Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
En güvenilmez kurum
09 Nisan 2020
00:08
38 Kez Okundu

yselim

Corona üzerinden siyasi rant elde etme gayretleri mide bulandırıyor. Sipariş üzerine yapılan kamuoyu araştırmaları uçuşuyor ortalıkta. Araştırma şirketlerinin sorması gereken en önemli soru “En güvenilir kuruluş” olmalı… Sonuç elbette sarayın hoşuna gitmeyecek. Üşenmedim telefon ile mini bir anket yaptım. Toplumun en güvenmediği kurumların arasına Diyanet girmiş. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Diyanet, Atatürk’ün adını anmaktan kaçındıkça batıyor. Üzerine fetvalar eklendikçe dibe çöküyor. Neymiş efendim “Caiz”miş… Sadece Türkiye’nin değil dünyanın din adamına mı? Bilim insanına mı ihtiyacı olduğu ortaya çıktı.

Geçtiğimiz hafta Araştırmacı- Yazar Ömer Sağlam olağanüstü bir tespit yayınlayarak, hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını görmeyen gözlerin içine soktu. Dilerseniz önce onu hatırlatalım.

***

Virüs salgını sebebiyle, Kâbe’nin ve peygamberin kabrinin ziyarete kapatılması, Umrenin ve muhtemelen Haccın yasaklanması, camilerin Cuma dahil toplu namazlara yasaklanması, yaklaşan Ramazan sebebiyle ‘teravih‘lerin ve toplu iftarların yasaklanacak olması, abuk subuk iftar çadırlarının kurulmayacak olması, uydurma kandil günlerinin kutlanmaması, hem gerçek (indirilmiş) İslam’ın yeniden keşfi, hem de yobazın elindeki din enstrümanının alınması bakımından kesinlikle hayra alamettir.

Yobazın din enstrümanını öttürmesi ve din üzerinden Müslümanları sömürmesi bundan sonra hiç de kolay ve inandırıcı olmayacaktır artık.

Çünkü insanlar, din bezirganlarının savuna geldiği birçok şeyin aslında terk edilebilir olduğunu, dolayısıyla dinden bir parça olmadığını, insan sağlığının her şeyin ve bu arada ibadetlerin de üstünde olduğunu görmüş oldular.

Ya da görmüş olmalılar!

Yani, haccın, umrenin, cumanın, bayramın, toplu namazın, toplu iftarın, gerektiğinde terk edilebilir olduğunu gördü insanlar.

Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Din ve din adamları da eskisi gibi etkili olmayacak toplumsal hayatta.

Din ferdileşecek, vicdanileşecek, yani olması gereken yere, Tanrı ile kul arasına yerleşecektir.

Dini söylemler eskisi gibi etkili olmayacak ve din siyaseti de bundan nasibini alacaktır.

Laik demokrasiler daha da güçlenecektir.

Dün, “İçinde alkol var. Abdestim bozulur” diyerek eline kolonya sürmeyenlerin bile bugün neredeyse kolonya ile banyo yapacaklarını, kolonya ve dezenfektan yapımında kullanılan etil alkol ithalatındaki gümrük vergisini sıfırladıklarını gördükçe düşüncelerim kökünden sarsılıyor!

Cübbeli, cübbesiz din baronları, şarlatanlar ve ekran bülbülleri eskisi gibi ötemeyeceklerdir bundan sonra.

Tarikat şeyhlerinin ve cemaat liderlerinin otoriteleri kökünden sarsılacak, inandırıcılıkları ve etkileme güçleri azalacaktır.

Bilim adamlarının, rakı ve şarabın koronanın ilacı olduğunu söylemeleri halinde, pek çok tarikat şeyhinin, cemaat liderinin ve sair din adamının içki içmeye başlayacağına, üstelik bunu Besmele çekerek yapacaklarına, sonunda da “Afiyeti şifa olsun” diyeceklerine kesin inanıyorum artık!

Özetle; korona salgını “Her şerde bir hayır vardır” sözünü bir kere daha apaçık göstermiştir bize…

***

Sosyal medyada tavan yapan bu analiz için Diyanet’ten bir açıklama bekledik. Olumlu bakmaları mümkün değildi. Aksini de söylemeyerek kulaklarının üstüne yattılar.

Televizyon ekranlarına “Her şeyin uzmanları”nı çıkarmak yerine, Ömer Sağlam Hocayı çıkarıp, insanlarımızı aydınlatmanın tam zamanı değil mi? Yüreğine sağlık Hocam…

Yeniçağ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 3 = 5

FpsAgency