Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Bir krala neden ihtiyacımız var?
03 Nisan 2020
08:49
87 Kez Okundu

Mine Söğüt

Bir krala neden ihtiyacımız var?” Tayland bunu soruyor çünkü kralları, hanedanındaki 20 kadını ve sayısız hizmetçiyi alarak Almanya’da kendisine özel olarak tahsis edilen bir otele saklandı ve orada himayesindekilerle birlikte karantinaya girdiğini açıkladı.

Tayland bir krallık. Ülke parlamenter monarşi ile yönetiliyor. Tahtta 1946 yılından beri Çakri Hanedanı var. Şu an Almanya’da bir otelde olan Kral IX. Rama Tayland’ın hem devlet başkanı hem de silahlı kuvvetler başkanı.

Ülkede yıllarca askeri cunta vardı.

Eski kral zamanında onların ortaklığıyla hazırlanan anayasa, referandumla kabul edildi ve sözde sivilleşmeye geçildi. Ama sonrasında yapılan seçimlerde yaşananlar bize çok tanıdık. Muhalefete yapılan baskılar ve hukuki engellemeler bizim de yabancısı olmadığımız şeyler.

Şimdi Tayland’da muhalifler, tüm dünya yıkılırken ülkeden kaçan krallarının ardından siyasi bir kampanyayla “Bir krala neden ihtiyacımız var” diye sormaya başladılar.

Sahi Tayland’ın ülkesinden kaçan bir krala neden ihtiyacı var?

Ve tüm dünyanın devamlı insanları ateşe atan, soğuk ve sıcak savaşlar çıkaran, felaketlerle baş etmekte hep sınıfta kalan, insani öncelikler yerine ekonomik öncelikleri odağına alan şu ya beceriksiz ya da günahkâr devletlere neden ihtiyacı var?

Bu tarihin ya da politikanın değil;

Felsefenin, sosyolojinin ve belki de en önce psikolojinin temel sorusu.

Kâh tanrılardan babaya, kâh babadan tanrılara uzanan ve arada devlet katında kronikleşerek insanlığın üzerine çöken iktidar kavramını güç kavramıyla eşdeğer gören insanlık;

Gücün otorite, baskı, şiddet ve cezalandırma yetkisi içeren bir karabasana dönüşmesini hastalıklı bir ortak bilinçle bizzat onaylıyor.

Ve sistem bu bilinci sorgulayan yoldan çıkmaları bünyesinde kolay kolay barındırmıyor.

Yıllarca krallık koşullarının aleni adaletsizliğinde yaşamış olan halkların gözü, ancak o kral böylesine sansasyonel bir hareket yaptığında itirazın kıvılcımı parlayabilecek kadar, bir an, kararıyor.

Yoksa tüm dünya genel olarak krallara, kraliçelere, faşistlere, despotlara, astığı astık kestiği kestik politikacılara, alenen ya da sinsice başka ülkeleri sömürerek zenginleşen politikalara sorgusuz sualsiz razı.

Kendisini ancak onu ezen ve korkutan bir gücün koruyabileceğine ikna olmuş bir insanlık, tanrılarını da iktidarlarını da aynı hamurdan yaratıyor.

O yüzden, dünyadaki mevcut iktidarların tahammül edemeyeceği tek şey, lider aramayan, şiddete mesafeli duran, hiçbir şeyden korkmayan ve ne istediğini bilen ısrarlı kalabalıklar.

İktidarların güvendikleri tüm dayanakları bir anda geçersiz kılan böylesi bir ortak bilinç, her koşulda sistemi kökünden sarsabilecek homojen bir güce sahip.

O yüzden insanın da halkların da “neye ihtiyacı olup neye ihtiyacı olmadığını” sorgulamaya başladı nokta, iktidarlar için tedirgin edici.

Tayland’daki muhalifler tarafından ortaya atılan “Bir krala neden ihtiyacımız var” sorusu;

Küçücük bir ihtimal de olsa, kralları salgının ortasında, sefasından ödün vermeden halkını ardında bırakıp güvenli diyarlara kaçtığında, geniş kitleler üzerinde hızlı bir idrak yaratabilir.

Ve başkalarının aklına da olmadık şeyler sokabilir.

Şimdi hep birlikte sormanın tam zamanı:

Değil bir krala… Bir kraliçeye… Bir başkana… Bir cumhurbaşkanına ne ihtiyacımız var?

Ya da;

Bu kadar sömürüye… Bu kadar adaletsizliğe… Bu kadar yoksulluğa… Bu kadar korkuya…

Ne ihtiyacımız var mesela?

İnsanlığın şu anda topyekûn sadece neye ihtiyacı var aslında?

Cumhuriyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
"Bir krala neden ihtiyacımız var?" yazısına 1 yorum yapılmış
  1.  
    fatma gurman

    homo sapiens sapiens ırkı olarak, var olduğumuz sürece can ve mal güvenliğine muhtaç olduğumuz bilincini taşırız, bu dünyanın bizim için yaratılmadığını, tehlikelerle dolu olduğunu ruhumuzun en derinlerinde hisseder, biliriz…bu ihtiyacımızı karşılayabilir beklentisi içine girdiğimiz herkese ve her-şeye bile bile katlanırız, minnet duyarız, kulu kölesi oluruz…beklentilerimiz ne kadar yüksekse hayal kırıklıklarımız da o kadar yüksek olur…kırılıp dökülürüz…toparlanamayan dağılıp saçılıp kırklara karışır…toparlanan derhal tekrar kendini beklenti içine sokar ve tekrar hayal kırıklıkları tekrar, tekrar…ilki varsa er geç sonuncu da olur…ilk nefes son nefes…hiç-bir-şey veya kimse mutlak, kalıcı değil…var olan her şey herkes zaman/mekan içinde hareket halinde, doğal veya yapay şartlara bağlı olarak kâh hızlı kâh yavaş…devran döner…

Cevap Yazın


4 × 8 =

FpsAgency