Siyasette hareketlilik

Siyasette hareketlilik

Alev Coskun

YENİ ANAYASA TARTIŞMASI… AYM KARARLARI… BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ…

Geçen haftanın iç politikadaki gelişmeleri ve gündemi çok yoğundu. Özellikle öne çıkan konular şöyle özetlenebilir:

1. Yeni bir anayasa yapılması yönünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları.

2. Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” ile ilgili kararı ve tartışmalar.

3. Seçim Yasası ve Partiler Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikler.

4. Boğaziçi Üniversitesi’nde dışarıdan atanan rektör ve buna karşı üniversite öğretim üyesi ve öğrencilerin karşı çıkışları ve onlara karşı orantısız güç kullanan güvenlik güçlerinin durumu.

YENİ ANAYASA

Geçen hafta başında, AKP MYK ve bakanlar kurulu birleşik toplantısı yapıldı. Toplantı çıkışında Erdoğan bir açıklama yaptı ve “Belli ki Türkiye’nin yeni bir anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir. Bu çalışmanın milletin gözünün önünde ve temsilcilerin tamamının katılmasıyla gerçekleştirilmesi ve milletin takdirine sunulması gerekir” dedi.

Bu anayasa çalışmalarına muhalefet partilerinin de katılmasını ve destek vermelerini istedi.

Erdoğan’ın ardından konuşan Adalet Bakanı Gül, “Bu ülkede darbe anayasalarının tortularını milletimizle ortadan kaldıracağız. Yeni ve sivil bir anayasayı milletimizle yapacağız” dedi.

Şu an yürürlükte olan 1982 Anayasası, halkoylamasında yüzde 91.4 oranıyla kabul edilmiş, bugüne kadar 20 kez değiştirilmiş ve tüm anayasada TBMM tarafından değişik tarihlerde 184 değişiklik yapılmıştır.

Yandaki kutuda son 150 yıllık anayasal tarihimizin bir özeti verilmiştir.

Erdoğan, bu yeni anayasa adımı ile ne yapmak istiyor?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ne olacaktır?

Anayasanın ilk üç maddesine dokunulacak mıdır?

Cumhurbaşkanı seçilmek için aranan 50+1 oranında bir değişikliğe gidilecek mi?

Çok tartışmalı ve büyük eleştiri alan “partili cumhurbaşkanlığı” konusunda bir değişiklik olacak mıdır?

NEREDEN ÇIKTI?

Bu anayasa konusu nereden çıktı? Yandaş basından satır aralarından öğrendiğimize göre, bu anayasa çalışmalarının arkasında uzun süredir çalışan iki isim var.

Bu isimlerden biri, bir dönem ünlü para spekülatörü Soros’un Türkiye temsilcisi gibi çalışan Can Paker ve Erdoğan’a çok yakın isimlerden Mehmet Uçum var. Bu iki isim, Türkiye’yi yeniden anayasa değişikliğine götürecek süreç için çalışıyorlar.

Sivil anayasa, “darbe edebiyatı” bu mutfaktan çıkıyor. Sloganları şöyle:

 Daha demokratik bir anayasa…

 Özgürlükler genişletilecek…

 Türkiye, darbe anayasasından kurtulacak…

16 NİSAN 2017 DEĞİŞİKLİKLERİ

Bilindiği gibi son anayasa değişikliği 16 Nisan 2017’de yapılan referandumla gerçekleştirildi. Bu değişiklikle parlamenter demokrasinin temel ilkeleri zedelendi, “kuvvetler ayrılığı ilkesi” ortadan kalktı.

Parlamenter sistemin temeli olan “bütçe yapma hakkı” Meclis’ten alındı.

Bakanlar kurulu sona erdi. Yerine Saray’a bağlı bakan memurlar getirildi.

Meclis’in denetleme yetkisi elinden alındı.

Her şeye egemen tek kişi Cumhurbaşkanı oldu. Medyada birçok yazarın belirttiği gibi “şahsım devleti” oluştu.

SON ANKETLER

Son anketler, AKP’nin oy kaybettiğini gösteriyor. Ancak Erdoğan, kişisel oy oranını yine de koruyor. Bu durumda, “Erdoğan yeniden parlamenter sisteme dönmek ister mi” sorusu ortaya çıkıyor.

AKP içinde bir grubun, yeni anayasa ihtiyacı diye ortaya atılan istemlerin toplumsal karşılığının olmadığını, toplumun bugünlerde değişik ve farklı öncelikleri bulunduğunu ileriye sürdükleri belirtiliyor.

MUHALEFET PARTİLERİ

Anayasa değişimi konusu ortaya çıkınca muhalefet partileri “geliştirilmiş parlamenter sistem” konusundaki duruşlarını bir kez daha ortaya koydular. Son gelişmeler şöyledir:

KILIÇDAROĞLU

Ana muhalefet partisi genel başkanı Kılıçdaroğlu, Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nu ziyaret etti.

Her ikisinin birleştiği görüş şöyle özetlendi: “Var olan anayasada Sayın Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı ilke olarak kabul edilmiştir. Ancak bu ilkeye uyulmuyor. Mevcut anayasaya dahi uymayan bir kişinin verdiği söze ya da davete nasıl uyacağız?” Ayrıca, “Anayasa Mahkemesi verdiği kararlar nedeniyle suçlu organ haline getiriliyorsa, bu siyasal kadronun anayasa değişikliği düşüncesine nasıl katılacağız.”

KARAMOLLAOĞLU

Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu ayrıca, “Bizim anayasa taslağımız haftaya hazır olacaktır. Güçlendirilmiş parlamenter sistemi benimsiyoruz” dedi.

AKŞENER

İYİ Parti lideri Meral Akşener ise Erdoğan’ın “yeni anayasa” açıklamasıyla ilgili olarak, “Burada bir yeni anayasa kavramı var. Sıfırdan anayasa yapmak gibi bir iddia ise o zaman ikinci Cumhuriyet’in kuruluşu anlamını taşır ki, bunun cevabını almamız gerekiyor” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, üç gün önce Akşener’i ziyaret etti. Ziyaretin ardından açıklama yapan Akşener özetle şunları söyledi:

“Bizim parlamenter değişikliğe yönelik, “geçiş” dediğimiz bir çalışmamız var; anayasa veya anayasa yapmaya yönelik çalışma değil, sistem tasarımı. Sayın Babacan’ın arkadaşlarının da yaptığı bunun bir benzeri. DEVA Partisi’nin çalışmasını yapan arkadaşlar ile bizim çalışmayı yapan arkadaşlarımızın birbirleriyle görüşmesinin doğru olacağını kabul ettik” dedi.

BABACAN

Babacan ise “Uymadığınız anayasayı değiştirmeye ne gerek var” sorusunu ileriye sürdü.

Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu ile de görüştü. Gündemdeki konuları ele aldıkları belirtildi. Davutoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne karşı olduğu biliniyor.

MUHALEFET ÖDÜN VERİR Mİ?

Bugünkü durumda muhalefet partilerinin parlamenter sistemle ilgili görüşlerinden ödün vermeyecekleri anlaşılıyor. Ancak AKP’nin bu anayasa değişikliklerini Meclis’ten geçirmesi için 360 oya ihtiyacı var. Bu sayının sağlanması için özellikle İYİ Parti’ye dönük kimi çalışmalar yapılacağı, hatta ödünler verileceğinden söz edilmektedir.

Anayasal özgürlükler, siyasal partiler yasasında değişiklikler, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönük bir kısım ödünlerin söz konusu olabileceği yorumları yapılıyor.

Cumhur İttifakı’nın bu adımları atması durumunda, “SP, DP gibi partilerin yeni anayasaya sıcak bakabileceği, böylece 2023’e giden süreçte muhalefetin de ittifaklarda yeni yol arayışlarında bulunabileceği” değerlendiriliyor.

AKP’nin böylesi ödünlerden sonra özellikle İYİ Parti’ye, “safını, cepheni iyi seç” diyerek kampanya açacağı belirtiliyor.

AKP İÇİN İKTİDAR ÖNEMLİ

AKP için en önemli konu, siyasal iktidarın devam etmesidir. Bu nedenle, gerekirse Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kimi ödünler verilebileceği de belirtiliyor.

ERDOĞAN-BAHÇELİ GÖRÜŞMESİ

Muhalefetin bu kırmızı çizgileri karşısında geçen cuma günü Erdoğan-Bahçeli görüşmesi yapıldı.

Bilindiği gibi anayasa değişikliği için parlamentoda 360 sayısını bulmak gerekiyor. AKP ile MHP’nin toplam sayısı 360’a yaklaşamıyor.

İkili görüşmenin bu konu üzerinde yoğunlaştığı kabul edilmektedir.

Siyasal iktidarın, anayasa değişikliği için Meclis’te muhalefetin desteğine ihtiyacı var. Ancak iktidarın, muhalefetle bir uzlaşmaya varması için cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden vazgeçmesi gerektiği kesin olarak kabul ediliyor.

TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI ANAYASAL SÜREÇLER

Tüm dünyada, anayasacılığın kökeninde hak ve özgürlük talepleri ve demokrasinin yerleşmesi mücadelesi vardır.

Demokrasi, uzun deneyimler sonunda insanoğlunun yarattığı bir yönetim modelidir. İleri demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine yüzyıllar süren mücadeleler sonunda ulaşılabilmiştir.

Özgürlükler mücadelesi, anayasal haklar mücadelesidir. Bütün dünyada, özgürlükler ve otoriter rejimlerin birbirini izlemesi sonunda ulaşılmıştır.

1930’larda Avrupa’nın ileri sanayi ülkeleri Almanya, İtalya, Portekiz, İspanya’da seçimleri kazanan ve ardından otoriter rejimler kuran diktatörlerin egemen oldukları unutulmamalıdır. Demokrasiye kolay erişilemiyor.

İLK ANAYASA

Osmanlı döneminde ilan edilen 1876 Kanuni Esasisi (Anayasa), Osmanlı’nın Batılı anlamda ilk ve ciddi anayasasıdır. Böylece padişah, yüzyıllardır süren egemenliğin mutlak sahibi olmaktan çıkmakta, halk tarafından seçilen Yasama Meclisi’ni bir kurum olarak kabul etmekteydi.

İlk Osmanlı Meclisi 20 Mart 1877 tarihinde açılmıştır.

Ancak bu meclisin ilk toplantı dönemi üç aydan biraz fazla sürdü. Haziran 1877’ye kadar, ikinci toplantı dönemi iki ay (13 Aralık 1877-14 Şubat 1878) sürdü. Bu, I. Meşrutiyet dönemindeki anayasa deneyimidir.

1876 ANAYASASI’NIN NİTELİKLERİ

Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olan 1876 Anayasası, Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından Belçika ve Prusya anayasaları örnek alınarak hazırlanmıştı.

Bu anayasaya göre, saltanat makamı Osmanoğlu soyuna aitti. Padişah, kutsallığı nedeniyle yargılanamazdı. Osmanlı’da I. ve II. Meşrutiyet dönemleri ve meclis çok kısa yaşamıştır.

Milli Mücadele’de Ankara İhtilal Meclisi, 1921 Anayasası’nı yaptı.

20 Nisan 1924’te de 105 maddelik 1924 Anayasası kabul edildi. Bu anayasa 37 yıl yürürlükte kaldı.

1961’de seçimle oluşan Kurucu Meclis, 1961 Anayasası’nı yaptı ve bu anayasa, 5 Temmuz 1961’de halkoylaması ile kabul edildi.

157 maddeden oluşan bu anayasa Türklerin en ileri, en demokratik ve hukuk devletini kuran anayasasıdır.

Bütün dünya siyasetbilimcileri, anayasa hukukçuları, 1961 Anayasası’nın ilerici, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan, hukuk devleti ilkelerine özenle uyan, kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul eden ve Anayasa Mahkemesi’ni kuran bir anayasa olduğunu kabul etmektedirler.

1961 Anayasası, iç politikaya dönük tartışmalar, “Bu anayasa bize bol geldi” gibi dayanakları olmayan sloganlarla yıpratıldı. Aslında 1961 Anayasası’nın en büyük düşmanı da emperyalist güçler oldu.1980 darbesini yapan 4 generalin ilk işi bu ilerici anayasayı ortadan kaldırmak oldu.

1982 Anayasası, 1980 askeri darbesinin eseridir. 7 Kasım 1982’de halkoylaması sonucu yüzde 91.4 oy oranıyla kabul edildi.

1982 Anayasası, bugüne kadar 20 kez değiştirilmiş ve anayasa maddeleri üzerinde tam 184 değişiklik yapılmıştır. Her değişiklik, “Askeri anayasayı, vesayet anayasasını değiştiriyoruz” sloganı ile gerçekleştirilmiştir. Bu anayasa değişikliklerinden ikisi referandum ile olmuştur.

AİHM VE ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI TARTIŞMASI

Anayasa Mahkemesi’nin özellikle Demirtaş ve Berberoğlu hakkında verdiği kararları AKP iktidarı tarafından tartışma konusu yapılıyor.

Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına karşı çıkıyor. Kısa bir özet verelim.

13 Kasım 2020’de Erdoğan, “Ekonomi ve adalette reform yapılacağını” söyledi.

Ancak hemen ardından AİHM’nin verdiği Demirtaş kararı için “Ben bu kararı tanımam” dedi. AİHM’ye kendisi ile ilgili olarak üç kez başvurmuş olan Erdoğan, şimdi AİHM’ye karşı çıkıyor, kararları tanımadığını belirtiyordu.

Son durum şöyle: AKP bir yanda AB ile ilişkilerde yeni bir sayfa açmak istiyor, öte yanda AİHM kararlarını tanımadığını ilan ediyor.

Böylesi hareketler belki iç politikada geçerli olabilir ancak Avrupa ile ilişkilerde böyle durumlar güvensizlik yaratır.

Zaten, anayasal özgürlüklere bağlılık kriterleri açısından yapılan ölçümlerde Türkiye, 128 ülke içinde hukuka bağlılık açısından 107. sırada yer almış bulunuyor.

TARTIŞILABİLİR ANCAK UYULMASI ZORUNLUDUR

Anayasa Mahkemesi kararları tartışılabilir, bilimsel olarak eleştirilebilir ancak bu kararlar kesindir. Yasama, yürütme, yargı, idare, kişileri, herkesi bağlar.

Cumhurbaşkanı açıkça “Ben Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum, kabul etmiyorum” diyor. O zaman başka organlar da Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı çıkarlar. Doğal olarak sistem altüst olur.

Bilindiği gibi AYM, eylül ayında CHP Milletvekili Berberoğlu için seçilme ve siyasi faaliyette bulunma ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” karar vermişti. Ancak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin Berberoğlu hakkındaki “yeniden yargılama” kararını tanımamıştı. Bir alt mahkeme, en üst mahkeme kararını tanımıyordu. Adeta, hukuksal bir kaos, bir karmaşa ortaya çıkıyordu…

AYM bu konuda geçen hafta bir karar daha aldı ve gerekçesinde şunları belirtti:

“Mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz. Anayasa, kamu makamlarına AYM kararlarına direnme veya bağlayıcılığını tartışma yetkisi vermemektedir. AYM kararına rağmen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmaması başvurucunun aynı hakkının bir kez daha ihlaline neden olmuştur.”

Anayasa Mahkemesi, bu kararını ilgili makamlara da gönderdi.

MECLİS BAŞKANI

Meclis Başkanı Mustafa Şentop, bilgi için Meclis’e gönderilen yazıyı iade etti.

Kendisi de Anayasa Ana Bilim Dalı’nda öğretim üyeliği yapmış olan Şentop bunu yaparsa, başkaları neler yapmaz?

Ancak, Şentop şunları da söylüyor:

– Prensip olarak bu kararlara katılıyorum.

– Bu kararlara uyulması gerektiğini kabul ediyorum.

– Ancak öğüt vermesi yetki aşımıdır.

AYM KARARDA NE DİYOR?

AYM, kararında ne diyor? “Hukuk tanımaz tutumlarla anayasanın öngördüğü hukuk düzenine karşı koyma anlamına gelen keyfi kararlara hiçbir hukuk sisteminde müsaade edilmez.” Böylece anayasal hükümlere uymamanın cezai sonuçları olacağına dikkat çekiyor. AYM kararlarını tanımayanlar için HSK ve TBMM’ye ihlal kararının bir örneğinin gönderildiği belirtiliyor.

Anayasa Mahkemesi, aslında yol gösteriyor. Yüksek Mahkeme, yol göstermesin de ne yapsın?

AYM’nin elinde bir yaptırım gücü yok. Elinde bir kolluk gücü yok.

AYM’nin gücü, kararlarıdır.

“Kararları uygulayın, saygı duyun” diyor.

Acaba Şentop bir hukukçu olarak Anayasa Mahkemesi Başkanı olsaydı, bu durumda ne yapılabilirdi?

TARİH NE YAZACAK?

Günlük politika başkadır, hukuk devleti ilkeleri başkadır. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararları, ona karşı yapılan hareketler ve açıklamalar kuşkusuz anayasa kitaplarında yer alacak ve tartışılacaktır.

Meclis Başkanlığı, çok önemli bir siyasal makamdır. Meclis başkanları günlük politikaya göre değil, hukuk devleti ilkelerine göre hareket etmelidir. Tarihe, kitaplara böyle geçmelidir.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ KONUSU

Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan rektör nedeniyle üniversitede başlayan protesto hareketi, diğer üniversitelere de yayılıyor.

Önce kısaca rektör ataması konusuna değinelim.

18 Haziran 1946’da, 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu, rektörlerin seçimle işbaşına geleceğini kabul etti.

1961 Anayasası da bu sistemi onayladı, üniversite rektörlerinin seçimle gelmesi kuralını anayasal kural olarak koydu. 1961 Anayasası’nın 120. maddesi aynen şöyledir:

“Üniversiteler devlet eliyle kurulur, özerkliğe sahiptir. Üniversiteler kendileri tarafından seçilen rektör ve organları eliyle yönetilir.”

1980 askeri darbe anayasası bu ilkeyi kaldırdı, YÖK’ü kurdu. “Rektörler Cumhurbaşkanı, dekanlar YÖK tarafından seçilir” kuralını getirdi.

Darbelere karşı olduğunu söyleyen AKP, 20 yıldır YÖK konusunda ve rektörlerin cumhurbaşkanı tarafından atanması konusunda tek kelime söylemiyor.

Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak üniversite dışından bir AKP’liyi atadı. Bu atamanın yasaya uygun olduğunu söylüyorlar. Atamanın yasaya uygun olması, onun demokratik olduğunu göstermez. 1982 Anayasası’nın anti-demokratik ve darbecilerden gelen bir maddesine dayanarak bu atama yapılmıştır.

Boğaziçi Rektörlüğü’ne yapılan atamaya sadece öğrenciler değil, üniversitenin öğretim üyeleri de karşı çıkıyorlar. Bu karşı çıkış, Kadıköy’e, Ankara’ya, İzmir’e de sıçradı.

İktidar, gençlerin bu tavırlarına karşı, aşırı derecede kontrolsüz ağır polis müdahalesi yapıyor.

Öğrenciler teröristlikle suçlanıyor. Aslında AKP çok yanlış bir politika izliyor.

Nitekim konu, dış basında da hukuka ve özgürlüklere karşı bir hareket olarak nitelendirilmektedir.

Boğaziçi öğrencileri en üst dereceyi tutturan, ülkenin parlak öğrencilerdir. Bu gençler yarının Türkiyesi’ni yöneteceklerdir. Yapılan yanlıştır ve dönülmelidir.

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!