Mutasyon…

Mutasyon…

eatabek

Mutasyon”, kalıcı yapısal dönüşüm demek.

Biyolojide kullanılan bir terim.

Covid-19 virüsü de mutasyon geçiriyor, bu da “hazırlanan aşının etkisiz mi kalacağı” sorularına yol açıyor.

Aşı etkisiz kalmaz.

Virüs, mutasyon geçirse de sonuçta virüstür.

Aslında sosyal yapılar da biyolojik varlıklar gibi “mutasyon” geçirir.

Etkisini kaybeden, varlıkları zayıflayan yapılar “mutasyon” geçirerek yeniden güç kazanmaya çalışırlar.

Biz böyle örnekleri yaşayarak görüyoruz.

AKP bir ‘mutasyon’ mu?

AK Parti, kurulduğu 2001 yılında yeni bir çıkışla kendini tanıttı:

Milli Görüş gömleğini çıkarmışlardı”.

Yenilikçi, özgürlükçü; baskıcı, vesayetçi sistemin dışında siyaset yapacaklardı.

Necmettin Erbakan’ın “Milli Görüşe dayanan”, “milli sanayi” hedefli Amerika karşıtı siyasetinden ayrılıyorlardı.

Kendilerine “muhafazakâr demokrat” sıfatını uygun buluyorlardı.

Batı dünyasındaki “Hıristiyan demokrat” partilerin benzeri oldukları iması taşıyan bu niteleme onların dinsel temelini de koruyordu.

İçeride ve dışarıda bu yeni oluşumu tanıtmak için yoğun bir çalışma yaptılar.

Şaşırtıcı olan, lider kadrosundaki Recep Tayyip Erdoğan’ın hiçbir resmi sıfatı olmadan yurtdışında sıcak kabul görmesiydi.

Bu da sonradan AK Parti’nin bir Amerikan projesi olduğu savına yol açacaktı.

Bu hızlı girişle ve yoğun destekle AK Parti, 2002 seçimlerinde tek parti olarak iktidara geldi.

Fethullah Gülen’le el ele

AKP’nin Fethullah Gülen’le el ele yürüyüşü yeni bir “mutasyon” olmalıdır.

Çünkü, “menzil bir ama yollar paralel de olsa ayrıdır”.

Fethullah Hoca cemaati, sessiz ve derinden giderek “yönetici kurumları ele geçirmek” stratejisi izlemektedir.

Eğitim kurumları, ordu ve güvenlik kurumları, yargı ve ticari kurumları kendi müritleri olan eğitimli kadrolarla ele geçirmek bu siyasetin temelidir.

Hedef, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal, laik, bağımsız niteliklerini ortadan kaldırmak, yerine İslamcı, din temelli iç ve dış siyaseti koymak, yaşam biçimini dinselleştirmek idi.

Bu hedeflerde AK Parti ile Gülen cemaati arasında fark yoktu.

Bu dönemde “AK Parti ve Gülen cemaati yargısı ile” Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarla “ordunun ulusalcı kanadı”, üniversitelerin laik kadroları, toplumun laik önderleri suçlanarak tutuklandılar. Uydurma kanıtlarla ve gizli tanıklarla artık yıllarca hapiste tutulacaklardı.

Bu dönemde “sol liberaller” denilen kesim de “yetmez ama evet” diyerek bu girişime destek verecekti.

FETÖ, terörist ilan ediliyor

Yeni bir “mutasyon” da FETÖ ve cemaatinin terör örgütü ilan edilmesi oldu.

FETÖ, artık iktidarı ele geçirme zamanı geldiğini düşünüp harekete geçince ipler koptu.

17- 25 Aralık baskını ile dört bakan suçlu duruma düşürülmek istendi. Bunu fark eden, ipin kendisine uzandığını gören Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ hareketine şiddetle karşı çıktı. Arkasından gelen hâlâ tartışmalı bir darbe hareketiyle Fethullah Gülen hareketi suçlu bir örgüt olarak takibe alındı.

Artık bundan sonrası daha kolay oldu.

Tek adam iktidarı

Bu fırsatı değerlendiren R.T. Erdoğan ipleri eline alarak tek adam iktidarına giden yolu açtı.

Meclis, yürütmeyi, yargıyı, denetleme gücünü kaybetti. Muhalefet sadece demeçlerle yetinen bir çerçeveye razı oldu.

Yasama, yürütme, yargı tek adam iktidarının kontrolüne girdi.

Böylece adı konmamış bir “otokrasi” ülkeye egemen oldu.

Bu son “mutasyon” ile gidilen yol tamamlandı mı?

Yoksa “Milli Görüş gömleğini çıkaran” hareket “halifenin hırkası”nı giyerek yolunu tamamlayacak mı?

Ya da ülkenin “laik güçleri” gidişin yolunu “çağdaş-uygar-evrensel değerler”in hedefine yöneltecek mi?

2021 yılında bu mücadeleyi göreceğiz…

Cumhuriyet

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!