Suriye’den ağır ‘bedel’ uyarısı!..

Suriye’den ağır ‘bedel’ uyarısı!..

mfarac

Dün Suriye’nin, 1946’da Fransa’dan bağımsızlığını ilan etmesinin yıl dönümüydü… Beşar Esad ülkesinde kutlanan Cela (Bağımsızlık) Bayramı dolayısıyla hükümete ait El-İhbariyye televizyonuna çok önemli uyarılar içeren bir demeç vermişti.
Batı’nın Suriye’deki tavrının, ABD’nin bir dönem Afganistan’da El Kaide’yi desteklemesine benzediğine dikkat çeken Esad’ın şu sözleri, yalnızca işgalci emperyalistleri değil, Türkiye’yi de tehdit eden tehlikeye dikkat çekiyordu: “Batı, Afganistan’da El Kaide’yi desteklemenin bedelini ağır ödedi. Bugün aynı şeyi Suriye, Libya ve diğer yerlerde yapıyorlar. Bunun bedelini Avrupa’nın ve ABD’nin tam da kalbinde ağır ödeyecekler.”
Esad; belli ki “bedel” derken, 11 Eylül 2001’de, 3 binden fazla insanın öldüğü ABD’deki İkiz Kuleler saldırısına dikkat çekmişti… O saldırıyı da El Kaide yapmıştı…
Nedense benim de aklıma, 15-20 Kasım 2003’te, El Kaide’nin 60’tan fazla yurttaşın ölümüne, 700 kişinin de yaralanmasına yol açan İstanbul’daki saldırıları geldi!.. Kimse HSBC, İngiltere Büyükelçiliği ile sinagoglara yönelik saldırıları unutmadı!..
El Kaideciler’in Suriye’de rejimi yıkma çabalarını destekleyen Türkiye, teröre göz yumulmasının “bedel”ini peşin ödemişti ama anlaşılan 10 yıl sonra bile ders çıkartılmamış!..

Hayal ve denge!..

Sezgin Tanrıkulu’nun en yakını olan CHP yöneticilerinden Gülseren Onanç, partisinden istifa edince bir televizyon kanalına asıl misyonunu da itiraf etmiş!..
Çünkü Onanç, CHP’yi “değiştirmek amacıyla” partiye geldiklerini, ancak bunu gerçekleştiremediklerini belirterek, “Siyasetçinin hayalleri olmalı” demiş!..
İnsanın hayallerinin olması güzel de; cumhuriyetin kâbus yaşadığı şu dönemde; toplumun Atatürk’e, laikliğe, cumhuriyete, ulusal bütünlüğe sahip çıkacak “gerçek CHP”lilere de ihtiyacı var…
Diyeceksiniz ki, var da ne oluyor?.. Baksanıza; Wikileaks belgelerinde “Gölge CIA” olarak bilinen “Stratfor”la ilişkisi deşifre olan Tanrıkulu’na “CIA ajanı” dediği iddiasıyla, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, acelece disipline sevk edilmiş!.. Ne ilginçtir ki, Onanç’ın istifasının hemen ardından!..  CHP kulislerinde konuşulan şu; “Yönetim, parti içindeki tarafları cezalandırma konusunda “dengeli” davranma uğruna bunu yaptıysa, Yılmaz gibiler parti tabanında kahraman olacaktır…”

CHP’den ‘Koç’ darbesi!..

Dün bu köşede; Baskın Oran gibi AKP işbirlikçileriyle, Öcalan ve BDP’lilerin, CHP’yi “yeni anayasa” uğruna dizayn etme çabalarına dikkat çekmiştik ya, CHP Sözcüsü Haluk Koç şu yanıtı vermiş:
“CHP’lilerin bugünkü Damat Ferit fotokopilerinden de Ali Kemal benzeri muharrirlerden de alacakları ders yoktur?”
Koç’un önceki gün düzenlediği basın toplantısı yandaş medyanın işine gelmediği için kamuoyu yeterince duyamadı. Oysa o toplantıda AKP ile PKK arasındaki yakınlaşmaya dikkat çeken çok önemli satırlar da vardı. Koç’un darbelerinden ilk nasibini alan AKP’ydi:
“Başbakanın görüşmeleri hangi strateji ile yürüttüğü şeffaf değil. Ama yol arkadaşı olarak seçtiği PKK’nın nihai hedefi belli. Masada Anayasa pazarlığı dışında, terör tehdidi altında bir şantaj var. PKK da, ‘Benim istediğim noktaya kanlı mı, kansız mı geleceğiz’ tehdidinde.”
Koç’un CHP’yi “açılım” safına çağıran BDP’ye yanıtı da çok sertti… Bakınız nelere dikkat çekmişti:
“BDP şu anda İmralı-Kandil arasında kuryelik yapmaktan başka bir işe yaramıyor. CHP ile ilgili fikir yürüteceklerine kuryelik görevini yapsınlar.”
CHP içinden birileri, ana muhalefeti BDP politikalarına çekmeye çabalarken, Koç, hem AKP- BDP safına yanıt vermiş hem de ana muhalefetin “açılım”daki derin sessizliğini kırmaya çalışmış…

Dolaşanlar, uyuyanlar!..

Hep söylerim ya; toplumun dilinden düşmeyen üç sorunun yanıtı ülkenin gidişatını belirliyor:
“Memleket nereye gidiyor”,  “Ne olacak bu muhalefetin hali” ve “AKP nasıl bu kadar oy alabiliyor?..”
Yoksullaştır-köleleştir zihniyeti egemen olduğu sürece birinci sorunun yanıtı pek değişmeyecek!.. İkinci sorunun yanıtı ne yazık ki kangren!.. Peki üçüncü soru?..
Bu sorunun yanıtını AKP’nin İstanbul’daki oy oranlarıyla ilgili medyaya yansıyan bir haberde gördüm. Ben kimi anketçilerin nasıl işbirlikçi ve çanakçı olduğunu ve duygusallığa göre bayrak çıkardığını bildiğim için anketlere fazla inanmıyorum!…
Ama Başbakan’a çalışmalarını anlatan AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu “üçüncü” sorunun yanıtını net olarak vermiş:
“İstanbul’da 1 milyon 800 bin üyemiz var. 1 milyon 272 üye evlerinde ziyaret edildi. 160 bini ziyaret sırasında evlerinde yoktu. 270 bin üyenin ikametini değiştirdiğini tespit ettik. 4 bin üyenin de vefat ettiğini öğrendik.”
Üç sorunun ortak yanıtı ise; ölülerini bile sayan siyaset ile yandaşlarına düşmanlık eden siyaset arasında gizli!..
Rakı masalarını ev gezmelerine tercih eden muhalefet birbirini yemekten vazgeçip en azından milyonları meydanlara toplayan TGB’den ders alsa ya?.. Nerdeeee?..

Silueti AKP bozdu!..

Siyasi makamlar ağlama duvarı değildir… Başbakanın da elinde bu kadar yetki varken ağlamasına, sitem etmesine hakkı yoktur…
Erdoğan’ın, Zeytinburnu’nda yükselen ve İstanbul’un tarihi yarımadasının (Sultanahmet) siluetini bozan 3 gökdelenle ilgili sözleri sanırım herkesi öfkelendirmiştir!..
Tartışma konusu olan binaların sahibine “binaları tıraşlayın” ricasında bulunduğunu belirten Erdoğan, “Yapacaklarını bekliyordum, ama baktım ki hiçbir şey yapmadılar. O nedenle çok kırıldım. Şimdi o insanla konuşmuyorum” demiş.
Peki, sitem eden Erdoğan’a sormak lazım; İstanbul Büyükşehir Belediyesi AKP’li değil mi?.. Buraya inşaat izni veren Zeytinburnu Belediyesi AKP’li değil mi?.. Şehircilik Bakanı AKP’de değil mi?..
İstanbul 4 dönemdir Milli Görüş zihniyetince yönetilmiyor mu?.. İstanbul özellikle son 10 yılda beton cehennemine dönmedi mi?.. Boğaz Köprüsü’nün girişinde yapılan devasa binalarda bile kaçak bölümler halkın dilinde değil mi?..
Peki, şimdi söyler misiniz; İstanbul’un siluetini müteahhitler mi bozuyor AKP’nin siyasetçileri mi?..

Esrarengiz dinleme!..

Emniyet İstihbarat Dairesi’nin eski başkanı Emin Arslan da TBMM’deki “Telekulak Komisyonu”na ifade vermiş. Arslan, Türkiye’de dinlemelerin ancak devlet olanaklarıyla gerçekleşebileceğini belirtirken, MHP’lilerle Deniz Baykal’a yönelik kaset tezgahına da vurgu yapmış!..
Arslan’ın uzun anlatımının içinde bir nokta çok dikkat çekiciydi!.. Dinleme yapan merkezlerin cihazlarının örtülü ödenekten alındığını belirten Arslan; komisyon üyelerinin, hiç bir kurumun kabul etmediği “11 esrarengiz dinleme aracı”yla ilgili sorusuna da şu yanıtı vermiş:
“Bu araçlar genellikle Alman Radon Schwartz firmasından ithal edilir. Bazı büyükşehir belediye başkanlarının bile bu cihazı yıllardır kullandığını herkes biliyor.” Komisyon üyeleri “Kim bu belediye başkanı” diye sordular mı acaba?..  Değil mi yani; bir belediye başkanı dinleme aracıyla ne yapar ki, “sular akıyor mu acaba” diye boruları mı dinler?..

Mehmet Faraç – Aydınlık

19 Nisan 2013

This Post Has 4 Comments

  1. Gazi

    VOLTAIR AĞI TANIKLIK EDİYOR: SURİYE BATI İSTİLASINA KARŞI DURUYOR.

    Günde bir milyondan fazla insanın giriş yaptığı, dünyanın en büyük küresellik karşıtı Internet sitelerinden biri Voltaire Ağı’nın kurucusu, New-York’taki ikiz binaların imha edilmesi senaryosunu ortaya çıkaran yazar Thierry Meyysan ,bilinen bir kişilik.

    Suriye’de yaşayan bu gazeteci, Rusya’nın Sesi’ne Şam’da meydana gelen olayların gizli yanlarını açıkladı. Meyssan şöyle konuştu:

    Batılılar bu Suriye anlaşmazlığını aşırı derecede kişiselleştirdiler. Fransa Dışişleri Bakanı artık ‘Suriye Devlet Başkanı’ ya da Başar Al-Esad’ isimlerini kullanmıyor. Bağımsız bir devletin başkanına ‘Başar’ diye hitap ediyor. Belki de bizim de Fransua Olland dememize gerek yok, Fransua desek de olur. Suriye hükümeti yabancı vahabilerin akınından aktif bir şekilde korunmaya çalışıyor. Son iki yıl içinde bunların Suriye topraklarındaki sayısı 200-250 bine çıkmıştır. Ancak Suriye güçlü bir devlettir ve direnmeye devam etmektedir. Bu bölgede güçlü devlet sayısı çok azdır. Bu nedenle de Suriye’yi yıkmak istiyorlar. Yabancı paralı askerlerin ve silahların Suriye’ye akışının önü alınabilse savaş bir ay içinde biter. Eğer bu olmazsa onlarca yıl da devam edebilir.

    Suriyeliler hiç de kendi hükümetlerine karşı değiller. Halkın yöneticilerini sevdiklerini söylemek istemiyorum, çünkü her ülkede memnun olmayanlar vardır. Şimdi ise insanlar Başar Esad hakkında ne düşünürlerse düşünsünler ülkelerini yabancı istilasına karşı koruduklarına inanıyorlar. Hainler ise her ülkede yeteri kadar mevcutlar.

    Rusya’nın Sesi:Pekala, Suriye’yi Libya ile karşılaştırısak ne dersiniz?

    Thierry Meyssan: Suriye’ye gelmeden önce Libya’ya gittim. Cemahiriye’nin mevcut olduğu son beş hafta içinde Libya hükümeti üyesi idim. Bu nedenle de konu hakkında gayet iyi bilgim var. Libya, arı nominal bir devlet idi. Muammer Kaddafi’nin ‘Yeşil Kitap’ta dile getirdiği iradesi böyle idi. Bu eseri 19. yy Fransız sosyalistlerinin ve diğer değişik düşünce akımlarının etkisi ile yazılmıştı. Aslında ise böylesi bir nominal devlet ancak barış zamanında mevcut olabilir, böyle bir devlet emperyalizm ile mücadele etme kabiliyetine sahip değildir.

    Bunun dışında savaş zamanında Kaddafi saldırganlar tarafından değişik kesimler ile görüşmeler yapmıştı. ABD, Fransa ve İsrail temsilcileri ile görüştüğünü çok iyi biliyoruz. İşte bu nedenle de Rusya ülkeye yardım edememişti. Rusya Federasyonu BM güvenlik Konseyi’nde şiddete karşı direnişin temellerini atmıştı, ancak güven vermeyen müttefikine önemli oranda destek verme durumunda değildi. İşte bu ne yazık ki Libya’nın bir devlet olarak yok oluş nedenini açıklıyor.

    Muammer Kaddafi kolonicilik ile mücadele eden büyük bir devlet adamı idi, ancak her türlü ciddi itifakın kurulamamasına neden olan karmaşık bir politika güdüyordu.

    Başar Al-Esad’a gelince, önümüzde tamamen değişik tipte bir lider olduğunu söyleyebilirim. Çok rasyonel biridir, harika bir soğukkanlılığa sahiptir, hareketleri hep planlıdır. Muhtemelen içgüdüye ihtiyacı vardır, ancak her halikarda bu durum için en uygun niteliklere sahip bir devlet adamıdır. Bu, doğru yerde duran doğru insandır. Bu devrimci ve demokratik bir liderdi ki hakkında anlatılanlarla çelişmektedir. Örneğin Hugo Chavez, politik ideal lider olarak Fidel’i anardı. Aslında davranış bakımından ona en yakın devlet adamı, Kastro’nun davasını devam ettiren kişi Başar Al-Esad’dır.

    Esad diktatörlüğü miras olarak almış, onlarca yıl içinde bunu adım adım değiştirmiştir. İnsanlara eğitim ve demokratik siteme geçiş aracı vermiştir. Her seferinde ileri dönük her adım atışında onu tehdit ettiler. Ülkesini yeniden yapılandırmasına engel olmak istediler. Savaşa rağmen Başar Al-Esad anayasal refomlara devam ediyor.

    Kaynak:Rusya’nın Sesi

  2. Dara Çolakoğlu

    Şimdiiii efeeem, ben politikacı değilim ( sümme haşa), fakat Onanç hanım doğru söylüyor: Politikacının hayalleri olmalı! Bendeniz politikacı olmadan da o hanım kadar hayalperestim. Benim naçizane hayalim de Papa’yı tavlayarak, Vatikan devletini yıkmak ve paralarını TC’ne transfer etmektir. Yönetimdekiler “hayallerime bile yaklaşamazlar” ( Bu lafı çirkinlik abidesi T. Özal’dan kopya çektim). Hadi bakalım.

  3. zalim

    anketler yalan. secim hileleri gercek.
    Muhalefetde bu sünepelik olduktan sonra rte daha cok magdura yatar.

  4. nhizal

    konuyla dolaylı olarak ilgili. barış(!) süreci başlayınca sınırlarda ihale edilen KALEKOLLARIN yapımına hız verilmiş.
    madem barış oluyor,madem kan duruyor o halde bu kadar müstahkem karakollara ne gerek var. yoksa oralar ilerde pkk lıların istihdam edileceği karakollar mı olacak. yapılan her yatırım onlar için,neden bunlarda olmasın ki?:)

Yoruma kapalı.