Tarafsız olmak mı?..

Tarafsız olmak mı?..

eatabek

Hayatta hiç kimse tarafsız değildir.

Küçük yaşlarımızda “ailemize tarafızdır”. Kimi zaman ömrümüz boyunca bu “aileye taraflılık” sürüp gider.

Sonraki dönemlerimizde “okul”, “arkadaşlar”, “meraklarımız” bizi “kendine taraf” eder.

Ergenlikten başlayıp erişkinliğe kadar uzanan süreçte hayatımıza bir eksen bulunca “bu eksene taraf” olarak tutumumuzu ayarlarız.

Ben bir “Cumhuriyet çocuğu olarak” (1930 doğumlu) yetişirken öğrendiğim “özgür akılcılığa taraf” oldum, yaşamım boyunca da bu “taraflılığı” değiştirmedim.

Özgür akılcılığa taraf” olmak bize Atatürk’ün temsil ettiği “Aydınlanma ilkelerini” anlatıyordu.

Bu ilkeler, ortaçağın dogmalarına karşı “özgür akılcılığın uygarlığını” kurmuştu.

Dogma ya da Arapça “nas”, sorgulanamaz, tartışılamaz, değiştirilemez kesin yargılardı.

Özgür akılcılık” ise her şeyi sorgular, tartışır, gerekirse değiştirirdi.

Akılcı bilimin temeli buydu. Sanatın temeli her zaman buydu.

Özgür akılcılığa taraf olmak” akılcı bilime, sanata, çağdaş uygarlığa taraf olmaktı.

Bunu kabul etmeyen dogmacılık “özgür aklı” yok saymak, görmezden gelmek zorundaydı.

Günümüzdeki “özgür akılcılık – dogmacılık çatışması” özetle budur.

CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ OLUR MU?

Cumhurbaşkanı tarafsız olamaz.

Hiçbir cumhurbaşkanı da tarafsız olmamıştır.

Önemli soru, cumhurbaşkanının “neye taraf olmasının zorunlu olduğudur”.

Bu yemin içinde yer alan “…. Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma… adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma… namusum ve şerefim üzerine ant içerim…” sözlerine taraf olması cumhurbaşkanı için kesin koşuldur.

Cumhurbaşkanı, andına taraf olmak zorundadır.

Cumhurbaşkanı, anayasaya taraf olmak zorundadır.

Cumhurbaşkanı, adalete taraf olmak zorundadır.

Cumhurbaşkanı, “laik Cumhuriyet ilke ve inkılaplarına” taraf olmak zorundadır.

Bu zorunlulukları milletin önünde ant içerek kabul etmiştir.

Şimdi konu, bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu andına sadık kalarak hareket edip etmediğidir.

Kendisi, çeşitli zamanlarda “kendi davalarının İslam dininin değişmez, değiştirilemez hükümlerine bağlı kalmak” olduğunu söylediğine göre “neye ve neden taraf olduğu” açık olmalıdır.

Bu çelişki, bugün yaşadığımız pek çok siyasal bunalımın temelini oluşturuyor.

Siyasal iktidar “neye ve neden taraf olduğunu” ortaya koyduğuna göre muhalefet de “neye ve neden taraf olduğunu” açıkça ortaya koymalıdır.

Özgür akılcı uygarlığa” taraf olduğunu açıklamak, bu uygarlığın “akılcı bilim, laiklik, laik eğitim, laik yaşam” olduğunu anlatmak dogma iktidarına karşı en etkili yöntemdir.

CUMHURİYETÇİ CESUR OLUR

Cumhuriyetçi, siyasal iktidar olmak zorundadır.

Siyasal iktidar, meydan okuyarak olunur.

Cumhuriyetçi güçler, sağdan güvenilmez ortaklar arayarak sağ taraftan iktidar olamazlar.

Cumhuriyetçi güçler, kendileri siyasal iktidar olmayı hedeflerler.

Bu hedefte, elbette, birçok ortakla seçim ittifakı yapabilirler.

Ama “Cumhuriyetçi” olmanın özelliği, ilkelerinden ödün vermemektir.

Bu seçim ittifakları Cumhuriyet ilkeleri gölgelenmeden yapılmalıdır.

Bir kuruluşun ilkeleri onun karakteridir.

Cumhuriyetçi güçler bu karakterle iktidar olursa gerçekte iktidar olmuş sayılır. İlkeler değişirse o iktidar “Cumhuriyetçi” olamaz.

Bugün iktidarda olan “İhvancı dogmacılar” kendilerini açıkça ortaya koyuyor ve meydan okuyorlar.

Cumhuriyetçi güçlerin de kendilerini temel ilkeleriyle açıkça ortaya koyarak meydan okumaları zorunludur.

TARİHTEKİ MÜCADELENİN İÇİNDEYİZ

Bugün ülkemizin içindeki durum “tarihsel mücadeledir”.

Dünya tarihinin “ortaçağın dogmaları – Aydınlanmanın akılcılığı” mücadelesi ülkemizde yaşanmaktadır.

Bizim tarihimizin “Osmanlı’nın çöküşü – Cumhuriyet’in kuruluşu” mücadelesi günümüzde yinelenmektedir.

Yaşanan mücadele özünde kültürel karşıtlığın mücadelesidir.

Geçmişte yıkılan dogmacılık” ile “Gelen yapıcı akılcılık” siyasal çatışma görünümünde ülkemizde yaşanmaktadır.

Hangisi mi kazanacak?

Dünyada ve tarihte hangisi kazandı ise ülkemizde de o kazanacaktır.

Hiçbir yerde, hiçbir zaman son kazanan “dogmacılık” olmamıştır.

Kazanan her zaman, “özgür akılcı uygarlık” olmuştur.

Kolay olmamıştır, olamaz da.

Acılar çekilmiştir, çekilir de. Çatışmalar yaşanmıştır, yaşanır da.

Ama hiç kuşku yoktur ki her zaman “özgür akılcı irade” kazanmıştır.

Biz, ne olduğunu düşünerek, neden olduğunu bilerek “Mustafa Kemal Atatürk’e taraf olduk.

Biz, “özgür akılcı uygarlığa taraf olduk”.

Tarafımızı hiç değiştirmeden yaşadık.

Bugün de bu taraftayız ve biz kazanacağız.

Biz kazanacağız…

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!