Neye göre çok iyi?

Neye göre çok iyi?

Çiğdem Toker

Türkiye Varlık Fonu (TVF),  Borsa İstanbul’un (BİST) yüzde 10’luk payını Katar Yatırım Otoritesi’ne (QIA) sattı. 200 milyon dolarlık satış bedelinin “kasaya girdiği” açıklandı.

Bu tutar BİST değerlemesinin 2 milyar dolar olduğu anlamına geliyor. Nitekim TVF de yazılı açıklamasında “Söz konusu işlem bedeli, Borsa İstanbul’un 2 milyar dolarlık toplam sermaye değeri üzerinden belirlendi” diyor demesine de, bu değerlemeyi kimin hangi ölçülere göre yaptığı ise belirsiz. (TVF’nin Sayıştay denetimi dışında bir şirket olarak kurgulanmasının bir anlamı da bu işte.)

★★★

TVF CEO’su Zafer Sönmez, Bloomberg HT’ye yaptığı açıklamada 200 milyon dolarlık devir bedelini “çok iyi” olarak nitelendirdi.

“Çok iyi” denilen tutar bugünkü kurla aşağı yukarı 1.5 milyar TL. Fikir vermesi açısından, örneğin Yusufeli Barajı için 2 yıl önce yapılan “ikmal” ihalesinin bedelidir bu tutar. Yine Bursa Şehir Hastanesi için geçenlerde yapılan raylı sistemi ihalesi de 1.6 milyar TL civarındaydı.

Katar’ın BİST’in yüzde 10’una ödediği tutar, ocak-ekim döneminde yapılan örtülü ödenek harcaması kadar. Maliye verilerine göre, 10 aylık örtülü hizmet gideri 1 milyar 578 milyon TL.

Velhasıl, bizimki gibi bir ekonomide “çok iyi”nin yorumu durumdan duruma değişkenlik gösterebilir. Kesin olan ise 200 milyon doların kasaya girmesine sevinmenin hazin oluşudur.

SU YÖNETİMİYLE NE GİZLENİYOR?

Türkiye ile Katar arasında imzalandığı duyurulan anlaşmalardan biri de “Su Yönetimi İşbirliği Mutabakat Zaptı”ydı. Bu zaptın gizli tutuması,  doğal olarak tartışmalara yol açtı (Katar’ın su ihtiyacının büyük kısmını deniz suyunu arıtma yoluyla sağladığı biliniyor. )

Protokolle beraber su yönetiminin bundan böyle Katar’a mı verileceği, hangi koşullarda olacağı gibi sorular TBMM’de soru önergesine de konu olunca, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı açıklama yaptı.

“Sadece” iki ülke arasında su yönetimi alanında deneyimlerin paylaşılmasını, bilgi alışverişini mümkün kılacak bir metin olduğu, “iki ülkenin birbirinden su temini, su nakli, suyun paylaşılması ve benzeri hususları içermediği” duyuruldu.

Zaptın içeriği kamuoyuna tam olarak açıklanmadıkça soru işaretleri biteceğe benzemiyor. DSİ’nin sulama tesislerinin yapım işini bir süre önce TOKİ’ye devrettiğini hatırlatan kaynaklar, bu devrin şirketleri işin içine katacak bir özelleştirme sürecine dönüşeceğini belirtiyor. Tarımsal sulamanın Katar ile imzalanan protokol kapsamında olup olmadığı soru işareti olarak duruyor.

Bu noktada bakanlığın Katar ile yaptığı protokole ilişkin açıklamasındaki şu bölümün altını çizmek gerekiyor:

“Söz konusu mutabakat zaptı; iki ülke arasında entegre su kaynakları yönetimi, su kaynaklarını koruma ve geliştirme, su kalitesini ve miktarını izleme, su kaynaklarını, bu kaynakların gıda güvenliği ile ilişkilerini yönetme, yeraltı suyu sistemini ve doğal ve yapay beslenmeyi yönetme ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerine etkilerinin araştırılması hususlarını kapsar.”

Katar’la imzalanan su anlaşmasının düşündürdüğü bir diğer boyut da konunun büyükşehir belediyelerinin su sahasında faaliyet gösteren şirketleriyle bağlantılı olup olmadığı.  Büyükşehirler yönetimlerinin muhalefete geçmesinin hâlâ hazmedilmediğini anımsatan kaynaklar, iktidarın su şirketlerinin yönetimiyle ilgili bir planı olabileceğini ifade ediyor.

Sözcü

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!