Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Yetmedi mi, canınıza tak etmedi mi?!..
23 Ağustos 2013
11:25
1373 Kez Okundu

Tecrübeden ders çıkarıp yeni şeyler denemek lazım…

Düşmana karşı geniş cephe düşman kovulunca dağılır çünkü, varlığı düşmana bağımlıdır… Düşman yok olunca geniş cephe de yok olur… Bir şeye karşı değil birşey için oluşan beraberliklerde bağımlı olunan merci beraberliği oluşturan her kişinin kendisinde bulunduğundan kişi gücü oranında ve var oldukça o şey için uğraşır…

Süreklilik ancak böyle mümkündür… Yani insan kişi bilerek isteyerek beğendiği bir şey uğruna uğraşıyorsa kararlılık ve süreklilik ortaya koyabilir… Tecrübelerimizin sonucunda ortaya haz duygusu çıkmışsa bu tecrübeleri tekrar etmek isteriz ve iyi diye kodlarız belleğimizde… Eğer bir tecrübenin sonunda haz değil de acı duygusu ortaya çıkmışsa bu tecrübeyi kötü diye kodlarız belleğimizde ve tekrarından kaçınırız…

Acıdan (almak ve vermek) zevk alanlar da çıkar aramızdan… Bunların kendilerine ve etraflarına verdikleri zararların hikayesi ile doludur tarih…

İstiklal Savaşında düşmana karşı kurulan geniş cephe daha cumhuriyet ilan edilmeden önce çatlamıştır ve Atatürk sağ olduğu sürece onun dehası sayesinde bu çatlak tamir edilebilmiştir ama, ondan sonra dağılmıştır ve parçalanmıştır testi…

Biz bugün o dağılan yapının enkazının altından konuşuyoruz… “Heeyy orda kimse var mı???” diye haykırıyoruz…

Şu dersi çıkarmak mümkün; bir yapı, kuruluş, kurum, parti, devlet vd. onu oluşturan en sıradan maddenin, malzemenin ve ruhun anlayabileceği ve yürütebileceği şekilde organize edilmelidir… Ancak dehalar vasıtasıyla ayakta tutulması mümkün olacak şekilde organize edilirse dehalar her zaman ve her yerde çok az oldukları için sıradanlar tarafından ayakta tutulamazlar ve yıkılırlar…

Atatürk cumhuriyetinin ayakta tutulabilmesi için ona taraftar olan herkesin bir dahi olması gerekmekteydi… Olmadı çünkü o kadar deha yoktu olamazdı da aramızda…

Çünkü beynimizin nasıl çalıştığı ve ondan nasıl yararlanabileceğimiz konusundaki bilgiler çok yenidir… Hala ezici çoğunluk olarak sürüngen beynimizi kullanarak yaşıyoruz… Bellek beyin ve üst beyin atıl halde hasbelkader kendini gösterebiliyor arada bir…

Bu yüzden var olmak ve soyunu devam ettirmekle sınırlıdır düşüncelerimizin ve davranışlarımızın amacı… Bu sürüngen beynin amacıdır… Güdüler vasıtasıyla bu amacı devamlı uyanık tutar… Olmasaydı bizde olmazdık, çok önemlidir ama yetmez fazlası var bizde yani bellek beyin ve üst beyin; iyi veya kötü tecrübelerden sonuç çıkararak insanın üst beyninde mevcut olan geniş çağrışım alanlarını düş gücüyle harekete geçirip yeni bağlantılar kurup yeni yollar bulunmasını sağlar…

Üst beynini tanıyan ve onu kullanmasını bilen insan yaratıcı insan, mucit, bulucu oluyor… Sürüngen beynin marifeti olan sadece şartlı reflekslerle çalışan doğmatikliğin (temcit pilavı) üstüne yeni ve sürekli değişen yollar açarak, bağlantılar kurarak maddi manevi zengin bir insani yaşamı mümkün kılıyor… İnsanlığın sofrası zengin ile donanıyor…

İnsan varolmaya, üremeye, hatırlamaya ve icat etmeye muktedir bir yaratık… Biyolojik donanımı buna müsait… Eğer elverişli bir toplumsal düzen kurulabilirse ki bu ancak insanların genel ve çağdaş eğitimiyle mümkündür bu donanımını sergileyebiliyor insanoğlu ve ortaya kendi öz yapımı maddi manevi zenginlikler çıkıyor, dil ve matematik yoluyla nesiller arası aktarım mümkün oluyor… Doğa içinde ikinci bir doğa(kültür) ve onların aynı göz hizasında birbirleriyle alışverişinden de bir medeniyet ortaya çıkıyor…

Var olmak ve soyunu devam ettirmek ve var olanın kendisini olduğu gibi bütün donanımlarını hayata geçirebileceği, gerçekleştirebileceği, onlardan yararlanabileceği şekilde bir yaşama alanı kurabilmek… Cümlenin ikinci yarısı eksik kaldı cumhuriyette… Var olduk ve üredik ama gerisi gelmedi, cümlenin ikinci yarısı için başka insan kümelerine muhtaç olduk ve yakalandık…

Yüksek bedel ödetiyorlar şimdi bize… Bugün ölmek bile yetmiyor borçlarımızı kapatmak için… Öyle bir borç altında kaldık ki insanlığımıza karşı artık ölsek bile ödeyemeyiz bu borcu… Ancak bunu anlayıp gereğini yerine getirmek yoluna girersek belki gelecek kuşaklar bizi affeder…

Genel ve çağdaş eğitim seferberliği başlatmak mecburiyeti var önümüzde… Bu mecburiyeti devletin veya iktidar değişikliğinin üstüne atıp işin içinden sıyrılamayız…

Bu tabandan başlayan ve hepimizin gönüllü katılımıyla mümkün… Halk evleri kurmak için bir mani mi var??? Her evi bir okul haline getirmek istemenin önünde bir mani mi var ??? Çağdaş bilimin paradigmalarını öğrenmenin ve öğretmenin önünde bir mani mi var???

Her evi lokanta, otel, eğlence merkezi, dedikodu yuvası, meyhane, hapishane, tımarhane haline getirmeyi biliyoruz da evimizi dershane haline getirmek mi bir aklımızın ermediği ki onu devletten veya iktidardan bekliyoruz ona havale ediyoruz…

Bu bizim hepimizin insan olarak dünyaya geldiğimiz için öz, asal işlevimiz… Düşünmek, düşünmeyi öğrenmek bir tek insana mahsus beyin işlevi… İnsana yakışan o… Gerisi her şey hayvanlarla ortak özellikler ve işlevler…

Yetmemedi mi, canımıza tak etmedi mi şu bir türlü bitmek bilmeyen cilalı taş devri???

Fatma Gürman – Yurduma Can Feda

fatma gurman hakkında:
"Yetmedi mi, canınıza tak etmedi mi?!.." yazısına 11 yorum yapılmış
  1.  

    hamdolsun akp sayesinde evleri dershaneye çevireceğiz.4+4+4 sisteminde 4.sınıftan sonra çocukları eve göndereceğiz,evde anne babaları varsa ablalrı ağabeyleri okutacak.bundan ala dershanemi olur? haa tabi dershaneler için yeterli öğretmen var mı derseniz,canım hiçbiri olmazsa imamlar ne güne duruyor. :(

  2.  
    Armor

    Zalim ve benim izci kampındaki resmimizi nereden buldunuz? O kadar da dedim Zalim’e çakmağı unutma diye ;) )))))

    •  
      fatma gurman

      resim seçme işinde zeka küpü olduğunu defalarca kanıtlamış bir arkadaşımız var, kendisine minnet borçluyuz…hepimizin büyük babalarını göruyoruz resimde…gelelim dilencilik meselesine…şimdi bana öyle bir top verdiniz ki çok uzun bir pas olacak bu toptan ; ” insan davranışlarının hangi biyolojik düzeneklerle ortaya çıktıklarını ve onları hangi yollardan denetleyebileceğini öğrenmedikçe, ne yazık ki dünya cenneti gerçekleşemeyecektir…elimizde bilimsel araçlar bulunsaydı insan çevresinin yerine insanın bireysel davranışını etkilemeye çalışırdık çünkü insan ortamın ayrılmaz bir parçasıdır…eğemenlik kurma güdüsünü ortadan kaldırabilirsek yalnız sınıf kavgasına değil toplumsal sınıflara da son verebileceğimizi düşleyebiliriz…oysa söz konusu sürüngen beynin asal işlevi olan hakimiyet kurma içgüdüsü aslında insan denen canlı türünün yayılıp sürebilmesi içinson derece gerekli gözüküyor…her insan bu gerekirliğin bilincinde olsaydı büyük bir ilerleme gerçekleştirmiş olurduk”…h.laborit, yaratıcı insan/1996…insan içinde yaşadığı ortamdan dilenmek zorundasın yoksa yaşayamazsın uyaranını alıyorsa beyin bünyeye dilencilik yapacak şekilde ayar çekiyor…beyin,dikkat dikkat dilenme mecburiyeti var yoksa hayati tehlike diyor ve bütün organlar dilenme modunda çalışmaya başlıyorlar…hayatta beden ile ruh birbiriden ayrılmaz bütün olduklarından ruhi dilencilik de eşlik ediyor bedene…dilenci oluyoruz…allahtan, kuldan, erenlerden, önümüze ne çıkarsa kim çıkarsa ondan dilenir oluyoruz…ortam dilenci ile dolunca artık dilenilecek kimse kalmayıp onlar da dilenci olunca hadi bu sefer ortamdan dilencilik bitti, dilenciye verilecek kalmadı, tükendi, hazıra dağ dayanmaz bitti mesajı alınca beyin o zaman da organlara davranın ayarı çekiyor, hadi kalkın çalışılacak yenecek içecek barınılacak, giyinilecek,hayatta kalmak için çalışmak şart haberi gönderiyor biz insanlarda bir hamaratlıktır başlıyor, yoktan var etmeler, türlü türlü köfteler, elbiseler, evler, eşyalar gırla gidiyor ortalık…dilencilikten haberi bile olmayan yaratıcı, üreten insan bedeni çalışkan, yaratıcı insan ruhu etrafı kaplıyor…işte bizim ait olduğumuz insan kümesi bu faslı cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşadı-büyük anne ve babalarımızda o dik duruşu alın teriyle yaşamanın ve üretmenin onurunu gördük ama ortam büyük dünya savaşı dolayısıyla değişti ve dilencilikle hayatta kalmaya soyumuzu sürdürmeye mecbur kaldık…analarımız babalarımız çok direndiler, eziyet çektiler dilenci olmamak için ama bizim nesilde 1960-70 arası büyük bir çığlık atarak sona erdi bu direnç ve dilenci…elin parasını, bilgisini, malını, silahını herşeyi artık samanını bile dileniyoruz…hem devlet olarak hem de millet olarak…tasını alan akan musluk bulunca altına tutmak için izdiham yapıyor…tası olan allah razı olsun diyerek çekilip köşesine tasındaki bitene kadar gık etmiyor…dilenciliği mesele yapan çok az insan kaldı ortamda, çoğunluğa akan muslukların daha ne kadar akacağı telaşı hakim telaş oldu, huzursuzluk, kıpırdanma, panik atak bu yüzden…hangi birini kesip atacaksın, hadi bi gayret kestik attık diyelim ya sonra ??? geriye beşin üçte biri kalır mı acaba ??? kıtlık, kuraklık, sel felaketleri, savaş, salgın hastalıklar, büyük doğal felaketler vb. ortamın değişiminde rol oynuyorlar…genel ve çağdaş eğitim yoluyla bir zihniyet devrimi yapmak mümkün olamadığı sürece böyle sürüp gidecektir…

  3.  
    Armor

    Yazdıklarınıza katılmamak mümkün değil Fatma Hanım. Diğer arkadaşlar da konuya güzel yaklaşmışlar.Fakat bu dilencilik iç güdüsünü nasıl yok edebiliriz? Bu millet el açmaya o kadar alıştırılmış ki gurur diye bir şey kalmamış sanki (bunu 30 sene sonra ülkeye gelen bir vatandaş olarak yorumluyorum)Bizim milletimiz dik dururdu,kendisine atıf edilen bir lafa bile tepki gösterirdi.Ama şimdi herkes eğik duruyor ve sağır gibi davranıyor (korktukları zerzevatlar adam olsa anlayacağım)Doğru bir yerden başlamak lazım ama verilen emekler boşa gitmesin diye bu tümörleride kesip atmak lazım.

    •  
      as

      “herkes eğik duruyor ve sağır gibi davranıyor”
      sığır olacağdı, özür dilerim…dermiş armor:)

  4.  
    Tonguc

    Fatma abla yine tüm köse yazarlarini ters köseye yatirmis. Bu kadar güzel bir yaziyi/makaleyi senelerdir okumadim diyebilirim. (Bild der Wissenschaft haric) Maalesef hepimizde hakim olan sürüngen beyin. Icimizdeki sürüngeni ne kadar teskin edebilirsek o kadar ilerleyebiliyoruz. Sadece karni degil gözü de ac olan o sürüngeni… Bir cocugun okul masraflarini bile söz konusu edebilen bir sürüngenden bahsediyoruz.
    -Eee, yigenim, okulu bitirince mayışın (maaşın) kac para olacak?
    -Eee, kardes, senin bu uşaklar senin emeklerini sana ne zaman ödeyecekler?
    Yeni tanistigi birine, doğrudan ‘kac para mayiş alıyon?’ diye soran bir kültürden bahsediliyor.
    Köylü desen köylü degil, kentli desen kentli degil… Köylüdeki ar haya yok, kentlideki kibarlik, zerafet yok!
    Fehimli kardesimiz iyi bir noktaya parmak basmis, balik tutmayi ögrenmek yerine, baligi getir ver sistemi yerlesmis.
    Eskiden bir egitim kurumunda calisiyordum, orada cocuklara ders calistirilirdi, ama ödevleri yapilmazdi asla. ASLA.
    Hangi sistem coluk cocugu bile bu kadar korrupt, bu kadar adi ve serefsiz bir konuma sürükledi?
    Fatma abla cevabini veriyor, sürüngen beynimiz diye. Dogru fakat bizim sürüngen beyinden daha geliskin bir beynimiz var.
    Yukarda bahsettigim egitim kurumunda, sadece yabanci cocuklara yönelik bir destek programi vardi, bu da egitim sistemindeki esitsizligi gidermek icin yapilan calismalardi. Bu sürec icinde bile, ögretmenlerin görevi sadece ögretmek ve ögretmekti. Bir takim istatistiklerde basari oranlarini yüksek göstermek isteseler, yapilmayacak is degil, fehimli kardesimizin dedigi noktaya da geliyoruz, velakin meslek etigine uymadigi icin asla meyledilmeyen bir yol.
    Fehimlinin basina gelen seyler hepimizin basina gelmistir. Ben önceleri gerek yakin cevremdeki cocuklarda, gerekse simdilerde kendi cocuklarimda gözlemliyorum. Ders calistirmak, egitim vermek, Fatma ablanin dedigi gibi cok önemli. Ankara”daki ögrencilik yillarimda komsu cocuklarina cok yardim ettim, hic bir sey yapamadiysam bilgiyi bulmayi ögrettim. Simdi kendi cocuklarima da ayni sistemi uygulamaya calisiyorum. Bilgi edinme kudreti. Hazir piş, ağzıma düş yok yani.
    Fatma abla egitimin önemıne dıkkat cekmis velakin örgün ögretimin esasen devlet eliyle yapilmasi gerektigine deginmemis.
    Bir insan isterse Einstein olsun -Einstein burada sadece örnektir- tek basina örgün egitimin vermesi gereken egitimi veremez.
    Önemli olan devletin/Kamunun bu egitim ögretim imkanlarini sunmasidir. Bunun icin de, devlet/Kamu icindeki virüslerin temizlenmesi gerekir, acildir. Fehimlilerin Tonguclarin mücadelesi ancak kamusal mücadele ile ile esgüdüm icinde olursa basariya ulasir.

    Fatma hanima bir de kisa bir anekdot anlatmak isterim. Anam benim ilk ögretmenim, Anadilim Türkce’nin ögretmeni. Ben de anamin ilk ögretmeni idim. Okuma yazmayi anam benimle ögrendi. Ben siniflari gectikce anam da benimle birlikte sinif gecti. Okur yazar oldu. Su anda edebiyat ögretmeni olan pek cok sefilden daha cok kitap okumustur/tu. Türk edebiyatinin devlerini okumustu. Ki Türkce ve Edebiyat ögretmeni olarak mezun olan bir yegenime sordugum, bana 10 tane Türk yazar 10 tane klasik yazar ismini ver dedigim de cocuk morarmiosti, ve bu cocuk sadece basörtülü oldugu icin edebiyat ögretmeni olmustu. Utanctir.

    •  
      fatma gürman

      devleti göz ardı etmedim değerli tonguç kardeşim, tersine ne mal olduğunu gördüğüm için takıldım bozuk plak gibi devamlı bu konuda dönüyor kafam…şimdi olduğu gibi genel ve çağdaş eğitim konusunda devletin bir politik sınıf tarafından bloke edildiği dönemlerde onun açılmasını beklemeden derhal olduğumuz yerde elimizdeki imkanlarla ne yapabiliyorsak eğitim seferberliği başlatabiliriz, devleti beklemeyelim, blokade uzun sürebilir demek istiyorum…evimizi sınıf olarak kullanabiliriz, yenilenen bilginin sürekli dolaşımının sağlanması paranın kesintisiz dolaşımının sağlanmasından daha asal işlevdir insan için… anamalcı hegemonik dünya düzeni bize bunun aksini ispat etmekle meşgul halâ, ucuz para, sıcak para, pahalı para, kirli para, temiz para, hem de hiç kesintisiz, devamlı para para para diye boza pişiriyor kafamızda…çocuklara ve gençlere insan beyninin evrimini, nasıl çalıştığını ondan nasıl yararlanabileceğimizi anlatan en yeni bilgileri mutlaka öğretmek lâzım…insan beyninin çalışması ile ilgili bilgiler çok yeni…bunu öğrenen çocuklar para kazanmanın yollarını da bulacaklardır…çocuklarımızı 5 yaşında elimizden alıp inanca, söylenceye, tiridi çıkmış köhne bilgiye dayalı indoktrinasyona sokmak için hücuma geçti devlet, genel ve çağdaş eğitimi bloke etti…bu duvarı bir şekilde delmek gerek hem de hiç beklemeden…sanayi devrimine yetişemedik, bilişim devrimine de ayak uyduramazsa yeni nesiller silinecekler dünya yüzünden…insan beyni, mutluluk hormonunu yeni birşey öğrendiği, yeni bir el becerisi geliştirdiği zaman salgılıyormuş ve üst beyindeki çağrışım alanlarının aktivitesi artıyormuş ve o alanlar genişliyormuş pet (pozitron emisyon tomografi) araştırmalarından çıkan sonuç böyleymiş…insanın mutluluğu mideden geçer ya da paradan geçer diyen kadim bilginin rap rap çöp tenekesine gidişi demektir bu bilgi…insanın asal işlevi çalışmaktır diyor kadim bilgi, doğru olsaydı insanın işini yapan makinalar yapılınca ki yapıldı insanın işi biterdi, bitti mi ??? hayır macera devam ediyor…demek asal işlevi çalışmak değilmiş düşünmekmiş, icat çıkarmakmış, buluculukmuş…çalışmak ondan sonra geliyormuş…sanayi devrimine ait paradiğmaların devrilmesi ve o döneme özgü anamalcı sınıfın ve proletaryanın politik çizgisinin kırılışı da böyle gerçekleşti…ölerek veya öldürerek değil…ölerek veya öldürerek devrim yapmak zorunda değiliz…düşünerek, düşünce metodumuzu değiştirerek yapabiliyoruz…insanda önde giden, asal işlev bilgidir…insana özgü olan odur…yeni dünya bu bilgi üzerinde kuruluyor…çocuklar ve yeni gençler bunu öğrenmeli…tabandan başlamak lâzım hiç zaman kaybetmeden…genel ve çağdaş eğitim şart hocam !!! devlet yapmazsa millet yapar…illa olacak…hepimize kolay gelsin…

  5.  
    zalim

    Fatma abla, bencede cok haklisin. En büyük eksikligimiz egitim.

  6.  
    06 anka

    Değerli Fatma Hanım,yüreğinize, aklınıza sağlık.Gerçekten topluca bir eğitim seferberliğine ihtiyacımız var.
    Toplumun bir kesimi olan biten karşısında sinirden hop oturup hop kalkarken,diğer kesiminin inanılmaz bir ruh dinginliğinde olması ancak eğitimsizliğin getirdiği bir tepkisizlik olabilir.
    Ancak önerdiğiniz gibi bireylerin farkındalığını artırmaya yönelik gönüllü bir seferberliğin başlaması için öncelikle kendilerinin istekli olması gerekir.Maalesef o kesimin halinden şikayetçi olduğu,kendini geliştirme isteği ile yanıp tutuştuğu gibi bir izlenim alamıyorum.
    Yeni yaşadığım bir örnek:Bir ay kadar oluyor,Seymenler Parkına TBMM Başkanı için ‘Konut’ yapılacağını duyduk.Benim günlük yürüyüş sırasında arada sırada gittiğim,Ankara içindeki nadir yeşil alanlardan biridir.Bugün elimde gazeteyle gittim ve girişteki küçük büfede otururken servis yapana olayı sordum.
    Adam bu arada seri şekilde elimdeki gazetenin hangisi olduğu tespitinde bulunduktan sonra ‘Biz bilmeyiz,en iyisini büyüklerimiz bilir’ demez mi?Hayır onlar bilmez,bu parkı kullananlar bilir dedimse de nafile!Biz gazete okumayız,duymadık dedi ve kabuğuna çekildi.
    Demek istediğim,ekmek kapısı olduğundan benden çok onu ilgilendirmesi gereken,Seymenler Parkı için düşünülen iyilik(!) konusunda bile merak duymayan bir Ankaralı!İşte insanımızın içler acısı hali.Bu insana ne verilebilir,kendisi istemedikten sonra?

    •  
      fehimli mestan

      Haklısınız 06anka! İnsanlarda ne yazık ki isteksizlik ve öğrenmeye karşı tembellik var. Komşumun çocuğunu gönüllü olarak çalıştırmaya talip oldum. Birkaç günlük çalışmadan sonra kendisi vazgeçti, meğerse onun talebi benim, onun ödevlerini yapmam imiş. Yani, balık tutmayı öğretme çabalarımı reddederek, kendisine balık vermemi istiyormuş. :)
      Sevgili Fatma Gürman Halkevinden bahsetmiş. Lisede iken (adı Halkevi ya da Halk Eğitim Merkezi olabilir Tam anımsamıyorum) her cumartesi yabancı film gösterimi vardı. Normalde arkadaşlarım olmadan sinemaya gitmeme izin vermeyen annem, oraya tek başıma gidip sinema seyretmeme ses çıkarmazdı. Fazla kalabalık olmazdı ama (72-74 yılları idi) keyifle harika filmler izlerdik. Kuşlar, Queimada ilk ağızda aklıma gelenler. Şimdi düşünüyorum da taşradaki bir kız çocuğu için dünyasına genişletmeye yarayan ne büyük bir şanstı. (yav o zaman bile tek başına sinemaya gidermişim. :D Napalım, kızlar/arkadaşlar hep yerli filmleri tercih ederdi.

    •  
      kızıl-elma

      Geçen aylarda , hangi gazete olduğunu hatırlamıyorum, futbol , baldır-bacak ve akp haberlerinin arasında (!) küçük bir yeri kaplamış bir haber vardı!
      Antalya’ya yerleşen Ruslar , kiliselerinde tanrı ya şükrediyor, dua ediyorlarmış, Antalya da yaşadıkları , antalyaya geldikleri için!
      Dünya da herkesin gıpta ettiği, eşine az rastlanan,bollu bereketli bir toprak parçasına sahibiz!
      Hal böyleyleyken bunu korumak adına , hiç bir şey yapılmadığı gibi, bu kadar cehalet, aymazlık, vurdumduymazlık ,sadece eğitimsizlik ilede açıklanabilir mi bilmiyorum?
      başka birileri bu topraklara sahip olsaydı, değil ağacını ,parkını otuna ayak bastırtmazdı!
      üstelik bu aymazlığın, bir yaptırımıda olamıyor maalesef!
      “ben bilmem büyüklerim bilir ” diyenlerle bu topraklar elde tutulamaz!
      artık bu aymazlığın, bu vurdumduymazlığın, sorumsuzluğun, bir yaptırımı olmalı!!!
      topraklarımızı elimizden almak isteyenler hem içten hemde dıştan sonsuza kadar durmayacak!!!! artık “savunmada olan bir halkız ve ne yazıkkı “savunma yapamıyoruz !
      şimdi seymenler parkı, yarın neresi talan edilecek ?
      Yaptırımı olmalı bu toprağı kirletene, pisletene, ağacını ,ormanını yakana !
      insanın gözüne bakarak sokağa tüküren pisleten cezasını çekmeli!
      en mütena semtlerde bile her bir adımda katranlı pisliklerle dolu sokaklardan, çöplerin arasından yürümek zorundamıyız ?
      BU VURDUMDUYMAZLIĞIN VE AYMAZLIĞIN, “BEN BİLMEM “SORUMSUZLUĞUNUN AHLAKSIZLIĞIN YAPTIRIMI OLMALI!
      AKSİ,, ÇOCUKLARIMIZI SOYKIRIM BEKLİYOR !!! topraklarımızı elimizden almak için bekleyen milyonlarcası varr!!!

Cevap Yazın


− 2 = 3

FpsAgency