Dr. Şeyhmus Gökalp neden tutuklu?

Dr. Şeyhmus Gökalp neden tutuklu?

Dr. Şeyhmus Gökalp, Türk Tabipleri Birliği “Onur Kurulu üyesi”.

Daha önce de iki kez TTB Merkez Konseyi üyeliği yapmış, seçkin ve saygın bir hekim.

Diyarbakır Tabip Odası’nın aktif bir temsilcisi.

İtirafçı bir gizli tanığın iftira niteliğindeki ifadesi ile evinden alınarak tutuklanıyor ve halen de hapiste.

Bu olay, bir hekimin başına gelen haksız bir uygulamadan çok daha fazlasını anlatıyor.

Bugün Türkiye’de kimsenin yasal bir güvencesi yok.

Herkes, ama herkes iki sözcükle suçlanabilir, iki kelimelik yazı ile suçlu duruma düşürülebilir.

Olay, Dr. Şeyhmus Gökalp olayı değil, çok daha derin bir “insan hakları olayıdır”. 

Haksızlığa uğrayan bir kişinin haklarına sahip çıkmak, bir toplumun bütün insanlarının haklarına sahip çıkmaktır.

Elbette bu olayın bir de Türk Tabipleri Birliği’nin özerkliğine yönelik saldırı yanı var.

Covid-19 salgınına ilişkin bilgilerin tartışılmasına duyulan iktidar öfkesinin yansıması da bu olayın bir parçası.

Bir yurttaşın en büyük güvencesi “anayasal hakları ve yasalarla korunan özgürlükleridir”. 

Eğer “anayasal hakları ve yasalarla korunan özgürlükleri” olmazsa bir toplumun hiçbir üyesi güvenlik içinde olamaz.

Anayasal haklar demişken

Anayasal haklar” diyoruz. “Yasalarla korunan özgürlükler” diyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan olaylar, bütün bunların ülkemizde olmadığının güncel kanıtları değil mi?

Üniversiteye bir rektör atanıyor: Prof. Melih Bulu.

Bu rektörün atanışı, öğrenciler ve öğretim üyeleri tarafından kabul edilmiyor. Atanan rektör “kayyım rektör” olarak niteleniyor.

Aslında üniversitelerin siyasal iktidar tarafından kontrol altına alınışı yeni değil. YÖK döneminden beri üniversiteler siyasal iktidarın kontrolü altına alınmaya çalışılıyor.

Ama gene de üniversiteler, rektör seçiminde oylama ile adaylar belirliyor, cumhurbaşkanı bu adaylar arasından birini seçiyor.

Ama artık rektör seçimleri söz konusu değil. Yeni iktidar sisteminde “Tek Adam” yetkisinde olan cumhurbaşkanı, rektörü görevlendiriyor. 

Boğaziçi Üniversitesi’nde kabul edilmeyen de bu atama. Onlar “rektör üniversitenin seçimiyle gelmelidir” görüşüyle harekete geçiyorlar. 

Olay “otokratik atama” ile “demokratik seçim” arasındaki tartışmaya dönüşüyor. Tartışma siyasal iktidarın polis müdahalesiyle tek taraflı çatışmaya dönüşüyor. 

Aynı zamanda kendi partisinin başkanı da olan Cumhurbaşkanı olaya doğrudan giriyor, öğrencileri “terörist olmakla” suçluyor, atadığı rektörün önüne geçerek “Yürekleri elverse Cumhurbaşkanı’nı istifaya çağıracaklar” diyerek kendi konumunu belirliyor.

Demek ki bu ülkede “Cumhurbaşkanı istifa etsin” demek suç sayılıyor. Artık terör suçu mu, casusluk mu, vatana ihanet mi belli değil ama suç.

İleri demokrasi buralara varmış demek ki.

Yeni anayasa yapmak mı?

Cumhur İttifakı’nın lideri R. T. Erdoğan, “Yeni bir anayasa yapmanın zamanı geldi” diyerek konuyu görüşmeye açıyor.

Yeni bir anayasa mı?

Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği karar yerel mahkeme tarafından kabul edilmiyor.

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlar tartışmaya açık olmadan uygulanmalıdır” hükmü, iktidar tarafından kabul edilmiyor.

Aslında, siyasal iktidar anayasayı kabul etmiyor, anayasanın bağlayıcı olduğu kabul edilmiyor.

Öyleyse “neyin yeni anayasası?

Artık anlaşılıyor ki Cumhur İttifakı’nı oluşturan AKP ve MHP’nin başkanları, kendi iktidarlarını sürdürmek amacıyla yapacakları değişikliklere zemin hazırlığı içindeler.

Seçim yasalarını değiştirerek, seçim barajını değiştirerek azalan oylarıyla iktidar olabilme yollarını açmanın peşindeler.

Bir yandan da Millet İttifakı’nı oluşturan partileri bölmek, içlerini karıştırmanın oyunlarını kurguluyorlar.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi içinde bölünmeler, ayrılmalar yaratarak kendi zayıflayan güçlerini artırma peşindeler.

Olaylara bu açıdan bakınca gelişmelerin niteliği de değişiyor.

Mehmet Ali Çelebi’nin istifası

Tam da bu gelişmeler sırasında CHP’de üç milletvekili bir mektup yazarak parti politikasını eleştiriyor. Başkan bu üç milletvekilini dinliyor ama ikna olmuyorlar ki üçü de partiden istifa ediyor.

İki milletvekili değil ama Mehmet Ali Çelebi’nin istifası tartışmalara yol açıyor.

Teğmen Mehmet Ali Çelebi, Atatürk’ün hedeflerini izleyen karakter sahibi bir idealist. Ergenekon kumpasında hiçbir ödün vermeyen, hapis yatarken tahliye istemeyen duruşuyla tanınmış bir Cumhuriyet simgesi. Bütün bunlarda hiçbir kuşku yok ve olamaz.

Onun idealizmiyle siyaset pratiğinin pragmatizmi elbette çatışacak.

Baştan bunu bilmek gerekiyordu. 

Bu idealizm-pragmatizm çatışmasının bir ayrılığa yol açması ise zamanlama bakımından tartışmaya açıktır.

Mehmet Ali Çelebi ya bu çatışmayı düşünüp milletvekilliği teklifini kabul etmemeliydi ya da eğer katlandıysa bu kritik zamanda da safını terk etmemeliydi.

Doğrusu, partisinden istifa ettiği zaman milletvekilliğinden de istifa etmesidir. Çünkü, onu milletvekili yapan bugün suçladığı o partidir.

Dr. Şeyhmus Gökalp yalnız değildir. Demokrasi ondan yanadır. Adalet ondan yanadır.

Sonunda kazanacak olanlar da onlardır…

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!