Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Cihat Yaycı’yı nereye koyacağını bilemeyenler için yol haritası
19 Mayıs 2020
09:36
194 Kez Okundu

 

fatmasibel

Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazıda derinlerden gelen bilgiler, sisler bulvarının ardındaki haber kaynakları vs. yok. Kaynak sadece kendi hafızam. Açık kaynaklara saçılmış binlerce taşı toplayarak akıl, mantık ve doğru öngörüye dayalı “makul” bir kule inşa etmeye çalışacağım.

Büyük sarsıcı olaylar yaşamış bir toplumun bireyleri olarak, kamuoyuna mal olmuş hiç kimsenin bütün hayatına kefil olunamayacağını öğrenmiş olmalıydık ancak kamplaşmanın kolaycılılığına alıştık. Sırtımızı dayayacak bir duvar bulmadan hiç bir adım atamayacak kadar karakter zaafına uğramış durumdayız.

Egemen bir devletin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi,  milli ordusunun gruplar, siyasi  görüşler, ideolojiler, cemaatler, tarikatlar vesaireye bölünmesidir ki sanırım bunu başarmış bulunmaktayız. Devletin ve ordunun binlerce yıllık teamülleri yerle bir olmasa, bir cumhurbaşkanı  ile (üstelik parti genel başkanı) belki de ömründe bir kez bile karşılaşmayacak olan bir tümamiral, istifasının ardından “Kendisine ölene kadar sadık kalacağım” şeklinde bağlılık yemini edebilir miydi?

Aynı şekilde, bu yerle bir oluşu içselleştirmemiş bir muhalefet, “Milli bir askeri harcadılar”, “Yunanlılar sevindi, Mavi Vatan öksüz kaldı” , “Fetö ile mücadele bitti” gibi akla ziyan açıklamalar yapabilir miydi? Devletin dış politikası bir subayın patentinde miydi ki  Mavi Vatan öksüz kalıyordu? Veya Fetö ile  mücadelede asli görev yargı, polis ve  istihbaratta değil de bir deniz subayı mıydı ki Fetö ile mücadele sona eriyordu?

Epeydir medyada ve orduda  kendisine hayli karizma yapmış olan Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümgeneral Cihat Yaycı’nın önce tenzil-i rütbe olarak değerlendirilecek bir biçimde görevden alınıp sonrasında istifa etmesiyle, bütün kavramların hepimizin kafasında   ne kadar çorbaya döndüğü bir kez daha ortaya çıktı.

Cihat Yaycı’nın ismine ilk kez Ergenekon ve Balyoz operasyonları sırasında, operasyonun medya ayağında görev yapan Taraf gazetesinde rastladım.  Gazetenin 5 Ekim 2010 tarihli haberine göre, 2005 yılında kıdemli astsubay Suat Çakır, seyir halindeki  Turgut Reis Fırkateyn’inde aniden kaybolmuş , ölüsü veya dirisi bir daha bulunamamıştı. Ailesinin başvurusu üzerine askeri savcılık soruşturma başlatmış, fırkateynin komutanı Yarbay  Cihat Yaycı ise mürettebata Astsubay’ın intihar ettiği yönünde ifade vermeleri için baskı yapmıştı. Gazetenin iddiasına göre ellerinde Cihat Yaycı’nın  müretebatı tehdit ettiğine dair ses kayıtları da vardı. Olayın akabinde, askeri savcılık soruşturmayı “astsubayın intihar ettiğine” karar vererek kapatmış,  Oğullarının öldürülüp denize atıldığını iddia eden aile de susturulmuştu.

Haberi yazan,  görevi Zekeriya Öz‘ün siparişleri üzerine, hedefe konulan kişilerin tutuklanmasına yönelik zemin hazırlamak olan Taraf paçavrası olduğu için olayın doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Taraf‘ın arşivinde böyle bir ses kaydı var mı, onu da bilmiyoruz çünkü  gazete kapatıldı ve arşivi yok edildi. Bilmediğimiz bir başka şey de o dönem yarbay rütbesinde olan Cihat Yaycı’nın kendisini “cinayet” gibi ağır bir suçla itham eden gazete hakkında dava açıp açmadığı.

Ama şunu biliyoruz:

Taraf gazetesinin bu yayını etkili olmadı ve Yarbay Yaycı, geçen on yıllık süre içerisinde hiç bir engele takılmadan tümamiralliğe kadar yükselip, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın gözdeleri arasına girdi.

Yaycı’nın görevden alınmasına twitter hesabında isyan eden, Balyoz davası sanıklarından Emekli Tümamiral Semih Çetin’e, Cihat Yaycı’nın Ergenekon-Balyoz sürecinde nasıl bir tutum takındığını, tutuklamalara karşı çıkıp çıkmadığını, kendilerini cezaevinde ziyaret edip etmediğini sordum ve cevap alamadım ama Yaycı’nın kariyer basamaklarına  geriye dönüp baktığımızda, Ergenekon-Balyoz sürecinde basbayağı araziye uyduğunu ve tutuklanan arkadaşlarından boşalan rütbeleri birer birer omuzuna taktığını görüyoruz.

Karizmatik Tümamiral’in gündemi dikkatli takip edenlerin nazarında nevzuhur ettiği ikinci durak, menfur 15 Temmuz darbe girişimi. Yaycı’nın ismi bu kez, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın darbe gecesi Marmaris‘te kaldığı otelin çalışanlarının verdiği ifadelerde yer alıyor. Bir otel çalışanı ifadesinde, Yaycı’nın darbeden bir gün önce eşi ve oğlu ile birlikte otelde olduğunu ancak Erdoğan’ın otelden ayrılmasından yaklaşık 24 saat önce apar topar” oteli terk ettiğini söylüyor. Dava dosyasına giren bu ifadenin akıbetini de bilmiyoruz. Bu ifade üzerinden Cihat Yaycı’ya yönelik bir soruşturma yapılıp yapılmadığını araştırmaya kalkışan bazı gazeteciler de “apar topar” tutuklanmıştı.

Liste savaşlarına gelince. Biliyorsunuz, hukukun olmadığı ülkelerde tutuklamalar, kapalı kapılar ardında hazırlanan listeler üzerinden yapılır.  Listelerin gücünü bilen herkes de husumet duyduklarını tutuklatmak için kendi listesini hazırlar. O an için devlet hangisine itibar etmeyi lüzumlu görürse, o listedekiler tutuklanır. Sonra işler döner dolaşır, bu kez o listeleri hazırlayanlar tutuklanır. Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde böyle olmuştu. Anlaşılan o ki 15 Temmuz sonrası süreçlerde de böyle olacak/oluyor.

Cihat Paşa’nın listeler bazındaki durumu pek karışık. Hem “Fetöcüler” listelerinde, hem de “Fetö’nün hedefindeki askerler” listelerinde bolca yer almış. Örneğin, hayatı fişleme listeleri ile geçen Aydınlık gazetesinin 17 Mart 2014 tarihli sayısında Yaycı‘nın adı “Donanmadaki 60 kişilik Cemaat Kadrosu” listesinde geçiyor. Aynı Aydınlık, 2017′den itibaren nedense birden bire Yaycı’yı  “Fetö ile mücadele eden amiral” payesi ile el üstünde tutmaya başladı. İstifasıyla birlikte de “Olur böyle şeyler, donanmamız dimdik ayakta” mealindeki bir manşetle de Paşa’yı terk ediverdi. Dahası Doğu Perinçek, televizyona çıkıp kendisini “Savaş sırasında cepheyi terk etmekle” suçladı.

Amiral’in medya ile ilişkileri de bir askerde görmeye pek alışık olduğumuz türden değil. Gerçi bunu pek çok kişi yazdı ama biz tekrar hatırlatalım. Amiralimiz, medya ile çok cüretkâr biçimde iç içe. Sosyal medyada adeta bir trol ordusu, yazılı medyada kalemşörleri, görsel medyada yorumcuları var. Ne zaman Cihat Paşa’nın başı sıkışsa “Paşa’yı yedirmeyiz” nidaları ile harekete geçtiler. Görevden alınması pek ani ve pek gece yarısı olduğu için ön almakta maalesef gecikip bu kez “Paşa’yı yedirmeyiz” korosunu arkadan koşturdular ama artık iş işten geçmişti.

Peki bir asker, hem de üst düzey bir asker, alışılmış kalıpları ve yazılı kuralları kırarak neden bir medya ordusu yedeklemeye gerek duyar?

Bu konuda bilgim yok, yorum yapacağım:

Belli ki çetin bir kariyer savaşının içindeydi. Hedefleri ve o hedeflere ulaşmasını engelleyen rakipleri vardı. Bu çetrefilli savaşta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arkasında olduğundan pek emindi. Rahat hareket etme kabiliyetini bu güvenden aldığını anlıyoruz. Bir askerin medyadan zinhar uzak durması gerektiği prensibi de kendisine pek akıllıca görünmüyordu çünkü “çağımızda” medya desteği olmadan girişilecek bir savaş kaybedilmeye mahkûmdu. Oysa tam tersi oldu ve medya ile kurduğu pervasız ilişki, Paşa’nın sonunu hazırlayan sebeplerden biri olarak siciline yazıldı. 

“Medya ve Cihat Yaycı” başlığını açmışken, Amiral’in medya ekibini de not düşelim: 

Odatv. Aydınlık-Ulusal Kanal (görevden alınana kadar), Veryansın Tv, Sözcü, Nedim Şener, Müyesser Yıldız, Aytunç Erkin, Mustafa Önsel, Ali Türkşen, Ahmet Zeki Üçok. Bilhassa Üçok her zaman Yaycı’nın basın müşaviri gibi hareket etti. 

Çoğunluğu Balyoz ve Ergenekon süreçlerinde zarar görmüş, bir kısmı AKP muhalifi, bir kısmı 15 Temmuz’dan sonra AKP’yi “şartlı” desteklemeye başlayan, çoğunlukla CHP’li, Atatürkçü bu zevat, Cihat Yaycı’nın “Tayyip Erdoğan’a ölene kadar bağlı kalacağım” şeklindeki açıklamasıyla nasıl ters köşeye düştüklerinin bilmem farkındalar mı? Bilhassa son zamanlarda kendisini konuşmanın şehvetine fazla kaptırdığı için sık sık çuvallayan CHP sözcülerinden Özgür Özel,  bu açıklamadan sonra neler hissediyor, doğrusu merak ediyorum.

Burada CHP’den İyi Parti’sine, Odatv’den Sözcü’süne Cihat Yaycı’cı kesimin aslında sosyal medyada dolaşıp duran kalıplardan etkilenerek tavır oluşturduğu, “Fetö ile mücadele eden komutan”, “Mavi Vatan’ın mimarı” gibi ezberlerden hareket ettiği tespitini yapalım. Kimsenin derinlemesine bir bilgi ve analize sahip olmadığı, “Bir twit atmazsam olmaz” kaygısıyla var olan ezberlere sarıldığı anlaşılıyor. Bu son söylediğim daha çok muhalif parti sözcüleriyle ilgili. Yaycı’nın medyadaki adamları daha “militan” ve daha operasyoncu.

Nedim Şener için bir bir parantez açmam gerekirse, bu arkadaş hayatı boyunca kliklerden birine dayanarak gazetecilik yaptı. Ergenekon’dan tutuklanma sebebi, sırtını dayadığı Emniyet ekibinin o konjonktürdeki ekipler savaşını kaybetmesidir. Cezaevinden çıktıktan sonra, bilhassa 15 Temmuz’la birlikte kendisine yeni klikler buldu. Cihat Yaycı’ya cansiperane yaslanmasının başta gelen nedeni de Tayyip Erdoğan’ın sonsuza kadar Yaycı’nın arkasında duracağını zannetmesi.

Bu tabloyu ortaya koyduktan sonra, Cihat Yaycı hakkındaki görüşüm şudur:

Her dönemin şartlarına uyan kariyerist bir bürokratla karşı karşıyayız. Gözünü daha yükseklere dikmişti. Hedef yüksekte olunca, insanın kanına siyaset girer. Paşa, rakipleriyle medya desteğini alarak mücadele etmeye karar vermişti. Siyasetin ve medyanın ne kadar kaypak alanlar olduğunu neticede bir asker olduğu için anlayamadı. Tayyip Erdoğan’ın sonuna kadar arkasında duracağına kendini inandırdı, donanma içinde adeta bağımsız hareket etmeye başladı. Oysa, Erdoğan’ın “harcanmış gözdeler” listesine bir baksa, kendisi gibi sivili-askeri ne çok insanın -hem de kendilerini en güçlü hissettikleri anda-hurdaya çıkarıldıklarını görecekti.

Şimdi “Saraya danışman yapılacağı” konuşuluyor.Kendisine tavsiyemiz, böyle bir şeyi kabul etmeden önce, Saray’da birer oda verilmiş ve bomboş oturan kaç danışman olduğunu bir sayması. Böyle bir görevi kabul ederse kendisini tamamen bitirir. Hiç değilse bir kaç kişinin hafızasında “onurlu davranıp istifa etmiş asker” olarak kalmak istiyorsa, hiç değilse bundan sonra Zekai Aksakallı ve Metin Temel gibi yapıp kulağının üstüne yatmalı ve kendini unutturmalıdır.

Hisse:

Elde ettiğiniz gücün ne kadarının kendinize ait olduğunu doğru tartamazsanız, kaybetmeniz kaçınılmazdır.

19/05/2020

Fatma Sibel Yüksek

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Cihat Yaycı’yı nereye koyacağını bilemeyenler için yol haritası" yazısına 2 yorum yapılmış
  1.  
    fatma gurman

    bir taraftan istihbarat savaşları bir taraftan biyolojik savaşlar yayarak bizim gibi sıradan ölümlülerin havsalasının alamayacağı dolaplar döndürüyor savaş baronları dünya yüzünde…bir insan bir insana neden bağlanır ??? çok sebep sayılabilir…atasözümüz; insana güvenme ölür, ağaca yaslanma kurur…”iki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece, gündüz gece, düşünülürse derince, uzak gözükür görünce, yol bir dakka miktarınca, gidiyorum gündüz gece, gündüz gece, yol bir dakka miktarınca, gidiyorum gündüz …” topraktan öğrenip kitapsız bilenlerden veysel’imiz…

  2.  
    Güner-İzmir

    Bu hanım,bu askerin zeki olduğunu unutuyor sanırım!Amiralin Doğu Akdeniz ile başarılı çalışmaları var hatta İsrail şunu yapmalı,Yunanistan şunu yapmalı ,Mısır şunu yapmalı ki kazançlı çıkmalı gibi,oturup yazdığı kitabı var.Hem akıllı hem çalışkan hem de milli duyguları pragmatist!Her insan mesleğinde kariyer yapmak ister,bundan ne kötülük çıkarıyor ki?Amiralin Tayyipçi olması kötü olmuş! Hiç zekice değil!İnsan bir imama neden bağlanır ki?

Cevap Yazın


1 × 6 =

FpsAgency