97 YIL ÖNCE, 97YIL SONRA…

97 YIL ÖNCE, 97YIL SONRA…

Noyan Umruk

97 yıl önce çocuklar gibi şendik…97 yıl önce yedi düveli yendik…

*97 yıl önce kederde kıvançta ortak bir ulus oluşturup, mazlum ülkelerin umudu, etrafı dostane paktlarla çevrili saygın bir devlet kurmuştuk. 97 yıl didişmediğimiz ülke kalmadı…

*97 yıl önce uluslaşma sürecinde, ortak dilimizi iyi konuşma ve yazmanın derdindeydik. 97 yıl sonra yarım yamalak cümleciklerimize frenkçe sözcükler katmayı marifet sayıyoruz…

*97 yıl önce cehaletle savaşıyor, cumhuriyet, özgürlük ve bağımsızlık ilkelerine bağlı « aklı hür, fikri hür, vicdanı hür aydınlanmış kuşaklar yetiştirmeye çalışıyor, ulusu aydınlanma ile kucaklaştıran Köy Enstitülerini kuruyorduk. 97 yıl sonra milyonlarca sabiyi, örtüp sınıflara tıkıştırmaya, çocuk gelinler ve zorunlu seçmeli derslerle dindar ve de kindar nesiller yetiştirip, aydınlanmış insanlarımızı hapisanelerde çürütüp cehalete bel bağlar olduk!

*97 yıl önce pozitif bilimleri öğreniyorduk. 97 yıl sonra metafiziğe, hurafeye merak sardık!

*97 yıl önce vekil maaşları öğretmen maaşlarını geçemiyordu. 97 yıl sonra öğretmen maaşları ilgili bakanca “yük” olarak değerlendirilip, sözleşmeli- ders başına ücretle çalıştırılıp ucuza getirilirken, ihtiyaç büyük olduğu halde binlerce öğretmene atama bekletiliyor…

*97 yıl önce halk yoksul, ama onurlu, “köylü yurdun efendisi” idi. 97 yıl sonra borç, harç içinde…

*97 yıl önce daha cumhuriyet ilan edilmeden tüm toplum kesimlerinin katılımıyla İzmir İktisat Kongresini yapıyor; üç beyazlar, üç beyazlar (üç beyaz: Un, şeker, dokuma ,üç siyah: Kömür-enerji, demir ve çimento) politikasıyla ve 1933’ten itibaren “Sanayi Kalkınma Planları ile yurdun her köşesinde “Atatürk modeli” sosyal cumhuriyet fabrikaları inşa ediyor, yurdu demir ağlarla örüp kendi uçağımızı yapmaya çalışıyorduk. Sanayide ve tarımda kendine yeterli bir ülke olmayı, doğal zenginlik ve kaynaklarımızı gözümüz gibi sakınmayı, tasarruf ve üretimi erdem saymayı öğreniyorduk. 97 yıl sonra “bize plan değil pilav lazım düsturu ile başlayıp en stratejik varlıklarımızı dahi eşe, dosta, yandaşa, yabancılara yok pahasına babalar gibi satmayı, üretmeden tüketmeyi marifet sayıp, samanı, mısırı, buğdayı, mercimeği, angusu ithal edip, AVM’ler, gökdelenler dikmeyi, toplama araba yapmayı marifet sayar olduk!

*97 yıl önce Avrupa faşizm bataklığına sürüklenirken, biz devrim, demokrasi, özgürlük, aydınlanma rüzgarlarına yelken açmıştık. 97 yıl sonra bu nedenlerle hem dahili bedhahlardan, hem de dünya alemden dayak yiyoruz !

*97 yıl önce dünyaya örnek oluyor, kadınlarımızı bir çok Avrupa ülkesinden çoook öne seçme ve seçilme hakkına kavuşturuyorduk. 97 yıl sonra kadına şiddet ve kadın-erkek eşitliği sıralamasında dünyaya rezil oluyor, kadınla el şıkışmayan nesiller yetiştirip, öncülüğünü yaptığımız İstanbul Sözleşmesinden pişman oluyoruz…

*97 yıl önce şarkılarımızı, türkülerimizi, folklörümüzü, evrensel müziği keşfetmeye, anlamaya çalışıyorduk. 97 yıl sonra çıstak çıstak gürültü dinleyip, biz bize kaldığımızda göbek atıp, kolbastı oynuyoruz!

*97 yıl önce hukuk devletine doğru yelken açmıştık; kadı efendilerin yerini cumhuriyet savcıları ve hakimleri almıştı. 97 yıl sonra Cumhuriyetin hukuk’unu, yargısını, savcısını, adaletini mumla arıyoruz.

*97 yıl önce her meslekten esnafı barındıran çarşılarımız vardı. 97 yıl sonra her köşe başında Çin ve Avrupa malları ile dolu AVM’lerimiz…

* 97 yıl önce Atatürk ve devlet adamlarının nerede, ne zaman karşımıza çıkacağı belli değildi. 97 yıl sonra yollar kesilip, koruma arabaları ve taburları etrafa dehşet saçtığı için “kendilerini” yakinen takip edebiliyoruz!

*97 yıl önce Atatürk’ün varlığı ile onurlanan Çankaya Köşkü milletin gurur abidesiydi. 97yıl sonra Atatürk’ün yoktan var ettiği Orman Çiftliğinde ve de ülkenin muhtelif yerlerinde saraylar. Saraylar, saraylar, saraylar…

*97 yıl önce Anadolu’nun en küçük kasabasında dahi, kimin ne yediğine, ne içtiğine karışmak kimin haddine. 97 yıl sonra ne zaman, ne yenileceği, ne içileceği bazen mahalle baskısına, bazen mahalle dayağına bağlı…

*97 yıl önce cumhuriyeti ilanını yurdun her köşesinde büyük bir kıvanç ve çoşku ile kutlayorduk. 97 yıl sonra Atatürk anıtlarına çelenk koymak bile mesele oluyor…

*97 yıl önce ülkenin yönetimiyle ilişkin tüm kararlar TBMM’de uzun ve görüşme ve tartışmalarla oluşturuluyordu. 97 yıl sonra bu denli zaman ve enerji kaybına lüzum kalmadı…

*97 yıl önce aydınlar ülke sorun ve çıkarlarını sahiplenmekle, ülkeyi yönetenleri cesurca uyarmakla onurlanırlardı. 97 yıl sonra bu tür « ukalalıklara » lüzum kalmadı…

*97 yıl önce yüce önder ülkeyi ve cumhuriyeti gençlere emanet etmişti. 97 yıl sonra gençler yurt dışına kapağı atabilmek için fırsat kollar hale getirildiler…

*97 yıl önce yüce önder tek bir ağacın kesilmesini önlemek için Yalovadaki küçük evini kızaklar üzerinde başka yakın bir yere taşıtmıştı. 97 yıl sonra ormanlara, derelere, tarım arazilerine HES’ler, JES’ler, hava alanları, madenler vb taşınıyor,,,

*97 yıl önce bütçede açık vermeye, kapitülasyonları kaldırıp Osmanlının borçlarının ödedikten sonra yabancı ülkelere borçlanmaya öcü gibi bakılıyordu. 97 yıl sonra ok yaydan çıktı…

*97 yıl önce daha Sakarya Savaşı’nın devam ettiği günlerde, 1921 yılında çıkartılan 151 sayılı kanun ile T.B.M.M., Zonguldak-Ereğli Bölgesinde kömür çıkartan emekçilerin-madencilerin çalışma mekan ve koşulları ve iş güvenlikleri

-“Amelenin(işçinin) temini istirahatleri için amele koğuşu, hamam inşa’ına ocak amilleri(sorumluları ) mecburdur.”

-“Cebren istihdam(zorla çalıştırma), rıza dışı 8 saatten fazla çalıştırma, 18 yaşından dun(aşağıda) olanların istihdamı memnudur.”

-“Bilumum madenciler, hasta ve kazazede olan ameleyi(işçiyi) , meccanen(parasız) tedavi etmeye, bunu teminen maden civarında hastane, eczane ve şahadetnameli etıbba(sağlık personeli) bulundurmaya mecburdurlar.”

-“Ocak amilleri( yönetici ya da sahipleri), bir mescit ve genç ameleye gece dersleri vermek üzere mektep yapmaya ve bir muallim bulundurmaya mecburdurlar.”

-“Amelenin ahvali sıhhıye(sağlık koşullarına) ve hayatiyetiyle hukuku umumiyelerine müteallik işbu mevadı(kanunu) -diğer kanuni ve cezai müeyyideler hariç olmak üzere- ifa etmeyen “madenci ve mültezimlerin ruhsatname ve imtiyazları fesh olunur.” hükümleriyle sağlanıyordu.
97 yıl sonra Soma başta olmak üzere iş katliamları ve cinayetleri “işin fıtratında var..”ya da “güzel öldüler…” denilip emekçiler ve ailelerine tazmınatları dahi ödenmiyor.

“97 yıl önce yıllarca süren savaşlardan, bulaşıcı hastalıklardan yorgun bitkin düşmüş halkı ayağa kaldırabilmek için yurdun dört bir yanında hastaneler kurularak, doktorlar başta olmak üzere sağlık calışanlarının canlarını dişlerine takmasıyla parasız etkin bir sağlık sistemi oluşturuluyor, kurulan Hıfzısıhha Enstitüsü ile her tür aşı üretiliyor, koruyucu sağlık hizmeti olarak tüm yurtta aşı kampanyaları düzenleniyordu. 97 yıl sonra sağlam temeller üzerine oturmuş sağlık sistemi hızla özelleştirilek yozlaştırılıyor; vatandaşa grip aşısı yapmak bile karneye bağlanıyor…
*Hülasa 97yıl önce geleceğe yönelik muhteşem umutlarımızla ve düşlerimizle yaşarken. 97 yıl sonra yarının ne getireceğini bilemez hale gelip, cumhuriyet değer, kazanım ve erdemlerini tamamen yitirmemek için çırpınıp duruyoruz…

Cumhuriyet bayramımız aydınlık günler özlemi ve dilekleri ile kutlu olsun.

Dr. Noyan UMRUK

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!