Ördek Hüsnü

Ördek Hüsnü

Işık Kansu

Saraycılar, İlker Başbuğ’un, “Menderes seçime gitseydi, 1960 ihtilali olmazdı” yolundaki sözleri karşısında ördek Hüsnülük yaptılar.

Hani, “Yağmur yağacak” dendiği için “Vay bana ördek dedin” diyen Hüsnü’nün öyküsü var ya, işte o…

Gazetemizin başyazarlarından Nadir Nadi anılarında yazar:

1960’ın ilk aylarında DP’nin tek parti diktatörlüğünden bunalan halkın yükselen tepkilerini sezen Başbakan Adnan Menderes hükümetten çekilmek ister, ancak Cumhurbaşkanı Celal Bayar“Dere geçilirken at değiştirilmez” diye bu girişime karşı çıkar. DP grubunda da panik havası esmektedir. Bir grup DP milletvekili, basın özgürlüğünün tam olarak sağlanması ve derhal erken seçime gidilmesi için önerge hazırlarlar.

Saraycıların bu tarihsel olayların anımsatılmasından neden bu denli alındıklarını anlayamadık doğrusu…

Yasağı Özgürlükten Saymak

Saray’ın, yargıyı da avucu içine alabilme adına bir savcıyı Anayasa Mahkemesi’ne taşıma operasyonunu izlediğimiz günlerde; Fikri Sağlar, türbanlı yargıcı gündeme getirdiği için yalnızca AKP değil, kendi partisinin yöneticileri tarafından da neredeyse linç edildi. Yetmedi, düşüncesini açıkladığı için hakkında savcılıkça soruşturma açıldı.

Oysa Sağlar’a göre; AKP, demokrasiyi, özgürlükleri ve adaleti yok ederek, din kurallarıyla yönetilen şeriat devleti hedefine Türkiye’yi adım adım sürüklüyor. Özellikle yargıdaki militanlaşmanın hedefi bu. 

Laik Cumhuriyete içtenlikle bağlı her yurttaşın bu düşüncelere katılmasında kuşku yoktur.

Hele de içinde yaşadığımız ortamın bilincinde olanlar için.

Bir arkadaşımız geçenlerde gazeteci olarak yargılandığı bir davadaki görüntüyü paylaştı bizimle. Mahkeme heyetinde üç yargıç vardı, bunlardan ikisi türbanlıydı.

Bu durum bir rastlantı mıdır, yoksa Fikri Sağlar’ın dillendirdiği AKP’nin yargıdaki hedefi ile mi örtüşmektedir?

Şeriatın kabulüne giden hedefi görmezden gelmeyi, kadınlara yönelik dinsel olduğu ileri sürülen bir yasağı özgürlükten saymayı, erkek egemen bir anlayışın sonucu olan kapanmayı, adalet terazisi gerektiren yargı gibi bir kamusal alanda inanç üzerinden siyasallaşmış bir simgeyi doğal karşılamayı en azından saflık olarak algılamak, sanırız abartı olmaz.

Demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından laikliği, uygar düşünce ve tavrı, aydınlanmanın kazanımlarını elinin tersiyle iterek oy avcılığına yönelen siyaset anlayışının, geleceği kavrayamayan bir yol seçtiği söylenebilir.

O yol da Türkiye’yi, muhalefetin beklentisi olan gerçek parlamenter demokratik düzene götürmez. Ancak, yürütme ve yasamanın ardından, yargıya odaklanmış şeriat heveslilerinin ekmeğine yağ sürer.

Garibanizmi Yıkan Burjuva

Uğur Mumcu gazeteciliğini “modası geçmiş” kabul eden Ertuğrul Özkök, geçenlerde televizyondaydı.

1970’li yıllarda Uğur Mumcu ve Emre Kongar ile çıktığı açık oturumlarda hep yuhalandığını anlattı ve dedi ki:

“Ben ezik bir adamdım.”

Genel yayın yönetmeni olunca “gazeteci garibanizmini yıktığını” da açıkladı aynı programda.

Garibanizmi nasıl yıkmış?

Aktardığına göre; iyi yemek yemiş, iyi arabalara binmiş, iyi şarap içmiş…

Afiyet olsun…

Yedikleri, içtikleri, yaptıkları yaramış olmalı ki bir burjuva olarak ölmek istediğini ilan etti.

Garibanizmi yıkan burjuva olarak ezikliğini yenmiş olmalı.

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!