NE YAPMALI: ÖZGÜN-SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR SOSYO-EKONOMİK GELİŞME MODELİ ACİLİYET KAZANMIŞTIR…

NE YAPMALI: ÖZGÜN-SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR SOSYO-EKONOMİK GELİŞME MODELİ ACİLİYET KAZANMIŞTIR…

Noyan Umruk

Koronalı günler bütün dünyaya başına vura vura nihayet şunu öğretti: Neo liberal paradigma başta sağlık sektörü olmak üzere artık yaraya merhem olamıyor; tam tersine yarayı kangrene çeviriyor…

Bu nedenle, bir türlü sonlandırılamayan derin küresel kriz koronalı günleri de heybesine doldurup sırtlanarak sürüp gidiyor. Gittikçe de finansal niteliğini de muhafaza ederek reel (sınai ve tarımsal üretim) kesim üzerinde 10 yıllık bir döneme yayılacağı söyleniyor…

Yakın geçmişte onbinlerce Amerikalı, Houston’da toplu kriz duasına çıktı. Wall Strett’teki “Biz %99’uz” protestoları çaresizce duruldu. Avrupa’da protestolar, “Los İndignados-Öfkeliler”, “Sarı Yelekliler” eylemleri yaşandı. Zaten A.B. de zor bir dönem yaşıyor. Fransa, İspanya, Portekiz, İrlanda, İtalya’da işler iyi gitmiyor

Yunanistan ekonomik iflasını yaşarken, AB ve ağır faturayı halkına ödeterek etkili bir liderlikle köşeden dönmekte…

Tüm bunlara Ortadoğu savaşları, sığınmacılar sorunu, Trump’ın akıl almaz operasyonları tuz biber ekip, işi içinden çıkılmaz duruma getiriyor.

Krizin, yarattığı ve de yaratacağı ekonomik/ mali ve şiddetli sosyal çalkantılarla 2025-2035’lere değin uzayabileceği söyleniyor…

Uluslar ötesi finans piyasalarında ise uluslar arası mali kuruluşların zafiyetinin artması, yatırımcıların ve “hedge” fonların risk algılamalarında meydana gelen hızlı değişimler, zaman zaman küresel çıkarlara uygun düşmeyen siyasi tavırları gelişmekte olan ülkelerin, hayati önemdeki dış finansman ihtiyaçlarının karşılanmasını hem güçleştirmekte, hem de ekonomik, sosyal ve politik alanlardaki maliyetini yükseltmekte…

Kriz, zaten işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, kayıt dışılığa ve yasaklarla yaşamaya alıştırılmış olan gelişmekte( Yıllardır yükselmekte, gelişmekteler…) olan ülke halklarını, onların refah düzeyinden çok uzakta oldukları ve sosyopolitik bilinç düzeyi daha düşük olduğu için gelişmiş ülke halkları kadar derinden etkileyip, sarsmıyor. Ancak,bir yandan aile ve akrabalık sosyoloji ve ekonomileri çerçevesinde yaralar sarılmaya çalışılırken, öte yandan sosyal, fiziki stoklar, ülkelerin doğal ve yıllarca halklarının büyük özverileriyle edinilmiş varlıkları hızla tüketilerek ve ekonomik tercihler artık hukuk da işlemediğinden keyfi ve çıkarcı kararlarla, lehlerine işletilerek yeni, reel üretimden uzak “özellikle beton sever” yandaş oligarşiler yaratılıyor…

Ve de bu vahşi gidişata dur denilemezse “cehalet içinde yoksulluk” diz boyu hale getirilerek, küçük yemlemelerle beslenmekle yetinen geniş toplumsal kesimler yaratılarak senaryo toplumsal çöküşle sonlanmaya hızla gidiyor…

Bu ülkelerin, köktenci ve bütüncül önlemler almazlarsa, geçmişte yaşananlara göre daha acı günler yaşamaları, yoksullaşmaları kaçınılmazlaşıyor…

İşte, bu nedenle, altın ve dövizin şaha kalktığı bu ortamda Türkiye, sonu getirilemeyen “21nci Yüzyıl Krizine” karşı geliştirebileceği özgün bir modeli, süratle, açıkça ve içtenlikle yaşama geçirmek zorunda…

MODELİN VARSAYIMLARI:

Böyle bir modelin şu varsayımlar çerçevesinde tartışılabileceği düşünülebilir:

*Kriz, sistemin (bağımlı kılanların), bağımlılık ilişkilerini yeniden üretme gücünü zayıflatacak, yaşamakta olduğumuz süreçte izlendiği gibi bağımlı ülkelerin, sistem tarafından denetimi güçleşebilecektir.

*Kriz, siyasi gelişmelerin ekonomik duruma eklemlenmesinden doğan içsel ve dışsal nedenlerle, Türkiye’yi, paradigma değiştirmek zorunda bırakabilecektir.

*Kitleler, planlı, sonu ve toplumsal getirileri açıkça belirlenmiş yükü adil ve eşitlikçi biçimde paylaştıran bir toplumsal özveri dönemine gönüllü rıza gösterecek ya da göstermeye ikna edilebileceklerdir.

*Bütün bunlara ve artan zafiyetine rağmen, küresel merkez, Türkiye gibi önemli bir ülkenin, yörünge dışına çıkmaması için elinden geleni ardına yapacaktır…

*AB ile “tam üyelik” bağlamında ilişki kurulamamış, ilişkiler iyice soğumuştur.

MODELİN OLASI ÇERÇEVESİ:

1940’lı yıllardan bu yana süratle bağımlılığa sürüklenen Türkiye, yakın geçmişin uluslar arası deneyimlerinden de yararlanarak pekala özgün bir model geliştirebilir.

*Böyle bir model, Türkiye’nin, kayıtsız, şartsız bir bağımlılığa doğru sürüklendiği yörüngeden çıkartılmasına, reel politik bir yaklaşımla imkân vermelidir.

*Model, sistemle (A.B.D.+A.B.) kararlı ilişkiler kurulabilmesi, siyasi irade yanında, küresel pazarda rekabet gücünü arttıran, ölçek ekonomileri ve innovasyon-teknolojik gelişme çarpanını göz önünde tutan üretim ve sanayileşme stratejileri ile uygun ülkelerle birlikteliğin sağlayacağı optimal pazar büyüklüğüne dayanmalıdır.

*1970’lerden bu yana özelikle 2000’lerden itibaren millenium krizlerine daima “fenersiz” yakalanan Türkiye’nin, kendine özgü modelini oluşturması tercihten öte bir zorunluluktur.

*AB. ile ilişkiler kısa vadede içinden çıkılmaz hale getirildiğine göre, sistemin olası manipülasyonlarına karşı direnç gösterebilmek için içlerinde zengin enerji kaynaklarına sahip ülkeler de dahil, bölge ülkeleri (Avrasya, Karadeniz, Ortadoğu ülkeleri) ile ekonomik ilişkiler derinleştirilip, üretim ve altyapılar alanında işbirliği, pazar birlikteliği, yeterli/optimal ölçek büyüklüğü sağlanabilir. Bu yöndeki gelişmeler, hem dış ticarette AB.nin ağırlığını hafifletebilecek, hem de burnunun dibindeki ülkeyle ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilecektir.

*Kriz süreci derinleştikçe, yabancı sermaye girişi ve reel yatırımlar, daha çok, likit döviz zengini petrol üreticisi ülkeler ile döviz rezervlerine sahip başta Çin olmak üzere dış ticaret fazlasına sahip ülkelerden gelebilecektir. Dolayısı ile model, bu ülkelerle de ilişkilerin geliştirilmesini içermelidir.

En önemlisi, tüm bunlar ve iyi çizilmiş bir rota için, Devlet Planlama Teşkilatı (D.P.T. ) yeniden yapılandırılmalıdır.
Ülkenin;
*Coğrafi, fiziki ve beşerî anlamda kaynak ve imkan envanterine sahip,
*Bölgesel ve ulusal düzeyde sürdürülebilir bir kalkınma sürecini ve daha adil bir bölüşümü eşgüdümleyerek,
*Küresel gerçekleri de göz ardı etmeden en azından optimal ölçek ekonomileri çercevesinde,
*Selektif-özenle seçilmiş sektörlerde uluslararası düzeyde rekabet yapabilecek innovasyon-teknolojik gelişmeyi içeren marka ürünler üretilebilmesini planlayabilen,
*Özel kesim için özendirici ve yol gösterici, kamu kesimi için emredici,
*Ciddi, savurganlığa, lüks ve gereksiz yatırımlara izin vermeyen,
*Enerji, savunma sanayi, ulaşım, iletişim, madencilik, tarım vb. temel, stratejik ve ülke için hayati nitelikteki sektörlerde ülke çıkarlarını kamucu bir yaklaşımla hassasiyetle gözetecek bir planlama örgütüne şiddetle ihtiyacı vardır.

SONUÇ:

Uzun zamandır özgün ve hayati sorunlarımızı tartışmayıp, en büyük ve önemli bir ülke olarak D. Akdeniz dışında taraf olmadığımız çatışmaların çığırtkanlarınca önümüze konulanlarla boğuşup durmak, iç politikaya yönelik zevzekliklerle oyalanmak yerine, neden aklımızı başımıza almayız anlaşılır gibi değil…

Bu konuda CHP genel başkanının Cumhuriyet gazetesindeki değerlendirmeleri ve kurultayda delegelerin onayına sunulan 13 maddelik bildirideki yaklaşımın nasıl sür’atle hayata geçirileceği, vakit geçirmeksizin kamuoyu ile birlikte detaylandırılıp, altının nasıl doldurulacağı heyecan yaratabilecek bir üslupla ve yakın temasla halka anlatılması büyük önem kazanmıştır….

Sözün kısası: “İktidara yürümek” iddiasında olanların gündelik polemiklerle kaybedecek zamanları kalmamıştır…

Dr. Noyan UMRUK

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!