Cehenneme odun taşımak!

Cehenneme odun taşımak!

Servet Avcı

Bir kişi televizyona çıkacak!.. Orada yarım kalan işleri olduğunu, sitede fişleme yaptıklarını ve ailecek 50 kişiyi öldürebileceklerini söyleyecek!.. Sonra da evde bu katliamı gerçekleştirebilecek oranda gerekli hazırlıkları olduğunu övünür gibi itiraf edecek!..

Ortalama bir hukuk devletinde, bu sözleri sarf eden kişi stüdyodan taksiyle değil, kelepçeli biçimde polis aracıyla ayrılır… Şayet deli değilse iddianamesini görmeden güneş bile göremez!.. Tabii kendisine o stüdyoda ayak veren, hatta mesajı ikiye katlayan televizyoncuyla birlikte!..

***

24 Haziran seçimlerinden bir ay kadar önce Ahmet Maranki, katıldığı bir televizyon programında açıkça provokasyon yapmıştı… Umudunun Kaf Dağı’nın arkasında olduğunu söyleyen Maranki, “Olmadı artık Belgrad Ormanı’nda bir ağacın altında talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa artık ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyerek” şeklinde konuşmuş, sunucu “O kadar da değil” deyince sözlerinde ısrar etmişti…

Daha sonra hakkında ‘Basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ iddiasıyla soruşturma açılmış, o soruşturmada ormana gömdüklerinin silah olmadığını, kin, nefret ve öfkeyi gömdüklerini ifade edince işten sıyrılmıştı!..

Galiba Sevda Noyan’ın sözlerine ekranda eşlik eden hatta harlayan Esra Elönü’nün daha sonra “Müdahale etmeliydim” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışması gibi!..

Bu tip durumlarda hukukun daha hızlı harekete geçmesi için sözünü ettikleri infazlar canlı yayında başlaması mı gerekiyor acaba?

***

Bu örneklerden o kadar çok var ki… Asıl sorgulanması gereken, ülkeyi karşılıklı gerginliklere sürükleyecek, iç savaş provokasyonlarına çanak tutacak böylesine puslu bir iklimin nasıl oluştuğu… Ömrü boyunca tavuk bile kesemeyecek olanların IŞİD benzeri ağza nasıl kavuştukları… Kamu düzenini koruyacak kanunların caydırıcılığının nasıl buharlaştığı…

Herkes kendi gerekçeleriyle kendi katliam veya savunma ihtiyacını karşılamak için silahlanacak, bunu açıkça ilân edecek ve meydan okuyacaksa, hukuk devleti nasıl ayakta kalacak? Ortadoğu’daki infaz rejimlerine daha fazla benzeşmekten Türkiye kendisini nasıl alıkoyacak?

Artık ne kadar kolay kullanılıyor bu ‘iç savaş’ kavramı… Bu öylesine tehlikeli bir kavram ki, kullandıkça daha çok yaklaşırsınız, daha çabuk olağanlaşır…

Zaten sosyal anlamda son derece kırılgan bir zeminde yaşıyoruz… Sadece ‘sismik’ değil, kaşınması son derece müsait ‘etnik’ fay hatlarına da sahibiz… Ayrıca bu kırılganlığı tetikleyebilecek bir bölgenin kıyısında yer alıyoruz…

***

Şahsen Sevda Noyan ve  ‘gerilla tipi’ ailesinin 50 kişiyi öldürebileceklerini, komşularını fişlediklerini, evde silah depoladıklarını zannetmiyorum… Burada asıl tehlikeli olan, bu dilin pirim yapacağına inanması, cesaret bulduğu bir iklimin varlığına sığınarak kariyer yapmaya çalışması veya 15 Temmuz öncesine ait eski günahlarını bastırmaya teşebbüs etmesi… Yani fecaat olan, sığındıkları korunaklı alan…

Hakim olduğunu düşündükleri o korunaklı alanda, her türlü gayrimeşruluk, her türlü hukuk dışılık, her türlü istismar ve suistimal hayat bulur… Hukuk ezilir, işporta adalet kendi gerekçelerini oluşturarak hâkimiyet kurar… Sokağın kanunları devletin yerini almaya kalkışır, kamu otoritesi şahısların iki dudakları arasına hapsolur… Şahsî güç ve nüfuz ilişkileri devlet-ebet-müddet çizgisini aşındırır…

Hukuk devletini kemiren ve gittikçe bu tehditkârlık dizginlenmez ve yaygınlaşırsa, herkes kamu otoritesinden ümidini kesmeye başlar kendi tedbirini kendisi almaya kalkışırsa, işte o zaman cinnete çeyrek kalır!..

Bu görülüyor ve kasten müdahale edilmiyorsa felaketten başka bir şey değildir…

Yeniçağ

yurduma can feda

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!