İktidar, Anayasa Mahkemesi’nden korkuyor mu?..

İktidar, Anayasa Mahkemesi’nden korkuyor mu?..

Saray iktidarı ve küçük ortakları HDP’nin üzerinde tepiniyor… “Kapatılsın” dillerinden düşmüyor. Ancak ortada en ufak bir icraat yok!..

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaklaşık 1 buçuk ay önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na HDP’ye kapatma davası  açması için çağrıda bulunmuştu. Sarayın yandaş kalemleri bu çağrıyı allayıp pullayıp her türlü hukuki hazırlığında tamam olduğunu yazıp MHP’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na 1 aylık  süre verdiğini iddia etmişlerdi. Herhalde bunları yazdıranlar, söz konusu yazarlara yalan söylememişlerdir. Ne oldu?.. 1 aydan fazla bir süre geçti… Hâlâ “kapatılsın” demekten öteye geçemiyorlar. Siyasi Partiler Yasası’nın 100’ncü maddesi de gayet açık. AKP ve MHP’nin bu maddeye dayanarak kapatma davası açılmasını istemeye hakkı var.

★★★

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, bir televizyon kanalında, Anayasal koşulların oluşması durumunda kapatma kararı verileceğini söyleyerek, “Anayasa Mahkemesi kararı verecek. Tutum dikte edemem” dedi.

★★★

Soru çok net;

Ellerinde her türlü yasal imkan varken ne bekleniyor o zaman?..

Soruyu deneyimli hukukçu, Yargıtay eski Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na sordum. Karşı soru ile cevap vererek sözlerine başladı;

AKP ve MHP, kapatma davası ile gerçekten demokrasi ve Anayasa’nın korunmasını mı, yoksa iktidar ve ittifaklarının korunmasını mı amaçlıyor?..”

Ömer Faruk Eminağaoğlu, daha önceki bir söyleşimizde yer verdiğimiz durumu hatırlatarak devam etti;

“2010 Anayasa değişikliği sonrasında yeniden yapılandırılan Anayasa Mahkemesi, SPY’nin 108’nci maddesini iptal etti. Böylece kapatma davası sırasında, bu davaya muhatap olan parti, genel kurulunu toplayıp kendi hakkında bir kapanma kararı alınca, davanın düşmesini engelleyen hüküm kalmadı. Kapatılan partiler tekrar kurulamazken, kendi kapanan partiler tekrar kurulabildiği için, kapanma davaları fiilen ve hukuken 2010 yılından bu yana sonuç doğurmayan davalar haline geldi.

AKP, 2010 yılından sonra ortaya çıkan bu boşluk karşısında, bugüne kadar bu durumu gözeterek bir düzenleme yapmadı.

Düzenleme yapmaması, sonrasında çözüm sürecinin başlatılması ve bu süreç içinde olan partilerin (AKP-BDP/HDP) böyle bir davaya muhatap kalmaması için işine de geldi.

2010 yılından sonra bir kapatma davası açılmadığı için, kapatma davaları açılsa bir hukuksal sonuç doğar mı doğmaz mı konusu tartışılmadı. AYM’nin bu davalarla ilgili iptal kararı DEHAP kapatma davası sırasında verildiği, DEHAP’ta o sırada kendi hakkında kapanma kararı almış ve faal olmadığı için, bu iptal kararı ve sonrasında verilen düşme kararının sonuçları üzerinde fazla bir tartışma yaşanmadı.”

★★★

Bu noktadan sonra Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun söylediklerinin altını kırmızı kalemle çizerek okuyun;

Kapatma davasına bakmakla AYM görevli. AYM 15 üyeden oluşuyor. Şu an 8 üye Erdoğan döneminde, 7 üye Abdullah Gül döneminde seçilmiş durumda.

Kapatma kararı için 2001 Anayasa değişikliği nedeniyle 2/3 oy çokluğu yani 10 oy gerekiyor.

Belli kararlarda AYM’nin Gül/Erdoğan dönemlerinde seçilen üyelerin neredeyse blok ya da bloka yakın oy kullandığı gözlerden kaçmıyor.

Bir kapatma davası açılsa ve 10 oy çıkmazsa, kapatma davası açılması için başvuru yapan parti bunu güç kaybı olarak görüp HDP’yi artık tartışamaz olarak görüp bekliyor. Ya da mevzuat nedeniyle kapatılmazsa (SPY md 108+yeni düzenleme yapılmaması), bu durumu AKP güç kaybı olarak düşünüp bekliyor.

AKP, her durumda dava için başvurudan uzak duruyor. Çünkü mevzuatı bu duruma sokan kendisi. Ancak kapatma davasının getirilerinden yararlanmak istiyor.

Kapatma davasında, bir acaba yaşanmaması gerekiyor onlara göre, bu davayı doğrudan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı açsa da. O zaman 10 oy değil de, mevzuat nedeniyle kapatılmazsa fatura AKP’ye çıkacak.

Başvuruyu her durumda MHP’nin yapması isteniliyor, kapatmayı net gördüklerinde. Çünkü bu durum İYİ Partiye karşı bir zafer ve aynı tabanda İYİ Partiyi zayıflatmak, Cumhur ittifakına getiri olsun isteniyor.

Kapatma davasında, davadan kurtulmak isteyen HDP kendisi hakkında kapanma kararı alırsa, dava düşecek. Bu durumda, o tadandan yeni bir muhafazakar parti çıksın ve Cumhur İttifakı’na katılsın isteniyor. Aslında kapanma süreci uzatılarak bir yandan da buna oynanıyor.

Öte yandan kapanma kararı olursa, ya da kapanma kararı öncesinde bir muhafazakar parti kurulursa, ya da kapanma kararı sonrası bir muhafazakar parti kurulursa da ki amaç bu. Bu durumda HDP yerine bir sol parti kurulacağından, bu sol parti içinde etnik/kimlik yönünü tamamen öne çıkartan bir örgütlenme olacağından, ayrıca bu yapı içinde oranı ne kadar olursa olsun ayrılıkçı düşünce sahipleri de yer alacağından, bu yeni partiyi de kamuoyu önünde olabildiğince tahrik edip CHP+İYİ Parti ile yan yana gelmemelerini sağlamak. İYİ Parti’nin bu partiden tamamen uzak durmasını sağlamak. https://0301f7839020658f5eb7641b0cef5bcf.safeframe.googlesyndication.com/safeframe/1-0-37/html/container.html

AKP, 2018’de HDP tabanını alamadığında seçim kaybettiğini, şimdi o tabanı alamayacağını görünce, aslında yapmak istediği o tabanı bölüp muhafazakar bölümü kendi yanına alıp DEVA+GELECEK’le kaybettiği gücü geri almak. Diğer bölümü de, CHP+İYİ Parti  yanında yer almamasını sağlamak.

Bu koşullarda parti kapatılması mevzuat yönünden olanaksıza yakın. 10 oy yönünde de kolay değil.”

★★★

Ömer Faruk Eminağaoğlu, davanın yürütülmesinin tek koşulu olduğunu söylüyor. Onu da şöyle açıklıyor;

Dava sırasında, partinin genel kurul yapmaması yolunda AYM’nin ihtiyati tedbir kararı vermesi. Böylec

e genel kurul yapılıp kapanma kararı alınamayacağından dava yürüyebilir ve AYM davayı sonuçlandırabilir. Kapatma davalarında ihtiyati tedbiri AYM, RP davasında verdi. HADEP, DTP davalarında olabileceğini ifade etti, ancak o davalarda koşulları yok dedi. Burada verebilirse ancak dava yürür. (Bu ise, SPY md 108 iptal sonrası, teknik hukuk tartışmaları olan bir konu)

Ve deneyimli hukuk insanı Eminağaoğlu sorguluyor;

“Bir genel başkanın eylemleri, genel başkan kişisel görüşü olduğunu açıklamamışsa, partiyi bağlıyor. Selahattin Demirtaş, 2014’ten beri tutuklu olduğuna göre, böyle bir dava açılacaksa ise, neden 2014’te açılmadı? 7 yıl neden beklendi? Koşullar aynı. Şiddet, şiddeti teşvik+zorlayıcı sosyal gereksinim gerekiyor.

Bunlar yönünden 2014 veya 2021 farkı yok. Açılmamanın gerekçesi ne? Bunu hukuksal olarak ortaya koymak? O zaman siyasal tutum, iktidarın yararı mı öne çıkan? Kapatma koşulları olup olmaması bir yana, tüm fotoğrafa bakınca, Amaç kapatmak değil, HDP’nin bölünmesi. İttifak ve iktidarın sürdürülmesi.”

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!