Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!
İşini bilen “haysiyetli” medyamız!..
22 Şubat 2020
08:57
33 Kez Okundu

Ümit Zileli

Bu arkadaşlar bunu hep yapıyorlar…

Medyamızın pek güzide kalemşorlarından, esneklik harikası yöneticilerinden, televizyon dehalarından söz ediyorum… Üşenmedim, arşivlere şöyle bir göz gezdirdim, yüzüm kızardı! O ne biçim kıvraklık, o ne zeka dolu yumuşak geçiş, o nasıl 180 derece keskin dönüş, o ne tarz post modern dalkavukluk, pes yani!

Bu arkadaşların tartışılamaz ve de ulaşılamaz özelliklerini bu sütuna sığdırmaya olanak yok; titiz bir araştırmacının karşılıklı olarak, yani dönemlerine göre ayıracağı o manşetler, o köşe yazıları, o “vıcık vıcık” televizyon programları vallahi ciltlere sığmaz! Ben yalnızca birkaç örnek vermekle yetineceğim:

Çiller dönemi: “Leydinin topuk sesleri”, “Clinton, elini tuttuğu Başbakan Çiller’i hayranlıkla süzdü”, “Başbakanın derin tahlil yeteneği karşısında yalnız işadamları değil, biz gazeteciler de hayretler içinde kalmıştık, ama mutluyduk”

-Yılmaz dönemi: “Yılmaz Başbakan”, “İşte dedim, bizzat Avrupa’nın engellerini bile bertaraf edecek, Türkiye’yi sırtlayıp AB’ye sokacak adam karşımda duruyor”, “Mesut Bey, devlet geleneğini iyice özümsemiş ve Turgut Bey’den aldığı politika bilgisini dağarcığında biriktirmiş olmanın rahatlığıyla muhatabına iyi bir ders verdi”

-Ecevit dönemi: “Büyük devrimci”, “Bülent Bey, mükemmel İngilizcesi ile IMF heyetine Türkiye’nin asla ‘evet’ diyemeyeceği hususları bir bir sıraladı. IMF heyeti sonunda anlamıştı”, “Böyle kritik bir dönemde böylesine zor bir koalisyonu ancak Ecevit bir araya getirebilirdi”

-Bahçeli ve MHP: “MHP değişti” (Lider ve kurmayları değişmedik diye yırtınırken!), “Devlet adamı Bahçeli”, “MHP merkez sağın en güçlü adayı”

-Kemal Derviş: “Tenis oynarken bile ekonomiyi düşünüyor”, “Türkiye’nin talihi”

Bu arkadaşlar bunu hep yapıyorlar…

Medyamızın pek güzide kalemşorlarından, esneklik harikası yöneticilerinden, televizyon dehalarından söz ediyorum… Üşenmedim, arşivlere şöyle bir göz gezdirdim, yüzüm kızardı! O ne biçim kıvraklık, o ne zeka dolu yumuşak geçiş, o nasıl 180 derece keskin dönüş, o ne tarz post modern dalkavukluk, pes yani!

Bu arkadaşların tartışılamaz ve de ulaşılamaz özelliklerini bu sütuna sığdırmaya olanak yok; titiz bir araştırmacının karşılıklı olarak, yani dönemlerine göre ayıracağı o manşetler, o köşe yazıları, o “vıcık vıcık” televizyon programları vallahi ciltlere sığmaz! Ben yalnızca birkaç örnek vermekle yetineceğim:

Çiller dönemi: “Leydinin topuk sesleri”, “Clinton, elini tuttuğu Başbakan Çiller’i hayranlıkla süzdü”, “Başbakanın derin tahlil yeteneği karşısında yalnız işadamları değil, biz gazeteciler de hayretler içinde kalmıştık, ama mutluyduk”

-Yılmaz dönemi: “Yılmaz Başbakan”, “İşte dedim, bizzat Avrupa’nın engellerini bile bertaraf edecek, Türkiye’yi sırtlayıp AB’ye sokacak adam karşımda duruyor”, “Mesut Bey, devlet geleneğini iyice özümsemiş ve Turgut Bey’den aldığı politika bilgisini dağarcığında biriktirmiş olmanın rahatlığıyla muhatabına iyi bir ders verdi”

-Ecevit dönemi: “Büyük devrimci”, “Bülent Bey, mükemmel İngilizcesi ile IMF heyetine Türkiye’nin asla ‘evet’ diyemeyeceği hususları bir bir sıraladı. IMF heyeti sonunda anlamıştı”, “Böyle kritik bir dönemde böylesine zor bir koalisyonu ancak Ecevit bir araya getirebilirdi”

-Bahçeli ve MHP: “MHP değişti” (Lider ve kurmayları değişmedik diye yırtınırken!), “Devlet adamı Bahçeli”, “MHP merkez sağın en güçlü adayı”

-Kemal Derviş: “Tenis oynarken bile ekonomiyi düşünüyor”, “Türkiye’nin talihi”

Fetullah’a biat zamanı!..

Bağımsızlığından, haysiyetinden en ufak ödün vermeyen(!) medyamızın Tayyip Bey ve AKP ile ilgili yazdıklarını, söylediklerini zaten biliyorsunuz.

Ama bir tanesini ibret olsun diye anımsatmam gerekiyor. Başbakanın yanılmıyorsam kendisine hediye edilen maket otobüs yerine hakikisini istemesi üzerine bir güzide gazetemiz şöyle bir başlık atmıştı:

Başbakanın ticari dehası!..

İşte bu medya daha birkaç yıl önce “En tehlikeli irtica örgütü”, “Taliban işbirlikçisi” diye manşete çıkardığı Fetullah Gülen’i yeniden keşfetti. Sabah Gazetesi art arda iki “büyük araştırma” dizisiyle “İrticacı Fetullah”tan “Mütefekkir Fetullah”a dönüverdi!  Daha düne kadar erkek dergilerinde yayın yönetmenliği yapan Emre Aköz isimli zat, hidayete ermiş olmalı ki, önce Said-i Nursi’nin risalelerini ve kişiliğini göklere çıkaran bir yazı dizisi döktürdü. Ardından, yıllardır sağda solda çıkmış yazılardan  kolaj yapıp bol övgülü bir “Nur yüzlü Fethullah” dizisi daha kotardı!

Milliyet Gazetesi geri kalır mı; hemen “Fetullah Gülen’le 11 gün” başlığıyla hazırlanan röportaj dizisi sür manşetten görücüye çıkarılıverdi! Tabii bu kez Fetullah efendinin başına “Taliban işbirlikçisi” sıfatı eklenmemişti!  “Bilinmeyenlerin sorulduğu” bu müthiş söyleşide Fetullah Efendi’nin neler yediğini, içtiğini, Ruhban okulunun niçin açılması gerektiğini öğrendik. ABD’ye kaçmasına neden olan “Cihat kasetlerindeki” konuşmalarını, yeğenine ait olduğunu söylediği 137 dönümlük, içinde 7 villa bulunan çiftliğin hangi paralarla alındığını, hırkasından başka bir şeyi olmadığını söyleyen bir emekli vaizin böylesine bir imparatorluğun başına nasıl çöreklendiğini ise artık bir başka “keskin dönüş” sonrası, bir başka “müthiş röportaj” esnasında öğreniriz!!!

Döneceğini nereden mi biliyorum? Siz de pek safsınız; bu diziler, bu cilalar niçin yapılıyor sanıyorsunuz? Bizim esneklik harikası medyamız, kalemşorlarımız çürük tahtaya basar mı hiç? Onlar “yükselen değerlerin” kokusunu çok uzaktan, Amerika’dan bile alırlar…

Omurgasızların koku alma hissi çok keskindir çoook!!!a

Fetullah’ı gömenlere bakın!..

Yukarıdaki satırlar iktidarla-FETÖ’nün el ele “Beraber yürüdük biz bu yollarda” türküsünü en yüksek perdeden çığırdıkları sıralarda yazıldı.

O zamanın modası Fetullah’ı yıkama, yağlama üzerineydi. Lütfen üşenmeyin, arşivleri şöyle üstünkörü tarayın, bu zevatın yağcılık, utanmazlık, haysiyetsizlik konusunda nasıl engin deneyime sahip olduğunu hayretler içinde göreceksiniz!..

O devir geçti, beraber yürüyenler birbirine düştü. Bir müddet ne yapacağını şaşıran yanaşmalar, gücün nerede olduğunu koklayınca saflarını seçiverdiler. “Yanlış ata” oynayanların ipi çekildi. Diğerlerinin yeni vazifesi daha düne kadar yere göğe koyamadıkları Fetullah’ı yerin dibine sokmak, çıkamayacağı derinliğe gömmekti!..

Yıllar yılı bu örgütün pisliklerini yazan, FETÖ’nün ne denli tehlikeli olduğunu anlatmaya çalışan bizlere en ağır hakaretlerle saldıran bu tipler, şimdi Fetullah denilen zata en yakası açılmadık küfürleri sıralıyorlar. Bizim yazdıklarımız fazlasıyla çıktı; FETÖ’nün ellerinin kanlı olduğu, güç için her türlü pisliğe bulaşabileceği anlaşıldı… Bu muhteremlerden en ufak bir özeleştiri dahi çıkmadı, iyi mi!.. Dün kapısına yüz sürüyorlardı, bugün en ağır sözcükleri sıralamaktan kaçınmıyorlar…

Dikkatli bakın; en çok küfür edenler, bir zamanlar en çok yüz sürenlerdir!..

NOT: Bu yazıyı, “FETÖ’nün siyasi ayağı kim?” tartışmalarında, insanı kahkahadan ağlatacak denli zavallılaşan yanaşma medyaya ve dönmekten “rüzgar gülü” şeklini almış tetikçi kalem erbabına armağan ediyorum!..

KORKUSUZ

yurduma can feda hakkında:
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır!

Cevap Yazın


1 × = 5

FpsAgency