Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
İçimizde büyüyen kötülük: Sıradan faşizm!
26 Mart 2020
08:53
20 Kez Okundu

Enver Aysever

İnsanlık tarihine geçecek salgın günlerindeyiz. Kimimiz durumun ayırdında değil gerçi, bu türden deneyimler herkese doğrudan ya da dolaylı öğretiyor. “Kapitalizmin maskesi düştü” diye yazmıştım, yerine ne konacağı hususunda kuşkuluyum; endişem daha otoriter bir dünyaya uyanacağımız yönünde. Üstelik halklar bunu zorunlu sayacak, gönüllü teslim olacak. Korku her şeyi yaptırır, düşmanlığı artırır.

Nazilerin yargılandığı mahkemeleri izleyen felsefeci Hannah Arendt “Kötülüğün Sıradanlığı” kavramını geliştirmişti. Ortalama insanın ne yaptığının ayırdında olmadan, güdüleriyle, alışkanlıklarıyla faşizme boyun eğdiğini, dahası ürettiğini, parçası olduğunu söylemişti. Haklıydı kuşkusuz, herkes Hitler gibi ideolojik gerekçelerle tutum almıyordu; devlete bağlı olmak, kutsal saymak, emirleri yerine getirmek görevdi sıradan insan için. Çıldırtıcı günlerde benzeri duruma doğru hızla gittiğimizi görüyorum. Elbet mizah durmuyor, biri sosyal medyada şöyle yazmış: “Halkımız sokağa çıkması gerektiğinde evde, evde olması gerektiğinde sokakta!

***

Halkımıza layık bulduğumuz kimi değerlerin de hızla çöktüğünü görüyoruz. Yakın zaman önce “misafirperver” halkımızın sığınmacı düşmanı olduğunu tanık olduk. Evladına sevgiyle, duyarlılıkla bağlı annelerin, sosyal medya sağ olsun, nasıl ırkçıya dönüştüğünü gördük örneğin. “Çalışkan” olduğu savından çoktan vazgeçmiştik halkımızın da, buna bir de “büyüklerine saygılı olma” efsanesinin yıkılması eklendi. Şimdilerde sokaklarda yaşlı kovalayanlara sıkça rastlıyoruz. Yetmiyor, bir de elinde kamerayla belgeleyip çoğaltıyor gençler. Saygılı da değiller, merhametli de!

Devam edelim… Baştan beri tehlikeli bulduğum Mili Eğitim Bakanı’nın hazırladığı uzaktan eğitime şahit olduk karantina günlerinde. Mecburen eve tıkılan çocuklar, çok lazımmış gibi, şimdi televizyon ya da benzer araçlarla eğitim alıyorlar. İlk gün gördük ki “faşizm” devlet eliyle yayılıyor, çocuk zihinler korku ve hamasetle dolduruluyor. İlkin Menderes’in idamını izledi çocuklar, yetmedi IŞİD benzeri kafa kesenleri gördüler, ardından da bolca ilahi dinlediler. Ne laiklik, ne pedagoji, ne bilimden söz edebiliriz. Keşke çocuklarımızı korona sayesinde bir süre koruyabilseydik bakandan!

***

Sosyal medyayı Gezi döneminde böyle yoğun kullanmıştık. Elbette basın diye bir şey ortada kalmayınca insanlar el yordamıyla yolunu buluyor. Kirli bilgi hızla yayılıyor. Hekimler, sağduyulu insanlar dayanışmayı büyütüyor. Öte yandan hangi hakikatin gözden kaçtığını da fark ediyoruz. Sağlık düzeni paralı olunca eşit hizmet almanın mümkün olmadığına şahit oluyoruz. Virüs herkese eşit sanıyorlar, oysa değil. Yoksulun hizmete ulaşması çok güç! Yani sorun sınıfsal. Bireysel sağlık yaklaşımı yanlış, “halk sağlığı” düşünülmeli.

Sağlık Bakanı’nı alkışlayanlar oldu başta, süreç ilerledikçe yetersizlikler görüldü. Malzeme sıkıntısı, kapsamlı test yapmanın önündeki engeller bir bir açığa çıktı. Pamuk ipliğine bağlı ekonomi çökecek diye, canı pahasına işçi, emekçi çalışmaya devam ediyor. Endişe, kaygı da salgın artık, evine nasıl ekmek götüreceğini bilmeyen insanlar ruhsal çöküntü yaşıyor. Bir de o korkulu saat yaklaşırken, bakanın açıklama zamanı, iyice gerilim artıyor.

***

Bir de yapmacık ünlüler var başımızda. Önüne gelen evinden canlı yayın yapıyor, diyeceğim yok. Yalnız sanki kendi okurmuş gibi kitap tavsiye edenler yok mu, pek sinir bozucu. Herkes entelektüel kesildi başımıza. Bakıyorum tavsiyelere, çoğu çer çöp. Ama suratlarda sahte gülümseme, burun üstüne iliştirilmiş gözlük konuşuyor ünlü kişi! Neyin ünlüsüyse, kendi meşrebine uygun anlatıyor. Bir yandan da “entelektüel sefalet” iyice açığa çıkıyor. Tam da bu günlere neden geldiğimiz anlaşılıyor böylece!

Camus’un “Veba”sını yeniden okudum. Din adamlarının peşine düşen halk, salgın artıp kapısına dayanınca öfkeleniyor, bu yoldan vazgeçiyor. Böyle dönemlerde şarlatanlar da meydanı boş buluyor elbette. Bir yerde şöyle diyor Camus:

… Çinlilerin bu gibi durumlarda, veba tanrısı karşısında tef çalacaklarını yazdıktan sonra, gerçekten önlemlerin mi yoksa tefin mi etkili olduğunu bilmenin kesinlikle olanaksız olduğunu belirtiyordu. Soruyu kestirip atmak için de bir veba tanrısının bulunup bulunmadığını araştırmak gerektiğini ve bu konudaki bilgisizliğimizin akla gelebilecek her türlü düşünceyi kısırlaştırdığını eklemekle yetiniyordu.

Korona tanrısı var mı, tef çalarak sorunu çözer miyiz acaba?

Cumhuriyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


× 4 = 28

FpsAgency