Kanun değil siz gerisiniz…

Kanun değil siz gerisiniz…

Ahmet Gürsoy

Halen daha Tevhid-i Tedrisat’ı tartışmaya çalışıyor. Neymiş eğitimde bizi geri bırakmış…

Ne cahilce bir cümle.

Her şeyden evvel kanun adı bile eğitim dilinin ne hale getirildiğinin apaçık bir göstergesi.

Tevhid ne demek?

Birlik demek.

Peki tedrisat o ne demek.

Öğretim demek.

Türkçe mi?

Değil.

Niye değil?

Çünkü Osmanlıca denilen bir bozgunculuğun izlerini taşıyor. Arapçaya Farsçaya âşık bir neslin Türkçeye yaptığı katliamı ele veriyor.

Öğretmen okulu yerine, darülmuallimin.

Öksüzler, yetimler yurdu yerine, darüleytam.

Hayır kurumu yerine, cemiyet-i hayriye.

Deniz mühendis okulu yerine, mühendishane-i bahri hümayun, diyor.

Dil bu.

Öğretim ise şu: Bir tarafta medreseler. Dil, yukarda örnekleri verdiğimiz türden. Karmakarışık, sözde Türkçe. Ve en önemli öğretim şekli ezber. Yetişek (program/müfredat) ise salt dini içerikli derslerden ibaret. Bir zamanlar var olan matematik ise çarşı Pazar matematiğini geçmiyor.

Bu öğretimde İtalya’da gelişen Targala’nın çözdüğü yeni problemlere, yeni matematiğe yer yok. Kelpler matemetiği kesinlikle yok. Aynı şekilde Gelile’nin, Newton’un diferansiyel problemleri, fizikteki ivme problemlerinin çözümü, ışığın yedi rengi ve ana ışık kaynağının beyaz olduğunun bilgisi,  Dekart’ın Kartezyen matematiği hiç yok.

Dalga boyunu bulan Hertz, radyonun mucidi Makroni, otomobilin icadında etkili isimlerden Otto Von Car, renk ısısını ortala koyan Kelvin,  say sayabildiğin kadar bunların hiçbirini medrese eğitiminde bulamazsın.

Bulunmaması da haklıdır.

Çünkü medrese imam hatip, müftü, kadı, mahkeme personeli yetiştirmektedir. Bu sebeple ne ileri matematik ve fen ne de ileri sosyal bilim dersleri yoktur.

Osmanlı devleti tıbbiye dışında bu eğitim kanalından beslenerek, 1775’e kadar geldi. Karolofça yenilgisinden sonra askeri eğitim alanında eksiklikler fark edildi ve “Deniz Mühendislik okulu (Mühendishane-i Bahr-i Hümayun)” açıldı.

Büyük çoğunluğu II. Abdülhamit döneminde açılan rüştiye, idadi ve sultanilerle birlikte sırası, masası, kara tahtası olan (Batılı) okullar açılarak eğitim dili de az biraz Türkçeleşmeye başladı.

Cumhuriyete gelinceye kadar, rahlesi, minderi ve geleneksel dini öğretimi ile medreseler ve modern okullar birlikte ilerledi. Ancak ne var ki 1857’de Maarif Vekaleti (mili eğitim bakanlığı) kurularak, modern ilkokul, orta okul ve liseler buraya bağlanırken, geleneksel okul olan medreseler yine şeyhülislamlığa bağlı kaldı.

Durum sadece bu kadarla kalmadı. Medreseler batılı okullara “gâvur mektebi” diyorladı. Batılı okullardan yetişenlerde medresecilere “yobaz” demekteydi. Böylece Osmanlı asrının son dönemlerde toplum, kabak gibi ortadan yarılarak ilerledi.

Tam bir ikilik.

Bu durum hiç şüphesiz siyaseti de etkiliyordu. Halen daha etkilemeğe de maalesef devam ediyor.

Atatürk, Cumhuriyetle birlikte bu toplumu ikiye bölen, zihniyet ayrımına neden olan ikiliği ortadan kaldırmak için Öğretimde Birlik ‘Tevhid-i Tedrisat’ Yasasını çıkartı ve dini eğitimi de diğer eğitimi de milli eğitim bakanlığı çatısı altında birleştirdi.

Bu birleşmeyle dini eğitim de milli eğitim içinde biçimlendirildi.

Cumhuriyet sadece medreselerin adını değiştirip Türkçeleştirdi. İmam yetiştiren medresenin adı değişti ve İmam hatip okulu oldu. Görevi gene aynı. İmam yetiştiriyor. İslam Enstitüsü daha sonra da ilahiyat fakülteleriyle müftü ve vaiz yetiştirilmeye başlandı. Medrese de aynısını yapıyordu.

İçinde bulunduğumuz süreçte, halen daha dünkü medresecilerin propagandasını sürdürenler, Cumhuriyetin imam hatip ve ilahiyat okullarından yetişseler de kendilerini inkâr etme pahasına Tevhid-i Tedrisat’ı eleştirerek akılları sıra Cumhuriyet karşıtlığı yapmağa devam ediyor.

Diplomana bak be adam. Üstünde Tevhid-i Tedrisat’ın ta mührü var. Kanun değil, siz geri kalmışsınız da haberiniz yok

Yeniçağ

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!