KİTAP ARASI…

KİTAP ARASI…

Kitaplığı karıştırırken gözüme Kenan Evren‘in “12 Eylül’den önce ve sonra – Ne demişlerdi, Ne dediler, Ne diyorlar” adlı kitabı ilişti. Milliyet Yayınları’ndan 1997 yılında çıkan bu kitapta Evren, 12 Eylül darbesi öncesi ve sonrası yazılan köşe yazılarını toplamış, vakti zamanında aldığı notları da ekleyerek bir kitap oluşturmuştur. Bu kitabın 360. sayfasında aynen şunları okursunuz:

“Melih Aşık da bana karşı olanlar arasında baş sıralarda yer alır. Gün geçmiyor ki aleyhimde bir şeyler yazmamış olsun…”

Evren kendisini eleştiren ve onun mizahını yapan yazılarımı da kitabına almış…

Kenan Evren malum, cunta lideriydi, darbe yapmış, askeri rejim kurmuş, 7 yıl cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturmuştu.

Ancak ne Cumhurbaşkanlığı döneminde ne sonra hakkında yazılan yazıları dava konusu yaptığını, yazarlarıyla uğraştığını anımsamıyorum.

Baskın Oran’ın “Kenan Evren’in yazılmamış Anıları” adlı kitabı Evren’in Cumhurbaşkanlığı sırasında yayınlandı. Evren, kendisiyle resmen dalga geçen ne bu kitaba ne yazarına dava açtı. Ne satışını engelledi.

İlginçtir, onun bu tavrını zamanında algılamamıştık…

TEHLİKELİ “FİL”LER…

Bir siyasetçi diğer bir siyasetçiyi “Nekrofil” ilan etmiş.

Bilmeyen yoktur ama biz yine hatırlatalım…

Nekrofil eski Yunanca bir sözcük: “ölü sevici” demek.

Nekros: ölü, filos: seven, dost, tutkulu anlamına geliyor.

Benzer sapıklıklara verilen adları bilmek ister misiniz? Mesela…

Abasiofil: Engellilere, ortopedik özürlülere cinsel ilgi duyanlara verilen isim.

Nazofil: İnsanların burun deliklerinden cinsel yönden etkilenen tip.

Darifil: Başkalarının göz yaşlarından ve hıçkırmasından zevk alıyor.

Arborfil: Ağaçlara karşı cinsel istek duyuyor.

Kremastistofil: Soyulmaktan, kaçırılmaktan, rehin alınmaktan hoşlanıyor.

Macrofil: Her şeyin büyüğünden, wok iri insanlardan etkileniyor.

Semforofil: Yangın ya da kaza gibi felaketleri izlemekten şehevi zevk alıyor.

Laktafil: Kadının göğsünden süt emmekten cinsel keyif alan kişi

Narratofil: Pornografik anlatımlardan zevk alan kişi…

Plusofil: Doldurulmuş hayvanlara karşı cinsel istek duyan kişi…

Formicofil: Böceklerin vücudunda dolaşmasından zevk alan kişi…

Garibinize gidebilir, böyle tipler gerçekten var mı diye sorabilirsiniz…

Vardır…  Ama bu tutkularını asla itiraf etmedikleri için bilemezsiniz!

İNCE

CHP’den ayrılan ve parti kurma hazırlığı yapan Muharrem İnce’yi Habertürk’te gazeteciler karşısında izledik. Kuracağı partinin başarısı hakkında hüküm vermek için vakit erken. Ancak bazı tahminler yapılabilir.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Biz sağa da kaysak, kendi seçmenimizi yok da saysak, CHP’liler seçimlerde tıpış tapış gelir yine bize oy verir” düşüncesi geçerliğini yitirmiştir.

İnce, CHP yönetiminin Cumhuriyet ilkelerinden ayrılmasından ve parti içi demokrasiyi terk etmesinden rahatsız olanları kendine çekecektir.
Şu sözü de önemlidir: “Şahıs partisi olmayacağız”…

İnce sözünü tutabilir, yeni partiyi şahsı etrafında değil de “Cumhuriyet ilkeleri” ekseninde oluşturursa ilerleme şansı doğacaktır…
Kılıçdaroğlu ve dar çevresi için zor günler başlıyor.

GRANDA

Atatürk kimseye hakaret eder miydi? Biz okuduğumuz kitaplarda öyle bir konuşmasına tesadüf etmedik…

Ancak uşağı Cemal Granda’ya çok sinirlendiği bir anda ‘hayvan’ dediğini Granda’nın anılarında okuyoruz…

Bir gün Büyükada Yat Kulüpte bir ziyafet sırasında uşağı Cemal Granda’ya dönerek meyve ister. Granda bir armudu dörde bölerek bir tabak içinde Atatürk’ün önüne koyar. Atatürk tabaktaki meyveleri bitirir. Konuşmaya devam eder. Derken bir ara yine Granda’ya döner:

– Çelebi meyve getir, der…

Granda, Atatürk’ün biraz önce meyve yediğini unuttuğunu sanır. Aklınca onu uyarır;

– Biraz önce yediniz efendim…

Atatürk sinirlenir:

– Hayvan, yiyip yemediğimi sana mı sordum, gene istiyorum”

Sonra biraz mahcup şekilde etrafındakilere döner:

“Bakmayın böyle konuştuğuma… Bu Konya Çelebisidir. Biz askerlikten gelen alışkanlıkla bazen böyle sözler sarf ediyoruz. Bunlar benim askerlerimdir…”

Bu Granda dan dun konuşan… Sık sık çam deviren… Atatürk’ün karşısında espri yapmaktan geri durmayan bir adamdır.

Bir gün İstanbul’da Fenerbahçe’nin bir Yunan takımıyla yaptığı maçı izlemiş.

Fener maçı 2 – 1 kazanmış

Dönüşte Atatürk: “Maç nasıldı?” diye soruyor…

Granda’dan cevap:

– Paşam Fener öyle bir oynadı ki, senin Sakarya muharebesi yanında hiç kalır…

Atatürk sesini çıkarmamış…

ZÜBÜK

Aziz Nesin’in 1960’larda çıkardığı mizah gazetesinin adı Zübük’tü. Başlığın hemen altında “Ne Sağcıyız Ne Solcu Futbolcuyuz Futbolcu” sloganı okunurdu. Zübük karakteri, verdiği sözleri tutmayan ama yine de halk tarafından desteklenen siyasetçiyi temsil eder. İşine geldiğinde milliyetçi, işine geldiğinde dindar olan Zübük, şark kurnazlığıyla cahil halkı kandırarak hep koltukta kalmanın yolunu bulur. Aziz Nesin sözü şöyle bağlar:

“Zübük bir tane değil, biz hepimiz birer zübüğüz. Bizim hepimizin içinde zübüklük olmasa, bizler de birer zübük olmasak, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi. Hepimizde birer parça olan zübüklük birleşip işte başımıza böyle zübükler çıkıyor. Oysa zübüklük bizde, bizim içimizde. Onları biz, kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz. Sonra, kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük’te birleştiğini görünce ona kızıyoruz.”

Milliyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Bir cevap yazın