Sözün bittiği yerde devrim başlar

iozdogan

Tüm alçak,hain ve şereften yoksun zalim diktatörler halkını aldatarak ve dünyanın egemen emperyalistlerine onların çıkarları için çalışmak üzere iktidar olma karşılığında yönetimin başına gelmişlerdir.

Bu hain ve şerefsiz diktatörler,uzun yıllar boyunca sanki milletinin ”milli ve inançsal değerleri” uğrunda mücadele ettiklerini yurttaşların beyinlerine aldatmaca ile şırınga ederler; sonra da çok gizli bir şekilde emperyalist güçlerle anlaşma yaparak onların desteği ile iktidar olurlar ama çok sinsi bir yöntemle hala daha bu ”milli değerleri” yaşama geçirmek üzere savaş verdikleri algısını halkta oluşturmaya devam ederler.

Halbuki bu hainler tıpkı bir hayvan gibi emperyalistlere çoktan satılmışlardır, doymak bilmez bir ihtiras ile iktidar olma uğruna.

Satılmaları konusunda hayvanla arasında çok önemli bir ayırt vardır.

Hayvanı sahibi satar, karşılığında parasını alır ama bu alçak hain ve şerefsiz, alçakça milletinin tüm mal varlığı, somut ve soyut değerleri karşılığı kendini satar; küresel egemen çete devletlere.

”Hayat kadını’‘ şeref ve haysiyette milletine kalleşçe puştluk yapmış böyle bir alçak hainden hiçbir şekilde kıyas edilemeyecek derecede üstündür.

Çünkü ”hayat kadını” milletine asla ihanet etmemiştir, sadece rızkını kendi değerleriyle karşılama uğraşısındadır.

Alçak hain ise onlarca milyon bireylerden ve onların yaşadığı yüz binlerce kilometre kare toprağa, maddi ve manevi ”ulusal değerler”e puştça, kalleşçe ihanet ederek iktidar olmuş,uzun yıllar bunun devamını sağlamıştır.

Alçak şerefsiz bir hain milletinin bütün mal varlığını emperyalist çetelere satmıştır.

Öyle ki, topraklarını, apartmanlarını, arazilerini, fabrikalarını, derelerini,nehirlerini, maden yataklarını,bankalarını, ormanlarını, televizyon kanallarını, askeri üslerini, imanlarını vs. kendini iktidara getiren emperyalist çete devletlere satar kanı beş para etmez alçak millet haini, puşt ve kalleş diktatör başyönetici.

Hain ve alçak, eski delikli para ile kanı yüz para(iki buçuk kuruş) dahi etmeyen şerefsiz bir diktatör bozuntusu iktidarının devamı hususunda milletinin daha nelerini satar?

Bunların haricinde ‘’milli devlet’’e ait bütün değerleri satar.

Örneğin, milletinin ve devletinin tüm özgün adları ile bunlara ait sembolleri hiç çekinmeden değiştirmeye kalkışır.

Çünkü böyle şerefsiz  hain diktatör, tüm hain yöneticilerde olduğu gibi o kadar geri zekalı beyinsizdir ki, bunun hesabının çok ağır bir şekilde millet tarafından sorulacağını ve ayaklar altında ezilerek cezalandırılacağını asla hesap edemez.

Şerefsiz hain daha neler yapar?

Ülkeyi emperyalist çetelere söz verdiği şekilde federasyonlara bölmeye kalkışır; bu doğrultuda tam bir çaresizlik ve puştluk içerisinde terör örgütleri ile kanı bozukça işbirliği yapar.

Tüm bu ihanetleri milletine ve devletine karşı yapabilmek için yargıyı, orduyu, emniyeti hain arzuları doğrultusunda hakimiyeti altına alır.

Korkutmak için yargı mensuplarını hapislere tıktırır ve oraya buraya sürgüne gönderir.

Yine polisin yani emniyet görevlilerinin demokratik gösterileri halkı korkutma adına kanlı bir şekilde bastırması için onları hem onurlandırıcı sözlerle teşvik eder hem de parasal ve maddi olanaklarla mükafatlandırır.

Polisin demokratik halk gösterilerinde yaptığı kanlı cinayetlerin üstünü de örter şerefsiz hain diktatör bozuntusu bir alçak.

Tüm bu alçak ihanetlerin çok radikal bir şekilde önüne geçmesi gereken orduyu yıldırmak ve korkutmak için general, subay, astsubaylarını uydurma suçlarla işbirliği yaptığı küresel çetelerin destekleri ile zindana tıktırır; onlara en ağır cezaları verdirir.

Bunları alçak hain bir diktatör yapmaya zorunludur; yoksa çok sert olarak kestanesinin kanatılarak çizileceğini iyi bilir.

Ama hain geri zekalı diktatör eninde sonunda kestanesinin millet tarafından acı ve ıstırap verilerek çizileceğini bir türlü bilemez.

Tıpkı Romanya Devlet Başkanı Çavuşesku’nun kestanesinin çizilmesi gibi.

Tıpkı Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in kestanesinin çizilmesi gibi.

Tıpkı Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin kestanesinin çizilmesi gibi.

Tıpkı Filipinler Devlet Başkanı Marcos’un kestanesinin çizilmesi gibi.

Tıpkı İran Şahı Pehlevi’nin kestanesinin çizilmesi gibi.

Alçak hain diktatör, demokratik bir yönetimde öyle önlemler alır ki, insanın kanını dondurur.

Çünkü bu tür eylemler mutlakıyet yönetimlerinde bile olmaz.

Örneğin, standart bir demokraside olması gereken tüm demokratik gösteri, yürüyüş ve toplanma haklarını kanunsuz bir şekilde polis zorbalığı ile aynı zamanda anayasayı ihlal ederek haksız olarak edindiği parlamenter çoğunluğuna dayanarak çıkardığı antidemokratik yasalarla önlemeye çalışır.

Örneğin, yargıya gerek görmeden eylem yapma ve yaptırma olasılığı bulunan kişileri polis tarafından gözetim altında bulundurma yetkisi verir ki,böyle bir şeyi kral dahi yapamaz; milletten çekineceği için.

Şu husus herkes tarafından çok iyi bilinmeli ki, dünyanın her ülkesinde polise ne kadar çok yetki verirsen, polis daha çok sertleşerek yasaların dışına çıkar.

Çünkü yargının altında bulunan polis bu kompleksle gücü ve güç kullanmayı çok sever.

Tüm bunları kanı bozuk bir hain neden yapar?

Ve neden bir panik halinde yasa ve kural dinlemeden bunları yapar?

Yani neden daha fazla çalar çırpar, polis marifetiyle yurttaşlarını yaralar ve öldürür?

Çünkü artık yolun sonuna geldiğinin ayırdındadır.

Son bir can havliyle kurtulma ümidini taşımaktadır.

O nedenle amiyane tabirle ‘’ya herro ya merro’’ diyerek şiddet ve demokrasi karşıtlığı faşistliğin, yasaları en azılı şekilde çiğnemenin her türlüsünü yapar.

Çünkü bir vatan ve millet haini alçak şunun hesabını çok iyi yapar ki, geldiğim bu nokta itibari ile yaptıklarıma pişman olup yurttaşlarımdan af dilesem de beni asla bağışlamayacaklardır.

Millet, kendisini alçakça ve puştça yaptığı hainliklerden dolayı ayaklarının altında ezeceklerini  çok iyi bilmektedir.

Bu nedenle, hain diğer yolu dener ve yurtsever yurttaşlarına karşı şiddet ve antidemokratik uygulamalara başvurur.

Peki tüm bunlar, kanı iki buçuk kuruş dahi etmez bir alçak vatan ve millet hainini kurtarır mı?

Asla kurtaramaz; bu durum ‘’devrim sosyolojisi’’ne aykırıdır.

Çünkü alçak hain bir diktatörün tüm ihanet uygulamaları devrimin bütün koşullarını net bir şekilde hazırlamıştır.

Bu noktadan sonra geri dönüş olanaksız bir hale gelmiştir.

Bendin önüne yığılan su gibi.

Malum, biriken su biraz sonra bendi yıkar; o biriken suyu tersine akıtıp geri götüremezsiniz.

Bendi yıkacaktır, kaynayan bir devinim halindedir.

Hain alçak diktatöre yurtsever demokrat yurttaşlar tarafından söylenen yasal sözler, demokratik davranışlar, yasal hak talepleri, devletin ceberrut şiddeti kullanılarak geri çevrilmiştir; yasalar ve anayasa çiğnenmiştir, devletin silahları ile yasal haklarını isteyen vatandaşlar yaralanmış ve öldürülmüştür.

Artık söz bitmiştir, yasalar rafa kaldırılmıştır, demokratik haklar fiili olara yok edilmiştir; vatandaş canından bezmiştir, böyle yaşamaktansa ölüm daha şirindir onun için.

Ve devrimin koşulları tamamlanmıştır.

Sadece bir kıvılcım her şeyi başlatmaya yetecektir; devrim için.

Yani bir daha yinelersek ‘’Sözün bittiği yerde devrim başlar’’ hiç şüphesiz.

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

This Post Has One Comment

  1. zalim

    Sn. ÖZDOĞAN; Saniyorum ben bu p.stu bir yerden taniyorum 🙂 Ayrica bunca kötülügü yapan, bu alcak hain’in sadece kendi kestanesini degil, 7 sülalesinin kestanesini cizmek sart olmusur.

Yoruma kapalı.