ŞAMLI MI KÜFELİ Mİ

ŞAMLI MI KÜFELİ Mİ

Armağan Kuloğlu

24 Eylül 2019 tarihinde Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu özetle şunları söylüyordu:

“Şu anda yaşadığımız dinin Müslümanlıkla ilgisi ve alakası yok.

Müslümanlar şeyh veya siyasi liderlerine tapan putperest oldular.

Aklı, sevgiyi, barışı, bilgiyi, bilimi, ahlakı, adaleti, özgürlükleri, sanatı, estetiği ve hukukun üstünlüğünü terk ettiler…”

Muaviye Şam’da, Hazreti Ali ise Küfe’de validir, aralarında anlaşmazlık vardır, savaş çıkmak üzeredir.

Bir gün, bir deveci, yüklediği mallarla Küfe’den Şam’a gelir, açıkgözün biri deveye sahip çıkar; Bu dişi deve benimdir der..

Küfeli kendisinden emindir, çünkü devesi erkektir. İtiraz eder, dinletemez.

Muaviye döneminde Hz. Ali’nin taraftarlarının yoğun olduğu Küfe’den, bir Arap, devesiyle Şam’a gitmiş.

Şam sokaklarında dolaşırken biri ona yanaşmış:

“Ver o dişi deveyi bana!” demiş.

Adam devesini vermeyince tartışma büyümüş,

Küfe’den gelen adam, “Bu deve benimdir, üstelik dişi değil, erkektir” diye itiraz etmiş…

Gerçeğin adamın dediği gibi olduğunu görülmüş, gaspçı arsız anlaşamamışlar…

Olay Muaviye’ye yansımış.

Halk meydanda toplanmış…

Muaviye, Küfe’den gelenle Şam’da deveye sahip çıkan yerliyi dinledikten sonra, kararını açıklamış:

“Bu dişi deve Şamlınındır!”

Sonra toplananlara dönmüş ve sormuş:

“Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?”

Cemaat hep birlikte bağırmış:

“Şamlınındır!”

Küfeli şaşkın bir vaziyette devesinin ardından bakakalırken, Muaviye onu yanına çağırmış:

“Ey Küfeli, dinle! Sen de ben de biliyoruz ki, bu deve senindir ve dişi değil, erkektir. Ama sen Küfe’ye dönünce gördüklerini Ali’ye anlat ve de ki:

“Ey Ali, Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk al!”

Dün Muaviye döneminde yaşanan bu olay, bugünde tekrarlanmıyor mu?

Gelin şimdi bir başka hikayeyi hatırlayalım; Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafet yapmış, Kuşlar Çarşısı’nı geziyormuş. Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar. Bir ara gözü kekliklere ilişir Padişah’ın. Bir grup kekliğin üzerindeki varakta, ‘Tane işi satış fiyatı 1 altın’ yazıyor. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha var ki, fiyatı; 300 altın.

Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılır.

‘Hayırdır’ der satıcıya, ‘Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?’ Satıcı,

‘Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor’ diyor.’

Tabii bu arada avcılar da o etrafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar’ diye ekliyor.

‘Satın alıyorum’ diyor Padişah, ‘Al sana 300 altın…’

Parayı veriyor; hemen oracıkta kekliğin kafasını kesiyor.

Adam şaşırıp ;’Ne yaptınız, en maharetli kekliğin kafasını koparttınız, yazık değil mi’ diye dövünürken; Padişah gürlüyor:

“Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bunun akıbeti er veya geç budur…”

Ne diyelim darısı kendi soyuna ihanet eden tüm kekliklerin başına…

YURT GAZETESİ

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!