Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
Domates silahı…
22 Şubat 2020
09:11
48 Kez Okundu

M. Aşık

Her ülkenin farklı diplomasi silahları var…

Rusya’nın diplomasi silahlarından biri de domates…

İdlib’de durum sertleşince domatese sınırı kapattılar.

Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur dün dedi ki:

“Domates yüklü TIR’lar kotanın dolduğu gerekçesiyle sınırda bekletiliyor. Bu konuda önceden uyarı yapılmadı. İlişkilerin iyi olduğu dönemde ek kota alınırdı. İdlib nedeniyle ilişkiler gerginleşince ek kota alınamıyor.”

Uçak krizinde yaşadık. Domates boykotunu turist boykotu izlemişti. Bunalım uzasaydı doğal gaz vanası da kapanır mıydı? Neyse ki özür dileyerek iş oraya varmadan ilişkileri yoluna koymuştuk.

xxx

İdlib kırsalına yaptığımız silah yığınağı Suriye’ye “Ay sonuna kadar gözlem noktalarımızın geriye çekil” uyarımızın ciddi olduğunu gösteriyor. Batı basınında şu yorum dikkatimizi çekti:

“Türkiye’nin amacı Suriye’yi ürkütüp geri çekilmeye zorlamak ve Rusya’yı kendi yanında yer almaya zorlamaktır.”

Böyle bir plan tutar mı? Suriye geri çekilir mi? Rusya Suriye’yi bırakıp Türkiye’nin yanına geçer mi? Eğer bunlar olmazsa Suriye’ye karşı bir savaş başlatır mıyız? Rusya hava sahasını kapattığı takdirde hava desteğinden yoksun birliklerimizin başarı şansı ne olur? Bu sorular zihinleri kurcalıyor. Dileğimiz: Savaşı değil barışı zorlayalım…

SÜTUN

Bu sütunun başında geçen 38 yılı anlattığımız yazımıza pek çok okurumuzdan bizi onurlandıran, gururlandıran pek çok mesaj geldi. Okurlarımıza bir kez daha şükranlarımızı iletiyoruz.

Bu arada kimi gazeteci arkadaşlarımızın bizimle çok fedakârane çalışmaları oldu. Musa Ağacık, Metin Çakmak, Aydın Arıcıoğlu, Nazım Alpman, Hasan Aydın, Varlık Özmenek gibi gazeteciler haber ve yazılarıyla bu sütuna katkıda bulundular.

Serap Budak, Elif Eral, Selin Karanfil, Belkıs Öztürk, Sebahat Bağbars gibi yardımcılarımız yıllarca kahrımızı çekti. Onların unutulmaz çabalarına derin teşekkürlerimizi de buraya iliştiriyoruz…

HATİP

Eski ÖDP yeni adıyla Sol Parti’nin Başkanı Alper Taş, Tükenmez Haber sitesinde bir röportaja konuk oluyor. Orada “Sizce imam hatipler kapatılsın mı?” sorusuna şu yanıtı veriyor:

“Laiklik lazım memlekete, gerçek bir laiklik. Eğimde de laiklik geçerli olmalı. Eğitimin dinselleştirilmesi olmaz. Eğitim politikasının özü, yoksulsan, paran yoksa imam hatiplere mecbursun, paran varsa özel okulları tercih edebilirsin. Bu olabilecek bir şey değil. Biz herkesin yararlanabildiği kamusal, parasız, bilimsel laik eğitim için mücadele ederiz. İmam hatipler ancak bir meslek okulu olarak sınırlı ve ihtiyaca göre olabilir. “

Özetle… CHP’li seçmenin duymak istediği görüşleri Sol Parti dile getiriyor.

CHP, konu sorulduğunda, “İmam hatipleri de biz kurduk” diye ilgisiz bir yanıtla geçiştiriyor. Laiklik konusuna hiç girmiyor.

AFORİZM

Aforizma sanatının kralı sayılan Jerzy Lec’ten kimi satırlar yazmıştık. Beğenilmiş. İşte birkaç satır daha…

“Hamasetin örttüğü yerleri mizah kazımalıdır.”

“Uyarı işaretlerinin ve yol gösteren levhaların ne kadar kazaya yol açtığının istatistiğini yapan var mı?”

“Gülmenin yasaklandığı yerde genellikle ağlamak da serbest değildir.”

“Bir harem ağasının en verimli yaşamı hadım edildikten sonra başlar.”

“Özünde gülünç olan şeyler mizahın konusu olamaz.”

“Hedefe kestirmeden giden yol en tehlikeli yoldur, çünkü kurşunlar da o yoldan gider.”

“Yukardakilerin de kendilerine özgü dertleri vardır. ‘Altımızdaki gökyüzü bulutlanıyor’ derler onlar da…”

“Düşünce harcayan bir yazar yoksullaşır mı, zenginleşir mi?”

“Psikopatsız bir dünya anormal olurdu.”

1453

Bir zevzek mi dersiniz, bir zıpır mı, yoksa bir provokatör mü? Her kimse duvara yazı yazmış:

“Zulüm 1453’te başladı.”

Yani Türklerin İstanbul’u almasıyla başlamış zulüm…

Bu sloganı Gezi’ye katılan yüz binlerce kişinin bir tekinin bile ağzından duymadık.

Binlerce yazı yazıldı. Böyle bir görüşü savunan tek bir satıra rastlamadık.

Aklı başında adam böyle laf eder mi?

Ancak bu tek kişinin kışkırtıcı duvar yazısı Gezi karşıtlarının sloganı oldu. “Gezi ruhu işte bu” diye düşmanlık havası yaratıyorlar. Mevcut krizler yetmiyor mu, yenilerine ihtiyaç çok mu?

SULU

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fakirlikle savaşı sürüyor!

Başkanlığın “Ucuza alışveriş yapmak istiyorsanız pazara akşamüzeri gidin” tavsiyesinin hemen ardından yeni bir bilgi daha geldi:

“Peygamber efendimiz yemeği sulu severdi, yanında ekmeği bol tutardı.”

Tavsiyenin tercümesi: “Yemekleri bol sulu yapın, masadan aç kalkmamak için ekmeğe yüklenin, yemeğin suyuna banıp yiyin.”

Daha önce pek akla gelmemiş parlak bir fikir!

İMZA

Ünlü yazar Ahmet Ümit’in imza gününde kitaplarına imza atmak yerine mühür basması mesele oldu. Bu ilginç olay edebiyat tarihine bile geçti.

Ahmet Ümit mazeret olarak: “Benim iki kolumda da lateral epikondilit var. Tedavi görüyorum. Doktor kolumu kullanmayı yasakladı” diyor. Ama eleştiriler sürüyor.

Bizce sayın yazar kitaplara mühür basmaktan daha sempatik bir şey yapabilirdi. Mühür yerine parmağını basabilirdi. Parmak izi malum resmi belgelerde bile imza yerine geçer. Özgün ve kalıcıdır. Mührü herkes basar. Parmak izini ise sadece sahibi bırakabilir.

İmza kadar değerli olabilirdi okur nezdinde…

Milliyet

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


− 4 = 0

FpsAgency