Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Ordu’ya gaz & İftarda tasfiye Bu bir başlangıç: Özel & Akar istifa
17 Ağustos 2013
18:12
798 Kez Okundu

yalkuc

Bu paşa kimdir, bu “pay-i şah”, “paşa”, demek istiyorum, “sultanın ayağı” ya da “ayakçı”, peki kimdir, el-cevap, önce “darbeci” ve sonra “diktatör”, nam-ı diğer “imamın oğlu” ve eskiler “ismiyle müsemma” diyorlar, Kenan Evren’den söz ediyorum. Bir başına Türkiye’ye en karanlık ve en çok idam getiren adamdır. Ve hep tekrarlıyorum, 1980 yılında Eylülist Darbe şeriatı yarı yarıya, à démi, kuran açılım ya da dönemeç olmuştur ve ancak hep geriye gitmek ve zifiri karanlık olmak istediler. Buldukları akepe, bıraktıkları Tayyip Erdoğan’dır ve “İkinci Kenan” diyoruz. Birincisine “Türkiye Muhtarı” da diyorduk ve muhtarlık bizde babadan oğula da geçebilmektedir; “hık demiş burnundan çıkmış”, ekliyoruz.

Trajedi ile komedi

Bir Türkiye vardı, uzak değil yakında, Marx’ın “Lui Bonapart’ın On Sekizinci Brümeri”, ünlü çalışmasını okumamış olana adam gözüyle bakmıyorduk. Okumasa da hiç olmazsa eli değmelidir, üniversite derslerimde öyle yapardım, Smith’i, Keynes’i, ciltleri sınıfa getirir, dolaştırırdım. Hem anlatır ve bir gözle de kontrol ederdim, “dokunun!”, bağırırdım.  Şimdi Marx’ın bu en çok okunan çalışmasının ilk iki cümlesini yazıyorum: “Hegel remarks somewhere that all facts and personages of great importance in world history occur, as it were, twice. He forgot to add: the first time as tragedy, the second as farce.” Şimdi yardım ediyorum, Hegel önemli olay veya şahısların tarihte ve sanki iki kez geldiklerini işaret ediyordu. Marx, ilki trajedi, ikincisi, daha anlaşılır yapıyorum, komedi, eklemektedir. Ve şunu öğreniyoruz, Büyük Bonaparte trajedi yaşamıştı ve ikincisinin, yeğen Bonaparte’ın, yaşadığı komedidir. Bizde ise Kenani’lerin, birincisi mi ve ikincisi mi, hangisi trajik, hangisi komik, aslında başlarına bir “daha” koymak gerek; işte mesele budur.

Birinci Erdelhun İkinci Erdelhun

Güzel, “Erdelhun” sözü bana aittir, “Birinci Erdelhun” sanki Menderes’in “baş ağası” ya da başı eğik adamı, Genelkurmay’dan hapse gittiğini biliyoruz ve “trajedi” yazıyorum. Tabii halihazırda “ikinci” sözünü Marx’tan ödünç alıyorum; ne yazık, Necdet Özel gittikçe özel kalem günlerini hatırlatmaktadır. Güzel selam veriyor, verirken başını güzel eğiyor, yürürken hürmetli ve arkadadır. Ve hâlâ “adil yargılama” demektedir; yazık “adilci” paşa hanımlarına çok kızıyordum ve on yıldır Türkiye’de “kurmay sınıfı sınıfta kaldı” diyordum, tekrarlıyorum. Olamaz, tarihi bir söyleyişle, mümkünatı yoktur.

Erdoğan’dan Necdet Özel’e

Malum tarihten, 5 Ağustos, sonra da Necdet Paşa, malum açıklamayı çekmeceden çıkarttırmış, ezberimizdedir; “adil”, “hakkaniyet”, “kesin”, inanmaktayız, açıklıyorlar, hepsi varlar, içime bir bayatlık hissi yayarlar. Güzel, ancak burada kalmıyor ve bir saat geçmeden, içinden, “Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası, hukuk devleti olmanın erdemliliği ve Yüce Milletimize karşı olan sorumluluğumuz dikkate alınarak” ibaresinin çıkartıldığı ilan ediliyor. Tatsız ve herhalde Tayyip Erdoğan rica etmiştir ve Necdet Pay-i Şah “emriniz olur” demiştir, öyle duyuyorum. Ve Türkçe ne güzel, “ağlamakla gülmek arasında” şaşıp kalıyorum. Demek malum mesele, trajedi-komedi işi zordur. Burada durmuyorum.

Düşman yaratmak

Peki, şöyle başlamak istiyorum, Carl Schmitt’i biliyor muyuz, 1920 yıllarının adamı idi, Nazilere yaklaştı ve şimdi “dönüşü” var, en önemli düşüncesi, “siyaset düşman yaratmaktır” oldu, “düşman” olmadan siyaset ortaya çıkmıyor, sözü budur. Hoş, Silivri’de bize tatbik edilen “Düşman Ceza Hukuku”, bunun bir uzantısı ve uygulamasıdır, öyle sayabiliriz. İslami tarikatlarda siyaset, düşman yaratmakla başlamaktadır.

Fuzuli dekor: Askeri şûra

Bırakıyorum, bana göre, Schmitt’in parlamento bir “fuzuli dekor” tespiti daha önemlidir; milletvekilleri dışarda, büyük sermayenin bürolarında seçilmektedir, bunu anlatıyor. Schmitt galiba sadece benim kitaplarımda var, “Devlet ve Hürriyet”, ve cehepe’yi çok güzel çizmektedir, “Merkez Yoklaması” bunun içindir. Kılıçdaroğlu seçmiyor, yaptığı, aldığı listeyi vermesidir. Bu vesile ile Karabulut Kemal’i, bir aracı saydığımı tekrarlıyorum.

Peki ne gördük, gördüğümüz, şûra’nın artık fuzuli olduğudur; gazeteler “üç saat” dediler, ben hesapladım, hepsi dört saattir. Fuzulidir, çünkü bir iftarda, sahura kadar süren Özel-Erdoğan sohbetinde tamamlanmıştır, bu ilk defa olmaktadır. Demek her şeyin içini boşaltıyorlar ve buna, gizlice bitirme, diyoruz.

İftardaki komutanlar

Ve çok acıdım, diğerlerinin adlarını unuttum, o ancien ya da “köhne” kuvvet komutanları, Hayri Kıvrıkoğlu’nu şimdilik biliyorum, çökmüşlerdi, omuzları düşük, dinsel filmlerdeki kardinal sahnelerini hatırladım. Sanki aşırı islami bir ülkedeydik, zavallılara su dahi vermediler; Özel, şûraları iftarlaştıran adamdır.

Devamla, bu arada not ediyorum, Necdet Özel’in bir kamu binasında, Harp Akademileri, iftar vermek hakkı yoktur; yasalara aykırıdır, demek istiyorum. Yaptığının karşılığı ise şudur; tatsız ve tatsız olanı şöyle de söyleyebilirim, beşotur goftend: Çera gerdanet keçi? Goft: Kocayem rest est, deveye demişler ki, boynun neden eğri ve deve demiş ki, nerem doğru ki, işte buradayız. Bulamıyorum.

Kaos’un kenarında

Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı olmamış, bu işleri bilmiyor ve KKK, Ordu komutanlığı yapmamış, o da bilgisizdir ve buraya gelmiş durumdayız. Ordu’yu yıkmak istiyorlardı, yaklaşmış haldeyiz ve bizleri “kaos” ile suçluyorlardı, kenarındayız. Ve ben hep iyimserim, General Özel ile General Akar’ın bu yazımı okur okumaz istifa edeceklerinden nerede ise eminim, vicdanları emreder ve vicdanlarını duyarlar, öyle düşünüyorum.

Baş başa iftar şûrası

Hürriyet’te Uğur Ergan, askeri istihbaratın çok güvendiği bir gazetecidir, Kalyoncu’nun atanmasında hiçbir sorun olmadığını yazdı ve “Bekir Paşa çok rahat”, bunu da ekledi. Buna inandık ve inandığımız gazeteyi okuduktan kısa bir zaman sonra, emekli edildiğini öğrendik. Bunun anlamı ise şudur, bütün kararların, Özel ve Erdoğan arasında, sahura kadar süren baş başa iftarda alınmış olduğudur. İkisi çok iyi anlaşan bir çift oldular. Tebrik ediyorum. “Yalnız Özel’in bir silah arkadaşı için bunları düzenlemesini hiç içime sindiremiyorum.” Güzel söz, birden kalemimden döküldü, “komutan sözü”, işte ben de çıkarmış oldum. Komutanlarımızın hemen hemen hepsi, son zamanlarda hiç “sindiremiyorlar” ve ben de duydukça hem şaşıyor ve hem de pek gülüyorum. Eczanelerde tabletleri var, alırsınız, rahatlatıyorlar.

Deseleksiyon

Bir sözcük daha tanıtmak istiyorum, “deselect”, biz Fransızcasını kullanıyoruz, “deseleksiyon”, Webster’s Encyclopedic Dictionary, to dismiss a person from a program on a position for which he or she has been elected, karşılığını veriyor. Bunu, layık olanı atıp, yerine layık olmayanı koymak şeklinde özetleyebiliyoruz. Bu tarif ile devam ediyorum, bir, Ergenekon ile subay ve paşa tutuklamaları, bir tarafı ile, deseleksiyon operasyonu idi ve öyledir. Liyakatli olanı atmak için önce tutukladılar. İki, Hulusi Akar’ın KKK olması net bir deseleksiyon işidir. Üç, akepe büyük bir deseleksiyon hareketi olup, “çöküş” maksatlıdır. Sona yaklaşıyoruz, “çöküş” benim kitaplarımdan birisinin adı olup, liyakatsiz olanların yönetimi olarak tarif edebiliyoruz ve böyle bir idarede sadece liyakatsizler seçiliyorlar.

Çöküşün eşiğinde

Özel-Erdoğan Şûrası, Rusçada “şûra” karşılığı “sovyet” sözcüğünü kullanıyoruz, böylece eleştirilen Sovyet Düzeni’ni bulmuş oluyoruz. Çöküş’ün eşiğindeyiz, bu, şekilsiz ve iskeletsiz olmak demektir; böylece kaos’u aynı anlama gelmek üzere gaz’ı da tarif etmiş oluyorum. Daha önce işaret etmiş olmalıyım, “kaos” sözcüğünü beğenmeyen bilim adamları “gaz” kelimesini buldular, çok daha yakışmaktadır. Ancak bunun, “gaz yapmak”, break wind ve daha doğrudan “o….k” anlamı da var ki, ne yapmalı güzel ve her güzelin bir kusurunu bulabiliyoruz.

Plancı hali

Meslekten plancıyım, tekrarlamak zorundayım, plancı tahmin yapar; tahmin yapmak sanki bizde bir déformation professionelle’dır, hep yapıyoruz. Enis Berberoğlu Hürriyet’te genel yayın yönetmeni oldu, gitti, planlaması bana kaldı; yerine kim gelecek, harıl harıl çalışıyordum. Buldum, asker kökenli ama şimdi Ordu’yu pek sevmiyor, akepe’ye bayılıyor, İsrael’e sevdalıdır, uygun buldum, tabii televizyonlarda da söyledim; bu bir plancı halidir.

Ama olmuyor, bir, seviniyorum çünkü pek istemiyorum. İki, ama “karizmam çiziliyor”, tahminlerimin reytinginin düşmesinden korkuyorum. Olmuyor, kendi kendimden utanır bir hal aldım; sonunda, Metehan Demir, tayin ettiğim yere oturdu, rahatladım ve bitiriyorum.

İkinci Hakan Fidan

Metehan Demir’in “Seri Paşa Hulusi Akar” yazısı, bir bayram işidir ve ciddiyetten çok uzaktır. Metehan, bir paşa değil, bir özel kalem müdürü çiziyor ve Ankara-İstanbul dışına çıkmamış ve hemen hemen hiç askerlik işi yapmamış bir generali “ordunun sevgilisi” dahi yapıyor. Hava-cıva, buna diyorum.

Kim mi, “İkinci Fidan” diyebiliriz; Erdoğan’ın yanında dış gezilere adaydır, ancak Erdoğan’a artık iyi davet gelmiyor. Peki, fark ne, trajik mi, komik mi, tekrarı sevmiyorum.

Yürüyen komedi

Eksik bırakmak istemiyorum, Ecevit politikaya Kubilay Bey’i sokmuştu, çok seri milletvekili olduğunu hatırlıyoruz, “Fırıldak Kubilay” dahi dediler. En çok “Kubi” olarak belleklerdedir ve işte “İkinci Kubi” Kemal Bey karşımızdadır. En çok yumurtasız menemene benzeyen sade sorularla konuşmasını seviyorum, çok gülüyorum, “olur mu” nakaratı harikuladedir. Böylece çocuk dünyalarımıza dönüyoruz, sorularıyla büyükleri bıktıran güzel çocuklar ve bazen cevabını beklemediği sorularla vakit geçiren haminneler, İkinci Kubi’de ziyadesiyle bunlar var. Başka yok, halihazırda çok komik, fakat gelecekten kaygılıyım, ufukta trajedi görünüyor. Başkanlıktan ayrılışı, “düşüş”, bir trajedi yüklüdür ve bekliyoruz.

İdare-i maslahatçılar

Ve buna, sonuna kadar, “deseleksiyon” ve şûrası adını veriyorum. Oh ne âlâ, “attır bir cd” ve bul bir Osman Yıldırım ile Şemdin, Beşiktaş ile Silivri iki durak, Necdet Pay-i Şah buna “adil yargı” demektedir ve hakkaniyeti beklemektedir. Tamam, oltayı atarsınız, subayı ve paşayı çekersiniz, zındana koyarsınız; geride “eyyamcılar”, Mustafa Kemal’in sözü ile “idare-i maslahatçılar” var, Erdoğan’a bir “select” etmek kalıyor, yanında selektör hazırdırlar. Necdet Paşa’nın iyi niyeti budur ve buna artık ünlü Ordu düşmanlarımızdan Kubi Kemal dahi inanmamaktadır.

***

İnançlı kadın Behice Boran hep söylerdi, cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla örülmüştür. Bazen hatırlıyorum. Sevgiyle anıyorum.

Böyle ordu olur mu?

Otuzbiroğlu Mehmet Paşa mahkemeye, “13’üncü Mahkeme, Ben Koramiral Otuzbiroğlu”, diye hitap ediyordu ve Necdet Paşa Hazretleri, “ben, Gazi Yalçın” yazımı bitiriyorum. Mehmet Erten Paşa Şûra’ya gömülüdür; kıdemli ve deneyimli Servet Yörük ve Yalçın Ataman Paşalar kenara alındılar. Ya kıdemsiz General Akar’ın önünde hazırola geçecekler ya da emekliliklerini isteyecekler, en son operasyon işte budur. Ve ben Nisan 1960 tarihlerinde “olur mu, böyle olur mu” söyleyerek yürüyordum ve şimdi “olur mu, böyle olur mu, buna Ordu denir mi” marşı ile zındanda volta atıyorum. Tez elden ikinizin de istifalarınızı bekliyorum.

Ben Gazi Yalçın, bekleyenler çoktur, haber ediyorum.

Kaos & Gaz & O üzerine not

Kaos için Moutner’ın “A Dictionary of Philosophy” adlı çalışmasında “a state of disorder”, bir düzensizlik ya da istikrarsızlık hali deniyor, doğrudur. Buna aynı zamanda korku hali diyebiliriz, cosmos öncesi, dipsiz-uçsuz, çok karanlık, işte ancak böyle algılayabiliriz. Yobazlar çok severler, korku insanı küçültür ve Silivri iddianameleri kaos spekülasyonu yaparlar. İnsandan korkarlar, küçültmek çareleridir.

O felsefesi

Aynı “Dictionary”, that exhibits an exponential sensitivity to very small changes in their initial states, açıklamasını da veriyor; şu anlamdadır, bir “fırt” ya da “gaz”, break wind ve hatta “o”, eksponensiyel hareketlere yol açıyor ve sanki bombalar patlamaktadır. Tarikat hâkimlerinin kafası böyle çalışmaktadır, legal bir andıç mı, kafa budur, küflü, buradan darbe üstüne darbe ve oradan müebbet çıkarabiliyorlar. Buna “o” felsefesi de diyebiliyoruz.

***

Aslı Elence, Yunan mitolojilerinde var, “kaos”, ve Rusçada, İngilizcede “o” çok zaman a’ya yakın okunur, Mehmet Öz, Amerika’da noktaları yoktur, “oz” ya da “az’a yakın söylerler, bu arada not ediyorum, İbrani asıllıdır ve açıklama ile kaos’u tekrarlamayı öneriyorum, “gas” veya “gaz” sesine ulaşıyoruz. Demek telaffuz itibariyle gaz ve gas’ı bulmuş durumdayız.

Maddenin gaz hali

Harika, ne güzel zindanlar var, Larousse du XVe Siècle, pek yararlıdır, kalın ciltlerden üçüncüsünü açıyorum, “Gaz” girişi, mot créé par Van Helmont qui l’a tiré du gr. chaos, ile başlıyor; Van Helmont grek chaos’dan “gaz” sözcüğünü çıkarttı ve kaos’u sevmiyordu, yerine koydu, Ansiklopedi’de ayrıntılı bilgi var. Bu kadarı bana yetiyor. Bitiriyorum.

Bunlar mı, kaos’u kovmak için gaz atarlar ve insandan çok korkarlar. Bunlar mı, gaz atarken gaz kaçırırlar ve Ansiklopedi, gaz’ı, vu des trois états de la matîère, maddenin üç halinden birisi olarak tarif etmektedir. Biz buna, “o” hali diyoruz.

Pay-i Şah / Paşa Alaeddin Paşa var mı / Peki nerede Alaeddin Paşa var da / Yoksa hapiste mi

Peki ne demek, “paşa” kelimesi nereden geliyor; Farsça “Pay-i şah”, şahın ayağı veya tabanı, sözcüğünden geldiğini kabul ediyoruz, “pay-i taht” benzeridir. Türkçe “başağa” ve buradan “beşe” olarak da kullanılıyor ve “başağa” ve “paşa” birbirine çok yakındırlar. Sultanın, hükümdarın yardımcısı sayabiliriz ve “ayakçısı” uygun bir yakıştırmadır.

Paşa’nın kökeni

J. Deny, Türkiye’ye savaş için gelmiş, harika bir iş yapmış, “dialecte Osmanli”, 1920- Paris, Türk Dili’nin gramerini yazmış ki, “Paşa vient sans doute de      baş, ‘tête’, ‘chef’, ‘en chef’ et     , a’a ou â, ‘frère aimé’,” Paşa’nın eskinin “başağa” söyleyişinden geldiğini doğruluyor, “ağa”, “a’a” yazılışı daha uygundur. Güzel ve özetliyorum, “Pay-i Şah” esasıdır ve tekrarlıyorum, dilimiz “h” karakterini sevmiyor ve “paşa” sözcüğüne geliyoruz ve Deny de teyit ediyor, bazı yörelerimizde “beşe” diyoruz, paşa ile beşe birdirler.

***

Bu kelimeyi ilk kez “Alaeddin Paşa” olarak kullandığımızı hep biliyoruz; Orhan Bey’in kardeşi olmakla veziri olarak öğrenmiştik ve “Ağa”, Türkçede büyük kardeş anlamındadır. Güzel, iki kardeş, biri “bey” ve diğeri “vezir”, çok iyi anlaşmışlar; o kadar güzel ki, ilkokul öğretmenlerimizin pek sevdikleri örnektir, hiç unutmuyoruz.

Kuvvetli şüphe

Biliyoruz da, ben bilmediklerimizi de eklemek istiyorum ve bir, Osman, aşirete bey olabilmek için kan dökmüştü, büyüklerini ve amcalarını katletmişti, burası nettir. İki, Orhan da, babasını, Osman’ı, öldürerek yerine geçmişti ve bu konuda kuvvetli şüpheye sahibiz, demek hükümdür.

Öte yandan Alaeddin’in yaşamış olduğu konusunda hiçbir işaretimiz yoktur. Bu nedenle değerli bir emsal olarak uydurulmuş olduğunu düşünenler var, ben de katılıyorum.

Komutan mayası

Tarihte Alaeddin Paşa yoktur ve Silivri’de Alaeddin Paşa var; Türkiye’nin en genç amirali olarak biliyoruz. Ben duruşmalarda, çocukluğu İskenderun’da geçmiş bu uzun boylu, pek ilkeli Amiral’i görmekten pek mutlu oluyordum. Çok güzel bir savunma yaptı, hep mutlu olduk, kıvanç duyduk. Bu Paşa’da Komutan mayası görebiliyordum.

Silivri pokeri

Biz İskenderunlular çocukluğumuzdan başlayarak poker öğreniriz, açık poker daha güçlüdür, açılışında bir “duhuliye” var, “ouverture” de deriz; Silivri’de ouverture ise on yıldır. Üyeler tarikattan, Silivri’ye gelmişseniz, oturmuşsanız, “kafadan” on ile başlatıyorlar ve müthiş pahalı bir oyundur. Alaeddin Sevim’e de on yıl verdiler.

Tahliye usulü

Usullerine göre on yıllık açılışa tahliye düşüyordu ve “var”, Alaeddin Paşa’ya “tahliye yok” dediler. Muammadır ama değildir. Genç Amiral, bir deniz töreni yapıyormuş, Erdoğan gelecekmiş, geliyormuş ve bekledikçe gelmemiş, Amiral Alaeddin başlatmış; Silivri’dedir ve emeklidir. Ve herhalde işaret Ankara’dan, tahliye etmiyorlar.

***

Bu bir yoldur, İslam’ın hukuku budur.

Her yerde kin var

Celal Ülgen Üstadımız, “müebbet yağacak” buyurmuştu, ben inanmamıştım ve müebbet dualarını sevmiyorum. Bunun yerine Hegel’e uyarak, kin hükümdür ve hüküm kindir, diyorum.

***

Adamo’nun o şarkısını hiç unutmuyorum, “her yerde kin var”, sanki bugünler içindir. Tuncay Özkan’ın bozlakları, “benim kinim nerede, kinimi bulun” ve duramıyordu. Devamla, “benim de kinim var” amma dağ kadar, adını koyamıyorum. Ve şimdi Tuncay’a yapışmış o kini arıyorum.

Aldırma Paşa, aldırma

Nerede eski zındanlar, birbirimizi görünce, merhaba yerine “tahliye var mı, tahliye” diyorduk. Şimdi “kin var mı, kin” ve ben üzerine kin düşmeyeni, bizden, “Silivrili” saymıyorum. Ve “aldırma Alaeddin Paşa, aldırma” diyorum. Silivri’de dalgalar ve görecekleri var.

Yalçın Küçük – Aydınlık 

Yalçın Küçük
Yalçın Küçük hakkında:
"Ordu’ya gaz & İftarda tasfiye Bu bir başlangıç: Özel & Akar istifa" yazısına 2 yorum yapılmış
  1.  
    zalim zalim

    Umarim cok yakinda, bu pahali pokerden tüm isbirlikciler yararlanir.

  2.  
    ferdane

    “Paşa” kelimesinin irdelenmesi nerelere varıyor görüyorsunuz değil mi? :)

Cevap Yazın


7 − 2 =

FpsAgency