş.
Bu yorumdaşımın yorumunu yalnızca konunun başlığına bakıp yazdığını
düşünüyorum. Zira bu konu başlığı altında irdelediğimiz mübadelenin, hangi
ülkeler arasındaki bir mübadele olduğunu dahi bilmemesi bu arkadaşın
konumuzun içeriğinden habersiz olduğunu göstermektedir. Bu arkadaşın
aklına takılan tüm soruların cevapları önceki çeşitli yorumlar arasında ayrıntılı
olarak verilmiş durumdadır. Kendisine konuyu ilk sayfadan itibaren takip
etmesini öneririm. Kısaca özetlemek gerekirse, 1)Ülkeler arası mübadele uluslar arası hukuka ve anlaşmalara UYGUN bir çözümdür.
Türkiye’nin imza koyduğu hiçbir anlaşmaya aykırılığı bulunmamaktadır. (Eğer
bizim bilmediğimiz herhangi bir aykırılık varsa bu arkadaşın bu aykırılığı ve ilgili
anlaşmayı söylemesi gerekir)

2)Hiçbir temele dayanmayan “GÜNÜMÜZ(!) DÜNYASINDA(!) mübadele yapılamaz”
öngörüsü de yanlış ve bilgi eksikliğine dayanmaktadır. Çünkü GÜNÜMÜZ DÜNYASINDA da
Hindistan ve Pakistan arasında, Eski Yugoslavya’dan çıkan Cumhuriyetler arasında,
Eski Sovyetlerden ayrılan Cumhuriyetler arasında, birçok Afrika ülkeleri arasında çeşitli
mübadeleler olmuştur ve olmaktadır, hatta planlanmaktadır.

3)Mübadele anlaşmalarında mübadillere ödenecek tazminat miktarları “ÖNCEDEN”
belirlenir, “SONRADAN” değil!

4)Ve de bu miktarlar ”iki ülke arasındaki” “mübadele sözleşmesi”nin hükümlerince
belirlenir, İnsan Hakları Mahkemelerince değil! (Türkiye’nin DİĞER ÜLKEYE ödeyeceği
tazminat miktarı ise kişisel tahminime göre 10 milyar USD civarındadır)

5)Yukarıda bahsettiğim “DİĞER ÜLKE“nin hangi ülke olduğunu ise burada tekrar
yazmayacağım. Bunu bu arkadaşın bu başlık altındaki önceki yazı ve yorumlara bakarak
kendisinin bulmasını ümit ediyorum. 🙂

Saygılarımla,
A.Tamtürk

_turbo_
26 Eyl 2011, 22:01
Ben keske olsa iyi olurdu görüsünde degilim, bunca yildir birarada yasayan insanlari birbirinden ayirmanin zor olacagindan ve hatta imkansiz oldugu görusundeyim. Karsimizda Rumlar yok ve azinlik sifati olan bir halkta degil yani bu milletle icice olmus insanlarin mubadelesinden bahsediyorsunuz. Bunlari gerceklerden uzak ve hayalci buluyorum aslinda. Mübadele neyi halleder? terörü bitirirmi? daga silahmi biraktirir? yada heptenmi azdirir? tabi burda terörün verecegi tepkiyi ölcerek adim atilacak degil ancak mübadele hicbirseyi cözmez aksine hersey dahda cikmaza girer. Kürtler K.Irakta yasamak istese elini kolunu sallayarak giderler ancak Irak neden onlari kabul etsin? Tüm hersey nasilsa Irakta bölgesel bir Kürt bölgesi denilmesine dayatilmis ancak ordaki Kürt bölgesinin gelecegi mechul ve ordaki otoriteden Irakin memnun oldugunu söylemekte zor, bu durumda Irakla mübadele olamaz ayrica Irakta yasayan Türkmen halkinin mübadelesine ilk karsi cikan Türkiye devleti olur nedeni az cok Kerkuk ve Musulda hak talep etmemiz icin ordaki Türkmenler Turkiyenin sigortasidir olaylara birazdan buradan bu gercekleri görerek bakin. Bircok ailede Türk Kürt karismis yuva kurmus cocuk sahibi olmus babayi cocuktanmi ayiracaksiniz? Bu isi cözmek kolay degil sabir ve zaman gerektirir egitim, demokrasi ve sabirla cözulecektir.
Trenci
27 Eyl 2011, 17:36
Azınlık meselesiBaşbakan İnönü akşam saatlerinde Florya Köşkü’ne gitmiş.
Atatürk- Hayırdır İsmet, habersiz geldin?
İnönü- Paşam, azınlıklar meselesi. Meclis’e getiriyoruz da…
Atatürk- Geç oldu. Yarın erken gel konuşalım.
İnönü’yü gönderdikten sonra Gazi görevlilere talimat vermiş:
– Sadece lâleler kalsın, bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın.
İsmet İnönü sabah gelmiş ki, bahçe tarumar. Huzura girer girmez sormuş:
– Paşam bahçeye ne oldu?
Atatürk- Azınlıkları söküp attım!
İnönü “anladım” dercesine başını öne eğmiş.
Atatürk- Ben “Ne mutlu Türküm diyene” sözünü boş yere söylemedim. Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evlâdı. Ben hayatta olduğum sürece böyle bilinsin. Ve sakın azınlıklarla ilgili bir kanun çıkarılmasın!http://haber.gazetevatan.com/Haber/402028/1/Gundem

KABUS
27 Eyl 2011, 20:51
*Savaş olarak nitelendirmek doğru değil çünkü karşımızda devlet yok örgüt var.
*Savaş devletler arasında yapılır,pkk örgütüne karşı yapacağımız tek şey meşru savunmadır.
Şimdi bu örgüte karşı yapacaklarımıza bakalım:
a)Pkk örgütünün yatağı ve yuvası olan kandil ve benzeri yerleri tamam yok etmek şart.
b)Tsk’nın özellikle kandil,zap bölgelerinde ciddi hassasiyet göstermeleri şart.
c)Örgüte giden tüm sevkiyat yollarının önünü kesmek şart.(para,silah,teçhizat vb.)
d)Meşru savunmanın yapılmasında en önemli gerekçe sözcüleri olan bdp’ yi geri dönmeyecek şekilde TBMM ‘den tamamen silmek şart.
Şimdi tüm bunların yapılamamasında ki sebeplere bakalım:
1)İktidarın tüm istihbaratlara sahip olmasına karşın BOP eş başkanlığı nedeniyle ve abd’nin çıkarları doğrultusunda terör lanetine göz yumması hatta arka planda destek vermesi.
2) Abd emrinde nato eşliğinde füze radar kalkanlarının iran’a yönelik israili koruyan şekilde konumlandırılması.
Türkiye’ye giydirilen abd uşak rolünden kurtulana kadar Kürtler için kesin çözüm diye birşey düşünülemez.
Abd ne zaman Türkiye’nin orta parmağını görür işte ozaman Kürt meselesi kökten çözülmüş olur.
Abd bize hep işaret parmağını göstererek hedef BOP(ortadoğu petrol rezervelerini) gösteriyor.Sol-sağ Türkiye bölünüp kürdistan olsa…
İşte nezaman abd askerliği biter ozaman kesin çözüm olmuş olur.
A.Tamtürk
27 Eyl 2011, 21:01 
 
Sayın trenci, Anlattığınız hikaye Atatürk hakkında (muhtemelen azınlıklar tarafından)
sonradan uydurulmuş bir “şehir efsanesi”dir ve gerçek değildir. Zaten sizin verdiğiniz bağlantının sonunda da bunun bir şehir efsanesi
olduğu, böyle bir konuşmanın geçtiğine dair hiç bir kayıt bulunmadığı
en yetkili ağızlardan dile getirilmiştir.

Tam aksine, gerçek şu ki, İngiliz donanması Dolmabahçe önüne demir
attığında, veya Yunan İzmir’e çıktığında yıllarca bu ülkenin ekmeğini
yiyen azınlıkların ellerinde ingiliz ve Yunan bayraklarıyla yaptıkları sevinç
gösterilerini ve yurdun dört bir yanında işgalcilerle elele vererek vatana
ihanetlerini Atatürk asla unutmamıştır.

Milli Mücadele döneminde ve sonrasında Atatürk, azınlıklara oldukça
ihtiyatla yaklaşmıştır. Onları potansiyel bir tehlike olarak görmüştür.

Türk Rum mübadelesi ise azınlıkların tehlike olmaktan çıkması yolunda
kökten çözüm olmuştur.

Eğer Atatürk 1923-1930 arasında 6 yıl süren Türk Rum mübadelesini
yapmamış olsaydı, bu gün İstanbul’un ortasında 3-4 milyon nüfuslu
bir “VATİKAN” vardı!

Gerçekleri arıyorsak lütfen milleti uyutma amaçlı uyduruk “Şehir efsanelerine”
değil, NUTUK’a bakalım. (Aşağıda)

NUTUK’A GÖRE AZINLIKLAR MESELESİ

a) Erzurum Kongresi’ne Kadar Azınlıklar Meselesi:

1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktığında ülkenin genel durumu ve görünüşünü anlatan M. Kemal, azınlıklarla ilgili olarak da şöyle düşünüyordu: “memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar”12. Bunun için de İstanbul Rum Patrikhanesinde kurulan Mavri Mira Heyeti illerde çeteler kurarak gösteri, toplantı ve propagandalar yaptırıyordu. Yunan Kızılhaç’ı ve Resmi Göçmenler Komisyonu Mavri Mira Heyeti’ne yardımcı oluyordu. Yine bu Cemiyetin yönetimindeki Rum Okullarını, İzci teşkilâtları gençleri de içine almak üzere heryerde kuruluşunu tamamlıyordu.

Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Heyeti ile birlikte çalışıyordu. Ermeni hazırlığı da “tıpkı Rum hazırlığı gibi” ilerlemekteydi. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiçbir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışmaktaydılar13.

M. Kemâl Paşa, Rum ve Ermeniler’in bu faaliyetleri karşısında çeşitli kurtuluş çareleri düşünüldüğünü ve bir takım cemiyetler kurulduğunu belirtmektedir. Özellikle Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin faaliyetlerinden bahseden M. Kemâl, Ermeniler’in Müslümanlara gaddarca davranmış olduklarının ve Ermeniler’in kötülüklerinin belgelerle tüm dünyaya cemiyet tarafından duyurulacağını belirtmektedir14.

M. Kemal bu cemiyetin niyetini ise şu şekilde açıklamaktadır: “Cemiyetin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan’a verilmesi ihtimali oluyor. Tarihi ve ilmî olarak millî hakları savunmaya çalışıyor.”

Ayrıca Karadeniz sahilindeki bölgelerde de bir Rum-Pontus Hükümeti korkusunun Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni doğurduğu düşüncesindedir15.

Samsun ve dolaylarında Rum çetelerinin Müslüman halka saldırması ve zaten vasıtasız brakılmış olan bölge yöneticilerinin yabancıların da işe karışmaları yüzünden hiçbir tedbir alamamalarının durumu güçleştirdiğini belirten M. Kemal, o bölgede millî teşkilât kurulmasına karar verdi16.

İşte bundan sonra M. Kemal’in Anadolu’da millî teşkilât kurmak için büyük bir faaliyet içinde olduğunu ve çeşitli telgraflaşmalar-yazışmalar yaptığını görüyoruz. Kendisinin bu faaliyetlerinden azınlıklarla ilgili görüşlerini anlamak mümkündür17.

İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgal edilmesine, yapılan saldırı ve zulümlere, yeterince tepki gösterilmediğini düşünen M. Kemal, işgalcilere ve onların destekçilerine karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğini 28 Mayıs 1919 tarihinde bir genelge ile yayınladı. Genelgede ayrıca “düzenlenen millî gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılmasının zaruri olduğu” belirtildi18.

Bu genelgenin bazı yerlerde yersiz korkularla uygulanmadığını eleştiren M. Kemal, “miting sırasında Rumlar’ın uygunsuz davranışlarda bulunabileceklerinin, miting heyetinde Rumlar’ın bulunmalarının ciddiyetsizliğe ve gevşekliğe delil sayıldığı, bunun da elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli olduğu” görüşündedir19.

Bu genelge üzerine yapılan miting ve gösterilere İstanbul Hükümeti’nden de tepkiler gelmekteydi. Harbiye Nazırı Şevket gönderdiği yazıda “Ermeni mültecilerin güvenliği ile ilgili olarak son günlerde oldukça kaygı verici haberler almış olduğunu, Ermeniler’in iyi korunması ve himayeleri için elden gelen bütün tedbirlerin alınması gerektiğini” tehditvari bir ifade ile M. Kemal Paşa’ya bildirdi20. Ortada kaygı verici bir durum olmadığını, bu yaygaraların milletçe yapılmaya başlanan gösterilerden korkuya düşen Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları uydurma haberler olarak kabul edilmesi gerektiğini belgeleriyle birlikte açıklayan M. Kemal21, Harbiye Nezaretine gönderdiği cevabî telgrafında, “Sivas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermeniler’i ve sonradan gelen mültecileri yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemişti. Ne Sivas’ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sükûnet içinde iş ve güçleriyle meşguldür. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bendenizce bilinmek gerekir. İzmir ve Manisa’nın işgali ile ilgili acı haberler üzerine Müslüman halk tarafından yapılan ve Hıristiyan azınlıklar hakkında hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatıra gelebilir. İtilaf Devletleri milletimizin haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, millet de vatanın saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça, Hıristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiçbir sebep yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak, milletin bağımsızlık ve varlığını yok eden ve millî varlığı tehlikeye düşüren işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne milletin heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak millî gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimse de bir güç ve kudret göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk kabul edebilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükümet tasavvur edebilirim”, denilmekte ve bütün komutanlara, vali, ve musasarrıflara bir genelge ile bildirilmektedir22. Ayrıca Ermeni muhtariyeti konusunda da Damat Ferit Paşa’nın Paristeki konuşmalarını eleştirmekte, bir Ermeni muhtariyetine karşı Doğu illeri halkının duyguları belirtilmektedir23.

b) Erzurum Kongresinde Azınlıklar Meselesi:

M. Kemal Paşa vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu bir genelge ile bildirdikten sonra millî teşkilâtı Anadolu’da yaygınlaştırmak için çeşitli faaliyetlerde bulundu.

Sivas’ta millî bir kongrenin toplanmasına karar veren M. Kemal, daha önce; özellikle Doğu’da bir Ermeni, Karadeniz’de ise bir Pontus devleti kurulması girişimlerini engellemek maksadıyla Erzurum’da toplanan kongreye katıldı. Bu kongrede bir açış konuşması yapan M. Kemal, millî bir devletin kurulması gerekliliğini tarihi bir perspektiften değerlendirirken millî harekâtın azınlık politikasını da belirtmiş oluyordu.

Bu açış konuşmasında M. Kemal; “Osmanlı uyruğunda olan Rum ve Ermeni azınlıklar gördükleri kışkırtma ve desteklerle millî namusumuzu yaralayacak taşkınlıklardan başlayarak sonunda, acı ve kanlı olaylara dönüşecek kadar küstahça saldırılara koyuldular. Fakat derin bir acıyla söylemeliyiz ki, küstahlıklar sekiz aydır gelişmiş ve yayılmıştır. Vatanımızın bölünüp parçalanması söz ve karar konusu olmuş, Doğu illerimizde bir “Ermenistan” Adana ve Kozan yöresinde “Kilikya” adlarına bir başka Ermenistan kurulması, Batı Anadolu’nun İzmir ve Aydın yöresinde Yunanistan; Karadeniz kıyılarımızda bir “Pontus Krallığı” ve geri kalan anayurt bölgelerinde de yabancıların işgal ve koruyuculuğu gibi tasarılarla artık 650 yıldır bağımsız olarak saltanatını sürdürmüş, tarihte hak severliği ve yiğitliğini bir zamanlar Hindistan kapılarına, bir yandan Afrika ortasına ve Macaristan’ın batısına kadar götürmüş olan bu milletin artık tutsaklığa ve köleliğe indirilmesi ve en sonunda bu devletin tarihinin sayfalarını kapatarak sonsuzluk çukuruna gömmek gibi insanlık ve uygarlıkla, hale milliyet ilkesiyle bağdaştırılamayan, istekler uygun görülmüş ve görülüyor ki, hemen uygulama dönemi de başlamıştır” demektedir24. Devamla “Şurada acıklı bir gerçek olmak üzere belirteyim ki, memleketimizde aşırı derecede yabancı parası ve yoğun birçok propagandalar vardır. Burada varılmak istenen gaye açıkça görülmektedir ki, milli harekatı engelleme ve millî emelleri kötürümleştirme Yunan ve Ermeni isteklerini ve vatanın önemli bazı yerlerini ele geçirme niyetlerini kolaylaştırmaktadır” demektedir25.

Kongre aldığı kararlarda azınlıklar konusuna da önemli bir yer verdi. Buna göre “Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçalarının bir bütün olduğu bölünemeyeceği, Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemeyeceği, manda ve himayenin kabul olunamayacağı kararı alındı26. Böylece millî bir devlete doğru ilk ciddi ve önemli adım atılmış oldu.

c) Sivas Kongresi Sıralarında Azınlıklar Meselesi:

Sivas Kongresinin gündemini, Erzurum Kongresinin tüzük ve bildiri metinleri ile M. Kemal Paşa’dan önce Sivas’a gelmiş olan 25 üyenin hazırladığı bir muhtıra oluşturmuştur.

Bu duruma göre Erzurum Kongresinde azınlıkları ilgilendiren kararlar ve azınlıklarla ilgili düşünceler aynen kabul edilmiştir. Sadece Erzurum Kongresinde “her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” yerine; “Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir”, denildi27.

Bu cümleden de anlaşılacağı gibi İtilâf Devletlerinin herhangi bir düşmanca tavrına karşı direnilecektir.

Sivas Kongresi’nin 8 Eylüldeki toplantısında Amerikan mandası ile ilgili bir muhtıra tartışıldı. M. Kemal, Nutuk’ta bu muhtıranın tartışılmasıyla ilgili olarak daha önce kendisine Amerikan mandası konusunda yapılan propagandalardan örnekler verdi. 5. inci Kafkas Tümeni Komutanı Vekili Arifin Amasya’dan 25/26-7-1919 tarihli telgrafını aynen okudu.

Bu telgrafa göre Amerika temsilcisiyle yapılan görüşmede Wilson’a, Amerikan Senatosu’na ve Amerikan Kongresi’ne bazı şartlarla başvurulması teklif edilir. Bu şartlar arasında ise öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi ile din ve mezhep hürriyetinin sağlanması isteği de vardır28.

M. Kemal Paşa bu iki öneriye kuşkulu ve dikkatli bir şekilde yaklaşarak karşı bir telgraf gönderdi. Buna göre; “öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat nedir? İlk anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında okullarının açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sivas’ta yirmi beş kadar okul açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde binbeşyüz kadar Ermeni öğrenci vardır29. Bu durum karşısında Osmanlı ve İslâm eğitim ve öğretiminin yayılması ve genelleştirilmesi ile bu teşebbüs nasıl bağdaştırılacaktır.

Din ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir. Patrikhanelerin imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı nedir.” diye sormaktadır30. Aslında bu bir soruş değil bir teşhistir. M. Kemal bu konu ile ilgili yazışmaların sonucu olarak Halide Edip’in 10 Ağustos 1919 tarihli, yazısını da Nutuk’ta belirtir.

Halide Edip bu yazısında “aramızda hangi şartlarda olursa olsun Hristiyan azınlıkların kalacağını, bunun için de güçlü ve çağdaş bir idare kurulmasını ve patrikhaneye siyasi imtiyazlar verilmesini” ister. H. Edip böylece azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli tehditlerin ortadan kalkacağı inancındadır31. Ayrıca Amerika’nın Hıristiyanlar konusunda tarafsız kalacağını, Ermenistan konusunda da korkulacak birşey olmadığını söyler32.

13 Ağustos tarihinde 12 nci Kolordu Komutanı Selahattin’in gönderdiği bir yazıda İstanbul’daki çeşitli partilerin Amerikan heyetine verilmek üzere aldıkları karar belirtilir. Kararda; “azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlükleri istenmekle birlikte Ermenistan’ın Amerika tarafından manda yönetimine alınması kabul edilir.” M. Kemal Paşa bu kararı “son derece üzüntü ve esefle karşılar”. Özellikle Ermeniler’e toprak verilmesi düşüncesine şiddetle karşı çıkar33. Çünkü Ona göre artık varlığından söz edilecek sayıda Ermeni yoktur34.

22 Eylül tarihinde Sivas’a gelen General Harbord’a da Millî Mücadelenin maksat ve gayesi ile Müslüman olmayan azınlıklara karşı gösterilen duygular anlatıldı35.

d) Sivas Kongresi’nden T.B.M.M.’nin Açılışına Kadar Azınlıklar Meselesi:

Sivas Kongresi’nde yeni devletin temelleri atılırken İstanbul Hükümeti’nin de millî mücadele taraftarlarına karşı bir takım olumsuz propagandaları olmaktaydı.

Bu propagandaların temelinde ise Batılı devletleri yanlarına çekmek maksadıyla “millî mücadele taraftarlarının Rumlara, Hıristiyanlara, yabancılara karşı olduklarını” belirtmekteydiler. Bu maksatla da Ali Kemâl ve Mehmet Ali Bey’lerin gayretleriyle Ermeni Patrikhanesinde toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisi’nin teşebbüsleri vardı. M. Kemal Nutuk’ta bu durum üzerine Harbiye Nazırı vasıtasıyla, İstanbul Hükümeti’nin dikkatini çektiğini belirtmektir36.

Millî teşkilâtın ve Heyet-i Temsiliye’nin İstanbul Hükümeti tarafından resmen tanınmış bir siyasi varlık olduğunun kanıtlanması maksadıyla Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya’da bir görüşme kararlaştırılmıştı. M. Kemal bu görüşmenin ikinci protokolünde Sivas Kongresi kararlarının madde madde tartışıldığını anlatmaktadır. Sivas Kongresi’nin dördüncü maddesindeki, azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak nitelikte imtiyazlar verilmesinin kabul edilmeyeceği konusu üzerinde dikkatle durur. Bu kaydın, bağımsızlığımızı fiilen sağlamak için, elde edilmesi zaruri bir istek olarak düşünülmesini ve bundan yapılacak en küçük bir fedakârlığın bağımsızlığımızı derinden zedeleyeceğini, bundan dolayı azınlıklara fazla imtiyazlar verilmemesinin hedef olduğunu belirtir37.

Gizli sayıldığı için imza altına alınmayan dördüncü protokolde ise, Ermeni zulmü ile ilgili görülenlerin mahkemeye verilmesinin Meclis’e bırakılması kararı da alınır38.

Amasya’da bu görüşmeler olurken aynı tarihte Ali Kemal ve Sait Molla gibi kişiler azınlıkları sürekli olarak Kuvayı Milliye aleyhine kışkırtıyorlardı. Rum ve Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son milli mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilân etti39. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Amasya’da bulunan M. Kemâl Paşa’ya gönderdiği telgrafta Milli Mücadele hareketinin çeşitli uygulamalarının kötü niyetliler ve azınlıklar tarafından değişik yorumlandığını bildirdi40.

M. Kemal Paşa 24 Ekim 1919 tarihinde gönderdiği karşı telgrafta “İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin, İtilâf ve Hürriyet ve Nigehbancıların, Hıristiyan azınlıklarla işbirliği yaptıklarını, Anadolu’ya birçok bozguncular göndererek millî teşkilâtı sakatlamak istediklerini belirtti41.

Sait Molla’nın Hikmet adında bir kişiyi ayartarak onu, Hıristiyanlara karşı bir isyan için kandırdığını bildirdi. Bu durumun Hıristiyanlar aleyhinde bir tertip olduğunu söyledi42. Harbiye Nazırı Cemal Paşa bu gibi kişilerin hainliklerinin anlaşıldığını belirtti43.

M. Kemal Paşa Amasya Protokolü gereği milletvekili seçimleri ve Meclis-i Mebusan’ın toplanması ile ilgili olarak İstanbul Hükümeti ve kendileri arasındaki tartışmalardan, görüş alışverişlerinden bahsederek bu konunun üzerinde titizlikle durmaktadır. Ayrıca milletvekillerini aydınlatmak için verilen bilgi ve direktiflerde Millî Mücadelenin ve M. Kemal Paşa’nın azınlıklar politikasının ana ilkelerini görmek mümkündür. Bu direktiflerin 1.nci maddesinde: “İstanbul’un, İtilâf Devletleri’nin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin işgali altında ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğu, güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar elinde ve karmakarışık durumda bulunduğu bilinmektedir. Bundan başka, Rumların kendi aralarından İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina’dan gelmiş Yunan lider ve komutanlarının yönetimi altında olmak üzere, gizli polis ve ihtilâlci örgütler kurarak, devletimize zamanı gelince isyan edecekleri anlaşılmıştır. Maalesef, hükümetin İstanbul’da serbest olmadığını itiraf etmek mecburiyeti vardır. İşte bu sebeplerle, Milli Meclis’in toplanma yerini tartışmak gibi bir konu ortaya çıkmış bulunuyor. Milli Meclis İstanbul’da toplandığı takdirde, milletvekillerinin yapacakları vatan görevi dikkate alınırsa, tehlikeye uğramalarından cidden korkulur. Gerçekten de İtilâf Devletleri’nin Ateşkes Anlaşması hükümlerini bozarak barış anlaşmasını beklemeye gerek duymadan, vatanımızın önemli bölgelerini işgal etmek ve Hıristiyan azınlıklara haklarımızı çiğneme fırsatını vermek suretiyle yapılan haksız muamelelerini eleştirip reddedecek, toprak bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın dokunulmazlığını yılmadan isteyecek ve savunacak olan Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması veya sürgün edilmesi, uzak bir ihtimâl değildir. Tıpkı Kars’ta toplanan Millî İslâm Şûra’sına İngilizler’in yaptıkları gibi, seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların, onlara uyan İngiliz Muhipleri ve Nigehban Cemiyetleri’nin, bu konuda düşmanların gayelerine hizmet ederek her türlü kötülüğü yapabilecekleri de akla gelebilir. Bu bakımdan, Millî Meclis’in İstanbul’da toplanması, Meclis’ten beklenen ciddî ve tarihî görevin yerine getirilmesini imkansız kılacağından ve Millî Meclis de devlet ve milletin bağımsızlığının temsilcisi olduğundan, ona vurulacak darbe ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini belirtmeye gerek yoktur.” denilmektedir44.

Cemâl Paşa milletvekili seçimlerine azınlıkların katılmamasıyla ilgili görüşlerin M. Kemal Paşa tarafından açıklanmasını ister45. Buna verilen cevapta; “Azınlıklar ile, bu vatan ve bu millet için azınlıklardan daha da zararlı olan bazı siyasî partilerin seçimlere katılmayışlarını, onların kasıtlı ortaya attıkları sebeplere dayandırmak elbette doğru olmaz. Hıristiyan azınlıkların, daha millî teşkilatın adı bile yokken, seçimlere katılmayacaklarını ilân ettikleri bilinmemekte midir46? dedikten sonra Özlük İşleri Müdürlüğü gibi önemli bir görevde bir Ermeninin bulunmasını da eleştirmiştir47.

Meclis-i Mebusan’ın toplanmasıyla ilgili bu faaliyetler yürütülürken işgal altında bulunan İzmir’de halkın gördüğü zulüm ve öldürmelerden de bahsedilmekte; “Yunanlıların zulüm ve zorbalıklarının devam etmesi halinde, aynı şekilde karşı konulmasının zorunlu olacağı” belirtilmektedir48.

Cemâl Paşa Barış Konferansı’nın arifesinde Hıristiyanlara karşı daha dikkatli davranılması gerektiğini bildirdiği telgrafında şöyle demektedir: “Anadolu’da bir katliama uğrayacakları endişesiyle korku ve dehşet içinde olan Hıristiyan halkın, bölük bölük işgal altında bulunan yerlere sığınmakta oldukları etkili ve dikkat çeken bir dille söyleniyor. Gerçi işgal altındaki yerlere ve özellikle Adana bölgesine gidenler, o bölgedeki Ermeni nüfusunu artırmak maksadıyla gitmekte iseler de, Anadolu’da güvenlik ve huzurun bozulmuş olduğu ileri sürülerek, hükümet tarafından yapılan red ve yalanlamanın etkisini azaltıyor”49.

M. Kemal Paşa bu telgrafa 11-12-1919 tarihinde verdiği cevapta sert ve kesin konuşarak Anadolu’da güvenlik ve huzurun bozulmuş olduğunun doğru olmadığını belirterek, özlük işleri Müdürü’nün hâlâ Ermeni olmasını eleştirmektedir50.

Sivas’ta bu yazışmalar olurken Barış Hazırlık Komitesi üyesi olan Çürüksulu Mahmut Paşa’nın Tasvir-i Efkâr gazetesine Ermenilerle ilgili yayınlanan demecini okuyan M. Kemâl, bu konuyla ilgili görüşlerini de şu şekilde anlatmaktadır: “Ermenilerin aşın isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz ifadesi dikkatimi çekti. Doğu Anadolu’da Ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin Barış Komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi”. “Doğu Anadolu halkı haklı olarak pek kırgın ve üzgündür. Milletin Ermenistan’a vereceği bir karış toprağı yoktur”51.

M. Kemal Paşa’nın Sivas’ta bulunduğu sıralardaki görüşmeler ve yazışmalarından anlaşıldığı ve kendisinin de belirttiği gibi “iç ve dış düşmanların uygulamaya çalıştıkları plânın önemli bir noktası da, memleket içinde güvensizlik olduğunu ve Hıristiyan azınlıklara saldırılarda bulunulduğunu, elle tutulur, gözle görülür delil ve olaylarla dünya kamuoyuna ispat etmek, bu olayların Kuva-yı Milliye tarafından yapıldığına inandırmaktı. Bu gizli ve iğrenç maksadın gerçekleşmesi için de bildiğiniz gibi, bir takım çeteler kurarak, bunları özellikle Hıristiyan halk üzerine saldırtmak ve bu çetelerin işleyecekleri cinayetleri, millî teşkilâta yüklemek yolunu tutuyorlardı.” demektedir52.

e) Misak-ı Millî ve Azınlıklar

M. Kemal Paşa Sivas’tan sonra daha güvenli ve İstanbul’la irtibat sağlamanın daha kolay olduğu gerekçesiyle Ankara’ya geçer ve Millî Mücadele hareketini orada yürütmeye başlar. Burada Misak-ı Millî programının ilk müsveddeleri kaleme alındı. İstanbul Meclisi’nde bu ilkeler toplu bir şekilde yazıldı ve tespit olundu. Tespit edilen bu ilkeler Millî Mücadele hareketinin ve kurulacak olan yeni Türk devletinin temel esaslarını oluşturacaktır.

Misak-ı Millî’nin özellikle 5 nci maddesi yeni Türk devletinin azınlıklar politikasının temeli olmuştur. Bu madde şöyledir: “Yenen devletlerle düşmanları ve bazı ortakları arasında yapılan anlaşmalardaki esaslar çerçevesinde azınlıkların hukuku, civar ülkelerdeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan yararlanmaları şartı ile tarafımızdan garanti edilecektir53.

İşte bu ilkeleri tespit eden Milli Mücadele taraftarı milletvekilleri Mebusan Meclisi’nde İstanbul Hükümeti’ni düşüreceklerdi. Ancak bu gerçekleşemedi. Üstelik güvenoyu alan Ali Rıza Paşa yaptığı konuşmada: “yabancıların imtiyazlarını genişleteceğiz. Azınlıkların haklarını korumak için nisbî temsil yönetimini uygulayacağız. Adalet, maliye, bayındırlık ve güvenlik işlerinde ve hatta sivil yönetimde yabancılara yeteri kadar kontrol yetkisi vereceğiz” demektedir54. Ayrıca 19 Şubat 1920 tarihli İstanbul’dan gönderilen bir yazıda; “Ermeni katliamının durdurulması ve Yunanlılarla bütün İtilaf Devletleri’nin kuvvetlerine karşı olan tutumun değiştirilmesi” istenmekteydi55.

M. Kemal Paşa, Nutuk’ta bu görüşe şiddetle karşı çıkar. “Ermeni katliamı konusundaki sözlerin gerçeğe uygun olmadığı, aksine güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler”56. Öte yandan Yunan eşkıyalığı da artmakta idi57.

M. Kemal Paşa aslı olmayan Ermeni katliamı hikayesinin İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgal etmek isteklerine bir bahane olduğu görüşündedir58.

Bu görüşün doğruluğu İstanbul’un 16 Mart tarihinde işgal edilmesiyle gerçeğe dönüştü. M. Kemal Paşa aynı tarihte ivedi olarak bütün vali ve mutasarrıflara yayınladığı telgrafta; “Bugünlerde yurdumuzdaki Hıristiyan halka karşı göstereceğimiz insanca davranışın değeri pek büyük olduğu gibi, hiçbir yabancı kuvvetin açıktan veya dolaylı yoldan yardımını görmeyen Hıristiyan halkın tam bir huzur ve sükûn içinde yaşamaya devam etmeleri, ırkımızın yaratılıştan bezenmiş olduğu medeni kabiliyetine kesin bir delil olacaktır”59.

Görüldüğü gibi Hıristiyan azınlıklara baskı yapmakla suçlandıkları milli mücadele hareketinin İstanbul’un işgali gibi çok önemli ve halkı galeyana getirebilecek bir olayda bile sükûnet ve ağırbaşlılık tavsiye etmesi dikkate şayandır.

İşgalci güçler ise yayınladıkları bildiride Osmanlı vilayetlerinde bulunan Hıristiyanların hayatlarını tehlikeye sokmamak, İtilâf Devletleri ile müttefiklerin askeri kuvvetleri aleyhinde yapılmakta olan sürekli hücumlara son vermek için bu işgalin gerçekleştiğini belirttiler60.

Böylece Osmanlı Devleti’nin yediyüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verilmişti61. Öyle ise Ankara’da olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclis kurulmalı62 bunun için de seçimler yapılmalıdır63.

İşte bu gelişmeler sonucu yapılan seçimler ve oluşan Meclis, azınlıklar katılmadığı ve seçilmediği için millî nitelikli ilk meclis olmuştur.

f) T.B.M.M.’nin Azınlıklar Politikası:

Nutuk’ta T.B.M.M.’nin azınlıklarla ilgili görüşlerine Londra Konferansı’nın toplanması aşamasında rastlamaktayız.

T.B.M.M. Sevr Andlaşmasını reddetmişti. Bunun için de Bakanlar Kurulu Başkanı Fevzi Paşa bu andlaşmanın değiştirilerek millî çıkarlarımıza en elverişli sonuçlar elde edilmesi maksadıyla Londra Konferansı’ndan olumlu sonuçlar alınmasının B.M.M. delegelerine bağlı olduğunu Sadrazam Tevfik Paşa’ya bildirdi64. Sadrazam Tevfik Paşa, Sevr Andlaşması’nın Rumların lehinde olduğunu kabul eder65. Ayrıca Yunanlıların “Avrupa’da, Türkiye’deki Hıristiyanların toplu olarak öldürülmekte olduğu propagandasını yapmakta olduklarını söylerek, bu iddiaların doğru olmadığının M. Kemal Paşa tarafından süratle yalanlanması tavsiyesinde bulunur66.

Londra Konferansı’na B.M.M. Hükümeti temsilcileri de resmen davet edilmiş bulunuyordu. Bunun üzerine delege heyetimize Sevr Andlaşması hükümlerinde yapılabilecek değişikliklerle ilgili olarak İtilâf Devletlerinin verdiği projede, kapitülasyonlar devam ederken, Ermenistan sınırının tespiti işi de Milletler Cemiyetine bırakılmaktaydı67. Tabii ki bu proje B.M.M. Hükümeti tarafından kabul görmedi.

M. Kemal Nutuk’ta azınlıklarla ilgili olarak Pontus Rumlarına özel bir yer açar. Pontus meselesini tarihi seyir içinde anlatan Gazi, Rumların bağımsız bir Pontus hükümeti emeline düştüklerini kaydeder. Ayrıca yabancılar tarafından da nasıl teşvik ve destek gördüklerini, nasıl silâhlanarak yerli halkın üzerinde baskı oluşturduklarını bir bir anlatır. Teşkilât merkezlerinin de sık sık toplandıkları kiliseler olduğunu söyler. Asıl merkezin ise İstanbul’daki Rum Patrikhanesi olduğu görüşündedir68.

Pontusçu çetelerin faaliyetlerine karşı tedbir olarak 15 nci Kolordunun faaliyetleri ve halkın silahlandırılarak milli teşkilâtın kurulduğunu söyler69. Ayrıca aralarında Pontusçu Rumların faaliyetlerinin de bulunduğu iç karışıklıkların önlenmesi maksadıyla Nurettin Paşa komutasında Merkez Ordusu’nun kurulduğunu açıkladı70.

İçeride Rumların faaliyetlerine karşı bu tedbirler alınırken Yunanlıların taarruzlarına karşı da büyük mücadeleler verilmekteydi. Diğer taraftan İtilâf güçleri Yunan ileri harekâtını destekleyici faaliyet içinde idiler. Türk direncini kırmak maksadıyla çeşitli ateşkes teklifleri öneriyorlardı. Bunlardan 26 Mart 1922 tarihli notada şu teklifler vardı: “Gerek Türkiye’de gerek Yunanistan’da azınlıkların haklarının korunmasına ve bu maksatla konulacak kuralların uygulanmasına Milletler Cemiyeti’nin de katılması. Doğuda bir Ermeni yurdunun kurulması ve bu işe de Milletler Cemiyetinin katılması”71 23 Eylül tarihli notada da aynı isteklere rastlamak mümkündü72.

Görüldüğü gibi İtilâf Devletleri azınlık ve Ermeni meselesine özel bir önem veriyordu. Bunun sebebi ise bu devletlerin çıkarlarının bu kişiler tarafından sağlanacak olacağı düşüncesiydi. Millî Mücadelenin gittikçe başarıya ulaşmaya başladığı bir aşamada bile itilâf güçlerinin bu istekler üzerinde ısrarla durması çok manidardır.

Nutuk’ta azınlıklarla ilgili olarak Lozan Barış Konferansıyla ilgili gelişmeler de önemli bir yer tutmaktadır. Konferansla ilgili görüşlerini açıklayan M. Kemal, Osmanlı devletinin son dönemde azınlıklarla ilgili tutumunu eleştirmekte ve şöyle demektedir: “Hıristiyan halkın birçok hakları ve ayrıcalıkları vardır. Osmanlı Devleti, Osmanlı ülkesinde oturan yabancılara karşı yargı hakkını uygulayamazdı. Osmanlı vatandaşlarından aldığı vergiyi, yabancılardan alması engellenmiş bulunuyordu. Devletin varlığını kemiren ve kendi sınırları içinde yaşayan azınlıklarla ilgili tedbirler alması mümkün değildi73.

İşte bu gibi sebeplerden dolayı Konferansta isteğimiz Türk milletinin varlığı, istiklali ve hakimiyetinin tanınması idi74.

Lozan Antlaşmasının imzalanmasını ve alınan kararları daha önceki Sevr Andlaşması ve ateşkes teklifleriyle karşılaştıran M. Kemal, azınlıklar konusuyla da ilgili açıklayıcı bilgiler vermektedir75.

SONUÇ:

Nutuk’ta azınlıklar ve azınlık kavramına girebilecek gruplar bir hayli malzeme ve bilginin olduğu görülmektedir. Bu da şunu göstermektedir ki; M. Kemal azınlıklar konusuna özel bir yer ve önem vermektedir.

Atatürk’ün Türk milliyetçiliği vasfının en belirgin örnekleri Nutuk’ta görülmektedir. Ona göre öncelikle Türk milletinin bağımsızlığı ve hakimiyeti sağlanmalı idi. Azınlıkların hakları ise Türkiye dışında bulunan Türklerin tâbi olacağı muameleye bağlı idi. Atatürk’ün azınlık politikası, Dış Türkler politikasıyla paralel bir manzara göstermektedir.

Milli Mücadele döneminde ve sonrasında Atatürk, azınlıklara oldukça ihtiyatla yaklaşmıştır. Onları potansiyel bir tehlike olarak görmüştür.

Türk Rum mübadelesi ise azınlıkların tehlike olmaktan çıkması yolunda kökten çözüm olmuştur.

************

NUTUK’TA PONTUS MESELESİ:

Saygıdeğer Efendiler, genel konuşmamın başında bir Pontus meselesinden söz etmiştim. Bu mesele belgeleriyle herkesçe bilinmektedir. Ancak, bizi de çok uğraştırdığından, burada, onunla ilgili bazı noktalara dokunacağım.

1840 yılından beri; yani üç çeyrek yüzyıldan beri, Anadolu’nun Rize’den İstanbul Boğazı’na kadar uzanan Karadeniz bölgesinde, eski Yunanlılığın diriltilmesi için çalışan bir Rum topluluğu vardı. Amerikalı Rum göçmenlerden Rahip Klematios adında biri, ilk Pontus toplantı yerini şimdi halkın Manastır dediği bir tepede İnebolu’da kurmuştu. Bu teşkilâta bağlı olanlar, zaman zaman birbirinden ayrı eşkıya çeteleri kurarak faaliyet gösteriyorlardı. Birinci Dünya Savaşı sırasındada, dışarıdan gönderilip dağıtılan silâh, cephâne, bomba ve makineli tüfeklerle, Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa Rum köyleri sanki bir silâh deposu durumuna gelmişti.

Ateşkes Anlaşmasından sonra, bütün Rumlar Yunanlılık millî davası ile her tarafta şımardığı gibi, Ethniki Hetairia (Etniki Eterya) Cemiyeti’nin propagandacıları ile Merzifon’daki Amerikan kuruluşlarının manevî destekleri ile eğitip yetiştirilen, maddî bakımdan da yabancı hükümetlerin silâhlarıyla güçlendirilip cesaret verilen bu bölgedeki Rumlar da, bağımsız bir Pontus hükümeti kurma emeline düştü. Bu maksatla genel bir ayaklanma hazırladılar. Dağlara çekildiler; Amasya, Samsun ve dolayları Rum Metropolit’i Yermanos’ un idaresinde düzenli bir programla çalışmaya başladılar. Bir yandan da, Samsun’daki Rum komitecilerinin başkanı olan Reji Fabrikası Müdürü Tokomanidis, İç Anadolu ile haberleşme sağlamaya çalışıyordu. Bazı yabancı hükümetler, Pontus hükümetinin kurulması için yardımcı olacaklarına söz verdiler. Samsun ve dolaylarındaki Rum nüfusunu arttırmak için de, Rusya’daki Rum ve Ermenileri Batum’da topladılar. Onları, Türk Kafkas ordularından alınıp Batum’da depo edilen silâhlarla donatarak, sahillerimize çıkarmaya başladılar. Çetecilik etmek üzere, sahillerimize çıkarılabilecek birkaç bin Rum’u Sohum’da Haralambos adında bir adamın başına topladılar. Batum’da toplananların da Haralambos’un etrafında toplananlara katılmaları sağlanıyordu. Bunlar, memleketimiz içinde,Samsun’daki bazı yabancı devlet temsilcileri tarafından korunuyor ve silâhlandırılıyordu. Kıyılarımıza çıkan bu çeteler, göçmenleri besleme maskesi altında, yabancı hükümetler tarafından yedirilip giydiriliyordu. Yabancıların Kızılhaç hey’etleri arasında gelen subayların da örgüt kurarak, çetelerin askerî öğretim ve eğitimi ile uğraşmak ve gelecekteki Pontus hükümetinin temelini atmakla görevlendirildikleri anlaşılıyordu.

4 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’da Pontus adıyla yayınlanmaya başlayan bir gazetenin başmakalesinde Trabzon ilinde Rum cumhuriyetinin kurulmasına çalışmak maksadıyla yayınlandığı ilân edilmişti.

Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanma gününe rastlayan 7 Nisan1919 günü, her yerde ve özellikle Samsun’da gösteriler yapıldı. Yermanos’un küstahça davranışları Rumların düşünce ve emellerini açığa vurdu. Bafra ve Çarşamba dolaylarındaki yerli Rumlar, sık sık kiliselerde toplanıyor, örgütlenmelerini ve donatımlarını artırıyorlardı. 23 Ekim 1919tarihinde, Doğu Trakya ve Pontus için merkez olarak İstanbul kabul edilmişti.

Venizelos, İstanbul’un merkez olarak kabul edilme konusunun daha sonraki bir tarihe ertelenerek, bunun yerine Pontus hükümeti kurulması düşüncesini ortaya atmış ve İstanbul Patrikhanesi’ne buna göre talimat vermişti. Aynı zamanda, İstanbul’da gizli bir Yunan polis teşkilâtı kurmakla görevlendirilen Albay Alexandros Zimbrakakis tarafından Pontus jandarma teşkilâtını düzene sokmak üzere Eiffel (Eyfel) adlı Yunan torpidosuyla, bir subaylar hey’eti de gönderilmişti. Türkiye’de bu türlü işler olurken Batum’da da 18 Aralık 1919’daPontus Rum
Hükümeti adıyla bir hükümet kurulmuş ve teşkilâtlanmayabaşlamıştı.19 Temmuz 1920’de de Batum’da, Karadeniz, Kafkas ve Güney Rusya Rumları tarafından Pontus meselesi ile ilgili bir kongre toplandı. Bu kongrenin raporu üyelerden biri vasıtasıyla İstanbul’da Rum Patrikliği’ne gönderildi. Pontusçular 1920 yılının sanlarına doğru çalışmalarını büsbütün artırarak iyiden iyiye ortaya çıktılar. Bizi, ciddî tedbir almaya mecbur ettiler.

Dağlarda kurulan Pontus teşkilâtı şöyleydi :

a) Birtakım çetebaşlarırıın emrinde silâhlı ve savaşçı kuvvetler,

b) Bunların beslenmesine hizmet eden üretici Pontus halkı,

c) Yönetim ve güvenlik kuvvetleri ile şehirlerden ve köylerden yiyecek sağlamakla görevli ulaştırma kolları.

Çetelerin çalışma bölgeleri biri birinden ayrılmıştı. Pontus eşkıyasının kuvveti başlangıçta 6.000 – 7.000 silâhlı idi. Daha sonra her taraftan katılanlarla 25.000’e yaklaştı. Bu kuwet yeterli küçük ‘birliklere ayrılarak çeşitli yerlerde barınıyordu. Pontus çetelerinin bütün işleri, İslâm köylerini yakmak, Müslüman halka karşı akıl ve hayale sığmaz zulümler yapmak, cinayetler işlemek gibi kan içici bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi.

Biz, Anadolu’ya çıkar çıkmaz, Türk halkını dikkat ve uyanıklığa davet ettik. Doğabilecek tehlikelere karşı tedbirler almaya başladık. Merkezi Sıvas’ta bulunan 3′ üncü Kolordu, yalnız, çeşitli bölgelerde gözüken çeteleri takip ve ortadan kaldırmakla uğraştı. Trabzon bölgesinde dolaşan Köroğlu adındaki Rum çetesiyle, Eftalidi çetesi ve öteki çeteler, merkezi Erzurum’da bulunan 15′ inci Kolordu tarafından takip edilerek ortadan kaldırılıyordu. Bir taraftan da Pontus eşkıyasının dönüp dolaştığı yerlerde, halk silâhlandırılarak millî teşkilât kuruldu.

(M.K.Atatürk -NUTUK-)

 
Trenci
28 Eyl 2011, 00:11
Atatürk’ün azınlıklara karşı bu yaklaşımı şehir efsanesi olabilir,böyle bir olay olmamış ta olabilir ancak ben burada Atatürk’ün azınlık hakları konusunda bir kanun çıkmasını önleyerek onları yok saydığını,yani ya Türk vatandaşı olduğunuzu kabul edersiniz yoksa bu memleketten gidersiniz demek istediğini,bu suretle ileride azınlık hakları diye bir problemin çıkmasını önlediği şeklinde anlamıştım.
Açıklamalarınız için teşekkür ederim.
A.Tamtürk
14 Ekm 2011, 11:39
 
TÜRK-KÜRT NÜFUS MÜBADELESİNİN
“SÜRECİYLE İLGİLİ”
ÇEŞİTLİ FİKİR YÜRÜTMELER:
Sözlük anlamı “Yer değişimi” olan “Mübadele”ler geçmişte
Pakistan-Hindistan arasında veya Türkiye-Yunanistan arasında
veya SSCB’den çıkan yeni Cumhuriyetler arasında, ya da Yugaslavya’nın
dağılmasından ya da Çekoslovakya’nın bölünmesinden sonra ortaya çıkan
yeni devletler arasında yapılanlar, güncel olarak ise günümüzde çeşitli
Afrika ülkeleri arasında görüşmeleri sürmekte olanlar gibi Dünyada
çok sayıda örneği bulunan, toplumlar arası kültürel, dinsel, ırksal,
sosyal, siyasal çatışmaları önlemeyi amaçlayan, ilgili toplumların
toplumsal huzurunu hedefleyen, uluslararası hukukça tanınan bir
“ZORUNLU GÖÇ” olayıdır. Geçmişte Türk-Yunan mübadelesinde 355,635 kişi Yunanistan’dan
Türkiye’ye gelirken, Türkiye’den Yunanistan’a da 1,069,957 Rum
gitmiştir. (Yani 1 Türk, 3 Yunan’a bedel 🙂

O yıllarda savaştan yeni çıkmış fakir Türkiye o günkü mübadeleyi
başarıyla yürütmüş, gelenlerin iskânı vb gibi tüm sorunların başarıyla
üstesinden gelmiştir.

(Eğer Atatürk o günlerde o mübadeleyi yapmamış olsaydı, şu anda
İstanbul’un ortasında 2-3 milyon nüfuslu bağımsız bir Vatikan vardı!)

Atatürk zamanındaki Türk-Rum mübadelesi 6 yıl sürmüştü. O günkü
sürecin koşulları daha bile ağır olmasına rağmen hiçbir zor kullanılması
Vb önleme gerek kalmadan başarılı bir mübadele süreci izlenmişti.
O günkü imkânsızlıklarda bunu başarabildiysek, şimdiki koşullarda
çok daha rahat ve çok daha kısa sürede yaparız.

Eğer özendirici (parasal) tedbirler yeterince cazip olursa en çok 3-4 yıla
yayılacak bir süreçte tüm mübadele başarıyla tamamlanmış olur.

MÜBADELE ANLAŞMASI:

Bir mübadelede kimlerin, hangi kriterlere göre yer değiştireceği ilgili
ülkelerin arasındaki ikili anlaşmayla belirlenir. Bu anlaşma ilgili iki ülke
arasında yapılır. Anlaşma masasına oturmak için ilgili ülkelerden herhangi
birinin talepte bulunması yeterlidir. (Geçmişteki Türk-Rum mübadelesi için
ilk talepte bulunan taraf Yunanistan olmuştu!)

Göçle yer değiştirenlerin yerleştirilmesi, mağdur edilmemesi konuları ilgili
iki ülke arasındaki ikili anlaşmada madde madde “önceden” belirlenir.
Her iki ülkeden eşit sayıda üye bulunan “Mübadele Karma Komisyonu”
bu yer değişimine düzenleyici olarak eşlik eder, taşınmazların değer tespitlerini
yapar, malları tasfiye eder. Bu karma komisyona taraflar isterlerse (eğer
her iki tarafın da onayıyla anlaşmaya öyle bir madde koyulmuşlarsa) kendi
tercihlerine göre eşit sayıda başka ülkelerden gözlemci davet edebilirler.
Her ülke kendi gözlemcisi olarak kimi seçeceğine kendi karar verir. Örneğin
Kuzey Irak’taki kukla devlet, komisyona seçeceği iki gözlemci olarak 1 tane
ABD’den ve 1 tane Yunanistan’dan seçerse, Türkiye de Azerbaycan ve
Çin’den 1’er gözlemci davet ederek buna cevap vererek dengeyi sağlayabilir.

Mübadele Anlaşmasına örnek olarak 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus
Mübadelesi Anlaşması şu adreste incelenebilir:

http://tr.wikisource.org/wiki/1923_T%C3… Fmas%C4%B1

TEŞVİK EDİCİ UNSURLAR:

-Kuzey Irakta zaten fiilen kurulmuş olan kukla aşiret devleti bu mübadele
sayesinde dolaylı olarak tanınmış olacağını düşüneceği için, ayrıca kendi
Kürt nüfusu artacağı için, üstelik gözünde çapak olarak gördüğü
Türkmen’lerden kurtulacağı için, bu mübadele anlaşması kukla devletin
de işine gelir ve nüfus değişimine teşvik edici katkıda bulunmaktan
çekinmez.

-Ayrıca hapisteki PKK’lılar da postalanacağından, bu onlar
için “özgürlük” anlamına geleceği için bu mübadele PKK’nın da işine gelir.

-Kuzey Irak’ta petrol bulunması, gidecek Kürtlerin bundan kendilerine de
pay çıkacağını düşünecekleri için güven verici ve teşvik edicidir.

-Gideceklere SSK’ya ödemiş oldukları primlerin toplu iadesi, ayrıca T.C.’ne
son yıl içerisinde ödemiş oldukları vergilerin (eğer ödemişlerse!!!) iadesi de
toplu para olarak teşvik edicidir.

-Ayrıca gerekli ve uygun görülürse gidenlere 1 defalık bir gidiş yardımı
ödemesi de yapılabilir. Bu da teşvik edici olur.

KRİTERLER ve KRİTERLERİN BELİRLENMESİ:

Yer değiştirmesine karar verilenlerin ben gitmeyeceğim deme gibi bir
lüksleri yoktur. Kuralları TBMM belirler ve YASA HÜKMÜNDEDİR.

Gideceklerin hangi kriterlere göre belirleneceğine TBMM kuracağı
komisyonlarda çeşitli ilgili kurumlardan görüş alarak karar verir ve
TBMM onayıyla bu kararlar yasalaşır. İlgili yönetmelikler hazırlanır ve
ilgili kurumlarca uygulanır.

Ben, bu konuya çeşitli sitelerdeki yorumdaşlardan gelen çeşitli görüş
ve önerileri derleyerek bu kriterlerin neler olabileceğine şimdiden biraz
kafa yordum 🙂

(Not: Burada yazdığım her şey tartışmaya açıktır, her arkadaşım
kendi düşüncesine göre yorumlarıyla katkıda bulunabilir, eklemeler
veya çıkartmalar yapılabilir.)

A) ZORUNLU GİDECEK OLANLAR:

1) BDP’nin kayıtlı tüm üyeleri
2) Geçmişte PKK’ya yardım ve yataklık yapmış olan kim varsa
3) Yüz kızartıcı suçlardan hükümlü ve sabıkalı olan bütün Kürtler
4) 1. 2. ve 3. maddede sayılan kişilerin tüm akrabaları
5) Çocuk sayısı 2’nin üzerinde olan Kürtler
6) Yeterli Türkçe bilmeyen Kürtler

B) İSTEĞE BAĞLI “TERCİH HAKKI” KULLANABİLECEK KÜRTLER:

1) Geçmiş son 3 senede Türkiye Cumhuriyetine en az ülke ortalaması
kadar vergi ödemiş olanlar.
2) “Üretime yönelik” işyeri sahipleri (cep telefoncular filan değil!)
3) En az lise mezunu olanlar
4) Kamuda ve Sağlık sektöründe çalışanlar…
5) Bir Türk’le evli olanlar

IRAK’TAN TÜRKİYE’YE GELECEK OLAN TÜRKLER:

– Ben Türk’üm diyen herkes

YERLEŞTİRME (İSKÂN)

Gelecek Türkmen sayısı gidecek Kürt sayısından orantısal olarak daha az
olacağından gelenlerin boşalan Kürt evlerine yerleştirilmeleri sırasında bir
konut açığı vb darboğaz yaşanmaz.

Kuzey Irakta oluşacak konut açığına önlem olarak ise Türkiye orada toplu
konut inşasını üstlenebilir. Buradan oluşacak maliyet Irak’a ödenecek
tazminat miktarından düşülür.

Gidenlerin ve gelenlerin yeni yurtlarına uyum sürecini atlatınca kadar
geçici bir süre sosyal yardım almaları doğaldır. Bunun koşulları iki ülke
arasında yapılacak anlaşmalarla belirlenir ve bu paralar diğer ülkeye
ödenecek tazminattan düşülür.

MÜBADELE SÜRECİNDE KIŞKIRTMA VE TERÖRİST
FAALİYETE KARŞI ÖNLEMLER:

Önceki yorumlarımda da vurguladığım gibi teşvik edici parasal önlemler
yeterince cazip olursa Kürtler de bu değişime gönüllü olacağından
herhangi bir kışkırtma ve kalkışma yaşanacağını sanmıyorum. Yine de
mübadele sürecinde iç veya dış kışkırtmaların olması durumunda ise
her devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti de kendi devlet otoritesini
sağlamak ve tüm toplumun mal ve can güvenliğini korumak için, mübadele
süreci başarıyla sonuçlanıncaya kadar Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde
gerekirse Olağanüstü Hal ilanı, hatta gerekirse Askerî Sıkıyönetim
uygulamasına başvurabilir ki bu bir Devlet’in hem görevi, hem de bu
durumda en doğal yaklaşımıdır.

MALİYET:

Bu hesapça yaklaşık 4-6 milyon Kürt Kuzey Irak’a giderken karşılığında
2-3 milyon Türk de Türkiye’ye gelecektir. (Yani 1 Türk, 2 Kürde bedel 🙂

Bu durumda gidecek Kürt sayısı, gelecek Türk sayısından fazla olduğundan
kalan malların değerinin eşitlenmesi için Türkiye’nin karşı tarafa biraz daha
fazla maddi tazminat ödemesi gerekecektir. Kabaca tahmini rakamın 7-10
milyar TL civarında olacağını sanıyorum.

(Ulus Devlet olmanın değeri paha biçilemez, geri kalan her şey için
bonuskart 😉

Son olarak,
SÖZLÜKTEN BULDUĞUM İLGİNÇ BİR SAPTAMA:

(Mübadele)
Bu gün olursa mübadele Mersin’den Kürtler gitmek zorunda kalacaktır.
Eğer 10 ya da 15 yıl sonra olursa Türkler Mersin’den ayrılmak zorunda
kalacaktır
!”

Saygılarımla,
A.Tamtürk

 
 
 
 
A.Tamtürk
15 Kas 2011, 20:19 
Önceki yorumumu şöyle bitirmiştim:
SÖZLÜKTEN BULDUĞUM İLGİNÇ BİR SAPTAMA

(Mübadele)
“Bu gün olursa mübadele Mersin’den Kürtler gitmek zorunda kalacaktır.
Eğer 10 ya da 15 yıl sonra olursa Türkler Mersin’den ayrılmak zorunda
kalacaktır!”
Duydum ki hükümet Van halkını Mersin’e yerleştirmeye başlamış..
Bu durumda sanırım Hükümet 2. şıkka oynuyor 🙂
İstemiyabgu
15 Kas 2011, 20:35
Bu Van depremi en çok Emperyalistlerin işine yaradı. Depremi bahane eden % 95′ i BDP’ li, PKK’ lı olan Vanlı Kürtler Batıya göç etmeye başlamış. Mersini iyice Kürtleştirmeye ve hayali Kürdistanlarına bir şehir daha katmaya kararlılar anlaşılan. Yaşadığım şehir olan Antalyayada göç etmeye başlamışlar. Zaten tatil Beldelerinde bunların kalabalıklarından geçilmiyordu, şimdi daha kalabalık olacaklar. Allah bu Devlete akıl fikir versin. Biz Batıdaki PKK kolonilerini nasıl geri göndeririz diye düşünürken adamlar PKK’ lıları iyice içimize kadar yerleştiriyor.
Fatken
22 Arl 2011, 00:36
Kişisel düşünceme göre gerçekten sahici bir Kürt meselesi yoktur. Gerçek mesele Yahudi’lerin gerçek Tevratla alakası olmayan hahamların ortak uydurması olan sahtesine göre arz-mevud yani BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) Fırat nehrinden Nil’e kadar olan toprakları Allah Hz İbrahime vermiştir bu vaadi gerçekleştirmek ve nehir kıyısında yetiştirdikleri ağacın meyvesini yediklerinde cennet’e ulaşmış olacaklar inanışlarına göre fakat unuttukları bir şey var o da şu
Arap’lar ve Yahudi’ler aynı Sami Irkından ve Hz. İbrahim’in torunlarıdır yani miras ortaktır işte bu bölgeyi ele geçirmek isteyen ABD(kurucuları ve şimdiki bütün yönetim gurubu yahudidir) ve İsrail ve onların mason köpekleri Fransa,İngiltere ve diğerleri Kürt’leri bağımsız devlet hayaliyle kandırmakta ve her türlü yardımı vermektedirler bütün Kürt kardeşlerimiz değil fakat belli bir kesim bunlar tarafından kandırılmıştır meseleyi bitirmek istiyorsak içerdeki mason işbirlikçi köleleri,ABD’deki siyonistleri ve İsrail’deki azılı itleri cansız yere sermeniz şarttır.
_turbo_
22 Arl 2011, 10:11
Bu isin Tevratla falan ilgisi yoktur Israil devleti dindar degildir devlet cikarlarina dini alet etmektedir. Gercek dindar Yahudiler Ortodoks Yahudi olarak adlandiriliyor ve Israilde askerlik dahi yapmiyorlar ve devlette onlari zorlamiyor.
AOG
22 Arl 2011, 11:42
Çözüm
1- Türkiyenin demokratikleşmesi
2- Kemalizm ideolojisinden uzaklaşması
3- Vatandaş odaklı anayasa yapması
4- Yargı reformun gerçekleştirmesi
5- Seçim barajını %5 indirmesi
6- Devletin hışımına uğrayanlardan özür dilenmesiSorunumuz Kürtlerle alakası yoktur. Kendimizle alakalıdır.
A.Tamtürk
06 Oca 2012, 03:35
 
Sn AOG,1’den 6’ya kadar saydığınız maddelerin tamamı şu anda Türkiye’de zaten mevcut 1- Türkiye’nin demokratikleşmesi
Türkiye Demokratik olmasa Kürt ırkçısı BDP TBMM’ne giremezdi.

2- Kemalizm ideolojisinden uzaklaşması
AKP’nin Kemalist olduğuna kargalar bile güler.

3- Vatandaş odaklı anayasa yapması
Dünyanın tüm “Cumhuriyet” Anayasaları Vatandaş odaklıdır.
(Yoksa Kürt odaklı olsun mu demek istiyorsunuz?)

4- Yargı reformun gerçekleştirmesi
AKP yargıyı hallaç pamuğu gibi attı zaten. Daha ne reformu?

5- Seçim barajını %5 indirmesi
Kürt partisi BDP’nin şu anda zaten %5 barajı varmış kadar Milletvekilleri var.

6- Devletin hışımına uğrayanlardan özür dilenmesi
Devletin Kürt açılımı diye diye Habur’da bir el ayak öpmediği kaldı. Daha ne istiyorsunuz?
İsteyin verelim! Toprak?? Bağımsız Kürdistan?? İsteyenin bi yüzü kara..

ve..

Sorunumuz Kürtler’le alakası yoktur. Kendimizle alakalıdır. ..demişsiniz

Biz de diyoruz ki;

Çözüm:
Kürtlerin “Sorunumuzun Türklerle alakası yoktur. Kendimizle alakalıdır” demesidir.

Eğer bunu diyemiyorlarsa (ki demiyorlar!)

O zaman çözüm:

Kürtlerin Anayurtları olan Kuzey Irak’ta yaşamalarıdır.

Bunun yöntemi ise MÜBADELEDİR.

Kuzey Irak’ta mutsuz olan Türkmenler Anayurtları olan Türkiye’lerine gelir,
Türkiye’de mutsuz olan Kürtler Anayurtları olan Kürdistan’larına gider.

Birbirimizin gırtlağına sarılmanın anlamı yok,

Dağ peygambere gelmiyorsa peygamber dağa gider!Bu kadar basit!
 

Misafir – BATU

2013-04-17

A.Tamtürk ;ne güzel yazmışsın zevkle okudum .//Hayaldi Gerçek oldu .//dermiyiz birgün birileri gibi..

Misafir – araztürk

2013-04-17

Tamtürk ile esasen aynı görüşteyiz. Ben zorla mübadele yerine tüm kürtlerin vatandaşlıktan çıkarılmasını ırak Türkmenlerinin de vatandalığa alınmasını doğru buluyorum. Zaman içinde mübadele kendiliğinden ve istek ile olur. kürtler mallarını satar ve kimliklerini yaşayacakları kuzey ıraka göç ederler. Bugünkü durumda asıl tehlike meclisin hiç de hak etmedikleri bir şekilde kürtleşmesi, her partiden kürtler meclise giriyor. Atilla Kart’ın CHP de bakan Çağlayanın akp de kürt olduğunu kim biliyordu. Türkler bilmediklerinden olsa gerek hep gayrı Türkleri seçiyorlar, sonra da yandım diyorlar. kürtler ayağımıza ayak bağı oluyor, bu ağırlık yüzünden ne uçabiliyoruz ne de yüzebiliyoruz. Bıktım artık kürtçülük sohbetlerinden, bu yüzden Türk dünyası, gelişen ve zenginleşen, zengin bir Türk kültürüne sahip soydaş devletler Türkiyenin gündeminde hiç yer almıyor. Artık kürtlerden kurtulmak gerek, Türkler güneydoğuda GAP ı yaptı, kürtler karşılığnda isyan terörü ürettiler. Hakkari de Tunceli de sapına kadar Türktür, tapu sicilinde Türk yazar. Millet bölünmüştür, yurt ise bölünmez bir bütündür. Anayasayı kürt terörü için değiştirmek yerine, anayasaya uygun düşünelim. Türklüğü ret eden kürtleri vatandaşlıktan çıkaralım. Böylece akp den de kurtulmuş oluruz.

 

Misafir – ULUSAL

12013-04-17

Mübadeleyi destekliyorum.Çevremde Türk görmek istiyorum. Olmayacak şey değil,olabilir ve sonunda büyük bir ihtimalle olacak.Batı şehirlerini canlarının istediği gibi kullanarak,rezil ettiler.Kimse onlara bir şey demedi.Bütün sahil kasabalarını yurt edindiler,bütün sektörlerde yer aldılar yetmedi.Ülkenin tamamını istiyorlar.Bu iş çok uzadı.Bir an önce mübadele yapılmalı ve memleketim bu beladan kurtulmalı.

 

Misafir – araztürk

2013-04-17

A. Tamtürk yorumdaşım, mübadele/vatandaşlıktan çıkarma konularında düşünmeye devam edelim. Eklemek istediklerim, 1) Alevi zaza ve kürtleri mübadele kapsamı dışında tutmak gerek. Dil ve kültür farklılıkları yanında alevi Türkmen kültürüne yakın olduklarından, nusayri olan arap alevileri ile ilgisi bulunmadığından, bunlar Türklük içinde yaşabilirler ve bütünleşebilirler. Bunlar mübadele kapsamında gitmiş olsalar, şafi kırmançiler (barzani kitlesi) bunları keser. 2) Bu düşüncenin hayata geçmesi yolunda en önemli katkı Türkiyenin kuzey ıraktaki kürdistanı bağımsız bir devlet olarak tanıma ve sınırlarını koruma garantisi karşılığında Türkiyedeki kırmançilerin mübadele/vatandaşlıktan çıkarılması olacaktır. Bunu amerika da destekleyecektir, çünkü fiillen bağımsız olan kürdistanı kimseye tanıtmayı kabul ettirememektedir. Suriye-ırak-iranın tanıması mümkün değil. Bunu barzani de takla atarak kabul eder, bizim de işimize gelir çünkü barzanistan/kürdistan Türkçe konuşan hatta kürtçe bilmeyen kürtlerin etkisinde Türkiyenin dışında bir peyki olacak, Türkiye sayesinde yaşayabilecek, böylece kürtler Türkiye sınırları dışında yaşama şansı olan bir milli devlete ilk kez sahip olabileceklerdir. Sınırlarımız dışında ne yaparlarsa yapsınlar.

 

Yorumların devamı şu sitelerde görülebilir:
GavurEGE
Siyasi Forum
Kalemler ve Kılıçlar
Toplumsal Bilinç
Güncel Meydan

A. Tamtürk

Eğer Toroslar'da hâlâ dumanı tüten bir Yörük çadırı varsa, biliniz ki tüm ümitler henüz tükenmemiş demektir!

This Post Has 3 Comments

  1. 06 anka

    Değerli A.Tamtürk veya sitedeki dostların deyişiyle Tamkurt,NEREDESİNİZ?Gözlerimiz yollarda kaldı!

    1. fatma gurman

      silivri olaylarından sonra hiç uğramıyor…merak ediyoruz ama öğrenme şansımız yok kendisi haber etmezse…umarım kötü şeyler gelmemiştir başına…

  2. TCKergin

    Yaklaşık üç yıldır süren bu ilginç tartışma konusunda, neden bu kadar geç kalıp görüşümü okur arkadaşlarıma yansıtmadığımı, ben de bilmiyorum. Kısaca: Tamtürk’e canı gönülden katılıyorum. Kürt sorununun tek çözüm yolu budur. Biz ve Kürt dostlarımız bunu kolaylıkla kabul ederiz. Ama Ameriga ve İsrail kabul etmez. Bizim bu iki yamyamı razı etmemiz gerekiyor. Tamtürk ve yorumcu arkadaşlara saygılarımla…

Yoruma kapalı.