DEVEYE SORMUŞLAR…

DEVEYE SORMUŞLAR…

Noyan Umruk

II. Meşrutiyet döneminde iki kez Maarif Nazırı olan Emrullah Efendi, eğitim tarihimizin önemli şahsiyetlerinden biriydi…
O’nun “İlmin, devlet himayesinde elit bir kadro yetiştirilerek yukarıdan aşağıya geliştirilebileceğini” ileri süren “Tûbâ Ağacı Nazariyesi” yıllarca siyaset ve eğitim hayatımızın önemli tartışma konularından biri olmuştu…
Ne var ki; Emrullah Efendi asıl şöhretini, şaka olarak söylediği “Ah şu mektepler olmasa, maarifi ne güzel idare ederdim” sözcüklerine borçlu.
Şaka olarak söylenmiş bu sözler, ne yazık ki zamanla toplumsal yaşamın her alanında dehşetli ciddiye alınmış durumda…

Tıpkı ekonomide olduğu gibi…

Üretimsiz, sadece ranta dayanan ekonomi
Ar-Ge’siz, özgün teknolojisiz sanayi,
İthalatsız olamayan üretim,
Markasız ihracat,
Şaibeli ödemeler dengesi,
Sınırsız cari açık,
Eşitsiz bölüşüm,
“Kör tuttuğunu halleder” misali dolaylı vergi maliyesi,
İhalesiz kaynak kullanımı,
İşsiz gençlik,
Sendikasız emekçi,
İş güvenliğinden yoksun çalışma yaşamı,
Tarım’ sız topraklar,
Samansız inekler…

Tıpkı siyaset ve kamu yönetiminde olduğu gibi…

Güvensiz yargı,
Yargısız infaza dönüşen uzuuun tutuklamalar,
Başına Osmanlı tuğlası düşmüş basiretsiz nazırlar,
İradesiz vekiller,
Liyakatsiz, ehliyetsiz bürokrasi,
Katılımsız demokrasi,
Önüne gelenin kandırdığı fütursuz ve denetimsiz iktidar,
Muhalefetsiz siyaset,
Takipsiz kalan bel altı hayâsızlıklar,
Sayıştay’sız, denetimsiz mali yönetim,
Sınırsız örtülü ödenek,

Tıpkı Ulusal güvenlikte olduğu gibi…

Sahipsiz denizler, adalar
Diplomatsız diplomasi,
Müttefiksiz, sınırları kevgire dönmüş bir Türkiye…
Ne idüğü belirsiz milyonlarca sığınmacı,
Ve de sonuç: Çaresiz ulusal güvenlik politikaları…

Tıpkı medyada olduğu gibi…

İlkesizleştirilen, gazetecisiz medya,
Birbirinin kopyası, tek merkezden yönetilen gazeteler, televizyon kanalları,
Her derde deva, “her bi şeyi bilen” sevimsiz bazı nöbetçi yorumcular,
Akılsız akil adamcıklar,

Tıpkı toplumsal yaşamda olduğu gibi

Teksas usulü gelişen, plansız, meydansız, parksız, yeşilsiz, AVM ve sefertası gibi gökdelenlerle tıkış tıkış doluşturulmuş, beton yığınına dönüşmüş ya da eciş bücüş yapılaşmış siluetsiz çirkin kentler,
İnsansız meydancıklar,
İnsafsızlaştırılan kolluk güçleri,
Fütursuz palalı, sopalı saldırganlar,
Failsiz cinayetler,
Korona günlerinde kıllı, kılsız “her şey içinde” taşımalı mitingler, toplantılar,
Güvensiz iletişim, yatak odalarına kadar dinlenen telefonlar,
Sanatsız toplum,
Sayısız çocuk,
Tezahüratsız maçlar,
Rakısız balık…

Tıpkı milli eğitim de olduğu gibi…

Kararsız, içeriksiz, “millî’siz”, yazboz tahtasına dönüştürülmüş, “ben yaptım olducu”, cahil yetiştirme tercihli paramparça bir eğitim sistemi,
Öğretmen maaşlarını bütçesine yük olarak gören eğitim bakanı,
Eşitsiz ve canına okunmuş parasız eğitim,
Bilimsiz, çocuklarımızda disleksi (öğrenme özürü) yaratan ders kitapları,
Derhal yayın yasağına uğrayan envai çeşit ahlaksızlıklar…
Matematiksiz ilköğretim,
Felsefesiz liseler,
Din dersleri hariç öğretmensiz seçmeli dersler,
Sayısız, kalitesiz ve sessiz üniversiteler,
Sporsuz gençlik, kitle halinde dopingli milli sporcular,

Ve de kifayetsiz ihtiraslar…

Bu yoğun basınç, bütün tıkamalara karşın zaman zaman kaçak yaparak demokratik protestolar yaratıyor…

Ücret ya da tazminatları ödenmeyerek, ya da sendikalı olduğu için işten çıkarılarak haksızlığa uğrayan emekçiler,
Mitingler, parti toplantıları harıl, harıl yapılırken dükkân, restoran, kahvelerini açamayan esnaf,
Parçalanmaya çalışılan barolar,
Bu zor günlerinde maddi, manevi haksızlığa uğrayan hekimler, sağlık personeli,
Adliye önleri…
Boğaziçi gibi geleneği olan üniversiteler…

Lakin basınç hiç de olumlu biçimde boşaltılamıyor… Birikiyor… Birikiyor… Birikiyor…

Bilirsiniz deveye sormuşlar: “Senin boynun neden eğri?”… Hayvancağızın yanıtını: “nerem doğru ki…”

Layik miyiz bizler buna… Kaderimiz bu mu ola… Cumhuriyetin yüzüncü yılına iki kala!!!

Dr. Noyan UMRUK

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!