BABAYASA

BABAYASA

M. Aşık

Boğaziçi Üniversitesindeki üzücü olaylara odaklanmışken bir gündem konumuz daha oldu: Yeni anayasa.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Önümüzdeki dönemde yeni anayasa için harekete geçebiliriz” sözleriyle birlikte muhtemel değişiklikler üzerinde tartışmalar alevlendi.

Henüz nasıl değişiklikler düşünüldüğü bilinmiyor. Bol fikir jimnastiği yapılıyor.

Önceki akşam bir kanalda şu sözleri duyduk:

“İktidarla muhalefet daha demokrat bir anayasa üzerinde anlaşırsa iyi olur.”

Bundan böyle temennileri daha sık duyarız. Oysa… Daha demokrat bir düzen için daha demokrat bir anayasaya ihtiyaç yoktur. Bir anayasası olmasına rağmen faşizmin hüküm sürdüğü ülkeler olduğu gibi, İngiltere gibi anayasasız idare edilen ülkeler de vardır. Almanya ve Japonya gibi ülkeler İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan ordusunun hazırlayıp ellerine verdiği anayasalarla yönetilir, kimse şikâyet etmez.

Bir de ferahlatıcı! cümle geçiyor tartışmalar arasında:

“Anayasa’nın ilk dört maddesi korunacak.”

O dört madde kaldı mı? Mesela: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” diyen 2. madde hâlâ yürürlükte mi?

KURŞUN

Cumhuriyet döneminde polis öğrenci çatışmaları Demokrat Parti’nin son dönemlerinde başladı. Öğrenci protestosu üzerine polis 29 Nisan 1960 günü Ankara Hukuk Fakültesi’ni basar. Koridorlarda polis öğrenci kovalamacası yaşanır. Sıra hemen bitişikteki Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gelir. SBF öğrencileri bina içinde barikat kurar. Asker ve polisi içeri sokmaz. Bunun üzerine fakülte önünde silahlı askerler belirir. Tüfekler fakülteye doğrultulur. Önce çatının biraz altına daha sonra pencerelere doğru ateş başlar. Herkes yere yatar. Neyse ki ölen olmaz. Okul ertesi gün kapatılır.

19 Mayıs gecesi Başbakan Menderes, Dekan Fehmi Yavuz’u arayarak kurşun izlerinin silinmesini ister. Dekan’ının tespit yaptırıyoruz sözü üzerine Menderes kızar:

– Neyi tespit ettiriyorsunuz, bu Mülkiye için şeref midir?
Dekan’ın cevabı:
– Evet, şereftir.

KULÜP

Şu sırada dünyada ve kısmen Türkiye’de Clubhouse çılgınlığı yaşanıyor. Uygulama çok çekici. Cep telefonuyla katılabiliyorsun. Çeşitli konularda sohbet odaları açılıyor. Siz ilginizi çeken odaya giriyor, oradaki konuşmaları izleyebiliyor, isterseniz söz alarak fikrinizi söyleyebiliyorsunuz. Konuşmacılar tek tek konuşuyor. Biri konuşurken ötekiler dinliyor. Katılımcıların fotoğrafları ekranda görünüyor. Böylece dinlemek daha cazip hale geliyor.

Sohbet odalarının kurucuları aynı zamanda moderatör oluyor. Sohbet konuları her gün değişiyor. Takma isimle katılmak yok. Aynı zamanda ses kayıtlarında taciz, nefret suçu, vs. yasak.

Dijital çağın sosyal hayata ne gibi yenilikler getirdiğini ve getireceğini Clubhouse’a girince bir kez daha anlıyorsunuz.
İletişim bambaşka bir çağa atlıyor.

TARİH

İktidar – üniversite ilişkilerine dair iki küçük çizgi…

Birincisi rektör seçimi.

Cumhuriyet hükümeti 1925 yılında Darülfünun’a (bugünkü İstanbul Üniversitesi) ilmi ve idari özerklik verir. Darülfünun Emini (Rektör) seçimi de kurala bağlanır. Rektör, “müderrisler ve muallimlerin en çok oy verdiği 2 kişiden birini Maarif Vekâleti’nin tercih etmesiyle” seçilecektir. Seçim konusunda Batı üniversiteleri örnek alınır.

İkinci ilginç olay… Demokrat Parti’nin Mülkiye’yi fakülte olmaktan çıkarıp iki yıllık yüksekokul yapma girişimidir. Okulu cezalandırmak isteyen DP, kendilerine oy vermeyen Kırşehir’i il olmaktan çıkarıp ilçe yaptığı gibi, Mülkiye’yi küçültüp yüksekokul yapmaya niyetlenir. Aziz Nesin “Üniversitenin Kırşehir’i” diye bir yazı yazar. Neyse ki DP’nin ömrü buna yetmez.

KANAL

Kanal İstanbul her pahasına gündemde tutuluyor.

Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu dün demeç verdi:

“Bu yıl kazma vurmak için çalışıyoruz.”

Kanal İstanbul’un  maliyeti olarak resmi demeçlerde 12 milyar dolar sözü geçiyor.

Tahminler bu rakamın 40-50 milyar doları bulabileceği yolunda.

Pandemi nedeniyle bütçeden çalışanlara yapılan finansmanın 1 milyar dolar olduğu… İmkânların bu kadarına el verdiği konuşulurken…

Kanal için 12 milyar doları gözden çıkarmak zor olmayacak mı?

ADD

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yeni Genel Başkanı, Mayıs 2021 yılında yapılacak genel kurul sonrası belirlenecek. Genel başkanlık yarışında adaylığını açıklayanlardan Dr. Hüsnü Bozkurt’un başkanlığa en yakın isim olduğu konuşuluyor.

Bozkurt, CHP milletvekili olarak görev yaptığı süreçte cesur ve kararlı tavrıyla dikkati çekmişti. Bozkurt adaylığını açıklarken diyor ki: “İçinde bulunduğumuz karmaşa ortamı, üzücüdür ki ADD’ye de uzanmıştır. Etkisizleşmiş, güçsüz düşürülmüş, kendi içinde bölünmüş örgütümüz; bu saldırılar karşısında sesini yeterince duyuramamış, geniş halk yığınları bu sessizlik nedeniyle umutsuzluğa kapılmıştır.

… Ulusal birliğimizi tarumar eden ağır saldırılara karşı, halkımızı birleştirebilecek tek güç; kuşkusuz Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti ve düşünceleridir.”

PUTİN

Yunanistan bu yıl mart ayında bağımsızlığının 200. yılını kutlamaya hazırlanıyor. Birçok devlet başkanı törenlere davet edildi. Rusya, davet edilen Devlet Başkan’ı Putin’in bu törenlere katılmayacağını, mazeret beyan etmeden bildirdi. Putin, sanılır ki Türkiye’nin duyarlığını dikkate aldı.

Bir dolaylı jest yaptı.

Milliyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

This Post Has One Comment

  1. 06 anka

    Hüsnü Bozkurt ADD Başkanlığına yakışır.
    Mülkiye ön cephesindeki o kurşun izlerini gerçekten yıllarca şerefle taşıdı.Ancak bir onarım boyama sonucu silindi.

Yoruma kapalı.